3. bölüm / 9
Agalar ile korku evi işi akar😝Bölüm 3: Cringe🙄
Bölümler 9Şu an: Bölüm 3: Cringe🙄
- 1 Bölüm 1: Çok sıradan bir okul günü✋😔709 kelime
- 2 Bölüm 2: BU GÖKÇE NEREDE?🌹🥀721 kelime
- 3 Bölüm 3: Cringe🙄1.018 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 4: A ile F? G ile E?✋🤨779 kelime
- 5 Bölüm 5: Canavar ve Furkan best ship😝903 kelime
- 6 Bölüm 6: Çiğ köfte 😋🍋815 kelime
- 7 Bölüm 7: Şanslı uglusum Furkan🤗1.064 kelime
- 8 Bölüm 8: Bilim İnsanı ile çiğköfte partisi yapiyoz gelen gelsin🫵🤯1.048 kelime
- 9 Ay özlemişim 🥹🫶🏿785 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dakikalar geçmişti ama Gökçe hala ortalıkta gözükmüyordu. Furkan sinirlenip Asya’ya doğru döndü.
— Asya, Gökçe’yi arasana. Sor bi, nerede kalmış?
Asya, Furkan’ın bu sözünün ardından kafasını olumlu anlamda iki yana sallayıp elini cebine götürdü. Külüstür matiğini eline alıp Skydibihanım’ı aradı. Tam kulağına götürüp tek bir kelime edecekken yanlarına doğru hızla koşan birini gördü. Evet, o idi. Gökçe sonunda gelmişti.
Asya’nın yüzüne garip bir gülümseme yayılırken telefonu kapatıp tekrar cebine soktu.
— Gökçe geldi, dedi ona doğru bakarak.
Gökçe yanlarına vardığında derin bir nefes alarak:
— Geç kaldığım için üzgünüm. Yanlışlıkla yanlış yere git— ah! Her neyse. Selamün aleyküm bacım, dedi ve Furkan ile Emir’e de şöyle bir göz gezdirdi.
Asya gülümsemeye devam ederek ona doğru birkaç adım yaklaştı:
— Aleykümselam bacım. Neyse, hadi gidelim çok oyalanmadan. Hadi çabuk!
Binanın giriş kapısına doğru hızlı adımlarla ilerledi. Kapının önüne geldiğinde, yavaşça açıp içeriye adım attı. Furkan, Gökçe ve Emir de beraberinde ilerlediler. Binanın kapısından içeri girip etraflarına bakınındılar.
Giriş kısmında onları oldukça tuhaf ve ürkütücü bir bekleme odası karşıladı. Loş ışığın altında epey gerici bir atmosfer vardı. Bekleme odasında kostüm giymiş, onlara öylece bakan genç bir adam duruyordu. Burada muhtemelen ödemeyi yapacaklardı. Emir yutkunup adama doğru baktı:
— Şey, biz rezervasyon almıştık da... Yani bu saatte.
Adam sustu. Eliyle onlara "gel" yaparak sinsice gülümsedi. Hepsi aynı anda adımlayıp adama doğru yaklaştılar. Adam derin bir nefes alıp delicesine gülmeye başladı. Rolünü biraz fazla kaptırmış gibiydi. Asya göz devirip eliyle adamın çenesini tutup kapattı:
— Kes sesini! Buraya öcülerle amansız bir mücadele vermek için geldim ben, senin gülüşünü dinlemek için değil!
Adam şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı ve yavaşça önündeki masanın kenarında duran kutuyu alıp boğazını temizledi. Şaşkınlığını gizlemeye çalışırcasına sesini tekrar derinleştirip gerici bir tona soktu:
— Kabusunuza hoş geldiniz gençler! Ödemeyi yapmadan önce, bu kutuya sert, keskin aletlerinizi ve bütün cihazlarınızı koyun. Merak etmeyin, eşyalarınız bu ürpertici maceranızda güvende olacaktır.
Kutuyu onlara doğru uzattı. Gökçe de tıpkı Asya gibi göz devirip "Cringe" diye fısıldadı ve cebinden telefonunu çıkarıp kutuya dikkatlice koydu. Asya dışında hepsi cihazlarını teker teker kutuya koymaya başladılar. Sıra Asya’ya gelmişti. Bu onun için muhtemelen kısa süreli (şüpheli) fakat büyük bir veda idi. Telefonunu büyük bir güçlükle kutuya bıraktı; oldukça duygusal bir anın içerisindeydi.
Telefonlar bırakılınca, üzerlerinde herhangi bir keskin alet de bulunmadığından adam kutuyu masaya geri bıraktı. Beyaz lensli gözlerini onlara dikip elleriyle küçük bir çatı yaptı:
— Şimdi, dört kişi olarak girecekseniz 1600 TL ödemeniz lazım gençler. Nakit mi, kart mı?
Emir bir an duraksayarak bir adım öne çıktı. Diğerleri de ellerini ceplerine soktular, tabii Asya hariç; çünkü Asya’nın parasını Gökçe ödeyecekti. Asya, böyle muazzam bir arkadaşı olduğu için kendini çok şanslı hissederek arkada onları beklemeye başladı.
Herkes parasını Emir’e uzatınca, Emir şöyle bir kontrol edip parayı adama doğru uzattı. Adam parayı elinden alıp başıyla sağ tarafındaki sözde ürkütücü dekorlarla süslenmiş kapıyı işaret etti:
— Bu kapıdan içeri girin ve maceranızın bütün hikayesini öğrenin, işte falan da filan.
Göz devirip parayı masanın altındaki çekmeceye yerleştirirken:
— İşimden nefret ediyorum, diye fısıldadı.
Adamın sözlerini duyan Gökçe, Furkan, Emir ve Asya kapıya doğru ağır ağır adımlamaya başladılar. Aralarındaki en büyükleri olduğu için Gökçe’yi "kurban" seçip en önden gönderiyorlardı. Gökçe kapının kulbunu tutup bastırdı ve açtı. Kapının açıldığı saniyede odanın içerisinden dumanlar gelmeye başladı. Tabii dumanları gören Furkan öksürüklere boğuldu.
Furkan’ın öksürdüğünü gören Emir sırtına sertçe vurmaya başladı:
— Oğlum iyi misin? Aha çocuk vallahi gidiyor ha!
Furkan, Emir’in sırtına vuran elini itip dikleşti:
— Tamam... İyiyim, diyerek derin bir nefes aldı.
Asya ile Gökçe ise odaya girmeye başlamışlardı bile. Arkalarından Furkan ile Emir de girince, kapı kendiliğinden sertçe kapandı. Odada yankılanan kapı sesiyle Gökçe bir anlığına irkilip kapıya doğru dik dik baktı:
— Ne oluyor be?! Korktum ya!
Odanın ortasında dört adet sandalye ve önlerinde koca bir ekran vardı. Ekran sipsiyah ve boş idi. Dumanlar odanın kenarlarına yayılırken köşedeki hoparlörden efektle kalınlaştırıldığı çok bariz bir ses yükseldi:
— Yerlerinize geçin.
Sesi duydukları anda ikiletmeden sandalyelere yerleşmeye başladılar. Sağdan sola Emir, Gökçe, Asya ve Furkan sırasıyla oturmuşlardı. Ardından ekranda aşırı eski ama büyük bir malikane fotoğrafı belirdi. Odadan çıt çıkmıyordu. Dikkatle incelemeye başladıkları sırada yine aynı ses konuşmaya başladı:
— Genç bir bilim insanı vardı. Hayatı deneylerle geçmiş, çocukluğunda bile hep bu işle ilgilenmişti. İnsanları iyileştirmek, onları korumak için türlü deneyler yapardı. Ve bu deneyleri sayesinde oldukça tanınırdı. Herkes her saniye onu över, böyle insanların varlığını görünce günleri neşelenirdi...
Adam konuşmaya devam ederken Asya birdenbire lafa atladı:
— Canım benim, biz korku evine gelmedik mi ayol?! İyi bir adamın hikayesini anlatıyorsunuz burada. Artık biraz aksiyon yaşayabilir miyiz? Çok sıkıldım ya!
Gökçe, Asya’ya bakarken gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Emir kaşlarını hafifçe çatmış, Asya’ya garipseyen bakışlarla bakıyordu. Peki ya Furkan? Tabii ki bir sonraki okul gününde onlara hangi hikayeleri anlatacağını düşünüyordu. Başka ne bekliyordunuz ki?
Adam boğazını temizleyip devam etti:
— Ta ki o güne kadar... Adam, deneylerini farklı yönlere çevirdi. Bilime olan aşkı için insanları denek olarak kullanmaya başladı. Bir sürü insanın ölümüne sebep oldu...
Asya tekrardan araya atladı:
— Adama bak! Değer miydi ya? O kadar insanı öldürmüş. Hades görse tövbe eder!
Adam, sabrının taştığını hissediyordu. Derin bir nefes alıp:
— Ama artık susar mısınız? Hikayeyi devam ettirmem gerekiyor!
Boğazını tekrar temizleyip kaldığı yerden sürdürdü:
— Bir sürü insanı öldürmekle kalmadı, adam artık aklını yitirmeye başladı. Son deneyi çok kötü bir şekilde sonuçlandı. Denek olarak kullandığı insanı bir canavara dönüştürmüştü. O günden sonra bu bilim insanının ne adı duyuldu, ne de kendisi görüldü. Yıllardır onu arayan polisler bile artık vazgeçti. Adamın adı ve görüntüleri eski gazetelerle birlikte tozlu raflara karıştı. Ve siz... Siz dört meraklı genç, türlü yalan hikayeler uydurulmuş bu sözde terk edilmiş malikanenin içine girdiniz. Tabii karşılaşacaklarınızdan habersizdiniz.
Onlar adamı dikkatle dinlerken birdenbire yine sağ taraflarındaki bir kapı azıcık aralandı. İçinden beyaz bir ışık süzülüyordu.
— Aktörlere herhangi bir şiddet göstermek veya dokunmak yasaktır, dedi adam bu sefer normal bir tonda. Sonra tekrar o ürkütücü tonunu yakalayıp bağırdı: — Hadi meraklı gençler, malikaneye ilk adımınızı atın!
Furkan hepsinden önce ayağa kalkıp koşarak odanın içerisine girdi.
— Ne oluyor? Furkan, dursana oğlum! diye bağırdı Asya arkasından. Asya da odaya girdiği anda kapı kapanıp kendiliğinden kilitlendi. Furkan ile Asya bu kilit sesiyle odada öylece donakaldılar.(Kanma güldüğüme buz kadar sert durabilirim🧊)
Bölüm etkileşimi
