Bölümler 9Şu an: Bölüm 8: Bilim İnsanı ile çiğköfte partisi yapiyoz gelen gelsin🫵🤯
- 1 Bölüm 1: Çok sıradan bir okul günü✋😔709 kelime
- 2 Bölüm 2: BU GÖKÇE NEREDE?🌹🥀721 kelime
- 3 Bölüm 3: Cringe🙄1.018 kelime
- 4 Bölüm 4: A ile F? G ile E?✋🤨779 kelime
- 5 Bölüm 5: Canavar ve Furkan best ship😝903 kelime
- 6 Bölüm 6: Çiğ köfte 😋🍋815 kelime
- 7 Bölüm 7: Şanslı uglusum Furkan🤗1.064 kelime
- 8 Bölüm 8: Bilim İnsanı ile çiğköfte partisi yapiyoz gelen gelsin🫵🤯1.048 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Ay özlemişim 🥹🫶🏿785 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bilim insanı, Furkan'ın çıkardığı sesten dolayı yerinde biraz kımıldandı. Çok şükür ki uykusu fazla derindi, uyanmamıştı.
Furkan, bilim insanının ayağa kalkmadığını görünce derin bir nefes verdi. Bu sefer oldukça yavaş bir şekilde ayağa kalktı. Anahtarı elinde sımsıkı tutuyordu. Arkasını dönüp ses çıkarmaya özen göstererek bu odaya girdiği kapının kulbuna bastı.
Kapının gıcırtısı bu sessizlikte yankılanıyordu adeta. Furkan endişeyle dudaklarını birbirine bastırdı, omuzları çok gergindi. Çocuk her an bayılabilirdi. Kapıyı biraz daha kendine doğru çekip tamamen açılmasını sağladı.
Omuzlarındaki gerginlik yavaş yavaş gitmeye başladı. Bu odadan sağ salim kurtulabildiği için mutlu görünüyordu. Derin bir nefes vererek tam dışarıya doğru ilk adımını atacaktı ki ensesinde bir nefes hissetti. Furkan korkuyla gözlerini sımsıkı kapattı.
İşte o anda arkasından bir cızırtı sesi geldi. Furkan tam arkasını dönecekken birden sırtında ani bir acı hissetti. Elektrik akımı omurgasından ilerleyip bütün kaslarının gerilmesine neden oldu. Furkan sırtına yediği o küçük şokun altında kalamayarak dizlerinin bağı çözüldü ve yere yığıldı.
Bilim insanı kaşlarını hafifçe çatmış onu izliyordu. O bile bu kadar çabuk bayılacağını düşünmezdi ama çok da umurunda değildi zaten. Bu oyunda görevi onları öldürmekti.
Ayağıyla yerdeki Furkan'ı biraz dürtüp bekledi. Ama hayır, Furkan tamamıyla gitmişti. Bilim insanı omuz silkip dizlerinin üzerine çömeldi. Elini Furkan'ın elindeki anahtara doğru götürdü. Furkan'ı da alıp Asya'nın yanına bağlayacaktı. Aceleci davranarak yere yığılmış Furkan'ın kollarından tutup Asya'nın durduğu odaya doğru sürükledi.
Anahtarı tek eliyle kilide sokup çevirdi. Açılan kapıyı kalçasıyla itip Furkan'ı içeriye sürüklemeye devam etti.
Asya'nın bakışları hemen kilit açılma sesi gelen kapıya gitti. Birbirine bağlı olan ayaklarını yerdeki makasın üzerine koyup sandalyenin altına doğru çekti aceleyle. Bilim insanı makası fark ederse ondan alırdı. Gözlerini kocaman açıp kapıya doğru baktı.
Bilim insanı Furkan'ı içeriye sürüklemeye devam etti. Onu Asya'nın yanında yere bıraktı. Gözleri bir anlığına Asya'ya gitti, kaşlarını çatıp onun açılmış olan ağzına baktı. "Nasıl çıkardın o bandı sen?!" dedi gözlerini hafifçe kısarak.
Asya'nın dudağının kenarı kıvrılarak ona doğru baktı. "Çok zekiyim çünkü. Ne oldu? Kıskandın mı?" dedi.
Bilim insanı göz devirip derin bir nefes verdi ve Furkan'ı orada bırakıp odadaki masanın yanında duran kapıya doğru ilerledi. "Zaten sesini duydular, bir şey olmaz," diye mırıldandı kısık bir ses tonuyla. Yumruklarını öylesine sıkmıştı ki parmak boğumları beyazlamıştı.
Kapıyı hızla açıp kendini içeriye attı fakat geri kapatmadı. İçeride duran sandalyelerden birini tek eliyle alıp diğer elini de yerde duran halata götürdü. Onu da kapıp tekrar Furkan ile Asya'nın bulunduğu odaya döndü. Furkan'a doğru yaklaşıp onu ayağıyla kenara doğru itti.
Elindeki sandalyeyi Asya'ya bakacak bir şekilde onun önüne koydu. Halatı da sandalyenin altına atıp Furkan'ın başının önünde diz çöktü. Tekrar kollarından tutup onu ayağa kaldırdı ve hızlı adımlarla onu da sandalyeye oturttu. Furkan hâlâ bayılı idi; Asya ise olanları dikkatle izliyordu.
Bilim insanı yerdeki halata uzandı. Hızlı davranarak Furkan'ın kollarından ve ayaklarından sıkıca bağladı. İşini bitirdiğinde Asya'ya da şöyle bir bakıp koridora çıkan kapıya doğru ilerledi.
Asya Furkan'ı baştan aşağı süzüp gözlerini hafifçe kıstı. Bilim insanının kapıyı sertçe çarparak dışarıya attığını gören Asya, kısık bir ses tonuyla, "Furkan!" diye tekrarlamaya başladı. Ancak Furkan ayılmadı.
"Furkan."
"Furkan!"
"FURKAN!"
Nafile, Furkan hâlâ ayılmamıştı.
Bu sırada odayı didik didik aramış fakat bir anahtar bulamamış Gökçe, son kez bir daha odaya göz gezdirip artık pes etti. Dışarıya çıktı ve adımlarını Emir'in odasına yönlendirdi. Kapının kulbuna basıp içeriye girdi. Burası oldukça küçük bir oda idi. Emir ise koltuğun yastıklarını odanın her bir tarafına fırlatmış, anahtarı hâlâ inatla arıyordu.
Dikkatini sadece bir anahtar bulabilmeye verdiği için içeriye giren Gökçe'yi fark etmedi bile, hâlâ anahtar peşindeydi.
Gökçe, onu fark etmesi için iki kez öksürdü. Emir gelen bu sesle hemen irkilip arkasını döndü. Karşısında Gökçe'yi görünce omuzları rahatlama ile düşüp derin bir nefes verdi. "Korkuttun beni ya!" dedi ve Gökçe'ye doğru bir adım attı.
– Anahtar manahtar yok burada. Sen bir şey bulabildin mi bari?
Gökçe dilini damağına vurup omuz silkti. Elini alnına götürerek yavaşça ovuşturdu:
– Belki Furkan bir şeyler bulmuştur. Gel gidelim bakalım ona da.
Emir başını olumlu anlamda sallayıp adımlarını kapıya doğru yöneltti. Gökçe de arkasını dönüp kapıdan çıktı. Umut ettikleri, Furkan'ın anahtarı bulmuş olmasıydı. Adımları Furkan'ın girdiği odaya yöneldi. Gökçe önden gidip kapının kulbuna bastı ve kendine çekti. Kapıyı ardına kadar açıp içeriye hızla göz gezdirdi... Ama bu olamazdı, Furkan yoktu!
Emir parmak ucuna çıkıp Gökçe'nin omzunun üzerinden içeriye doğru baktı. Göz bebekleri endişeyle irileşti:
– E, Furkan yok?! dedi Gökçe'yi hafifçe kenara çekip içeriye bir adım atarak.
– Nereye gitmiş olabilir ki?
Emir kaslarını çatıp odaya göz gezdirdi. Sonra kasları yavaşça havalandı. Başını hızla Gökçe'ye döndürüp, "Bilim insanı!" diye bağırdı.
– Ne bilim insanı? dedi Gökçe.
– Kesin bilim insanı onu kaçırdı! Tıpkı Asya'yı kaçırdığı gibi!
Bu sırada Asya arkasına iyice yaslanmış, Furkan'ı sürekli baştan aşağı süzüyordu. Süzüle süzüle su kalmadı resmen çocukta! Tamam biliyorum... Berbat bir espriydi.
Asya onu nasıl ayiltacağını gerçekten bilmiyordu. Biraz düşündü, onu korkutup uyandırmak en iyisiydi. Ama Furkan'ın en çok korktuğu şey neydi? Onun hakkında çok bilgisi yoktu Asya'nın. Zaten sadece okulda arada bir onun hikayelerini dinliyordu.
Asya'nın yüzüne yavaşça sinsi bir gülümseme yayıldı. İki kez öksürüp sesini düzeltti ve Furkan'a bakarak:
"Aaa! Matematik hocası gelmiş! Hoş geldiniz hocam." Asya'nın bu dâhiyane planı işe yaramamıştı. Furkan'ın en çok korktuğu şey bu değilmiş demek ki!
Furkan'ı ayıltamayacağını gören Asya pes etti. Yutkunup etrafa doğru baktı:
"Çok susadım ya..." diye mırıldandı.
– Biraz da acıktım tabii... Korku evinden çıkabilirsek çiğköfteciye falan gideriz belki. Ama saat çok geç oldu. Çiğköfteciler şu an kesin horlayarak yataklarında uyuyorlardır. Ancak yine de bulabiliriz bir tane çiğköfteci. Offf, çok güzel olur be! Acaba çiğköftecilerin en büyük korkuları nelerdir? Poşetlenerek buzdolabında bekletilmiş çiğköfteler? Hayır ya, onlar değildir... Çikolatalı brokolile...
Asya'nın daha sözü bitemeden Furkan gözlerini yavaşça açtı. Hızla doğrularak kımıldanmaya başladı. "Çi-çikolatalı... Brokoli mi... Ne... Ne oluyor ya..." diye homurdandı yutkunarak. Kaşlarımı çatmış, bulanık gören gözleriyle önündeki insana bakıyordu. Gözleri yavaşça netleşmeye başladı ve tamamen netleştiğinde Furkan'ın kaşları şaşkınlıkla havalandı.
"Asya?! Neredeyim ya ben?" dedi ve başını eğerek üzerine bağlanmış halata baktı. "Aaa... Beni de bağlamışlar."
Asya kaslarını çattı:
– Oğlum, niye bayılıyorsun ya sen?! Neden? Bir işi de beceremiyorsunuz be! Ben olsaydım direkt kaçardım mesela. Asla seni veya Emir'i kurtarmazdım. Ama Gökçe'mi net kurtarırdım... Orası ayrı tabii...
– Yazıklar olsun ya sana! Biz o kadar uğraşıyoruz seni kurtarmak için... Senin dediğine bak.
– Tamam ya... Şaka yaptım. Belki kurtarabilirdim sizi.
– Neyse, boş ver! Nasıl kurtulacağız buradan?
Asya gülümseyip ayakkabılarıyla üzerine bastığı makası sandalyenin arkasından çıkarıp öne doğru götürdü. Ayaklarını çekerek makası ona gösterdi.
Begenebilir misin acabaa???🫵🤭
Bölüm etkileşimi
