6. bölüm · Agalar ile korku evi işi akar😝

Bölüm 6: Çiğ köfte 😋🍋

Limon .

Emir gözlerini kocaman açarak yüzünü ekrana biraz daha yaklaştırdı. Furkan gerçekten de canavarı Asya sanmıştı. Peki, Asya neredeydi?

Furkan ellerini canavarın omuzlarına koyduğu anda gizli kapı tekrar açıldı ve içeriden bilim insanı çıktı. Seri hareketlerle Asya'nın kollarından ve ağzından tutup ses çıkarmamasına özen göstererek onu içeriye doğru çekti. Asya sağa sola tekmeler savurup bağırmaya çalıştı ama nafileydi. Bilim insanı, o kimyasal kokan eldivenli elleriyle ağzını öyle sıkı kapatmıştı ki, Asya bırak bağırmayı, nefes almakta zorlanıyordu. Ağzı kapalı bir şekilde boğuk sesler çıkarmaya çalıştı ama çok geç kalmıştı; bilim insanı kapıyı çoktan kapatmıştı bile.

Emir ile Gökçe olanları şok içinde izliyorlardı. Kapı kapanır kapanmaz ikisinin de bakışları Furkan’a çevrildi. Furkan ise ağzını açmış, ellerini omuzlarına koyduğu canavara bir şeyler söylüyordu.

Derin bir nefes alıp Asya sandığı canavarın omuzlarını biraz daha sıktı:

– Asya... Biliyorum, "Neden önceden söylemedin?" diye bana kızabilirsin ama... Benim sana söylemem gereken bir şey var.

Bir süre cevap bekledi ama ses gelmeyince tekrar atıldı:

– Geçen hafta matematik sınavına girdik ya... Sondaki bahçeli soru acayip zordu... Ben de kesin Emir yanlış yapmıştır diye senden kopya çekmek zorunda kaldım... Mecburdum ya! Çok özür dilerim, dedi tek nefeste.

Yine sustu, Asya'dan bir tepki bekledi ama hiç ses gelmiyordu. Şaşkınlıkla çatılan kaşlarıyla sadece "Asya?" diyebildi.

Emir kafasını hızla iki yana sallayıp Gökçe'yi kenara yavaşça itti ve konsoldaki tuşlara art arda basmaya başladı. Işığı hemen açmalılardı.

Hiçbir düğme işe yaramadı. Odadaki tek ses tuşların tıkırtısı ve ikisinin hızlanan nefesleriydi.

Emir bütün tuşları denedi ama ışık bir türlü açılmıyordu. Son olarak sıra sarı renkli tuştaydı. Hızla bastı ve başını ekrana kaldırdı. Ve sonunda odanın ışığı yandı!

Işık aniden açılınca Furkan da olduğu yerde donakaldı. Resmen canavar ile burun burunaydılar; aralarında nerdeyse hiç mesafe yoktu. Göz bebekleri korkuyla büyüdü.

Yutkundu ama kımıldayamadığı için elleri hala canavarın omuzlarındaydı. Sonunda sesini bulabildiğinde tiz ve erkeksi bir çığlık koparıp geriye sıçradı:

– Asya nerede?! diye bağırdı gözleriyle odayı tararken.

Canavar üzerine doğru bir adım attı. Furkan ise korkuyla gerileyip sırtını duvara yasladı; ne yapacağını bilemez haldeydi.

Emir hızla Gökçe'ye baktı. Göz göze geldikleri an arkaya doğru bir adım atıp:

– Lan Furkan yakalanacak! Koş, kurtaralım çocuğu!

– Nasıl?

– Nereden bileyim ben nasıl? Rastgele açalım kapıları işte!

Emir koşarak odanın köşesindeki kapıya yöneldi. Kulba basıp denedi; şansına kilitli değildi. Ardına kadar açıp içeriye hızlıca göz gezdirdi. İçeride tam üç kapı vardı.

Gökçe de arkasından içeri daldı. Emir'den uzun olduğu için omuzunun üzerinden içeriyi rahatça görebiliyordu. Kapıların önünde durup "Hangi kapı?" diye bağırdı. Emir cevap veremeyip yutkundu ve o da kapılara bakmaya başladı. Gökçe sesini biraz daha yükselterek "Hangi kapı?!" diye tekrarladı.

Emir kapıyı kapatıp öne atıldı: "Bilmiyorum!... Şu kapıya gidelim bence," diyerek sol taraftaki kapıyı işaret etti.

Gökçe başını sallayıp kapıyı açtı. Tam adım atacakken durdu; bu kapı bir odaya değil, düpedüz duvara açılıyordu. Hemen geri çekilip kapıyı kapattı ve diğerine yöneldi.

İkinci denemede doğru kapıyı bulmuşlardı! Canavar Furkan'a her an biraz daha yaklaşırken, açılan kapıyı gören hem canavarın hem de Furkan'ın gözü onlara kaydı. Gökçe önde, Emir arkada kapının pervazında kalakalmışlardı.

Asya, karanlık bir koridorda sürüklenerek bilim insanı tarafından başka bir odaya getirildi. Odanın ortasında uzun bir halat ve ahşap bir sandalye duruyordu. Bilim insanı Asya'yı sandalyeye oturtup kollarını bastırdı ve tehditkâr bir fısıltıyla eğildi:

– Ses çıkarırsan seni asla bulunamayacakları, çok korkunç bir yere sonsuza kadar kapatırım, küçük hanım!

Asya sonsuza kadar kalamayacağını biliyordu. Ama yine de kısa süreliğine bile olsa korkutucu bir odada kalmak istemezdi. Susmayı seçti. Başını sallayıp dudaklarını birbirine bastırdı.

Adam memnuniyetle "Güzel," diye mırıldandı. Yerdeki halatı alıp Asya'nın kollarına doladı ve sandalyenin arkasında düğümledi.

Düğüm atarken omzu Asya'nın burnuna kadar yanaştı. Ağır kimyasal kokusu burnunun direğini sızlatsa da sesini çıkaramadı.

Bilim insanı bacaklarını da bağladıktan sonra arkasındaki masaya döndü. Gözü koli bandına takıldı. Bandı alıp dişleriyle kopardı ve Asya'nın ağzına doğru uzattı.

Asya daha fazla tutamayarak kendini bıraktı:

– İyyy! Salyan kesin değmiştir o banta, çek şunu gözümün önünden!

Adamın kaşları havaya kalktı. Boğazını temizleyip sinirle eğildi:

– Ağzını bantlamam lazım!

– Ya siz ne kadar fakirsiniz! Binanın dışından belliydi zaten. Bir makas alacak paranız mı yok ya?

Asya başıyla sağ cebini işaret etti:

– Bak, şu cebimde makas var; al onu.

Bilim insanının kaşları çatıldı. Buraya keskin alet sokmak yasaktı! Hızla elini Asya'nın cebine daldırıp makası çıkardı:

– Buraya keskin alet sokmak yasak! Bilmiyor musun? Hem senin neden cebinde makas var?

– Her şeye her zaman hazırlıklıyım çünkü! Hem makas olduğunu unutmuşum, yoksa çıkarırdım. Neyse, çok uzatma, kes işte bandı.

Adam şaşkınlıkla bandı kesip yeniden ağzına doğrulttu. Tam yapıştıracakken Asya yine başını çevirdi:

– Hatta o kadar hazırım ki...

Cümlesini bitirmeden bu sefer sol cebini işaret etti. Bilim insanı derin bir iç çekip elini o cebe soktu. İçinden koca bir limon çıkmıştı! Adamın şaşkınlıktan gözleri kocaman açıldı.

– Korku evinde her an çiğköfte yiyebiliriz! Limon getirdim ki sıkarız diye.

Bilim insanı göz devirip bandı nihayet Asya'nın ağzına yapıştırdı. Arkasını dönüp söylenerek kapıya yöneldi:

– Kız limon getirmiş ya! Deli mi ne? diyerek kapıyı sertçe çarptı.