6. bölüm · ALEVDEN RUH
SESSİZ MIRILDANMALAR
Selammm bir aydan sonra yeni bölümle geldimm♥️ yeni bölümümüzün zamanı! Kitabı yazarken çok eğleniyorum ve beni mutlu ediyor. Belki olurda bir gün kitap basılırsa elime alıp okumak o kadar çok isterimkii. Hem çok emek harcıyorum hemde kendimde yazarken keyif alıyorum ama okuma ve izleme çok az olduğu için biraz moralim düşüyor çünkü hep dediğim gibi 11. sınıf olduğum için çok geç saatlerde eve geliyorum ve vaktim olduğunca yazmaya çalışıyorum. Bu kadar emek verirken karşılığını alamamam biraz kırıyor♥️ Bölüm olarak şuan biraz kıtlık çekiyorum. Yeni ara vermiş olabiliriz ama çok yazmaya vaktim olmadığı için bölüm yetiştirmek zor oluyor. Şuan elimde çok az bölüm kaldı. Duruma göre ya iki haftada bir bölüm gelicek yada yine bir ara vericez. Ki vermek hiç istemiyorum çünkü kitabı okurkenki yorumlarınız o kadar güzelkii♥️🫶
Daha fazla bekletmeden yeni bölümümüzzz🔥
instagram / youtube/ tiktok: marrybooks_lary
Yeşil alev olur muydu? Olurmuş çünkü şuan yeşillikleriyle beni tek bakışta yakabilseydi bunu yapardı. Hala hiçbir hareket etmeden birbirimize bakıyorduk. Ne tepki vereceğini şaşırmıştı. Gözlerinde bir çok duygu vardı; endişe, korku, sinir ve hayranlık. Bir dakika hayranlık?
Açıkcası yaptığım hareket iyiydi. Birde üstüne ben yaptıysam ayrı bir olaydır ama biri gelipte en sevdiğim arabama böyle bir şey yapsa -ki yaptı- o kişiyi haritadan silerdim. Şimdi silmek için zamanı değil ama ileride oda olacaktı.
Dante’ye az bile yapmıştım ki bu daha başlangıçtı. Ama yinede evine arabasıyla dalmamda onun tarafından hayranlık duyulacak ne vardı?
Gururla omuzlarımı daha da dikleştirdim. Hala bir tepki vermiyordu. Göz temasını asla kesmiyordu.
Yanına, konuştuğu adamlarda gelmişti ama onlara dönüpte bakmamıştım bile. Şuan tek merak ettiğim şey vereceği tepkiydi.
Biranda üstüme doğru yürümesiyle geri adıö atmadan sırıtıp onu bekledim. Kolunu bana uzatacağı kadar yaklaşıp iki kolumdan tuttuğu gibi beni göz hizasına getirmişti. Anın şokuyla tepki verememiştim.
Ve şuan boyum yetişmediği için ayaklarım havada sallanıyordu.
Karizmam yerle bir olmuştu.
Tamam zayıftım ama iki kolumdan tutup kaldıracak kadarda değildim yada o dinazor gibi olduğu için kolaylıkla beni havada tutuyor olabilirdi.
Evet kesinlikle ikinci mantıklıydı, ben o kadarda zayıf değildim.
Koyu yeşilleri dahada mümkün olabilirmiş gibi koyulaşmışlardı.
Dişlerini sıkarak, “Sen nasıl bir manyaksın? Ya sana bir şey olsaydı?”
Tamam, en sevdiği arabasını yada evini değilde beni merak etmesi ufaktan etkilemişti.
Yinede onu bir türlü anlamıyordum. Madem beni önemsiyordu o zaman neden her şeyim olan arabamı yakmıştı?
Tamam bende onun barını yakmıştım ama konumuz bu değildi. Orada haklı olan bendim.
Ayaklarım hala havada hafif sallanıyordu. “Konuşsana, ya sana bir şey olsaydı? Üstüne duvar yıkılabilirdi, araba parçalanıp camları sana sıçrayabilirdi! Bu kadar akılsız mısın sen?”
İstesem ellerinden kurtulmak bir tekmeme bakardı. Ama bakalım sabrım nereye kadar gidecekti. “Kendimden ben sorumluyum Giovanni, sen değil. Sen benim arabamı yaktın, bende sana karşılık verdim.”
Dediklerimi duymamış gibi hala sinirle soluyordu.
“Hala anlamıyorsun değil mi?”
“Siktir et şuan evi, arabayı. Sana bir şey oldu mu onu söyle? Ne evim ne de arabam umurumda değil.”
“Eğer bir intikam alacaksan, bunu kendine zarar vermeden yap.”
“Uğruna dünyaları yakacağım kızıl saçlarının teline sen bile zarar veremezsin.”
Sadece ona bakıyordum. Dediklerini sindirmeye çalıştım. Bana bu kadar dikkat etmesi garipti.
Bundan dahada garibi beni benden daha çok korumasıydı.
Aramızda bir şey olmamalıydı. Biz zorunlu evlenen bir çifttik, he şeyin bu kadar hızlı gerçekleşmesi çok saçmaydı. Canımın yanıp yanmaması umurunda olmamalıydı.
“Ne yapıp yapmayacağıma sen karar veremezsin Giovanni. Yerini bil.” dediğimde yavaşça beni yere bırakmıştı.
Gözlerini gözlerimden ayrılmadan üstüme doğru eğilip, “Yerimi gayet iyi biliyorum Valentina. Bir araba için kendi canını hiçe saymana izin vermem.”
işaret parmağımı göğsüne doğrultup, “Senin bir araba dediğin şey benim her şeyim! Anılarım, sözüm, çocukluğum… Arabalarımın değerlerini sana soracak değilim.”
Yoktu işte hiçbir yerde o araban. Koskoca dünyada sadece bir tane vardı. Çocukluğuma verdiğim sözümdeki araba buydu. Bir daha istesem bulamazdım bu arabadan.
Dante arabayı yaktığında satıcıyla bizzat iletişime geçmiştim. Ne kadar para teklif edersem edeyim o arabadan tekrar üretmeyeceklerini söylemişti. Parçası özel bir parçaymış ve bulunması imkanısızmış. Bir daha asla Maseratim olamayacaktı. Galerimdeki diğer maseratilerin de o özelliği yoktu.
“Niye yaktın arabamı? Barın için intikam mıydı? Bitirdin işte intikamını, evlilik sözleşmesinide kabul etme. İkimizde intikamımızı aldık.”
“O sözleşmeyi imzalayacağım.”
“Neden, neden bunu yapıyorsun? İkimizde birbirimizi sevmiyoruz. Neden sevmediğin bir kadınla evlenmek isteyesin? Hem belki benim hoşlandığım başka biri var?”
“Olsunda senden hoşlanan o kalbi timsahlara yem edeyim.” Yine fısıldayarak konuşmuştu. Hiçbir şey anlayamamıştım.
“Hı?”
“Yok bir şey, daha barımın intikamını almadım Diavolessa Rossa.”
Elimi göğsüne vurup, “Daha ne istiyorsun benden? Yaktın işte arabamı. Sevmiyorum seni, anla artık! Böyle evlenirsek ya sen ya ben katil oluruz.”
Beni umursamadan arkadan birini çağırdı. Kafamı çevirip baktığımda Aiden’ın buraya geldiğini gördüm.
“Efendim abi?”
“Evi ve arabayı halledin. Yeri ayarladınız mı”
“Evet abi her şey hazır. İstediğin gibi. Şimdi mi gidiyorsunuz?”
Dante kafasını sallayıp onayladı. Bir anda bileğimden tutup garaj olduğunu düşündüğüm yere doğru yürümeye başladı. Arkasındaki adamlar hala orada durmuş bize bakıyorlardı. Dinazor adam hiçbir şey demeden onlardan ayrılmıştı. Dinazordu işte!
Bahçeden çıktığımızda artık kimse bizi görmüyordu. Bileğimi elinden kurtarmak için hafifçe salladım.
“Nereye gidiyoruz?” bana bakmadan “Seni bir yere götüreceğim.” dedi.
“Ben belki gelmek istemiyorum?”
“Gelmek istememekte özgürsün. Ama geliyorsun.”
“Ne demek geliyorsun? Gelmiyorum bırak lan beni!” Elimi kolundan kurtardım ve ona hareket çekip ters tarafa yürümeye başladım.
Bir anda kocaman ellerin belimi sarmasıyla küfrettim.
Dinazor adam geçenki gibi beni sırtına atmıştı. Omzunda tepindim. Umursamadan arabaya doğru yürüyordu. “İstesem tek bir hareketimle seni yere serebilirim, biliyorsun değil mi?”
“Evet, ama bunu yapmıyorsun. Geçende yapmamıştın.”
“Çünkü keyfim kavga istemiyordu. Ama şimdi istiyor, kaşınma Giovanni.”
“İyice sınırlarını aşıyorsun Giovanni.”
“Bana karşı sınırların olamaz Mia bella. Ben o sınırları yok edeli çok oluyor Kızıl.” Hala omzundaydım ve nereye gittiğimizi bilmiyordum. Bir kaç dakikadır ters durduğum için midem bulanmaya başlamıştı. Ellerimi sırtına koyup dikleşmeye çalıştım.
“Dante galiba beni yere indirmezsen üzerine kusacağım.” dememle ayaklarım yere bastı. Ben ne olduğunu anlayamadan yüzümü avuçlarının arasına almıştı. Yüzüm kocaman elleri arasında minnacık kalmıştı. Gülmeden edemedim.
Nefes alıp verişlerini yüzümde hissedebiliyordum. Bir an yakınlığımızdan dolayı ikimizde dumura uğramıştık. Bir kaç saniye sadece bakıştık. Mide bulantım geçmişti. Ama karnım huylanmıştı. Değişik bir histi.
Midem bulandığını hatırlayınca ellerini çekmeden “Nasıl miden bulanıyor? İyi misin? Hastaneye gidelim mi? Kalk gidiyoruz.” Bir elini belime diğerini bacağıma koyup beni kaldırmıştı.
“Dante bir dur artık. İyiyim ben yok bir şeyim. Bir anlık oldu sadece. Benden kurtulmak o kadar kolay değil dinazor adam.”
“Kurtulmak isteyen kim?” mırıldandı.
“Biraz sesli söyle artık şu cümleleri! Kulağının dibindeyim hala anlamıyorum. Hayır borozan gibide sesin var nasıl duyulmuyor.” Gamzesini çıkartarak gülümsedi. Dinazor adam nasıl dikkatimi çekeceğini biliyordu.
Düşman olmasaydık ne güzel tutulurdum bu adama…
“Bak lafa tuttun beni. Seni harika bir yere götüreceğim Diavolessa Rossa. Dikkatimi dağıtma.”
“Hadi nereye gidiyorsak gidelim. Daha korumaları pataklayacağım.” Dante’nin Lamborgini’ sini gördüğümde ona doğru yürümeye başladım. Beni takip etti ve kafasını anlamayarak bana çevirdi. “Sen kutular için Aiden’ı gönderdiğinde kapıyı açtığımızda kimse yoktu, korumalarımın hepsi gitmişti. Bir olay olmadan bunu çözmeliyim.”
“Ne demek kimse yoktu? Nasıl olur bu? En azından bir kişi bile olmalıydı.”
“Bilmiyorum, bende aynısını düşündüm ama çözücem- elimi omzuna atıp- sen rahat uyu aslanım, her şey kontrolüm altında.” göz kırptığımda, elimden uzaklaşmak için omzunu silktiğinde kendimi tutamadan kahkaha atmıştım.
Biranda ellerim yanaklarına gitti ve onları sıktı. “Oy küstün mü sen? Kıyamam ben koca bebeğime!” Bu yaptığıma bende oda şaşırmıştı.
Ellerim hala yanaklarında gözlerimi kocaman açmış ona bakıyordum. Lanet olsun! Galiba hislerimi içimde yaşamalıydım.
Bebek mi? Hemde bebeğime! Gerçekten dilimin ayarına sıçayım. Direk nikaha alsaydın Caterina!
“Seninle asla evlenmem diyen biri için fazla cesur sözler bunlar, Diavolessa Rossa.”
“Ağzımdan kaçtı tamam mı? Sus konuşma sen!”
“Emredersiniz Kızıl Leydim.” Dalga geçiyordu dinazor. Yumruklarımı sıkarak ona gösterdim. Gülerek kafasını sallamıştı.
Arabaya gelip benim için kapıyı açmıştı. Tam binecekken kendisi eğilip arabadan bir şeye uzandı. İçinden bir kağıt çıkarıp kapıyı kapattı ve bana döndü. Artık yüzümde ne gördüyse kahkaha atmaya başladı.
Nefesin götüne kaçsın Dante dinazoru!
“Şaka yaptım güzellik. Sizin gibi bir matmazeli ayakta bırakmak olur mu hiç?” Diyip kapımı açtı.
“Bana bak Dinazor! Ayarlarımla oynama benim, elimden bir kaza çıkacak.”
“Ayrıca var mı lan binmiyorum arabana! Götünde patlar umarım.”
“Dinazor olmuşsunda, adam olamamışsın.” Hiç ciddi kalamıyordu bu adam benim yanımda ya. Hala dinazor gibi gülüyordu. Hatta daha fazla anırmaya başlamıştı. Hayır komik bir şey varsa söylesin bizde gülelim değil mi? Ayı mı oynuyor burada!
“İlla al beni kucağına diyorsun yani Mia Bella?”
“Ne münasebet canım ne alaka?”
“E binmemekte ısrar ediyorsun ve ben, sen inat ettiğinde seni hep sırtıma alıyorum, Kızıl.”
Gözlerimi kısıp ona baktım. “O dilin çok konuşuyor senin, dikkat et de kopmasın.”
“Kimin koparacağına bağlı koruyabilirim. Ve ne yaparken kopacağı da önemli.” Göz kırpmıştı.
“Arsız adam evlenmeden olmaz diyorum sana!” Cidden, ne kullanıyordum ben? Niye şu ağzım bir kapanmıyordu? Galiba bu gidişle koparacağım dil kendi dilim olacaktı.
“Ha evlenince olur diyorsun yani? O zaman yarına nikah yapalım” Çüş! Elimdeki çantayı kafasına fırlattım. Son anda çantadan kaçmıştı. Bir dahakine daha iyi nişan almalıydım.
İşaret parmağımı ona doğrultarak, “Arsız arsız konuşup delirtme beni! Anlaşmamız var. Hiçbir şekilde dokunamazsın bana, dokundurtmam!”
“Benim sende dokunacağım tek şey ölü bedenin olur. Oda ben, kendi ellerimle öldürdüğüm için olur.”
Galiba yüzündeki tüm neşeyi alan bendim. Çünkü hafif kıvrılmış dudağındaki gülümseme yavaşça kaybolmuştu.
Gram pişmanlık hissetmiyordum.
Belki çok az bi içime oturmuştu. Gözlerindeki kısa hayal kırıklığını fark ettirmemeye çalışsada yakalamıştım. Ama ona karşı nefretten başka hiçbir şey hissetmiyordum.
Bir süre konuşamadı yada konuşamadı bilmiyorum.
Biranda üzerime yürümesini beklemediğim için refleksler geri adım atmıştım. Kocaman elleriyle belimden tutup beni kendine çekti. Ellerim istemsizce omuzlarına tutunmuştu. Şimdi göz gözeydik.
İkimizde gözlerimizi ayırmıyorduk. Kulağıma doğru eğilmesiyle gözlerim irileşmişti.
“Ne dersen de, benden o kadar çabuk kurtulamazsın Mia Bella. 27 Yıllık hayatımdaki yaşama amacımdan bu kadar kolay vazgeçmem, vazgeçemem.” Dudakları konuşurken hafifçe kulağıma değiyordu.
“Benimsin.”
“Ve bunu değiştiremezsin. Seni benden almaya çalışanlar olucak, sadece çalışacaklar çünkü hepsinin sonu olacağım.”
“Bu bir hikayeyse ve hikayenin bir karakteri olucaksam. Güzel prensesi herkesten kaçıran o canavar olacağım. Çünkü prenses her zaman canavara aittir.”
Bir adım uzaklaşıp bileğimi kavradı. “Şimdi seni o bahsettiğim yere götüreceğim. İnatçılık yapma ve beni takip et. Gideceğimiz yer senin yararına olan bir yer çünkü.” Yavaş adımlarla ona yetişmemi sağlayarak arabaya yürüdük. Bileğimi bırakmadan kapıya uzandı ve geçmem için açtı.
Arabaya binmeden son kez orman yeşilliklerine bakıp içeri geçtim. Koltuğa oturmamla üzerime eğilmesi bir oldu. Tam boyun hizama gelen kafasını ittirecekken boynumda hissettiğim sıcak nefesiyle dumura uğradım. Bundan yararlanıp emniyet kemerine uzandı. Yavaş hareketlerle kemeri taktı.
Hala çekilmemişti.
Kafasını kaldırmasıyla neredeyse dip dibeydik. Gözlerimi kırpıştırıp ona baktım. Normalde her şeye anında tepki veren beynim, ona gelince kış uykusuna girmiş gibi davranıyordu.
Gözleri yavaşça tüm çehremde gezip Dudaklarıma gelmişti. Refleksle dudaklarımı yaladığımda yeşilliklerinin hafiften koyulaştığını gördüm. İstemsizce yutkunmamla kendine gelmişti.
Biranda geri çekildi. Ve bana dikkat ederek hızla kapıyı kapattı.
Birkaç dakika sonra oda arabaya bindi. Derin bir nefes alıp kafamı cama çevirdim. Yol boyunca ikimizde konuşmamıştık.
Ne kadar komikti, bir kaç güne evleneceğimiz ama daha birbirimizi tanımamamız.
Yine deniz kenarında bir yere gelmiştik. Hava kararmıştı. Hala çalışan teknelerin sesleri duyuluyordu. Geçen seferde yanan arabamdan sonra bakalım bu sefer denizde beni ne bekliyordu?
Umarım komple garajımı almamıştır.
Ve tabikide dalga geçiyorum. Caterina Valentina’nın galerisine erişmek o kadarda kolay değildi. Korumalarımın çoğu evimden çok galerimde çalışıyordu.
Tam denizin kenarındaki park yerine arabayı park etmişti. Etrafta göz gezdirdiğimde hiç arabanın olmadığını fark etmiştim. Burası bol yeşillikli deniz kenarında bir yerdi. Güneşin tam batışı burada harika bir görüntü oluşturuyordu. Şehirden uzak olduğu için trafik sesleride yoktu. Sadece deniz, orman ve kuş sesleri… Hiç restorant yada başka bir şey yoktu. Sadece bazı yerlerde banklar ve salıncak vardı. İtalyalılar burayı genellikle piknik yapmak için kullanıyorlardı. Özellikle hafta sonuyken buranın bu kadar boş olması çok garipti.
Yavaşça arabadan indim. Oda arabadan indi ve gamzesini ortaya çıkartarak güldü. Yavaş adımlarla karşıma geldi.
“O gün tam olarak oturup güzelce yemek yememiştik. Biraz tartışma biraz gerginlikle geçmişti. Bide benim yaptığım o son nokta kötü olmuştu.”
“O yüzden baştan başlamak istedim. İki düşman gibi değilde birbirine delicesine aşık iki çift gibi…”
“Savaş meydanında değil, aynı yüreğin içinde olalım.” Omzumdan tutup beni arkama döndürdü. Gördüğümle gözlerim kocaman açılmıştı.
Bu gerçek miydi?
“Çünkü neden biliyor musun? Senin için imparatorluk kurar, tek sözünle yerle bir ederim.”
BÖLÜM NASILDIII?
umarım beğenmişsinizdirr♥️
Karakterler nasıldı? Olaylar nasıl gidiyorr?
Hepinizi çoook öpüyorumm
haftaya pazar 20.00 da görüşmek üzere!
