10. bölüm · ACININ İLACI(Gündüzleri Doğan Hayaller)

°-Abla! -Ablam!°

Moon Writes Like Always

( Ömer Şeref Akay'ın Anlatımıyla )
Ağladım... Belki saatlerce, belki dakikalarca, belki de saniyelerce, belki de hâlâ ağlıyorum... Korkuyorum, ya ablam beni bulamazsa diye... Ama eminim o beni bulacak, o beni bu karanlık bodrumda tekrardan o altı yaşındaki küçük, çaresiz, savunmasız ve kimsesiz çocuk olmaktan kurtaracak... Ellerim bağlı hareket edemiyorum, bağırıyorum ama sesim çıkmıyor ya da sesim yukarıya gitmiyor. Çaresizlik hissi ve korku bütün vücudumu sarıp beni âdeta esir alıyor. Ablam gelecek, biliyorum ama çok geç kalmadı mı? Nerede o? Abla gel artık, korkuyorum...

(Eylül Nil Akay'ın Anlatımıyla)

Yeniden merhaba, Eylül Nil Yeşil Akay.

Sesini daha önce duyduğuma emindim ama kim olduğunu hatırlamıyordum. Tanıyordum ama bilmiyordum. Sesini duyunca tüylerim ürpermiş, nefes alış verişim ve kalp atışlarım hızlanmıştı. Sesi hızlıca kaybolurken yanlış duyduğumu düşündüm ama sonra adım sesleri yaklaştı ve bir bıçağın yerde sürtünme sesi kulaklarımı doldurdu. Nefesim daralırken ayakta duramadım ve dizlerimin üstüne düştüm. Ben derin nefesler almaya çalışırken kalbim göğüs kafesini delip geçecekmişcesine atıyordu. Ali Deniz koşarak yanıma gelirken sesler yaklaşıyordu:
-Yeşil! Ne oldu?
Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı:
-O, bana seslendi...
Yavaşça yanıma eğildi:
-Kim? Kim sana seslendi?
Elimin tersiyle nedenini bile bilmediğim göz yaşlarımı silmeye çalıştım:
-Bilmiyorum, sesini tanıyorum ama kim olduğunu hatırlamıyorum.
Yerden kalkarken bir elini yavaşça bana uzattı:
-Sakin ol, sınıfa gitmemiz lazım. Buraya yaklaşıyor.
Elini tutup yavaşça ayağa kalkmaya çalıştım ama korkudan dizlerim titriyor, dengede duramıyordum:
-İzin veriyor musun?
Konuşmak istedim, konuşmaya çalıştım ama konuşamadım sadece başımı hafifçe aşağı yukarı sallayabildim. Koluma girdi ve Kerem, Elif, Miray ve Ela Nur'la beraber sınıfa doğru koşmaya başladı. Sınıfa girip kapıyı kapatıp kilitleyince kapı kolu zorlanmaya başladı. Olduğum yerde korkuyla daha da küçülürken artık hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım. Bacaklarımı kendime çekip duvar yaslandım. Derin nefesler alıp kendimi kontrol etmeye çalıştım. Kerem ve Ali sınıf dolabını ve öğretmen masasını kapının önüne iteklerken ellerimle kulaklarımı kapattım. Bana doğru yaklaşan adım seslerini duyunca:
-DOKUNMA BANA!
Diye bağırdım. Ne olduğunu ya da neden olduğunu bilmiyordum ama bildiğim tek bir şey vardı. Korkuyordum, sesi beni korkutuyordu, onun sesini duymak beni korkutuyordu:
-Yeşil, sakin ol. Benim...
Başımı kaldırıp yavaşça ona baktım. Buruk bir gülümsemeyle yeşil gözlerimin içine bakıyordu. Olduğum yerde titrerken daha fazla dayanamadım ve yaşlar yanaklarımdan süzülürken Ali'yi kendime çekip sıkıca sarıldım:
-Korkuyorum... Çok korkuyorum...
Yavaşça saçlarımı okşadı:
-Biliyorum, Yeşil.
Eliyle göz yaşlarımı sildi:
-Ağlama, sorun yok. Korktuklarını hatırlamak zorunda değilsin. Onu da bulacağız, merak etme.
Göz yaşlarımı durdurup derin bir nefes aldım. Korkarak kapıya baktım:
-Gitti mi?
-Gitti, merak etme.
O an sınıfın ışıkları söndü ve karanlığa gömüldük:
-Ela! Neredesin?
-Buradayım, Kerem.
-Elif!
-Solundayım, Miray.
Gözlerimi kapattım. Kötüydüm, çok kötüydüm. Bayılacak gibiydim, belki de bayılacaktım:
-Nefes al, Yeşil.
Gözlerimi açtım:
-Dayanamıyorum... Bayılacak gibiyim.
-Kendine gel, Nil. Yorgunsun, arka sıraya geçip uyur musun?
Hiçbir şey söylemedim sadece başımı aşağı yukarı salladım ve duvardan destek alarak yavaşça ayağa kalktım. Arka sıraya geçip başımı yastığa koydum. Gözlerim yavaşça kapanırken birkaç damla yaş daha yanaklarımdan süzüldü.

Uyku imkânsız... Umut vicdansızdı...

(Ali Deniz Çakır'ın Anlatımıyla)
Tam her şey yoluna girecek derken bir anda her şey kötüye gidiyor. Ela'yı bulduğumuz için sevinecekken biri Eylül'e sesleniyor ve Eylül kötü oluyor. Peşimizde olan kişi bir anda tekrar ortaya çıkıyor. Herkesi ayakta tutmam lazım, dağılmamam lazım, sakin olmam lazım. Ama ben de insan değil miyim? Ben neden hayatımı yaşayamıyorum? Neden başkaları için endişelenmekten kendimi düşünmüyorum, düşünemiyorum? Benim ne suçum, ne hatam var? Gerçi, benim varlığım zaten bir hata. Hatta belki de, hiç var olmamalıydım.

Yavaşça gözlerimi kapattım. Ela'yı da bulmuştuk, Ömer hariç hepimiz sınıftaydık ama biliyorum onu da bulacağız. Hava çok hızlı kararıyor sanki zaman artık daha hızlı akıyormuş gibi. Elektrikler gidince bütün sınıf karanlığa gömülmüştü ve önümüzü bile zor görüyorduk:
-Uyuyalım, yarın aramaya devam ederiz.
Dedim bizimkilerin sesimi duyacağını bilerek. Herkes onaylayıp yerlerine yatınca dikkatlice Eylül'ün yanına geldim ve yorganla üstünü örttüm. Elektrikler olmadığı için klima da çalışmayacaktı. Onun önündeki sıraya oturdum ve duvara yaslandım. Göğsüm sıkışıyor, nefesim daralıyordu. Gözlerimi kapattım ve nefes almaya çalıştım ama alamadım. Birkaç damla sıcak kan elime damlarken gözlerim doldu. Bir elimle göğsümü tutarken diğer elimle gözyaşlarımı sildim. Gözlerim yavaşça kapanırken sıranın üstünde olan ellerim titremeye başladı. Gözlerim kapandığında ve başım yavaşça sıraya düştüğünde bayıldım mı? Yoksa uyuya mı kaldım? Hiçbir fikrim yoktu...

( Eylül Nil Akay'ın Anlatımıyla )
Gözlerimi açtığımda daha güneş bile doğmamıştı. Sınıfı ay ışığının parlaklığı aydınlatıyordu. Başımı yavaşça sıradan kaldırdığımda üstümdeki yorganı da kaldırdım. Önüme baktığımda Ali Deniz'i gördüm. Başı sıradaydı, başta uyuduğunu düşündüm ama sonra nefeslerinin düzensiz olduğunu, burnunda ve dudağının kenarında kan olduğunu fark ettim. Hızla sıramdan kalkıp yanına gittim, omuzlarından tutup ileri geri salladım ama uyanmadı. Bir kez daha salladım, yavaşça öksürdü. Sonra da gözlerini açtı:
-Yeşil...
-İyi misin?
Başını iki yana salladı. İlk defa iyi olmadığını gerçekten de söylüyordu ve bu da gerçekten hiç iyi değil demekti. Yavaşça oturduğu yerde doğruldu ve derin bir nefes aldı:
-Tamam, tamam iyiyim. Bir sorun yok, sil o göz yaşlarını.
O söyleyene kadar korkudan gözlerimin dolduğunu fark etmemiştim bile. Sıranın altından bir mendil aldı ve kanı sildi. Sonra gülümseyerek bana baktı:
-Bir şeyim yok, korkma.
Elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim:
-Onu bulacak mıyız?
Başını aşağı yukarı salladı:
-Merak etme, Ömer'i bulacağız.
Gülümsedim ama sınıfta durdukça nefesim daralıyordu. Ellerimin titremesini bastırmak için ellerimi birbirine bastırdım:
-D-dışarı çıkalım mı?
Sesimin titreyeceğini hiç düşünmemiştim. Hafifçe kaşlarını çatarak ayağa kalktı:
-Çok mu darlandın içeride?
Başımı aşağı yukarı salladım. Yavaşça kapıya doğru yürüdü ve kulağını kapıya dayadı. Bir ses duymayınca kapının önündekileri yavaşça kenara çekti:
-Ali? Ne oluyor?
Kerem'in sesini duyunca arkamı döndüm:
-Bir şey yok, kuzen. Biraz dışarı çıkacağız. Ses yok, merak etme.
-İyi, tamam ama bir şey olursa arayın beni.
Kapıyı açıp dışarı çıktığımızda yüzüme çarpan soğukla ürperdim. Elektrikler olmadığı için her yer kapkaranlıktı ve okulda telefon ışıklarıyla ilerliyorduk. Merdivenlere yöneldik ve yavaş yavaş giriş kata indik. Merdivenlerin sonunda kilitli tel bir yer ve aşağı inen basamaklar olduğunu görünce hafifçe kaşlarımı çatarak Ali'ye döndüm:
-Bu merdiven nereye gidiyor, biliyor musun?
Başını iki yana salladı. Aşağı inen merdivenlerden gelen bir ağlama sesi duyduğumda olduğum yerde kaldım. Kalbim deli gibi atmaya ve nefesim hızlanmaya başladı çünkü bu ses Ömer'indi. Gözlerim dolarken dönüp Ali'ye baktım:
-Kerem'i ara. Hemen buraya gelsinler.
Telefonunu açarken gözlerimin içine baktı:
-Önce nefes al.
-Ali!
-Bir sefer de önce kendini düşün. Yine kötü olacaksın, nefes al.
Derin bir nefes alıp ona baktım:
-Ara.
Telefonu kulağına götürdü:
-Kerem aç şu teledonu amına koyim!
-Alo, ne oldu? Bir sorun mu var?
-Kerem çabuk kızları alıp en alt kata in!
-Bir şey mi oldu?
-İn dedim!
Telefonu kapatır kapatmaz bana döndü:
-İyisin, değil mi?
-Evet, ama... Ama...
Gözyaşlarımı daha fazla tutamadım:
-Korkuyorum... Ya ona bir şey olduysa?..
İki elini de havaya kaldırıp bana doğru bir adım attı:
-Olmadı, olmasına izin vermem ama şu an sakin olman gerek.
Tel kapıya doğru bir adım atmaya çalıştım ama sendeledim ve düşmemek için Ali'nin koluna tutundum:
-Kötüysen tutun bana. Birazdan gelirler. Onu bulacağız ve oradan çıkaracağız. Nefes al, kendini kaybetme.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Bize doğru koşarak gelen adım sesleriyle beraber gözlerimi açtım. En önde Kerem, yanında Ela ve arkalarında Elif ve Miray'la yanımıza geldiler:
-Ne oldu?! Eylül'ün yüzü bembeyaz olmuş.
Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim:
-İyiyim, bir şeyim yok.
Desem de hâlâ düşmemek için Ali'ye tutunuyordum. Ali boğazını temizledi ve Kerem'e baktı:
-Bu tel kapıyı açmamız lazım.
Kerem hafifçe kaşlarını çattı:
-Neden?
Araya girdim:
-Aşağı inen merdivenler var ve Ömer... Ömer'in ağlama sesi geliyor aşağıdan.
Kerem'in gözlerini neşeyle karışık bir korku sararken hemen Ali'ye döndü:
-Ali cebindeki çakıyı ver.
Sonra kızlara döndü:
-Bir tel toka verin, bu kapıyı açarım.
Ben hızlıca saçıma ve ceplerime bakarken Elif saçından bir tel toka çıkarıp Kerem'e uzattı:
-Al, bende var.
Ali de hızla cebindeki çakıyı çıkarıp Kerem'e verdi. Kerem hızla kapıya dönerken ben de kapıya yaklaştım. Çok geçmeden kapıyı açınca koşarak içeri girdim, Ali arkamdan bağırsa bile durmadım:
-YEŞİL! BEKLE!
Koşarak merdivenleri indim:
-Ömer! ÖMER BENİ DUYUYOR MUSUN?!
Aşağıdan güçsüz bir ses duyuldu:
-Abla?..
Arkamı dönüp Ali'ye seslendim:
-ALİ O BURADA! SESİNİ DUYDUM! GELİN!
Hızla yanıma gelen Ali'yle beraber merdivenleri indim. Sanırım burası okulun bodrumuydu ve aşağıda göz gözü görmüyordu. Duvardakş sigorta kutusunu Ali'ye gösterdim. Gidip sigortaları açtığında karşımda bir sandalyeye bağlı oturan Ömer'i gördüm. Beni fark edince başını kaldırdı:
-Abla!..
Koşarak yanına gittim ve ipleri çözdüm. Sonra da onu kendime çekio sıkıca sarıldım:
-Ablam! Buradayım, geçti. Tamam mı? Ben yanındayım.
Geri çekildim ve yüzünü avuçlarım arasına aldım:
-İyisin, değil mi? Bir şeyin yok?
-İyiyim.
Gözlerinden akan yaşlar birer birer avuçlarıma düşüyordu:
-Korktum... Çok korktum, abla...
-Buradayız.
Miray korkuyla yanımıza geldi:
-Elif yok!