7. bölüm · Agalar ile korku evi işi akar😝

Bölüm 7: Şanslı uglusum Furkan🤗

Limon .

Gökçe, Emir’in de tıpkı kendisi gibi donakaldığını görünce bir çığlık atıp Emir’in kolundan çekiştirerek koşmaya başladı. Hızlı adımlarla Furkan’ı da kolundan yakalayıp gizli kapının olduğu yöne doğru ilerlediler.

Bu sırada canavar, neye uğradığını şaşırmış bir halde onları izliyordu. Maskesinin altında göz devirip onlara doğru birkaç adım attı.

Fakat Gökçe hızlıydı. Gizli kapının olduğu duvara omzuyla sertçe vurup açmaya çalıştı. Bu ani omuz darbeleriyle kapı biraz sallandı ve yukarı kalkarak açıldı.

Kapı açıldığı an Gökçe, Furkan ile Emir’i de beraberinde çekerek içeriye atıldı. Canavar hızlı adımlarla onlara doğru yürüdü fakat nafileydi; muhteşem bir refleksle hareket eden Gökçe, kapıdan içeri atladığı anda kapıyı geri kapatmıştı.

Kapı, uzun bir koridorun başına açılmıştı. Hepsi nefes nefesteydi. Furkan ise bayılacak noktaya gelmişti. Daha fazla dayanamayıp titreyen sesiyle sordu:

– N-ne yaşadık biz az önce?

İkisinin de bakışları Furkan’a çevrildi. Çocuğa bir an acıdılar; resmen canavarla burun buruna gelmişti, büyük travmaydı doğrusu.

– Biz bir odaya girdik... Sonra sizi gördük. Bir tuşa bastık ve o tuş sayesinde bu kapının içerisinden canavar geldi... Sen de o canavarın omuzlarını tuttun işte... Sonra biz de seni kurtarmaya geldik, dedi Gökçe. Gerçekten muhteşem bir açıklama yapmıştı.

– Peki Asya nerede? diye sordu Furkan endişeyle.

Emir’in gözleri hızla irileşti:

– Lan Asya’yı unuttuk! Asya’yı kaçırdı o bilim insanı.

Gökçe hızla ayaklanıp koridorun karanlık sonuna doğru baktı. Bilim insanı muhtemelen koridorun sonundaki bir odaya götürmüştü Asya’yı, ama baştaki kapıların içerisinde olma ihtimali de vardı. Normalde en mantıklısı burada ayrılıp koridordaki bütün kapıların içlerine tek tek bakmaktı. Ama daha yeni Furkan’ı bulmuşken tekrar ayrılmak istemiyordu; yoksa yine birbirlerini aramak zorunda kalacaklardı. Ne yapacaklarını gerçekten bilmiyorlardı, çok çaresizdi garibanlar.

Gökçe derin bir nefes alıp konuştu:

– Bence koridorun sonuna doğru götürmüştür Asya’yı. Beraber gidip bakalım.

– Ya amacımız bu malikaneden kaçmaktı... Ama sürekli birbirimizi aramakla uğraşıyoruz. Bu gidişle yarına kadar çıkamayız buradan, dedi Emir ayağa kalkarak.

Furkan başını Emir’e hak verircesine sallayıp tıpkı onlar gibi ayağa kalktı. Elini ensesine götürüp kaşıdı:
– Ama Asya’yı da bulmak zorundayız... Yani kızı burada bırakıp mı çıkacağız?

Emir ellerini beline koyarak "Haklısın" diye mırıldandı ve öne doğru bir adım attı:

– Gidelim o zaman.

Bu sırada Asya, bakışlarıyla etrafı inceliyordu. Bilim insanı kollarını ve bacaklarını öylesine sıkı bağlamıştı ki zerre hareket edemiyordu. Ama belki ağzındaki bandı çıkarabilirdi.

Banta doğru üflemeyi denedi.

Üfledi.

İkinci kez üfledi.

Son kez üfledi.

Başarısız...

Bu sefer dudaklarını birbirine bastırmayı denedi. Bant hafifçe kıvrılmıştı. Biraz zorlayarak dilini dışarıya çıkarmayı başardı ve diliyle bandı dışarı doğru itmeye çalıştı. Birkaç denemenin ardından başarılı olmuştu; sonunda bandı ağzından çıkarabilmişti.

Bandı çıkardığı an yere doğru tükürdü.

"Sonunda ayol!" diye mırıldandı... Eeee... Şimdi ne yapacaktı? Bakışlarını üzerindeki halatlara, sonra da önündeki masaya götürdü. Ardından yerde bir şey fark etti. Bu salak bilim insanı, limonun getirdiği şaşkınlıkla makası burada unutmuştu. Asya kendini tutamayıp yüksek sesli bir kahkaha attı. Sesi insanların kulak zarını patlatacak cinstendi. Gülüşü, bir bez ile ıslak bir camı silince çıkan gıcır gıcır sesleri anımsatıyordu.

Gülüşü koridorda yankılana yankılana Gökçe, Emir ve Furkan’ın kulağına kadar geldi. Tabii Gökçe onun bu aşırı (!) güzel gülüşünü duyar duymaz hemen kim olduğunu anladı ve koşarak koridorun sonuna doğru ilerledi. Emir de Furkan’ın kolundan yakalayıp onu peşinde sürükleyerek Gökçe’nin gittiği yöne yöneldi.

Bu kahkaha sesi koridorun sonundaki sağ taraftaki kapıdan geliyordu. Gökçe’nin yüzüne güzel bir zafer gülümsemesi yayılırken elini sesin geldiği kapının kulbuna attı.

Basıp çekti...
Basıp çekti...
Bir daha basıp çekti...

Nafile. Kapı kilitliydi. Gökçe’nin yüzündeki gülümseme anında soldu. "Kapı kilitli!" dedi Furkan’a dönerek.

Furkan, Gökçe’nin bakışlarını üzerinde hissedince anlık bir gerilme yaşadı. Bunu fark eden Emir, elini onun göğsüne koyup kenara itti ve koridora şöyle bir göz gezdirdi.

– Anahtar bu odalardan birinde olmalı, dedi ve tekrar onlara döndü:
– Ayrılmamız gerekiyor. Mecburuz.

Gökçe istemsizce başını iki yana salladı.

– Kim hangi kapıya gidecek peki? dedi, alt dudağını hafifçe büzerek.

Furkan omuz silkip Emir’e baktı. Emir de ikisinin bakışlarını üzerinde hissedince gözlerini bir kez daha kapılarda gezdirdi. Sonra parmağıyla Asya’nın olduğu kapının yanındaki kapıyı gösterdi:

– Sen şuraya git Gökçe.

Parmağını bu sefer de o kapının karşısındaki kapıya yöneltti:

– Sen de şuraya git Furkan.

Son olarak o kapının çaprazında bulunan kapıyı işaret etti:

– Ben de buraya girerim.

İkisi de Emir’in gösterdiği kapılara doğru yöneldi. Gökçe, gideceği kapının kulbuna basıp içeriye girdi. Tabii içeriye girdiği an kapı yine kendiliğinden kapandı. Burası oldukça geniş bir odaydı; sanki çok eski zamanlardan kalma zengin bir ailenin salonunu andırıyordu. Duvarlarında tozlu ve yıpranmış portreler asılıydı ve odaya ağır bir rutubet kokusu hakimdi. Gökçe ileriye doğru bir adım attı. O adımla beraber bastığı halıdaki tozlar havalandı. Yavaş adımlarla ilerlemeye devam etti; o kapının anahtarını ne pahasına olursa olsun bulmalıydı.

Emir de kendi kapısına doğru ilerledi. O da kulba basıp içeri attı kendini. Şansına küçük bir oda denk gelmişti, burayı aramak o kadar da zor olmasa gerekti. Odanın ortasında epey eski bir kanepe ve o kanepenin altında bir halı vardı, başka hiçbir şey görünmüyordu. Emir yavaşça ilerleyip koltuğun altına bakmak için eğildi ve gözleriyle anahtarı aramaya başladı.

Son olarak Furkan da kendi kapısına yöneldi. Elini tereddütle kulba doğru götürüp bastı. Aralarında böyle yerlere en çok gelen kişi oydu ama aynı zamanda en çok korkan da kesinlikle oydu. İçeriye doğru düzgün bakmadan içeri girip kapıyı kapattı. Ardından yavaşça arkasına dönüp gözleriyle odayı taradı.

Gördükleri karşısında gözleri bir kez daha dehşetle irileşti.

Bu odada bir sandalyeden başka hiçbir şey yoktu. Sandalye, odanın tam ortasında kapıya bakacak şekilde duruyordu. Ve üzerinde bilim insanı oturmuş, gözleri kapalı bir şekilde derin nefesler alıyordu.

Furkan anında nefesini tutup çığlık atmamak için eliyle ağzını kapattı. Resmen bilim insanıyla aynı odaya düşmüştü! İçinden şansına küfürler yağdırıyordu.

Bilim insanının gözleri kapalıydı. Uyuyor muydu? Evet, galiba uyuyordu; çünkü eğer uyanık olsaydı Furkan’ın işi çoktan bitmişti.

Furkan’ın gözleri bilim insanının önlüğünün sağ cebine takıldı. O cepte parıl parıl parlayan bir şey vardı. Furkan gözlerini biraz daha kısıp dikkatlice baktı. Evet, bu kesinlikle bir anahtardı! Ağzındaki elini yavaşça aşağıya indirdi. Cesur olmalıydı, Asya’yı kurtarabilmek için başka şansı yoktu.

Bilim insanına doğru birkaç adım attı. Adımları son derece yavaştı, tek bir ses bile çıkarmamaya azami özen gösteriyordu. Sandalyenin önüne geldiğinde bilim insanının yüzüne doğru baktı. Yavaşça eğilip elini anahtara doğru uzattı. Sağ cebe elini daldırıp anahtarı kavradığı gibi çekti.

Anahtarı aldığı an hızla birkaç adım geri çekilmek istedi ama o aceleyle ayağı kaydı. Furkan arkaya doğru düşüp sırtını kapıya sertçe vurdu. Yüzü acıyla buruşurken korkunç bir gürültü çıkardığını anladı. Gözleri korkuyla sonuna kadar açılıp bilim insanına dikildi.

Beğeniler artıyor VUHUU!!!👈😝
AŞŞŞŞIRI mutlu oluyorum yaa.
Bölümlerim okuyanlar begenebilir mi??? (Beni mutluluktan limonataya dönüştürürsünüz🤗)