9. bölüm · ACININ İLACI(Gündüzleri Doğan Hayaller)
°Yalnızlığın Çaresi 'Kerem'°
( Ela Nur Sever'in Anlatımıyla )
Gün bitmiş, hava kararmıştı ve ben içimdeki karanlığa daha da çok gömülmüştüm. Yalnız kalmaktan korkuyordum, hem de ölesiye korkuyordum. Kerem bunu biliyordu, herkesin gözünde düşman olduğumuz Kerem Çakır benim en büyük korkumu biliyordu ve bunu bilen tek kişiydi. Söz vermişti... Beni asla yalnız bırakmayacağına, yalnızlığına asla mâhkum edilmeme izin vermeyeceğine dair söz vermişti... Peki şimdi neredeydi? Ben yalnızlığıma mâhkum olmuşken, ben kendi karanlığımda kaybolurken o neredeydi? Neden söz verdiği gibi gelip beni yalnızlığından kurtarmıyordu?.. Müzik sınıfının bir köşesinde bacaklarımı kendime çekerek otururken gözlerime dolan yaşlar artık yanaklarımdan süzülüyordu. Nefesim yavaş yavaş daralmaya başlarken gözlerimi kapattım ve yavaşça yere uzandım. Uyumaya çalışırken kendi kendime mırıldandım:
Merak etme Ela o gelecek, seni yalnızlığından ve kendi karanlığından kurtarmaya gelecek... Merak etme içimdeki dört yaşındaki küçük kız seni kurtaracağım, seni kurtaracağız...
Kendime son sözlerim bunlar olmuştu. Sonra kendimi korkuyla uykunun kollarına bıraktım. Uyandığımda kurtulmuş olma umuduyla...
( Eylül Nil Akay'ın Anlatımıyla )
Korkmuyordum... Artık korkmuyordum... Belki de hiç korkmamıştım... Temas bu yaşıma kadar en büyük korkum, nedenini bilmediğim tek travmamdı ve nedenini bilmemek benim bu travmadan daha da çok korkmama neden oluyordu. Ve şimdi ise neredeyse bu korkumu tamamen yenmiş, travmanın üstünden gelmiştim. En azından artık istemediğim ve iznim olmayan temaslar dışında rahatsız olmuyordum ki bu bile iyi bir şeydi. Yani en azından bizim gibi ruhu yaralı büyüyen çocuklar için çok büyük bir şeydi. Ben ruhum yaralı büyüyen bir çocuktun hatta belki de hiç büyüyememiş hep o ruhu yaralı, küçük çocuk olarak kalmıştım. Ama yalnız değildim, yedimiz de ruhu yaralı olarak büyümüştük. Bazılarımız yaralarını sarmaya çalışmış hatta başkalarımızdan yardım isteyip yaralarını onlara göstermişti bazılarımızsa bu yaralarını kimseye gösterememiş, saklamaya çalışırken kendi içinde dağılmıştı. Ben dağılmamıştım, en azından henüz dağılmamıştım...
Sınıfın duvar kenarındaki sıraların en arkasında havanın aydınlanmasını izliyordum. Sınıftaki herkes derin bir uykudayken ben gözümü bile kapatamamıştım. Bir sıra önümde söylemek istediklerini söyleyemeyip içine atan ve etrafındakileri toplamaya çalışırken kendisi dağılan Ali Deniz uyuyordu. Bugün merdivenlerde elindeki o büyük cam parçasıyla onu gördüğümde korkmuştum. Belki de vaktinde gelemeseydim, daha geç gelseydim bileğini kesmiş olacaktı ve belki şu an burada bile olmayacaktı. İki eksiğimizin yanına bir de kaybımız eklenecekti belki de. En çok da bu ihtimalden korkmuştum. Eğer o olmasaydı hepimiz dağılırdık, Kerem burada olmazdı, Elif ve Miray sınıftan çıkamazdı, ben kendimi ve aklımı kaybederdim. İşte o zaman Ömer Şeref ve Ela Nur'u bulmamız da imkânsız olurdu. Ali Deniz olmasaydı biz diye bir şey olmazdı. Çünkü o hepimizi ayakta tutuyor, bizi toparlıyor, her şeyi kontrol ediyor, hallediyordu. Ama bunları yaparken en çok da kendisi dağılıyordu ve biz bunu anlayamıyorduk. Ben bile ilk kez bugün yangın merdivenlerinde görmüştüm onun ne kadar dağıldığını. Dağılmaya devam etse bile hâlâ bizi toplamaya çalışıyordu:
-Yeşil...
Diye mırıldandığını duyunca dönüp ona baktım. Hâlâ uyuyordu, uykusunda konuşuyor olmalıydı:
-Onlara... zarar verme... lütfen...
İki eli de yumruk olmuştu. Nefes alış verişleri hızlanırken burnundan ince bir kan çizgisi süzüldü. Sıramdan kalkıp onun yanına oturdum. Yavaşça onu ileri geri sallarken korkuyordum. Ama temas ettiğim için değil ona bir şey ona bir şey olacak diye:
-Ali! Uyan! Kriz geçiriyorsun! Lütfen uyan!
Gözlerini yavaşça aralarken eliyle başını tuttu. Eli titriyordu, Ali'nin eli titriyordu. Zorlukla kendine geldiğinde yavaş yavaş başını sıradan kaldırdı. Bir şeyler söyleyecekti ki bir anda sertçe öksürmeye başladı. Hızla peçete alıp gelirken elindeki küçük kan gölünü gördüm. Kan öksürmüştü, cidden çok kötüydü ve hiçbirimiz bunu daha önceden fark edememiştik. Elindeki kanı hızlıca gizlemişti ama ben bunu görmüştüm:
-İyi misin?!
Onu ilk defa bu kadar kötü görmüştüm. Peçeteyi alıp burnundaki kanı sildi:
-Merak etme, bir şeyim yok.
Peçeteyi avucunun içine aldı ve sıkarak buruşturdu:
-Hem sen ne zaman uyandın?
Derin bir nefes aldım:
-Uyumadım ki hiç, uyuyamadım.
Sesli bir nefes verdi:
-Bugün onları bulacağız, en azından birini.
Dediğinde içime biraz daha umut doldu. Gözlerinin içine bakmaya devam ettim:
-Uyurken sayıklıyordun.
Dedim ne olduğunu anlamaya çalışır gibi. Hafifçe kaşlarını çattı:
-Ne diye sayıkladım?
-Önce "Yeşil" diye mırıldandın. Sonra da "Onlara zarar verme, lütfen" dedin. Bir sorun yok değil mi?
Gözlerini daldığı yerden kaldırıp bana baktı:
- Hayır, sadece kötü bir anıyı hatırladım.
Hafifçe gülümsedim. Diğerleri uyumaya devam ederken ikimiz de kendi iç düşüncelerimize dalmıştık. Ben parmağımla sıraya vurarak ritim tutarken hava tamamen aydınlandı. İlk önce Kerem uyanırken çok geçmeden Elif ve Miray da uyandı:
-Toplaşın! Planı açıklıyorum!
Onlar da yanımıza geldiğinde Ali konuşmaya başladı:
-Hep beraber, ayrılmadan, okulun her köşesine tek tek bakı-
Cümlesi titreşen telefonumun sesiyle yarıda kesildi. Hızla telefonuma bakınca yine o numaradan gelen bir mesaj olduğunu gördüm:
Ela Nur'un yeriyle ilgili size küçük bir ipucu;
Bütün sesler burada toplanır,
Orada sessizliğin bile bir yankısı vardır,
Ama kimse de kullanmaz, bilmez burayı...
İyi şanslar Geçmişlerinin Mâhkumları...:)
Benimle birlikte mesajı okuyan Ali'ye döndüm. Gülümsüyordum ama gözlerim dolmuştu. Elimizde bir ipucu vardı, Ela Nur'u bulabilirdik ama Ömer Şerefle ilgili elimizde ne bir bilgimiz vardı ne de bir ipucumuz:
-Az önce Ela'nın nerede olduğuyla ilgili bir mesaj geldi. Kesin bir bilgi yok ama elimizde bir bilmece var.
Telefonumu sıranın üstüne koyup onlara çevirdim:
-Seslerden bahsediyor.
Dedi Elif:
-Okulda en çok ses nerede olur?
Miray ona baktı:
-Müzik sınıfı!
Kerem telefona uzanarak bilmecenin üçüncü dizesini gösterdi:
-Ama kimse kullanmaz ve bilmez, diyor. Müzik sınıfını bütün okul biliyor ve kullanıyor.
Ellerimi yavaşça saçlarıma geçirdim. Hem seslerin olduğu hem de kimsenin bilmediği ve kullanmadığı bir yer... Okulun çatı katındaki eski ikinci müzik odası!:
-Çatı katındaki eski ikinci müzik odası!
Dedim heyecanla onlara dönüp:
-Orayı okulun çoğunluğu bilmiyor ve artık kullanılmıyor.
Herkes bana döndü. Kerem gülümseyerek ayaklandı:
-Hay aklınla bin yaşa Eylül!
Biz de onunla beraber ayağa kalktık. Koşarak kapıya ilerledik, koridora çıktığımızda hiç duraksamadan merdivenler yöneldik. Kerem merdivenleri âdeta atlar gibi tırmanırlen biz de ona yetişmeye çalışıyorduk. Sonunda çatı katına vardığımızda Kerem biraz duraksadı. Ali de yavaşça onun yanına geçti. Ama sonra hızla müzik odasının kapısına vardılar. Kerem kapıyı tekme atarak açtığında biz de hemen arkalarındaydık. İçeriye girdi ama çok geçmeden tekrar dışarıya çıktı:
-Burada değil! İçerisi boş!
Ne olduğunu anlamamıştım. Bizden birilerini alan numara birimizin yerini söylemişti ama o söylediği yerde yoktu. Kerem etrafa bakmaya başlarken biz sadece onu izliyorduk. Bir süre sonra çatının köşelerine doğru koşmaya başladı. Biz de peşinden gittiğimizde Ela'yı gördüm. Yerde dizlerinin üstüne düşmüştü, bir eli kalbinin üstündeydi ve zor nefes alıyor gibiydi. Kerem çatıdan aşağı bakarken bir süre durdu. Sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldığını gördüm. Ardından Ela'nın yanına koştu ve hızla yanına eğildi. Onu kendine çekip sıkıca sarılırken Ela'nın ağlamaya başladığını görebiliyordum. Kerem'in Ela'ya bir şeyler dediğini gördüm ama ne dediğini duyamadım. Dudaklarını okumaya çalıştığımda;
Geçti, bak geldim. Söz verdiğim gibi seni yalnızlığına terk etmedim... Merak etme, Kar Çiçeği seni karanlığına bırakıp gitmedim...
Anladığım tek cümlelerdi. Yanımıza geldiklerinde yavaş adımlarla okula yeniden girdik. Merdivenleri inerken Kerem Ali'yle konuşuyor, Elif ve Miray ise Ela'nın yanından ayrılmıyordu. Ben en önde kendi düşüncelerime dalmışken ilk önce o tanıdık adım seslerini duydum, sonra da tüylerimi ürperten o sesi:
Yeniden merhaba, Eylül Nil Yeşil Akay.
