Abimin Arkadaşı kitap kapağı

2. bölüm / 6

Abimin Arkadaşı

BÖLÜM2✩°。⋆⸜Bakış

Vaveyla Yazarı: limon perisi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM2✩°。⋆⸜Bakış

Motorun yavaşladığını ilk başta gerçekten fark etmedim, çünkü rüzgâr o kadar uzun süre kulaklarımda aynı şiddette uğuldamıştı ki hızın düşmesi bile bir süre aynıymış gibi geldi; sadece etrafımdaki ışıkların artık çizgi gibi akmak yerine tek tek seçilmeye başlamasıyla birlikte aslında eve geldiğimizi anladım ve bu fark ediş, düşündüğüm gibi rahatlatıcı olmak yerine garip bir boşluk hissi bıraktı içimde.
Ses bir anda kesildi ve o an, sanki içimde de bir şey aynı anda sustu.
Hareket etmek istedim ama birkaç saniye öylece kaldım, çünkü bedenim durmuştu ama zihnim hâlâ biraz önceki hızın içindeydi; ellerimin hâlâ onun belinde olduğunu fark ettiğim an ise neredeyse refleksle geri çektim, öyle hızlı ki sanki o dokunuş bana ait değilmiş gibi.
Derin bir nefes aldım sonra kaskı çıkarmaya çalıştım ama olmadı.
Elimi çenemin altına götürdüm, tokayı buldum ama saçlarım araya girmişti, parmaklarım takıldı, bir kez denedim olmadı, ikinci kez denedim yine olmadı ve bu kadar basit bir şeyi yapamıyor olmak, o an gereksiz bir şekilde canımı sıktı; çünkü normalde düşünmeden yapacağım bir şey, şimdi sanki birinin beni izlediği bir sahneye dönüşmüştü.
“Of…” diye çok hafif mırıldandım, istemeden.
Ateş o an motorun üzerinden indi.
“Elini indir,” dedi.
Sesi ne yüksek ne de yumuşaktı, sadece sakindi ama o sakinlik sanki “ben hallederim” demek gibi bir şeydi ve bu da ayrı bir şekilde sinir bozucuydu.
Bir an durdum sonra istemeyerek ellerimi çektim.
Ateş’in parmakları kaskın altındaki tokaya değdiğinde istemsizce gerildim; hareketleri yavaştı ama fazlasıyla kontrollüydü, sanki bunu yüzlerce kez yapmış gibi, sanki hiçbir şey onu acele ettiremeyecekmiş gibi.
Tokayı açtı ama kaskı hemen çekmedi saçlarımın takıldığını fark etmişti.
Eli çok hafif bir şekilde saçlarımın arasına girdi, sadece açmak için, sadece yolu temizlemek için… ama yine de yeterince yakındı ve o mesafe, düşündüğümden çok daha fark edilir bir şeydi.
O an nefesimi tuttuğumu fark ettim bilerek değildi ama olmuştu.
Kaskı yavaşça yukarı kaldırdı.
“Bu kadar zor muydu?” dedi.
Sesinde açık bir alay yoktu ama yine de içime battı.
“Saçım takıldı,” dedim, kendimi savunur gibi, gerek yokken.
“Fark ettim.”
Ve devamı yok.
Bu beni daha da gerdi çünkü konuşmayı uzatan taraf ben oluyordum.
Kapıya doğru döndüm ve “Sağ ol,” dedim, bu sefer gerçekten teşekkür etmek istemiştim ama yine de cümle tam olarak öyle çıkmadı, daha çok “bu burada bitsin” gibi.
Ateş başını hafifçe salladı.
“İyi geceler, Melina.”
Kapıyı açtım ve içeri adım attığım anda sıcaklık yüzüme çarptı ve dışarıdaki gecenin keskinliği bir anda geride kaldı; ayakkabılarımı çıkarırken kendimi normale döndürmeye çalışıyordum.
“Melina?”
Annemin sesi geldi.
Tabii.
“Buradayım,” dedim, mümkün olduğunca düz bir sesle.
Annem salondan çıktı, elinde telefon vardı ama beni görünce tamamen bana odaklandı; önce saçlarıma baktı, sonra elimde tuttuğum anahtara.
“Seni kim bıraktı?” dedi, hiç dolandırmadan.
Bir an durdum çünkü bu sorunun cevabı basitti ama söylemesi gereksiz derecede zor geldi.
“Ateş abi,” dedim.
Annemin kaşları hafifçe kalktı.
“Milan’ın arkadaşı olan mı?”
“Evet.”
“Motorla mı getirdi seni?”
“Evet.”
Bu cevapla birlikte yüzündeki ifade değişti.
“Melina, o motor işlerine hiç güvenmiyorum ben, biliyorsun,” dedi, sesi biraz daha ciddi.
“Biliyorum anne,” dedim, göz temasından kaçınarak.
“E o zaman neden bindin?”
“Başka seçenek yoktu,anne” dedim.
Annem kısa bir nefes verdi.
“Yine de dikkat etmen lazım, herkes senin kadar dikkatli olmayabilir.”
Bu cümlede kimi kastettiğini anlamamak mümkün değildi.
Başımı salladım.
“Tamam.”
Konu kapandı.
Ama içimde kapanmadı.
Odamın kapısına doğru yürürken adımlarım biraz yavaşladı, çünkü zihnim hâlâ dışarıdaydı; kapıya gelince istemsizce durdum, perdeyi çok az araladım ve baktım.
Gitmişti.
Ve kendi kendime, sanki bu düşünceyi büyütmemem gerekiyormuş gibi, çok net bir şekilde söyledim:
“Zaten gidecekti.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra tekrar, biraz daha sert:
“Tabii ki gidecekti.”
Çünkü başka ne yapacaktı ki?
Orada mı kalacaktı?
Benim kapının önünde bekleyecek hali yoktu.
✩°。⋆⸜
Sabah gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey dinlenmiş olmak değildi; aksine, sanki bütün gece uyumuş olmama rağmen zihnim hiç susmamış, düşüncelerim aynı yerde dönüp durmuş ve ben sadece gözlerimi kapatmışım gibi bir ağırlık vardı üzerimde, bu yüzden uyanmak, olması gerektiği kadar doğal değil de biraz zorlanarak gerçekleşen bir şey gibi hissettirdi.
Perdeden içeri süzülen ışık odanın bir köşesini aydınlatıyordu ama ben bir süre hiç kıpırdamadan yatakta kaldım, çünkü uyanmak demek bir şeyleri geride bırakmak demekti ve ben dün geceyi hâlâ tam olarak “geride kalmış” gibi hissedemiyordum.
Sonunda kendimi zorlayarak kalktım.
Aşağıdan gelen sesler vardı; annemin mutfakta bir şeyler hazırlarken çıkardığı o düzenli, tanıdık sesler, tabakların birbirine değmesive babamın daha düşük, daha sabit sesi.
Ev her zamanki gibiydi her şey olması gerektiği gibiydi.
Yüzümü yıkadıktan sonra aynaya baktım; saçlarım dağınıktı, gözlerimde uykudan çok düşünce vardı ve bu hoşuma gitmedi ama üzerinde durmadım, çünkü aşağı inmem gerekiyordu.
Merdivenlerden inerken konuşmalar netleşti.
“Toplantım erken, çıkmam lazım,” diyordu babam.
“Çantanı unutma, dün salonda bırakmıştın,” dedi annem.
“Tamam, aldım.”
Kapının açılma sesi ayakkabıların sürtünmesi.
Sonra annem bana baktı.
“Günaydın birtanem, yeni mi uyandın?” dedi, elindeki çayı masaya bırakırken.
“Evet, biraz geç uyudum,” dedim, normal görünmeye çalışarak.
Babam bana döndü.
“Dün eğlence nasıldı?” diye sordu, sanki gerçekten merak ediyormuş gibi ama detay istemeyen bir tonla.
“İyiydi,” dedim, kısa keserek.
Annem hemen araya girdi.
“Melina’yı dün gece Ateş bırakmış.”
Babam masanın başında anahtarlarını alıyordu, elindeki hareket bir anlığına yavaşladı ama tamamen durmadı; başını hafifçe kaldırdı, anneme baktı, sonra tekrar anahtarlarına döndü.
“Ateş… Milan’ın arkadaşı olan çocuk mu?” dedi, sesi merakla ama ölçülü bir sakinlikle.
“Evet,” dedi annem evden çıkmaya hazırlanıken, “geç saate kalmış, Milan gidememiş, o getirmiş.”
Babam kısa bir nefes verdi, bu nefes ne tam onay ne de tam bir rahatsızlık taşıyordu, daha çok durumu değerlendiren birinin verdiği tepkilerden biriydi.
“Ya ama siz hâlâ buradasınız, geç kalmayacak mısınız?” dedim, sanki konuyu tamamen değiştirmek ister gibi, “gerçekten şu an evde olmamanız gereken bir saat değil mi?”
Annem bana baktı, hafifçe şaşırmış gibi.
“Daha var biraz…”
“Yok yok, bence yok,” dedim hemen, sözünü keserek, “sonra yine acele edeceksiniz, ben sizi biliyorum.”
Babam hafifçe gülümsedi.
“Bizi evden kovuyorsun yani?”
“Yok ya,” dedim, omuz silkip, “sadece… programınıza sadık kalın diyorum.”
Sonra hiç beklemeden, sanki bu konuşmayı tamamen kapatmak ister gibi ekledim:
“Hadi siz çıkın artık, geç kalmayın, ben iyiyim zaten… sizi seviyorum, görüşürüz.”
Bu cümle biraz hızlı çıktı çünkü bu konunun daha fazla uzamasını istemiyordum.
Annem bana birkaç saniye baktı, sonra yumuşadı.
“Tamam,” dedi, çantasını alırken, “kendine dikkat et birtanem seni seviyoruz.”
Babam da başını salladı.
“Görüşürüz prenses.”
Birkaç dakika sonra kapı kapandı ve ev sessizleşti.
Ama tam anlamıyla değil çünkü salondan gelen çok hafif bir ses vardı; birinin orada olduğunu belli eden, ama kendini göstermek için uğraşmayan bir ses.
Kaşlarımı hafifçe çattım ve salona doğru yürüdüm.
Kapının eşiğinde durduğumda onu gördüm.
Milan.
Koltuğa yayılmış, elinde telefon, tamamen rahat bir şekilde oturuyordu; sanki dün gece hiçbir şey olmamış, sanki her şey olması gerektiği gibi ilerlemiş gibi.
Bir an öylece baktım sonra içimde dün geceden kalan o şey, hiç beklemeden yüzeye çıktı.
“Gerçekten ciddi misin sen?” dedim, sesim düşündüğümden daha sert çıkarak.
Milan başını kaldırdı, bana baktı ama yüzünde en ufak bir suçluluk ifadesi yoktu.
“Sabah sabah bu ton biraz fazla değil mi sence?” dedi, kaşını hafif kaldırarak.
Umurdamaz tavrı sinirimi daha da artırdı.
“Gece beni almaya gelmedin,” dedim, bu sefer daha net, daha doğrudan.
Milan telefonu yavaşça kenara bıraktı, bana tamamen döndü.
“Gelmedim, evet. Çünkü işim vardı,” dedi, sanki bu her şeyi açıklıyormuş gibi.
“İşin vardı diye beni başkasına mı bıraktın?” dedim, sesim yükselmeden ama sertleşerek.
“Başkası dediğin kişi Ateş,” dedi, gayet sakin bir şekilde, “güvendiğim biri.”
“Ben güvenmek zorunda mıyım?” diye karşılık verdim, hiç düşünmeden.
Milan bu sefer biraz daha dikkatli baktı bana.
“Melina, abartıyorsun,” dedi, kelimeleri seçerek.
“Ben abartmıyorum,” dedim, bir adım daha yaklaşarak, “ben sadece… senin gelmeni bekliyordum.”
Bu cümle biraz daha yumuşak çıktı.
Milan’ın ifadesi bir an değişti ama hemen toparladı.
“Gelemedim,” dedi tekrar.
“Biliyorum,” dedim, bu sefer daha sakin ama daha dolu bir sesle, “ama gelemiyorsan… beni onunla göndermeseydin.”
Kısa bir sessizlik oldu Milan arkasına yaslandı, beni süzdü.
“Onunla gitmende ne var, bunu anlamıyorum,” dedi, gerçekten anlamıyormuş gibi.
Derin bir nefes aldım.
“Anlamak zorunda değilsin,” dedim, bakışlarımı ondan kaçırmadan, “ama ben istemedim.”
“Binmeyebilirdin,” dedi tekrar.
Bu cümle artık gerçekten sabrımı zorlamaya başlamıştı.
“Bunu söylemek çok kolay, değil mi?” dedim, hafifçe gülerek ama o gülüşte hiçbir şey yoktu, “orada tek başınayken, gece vakti, başka seçeneğin yokken… ‘binmeyebilirdin’ demek çok rahat.”
“Ve ayrıca mesele sadece motor değil,” dedim, daha yavaş, daha vurgulayarak, “mesele benim ne istediğimdi.”
“Ne istedin?” diye sordu, bu sefer daha ciddi.
Bir an durdum sonra ona baktım.
“Senin gelmeni istemiştim,” dedim sonra Milan’nın cevap vermesini beklemeden çantamı aldım ve okula gitmek için kapıdan dışarı adımımı attım.
✩°。⋆⸜

Okulun kapısından içeri girer girmez o tanıdık uğultu yüzüme çarptı; koridor zaten kalabalıktı, herkes aynı anda konuşuyor, biri birini çekiştiriyor, biri hâlâ dün gecenin etkisinden çıkamamış gibi kahkahalar atıyordu ve ben Özge’yle yan yana yürürken sanki bu seslerin arasından kendi küçük alanımızı açmaya çalışıyorduk.
Özge zaten susmayı pek beceren biri değildi.
“Bak,” dedi hemen, çantasını daha sıkı tutarak, “sen gittikten sonra olaylar büyümüş.”
“Ben gittikten sonra mı?” dedim.
“Evet,” dedi, “sen erken çıkmışsın ya… asıl o zaman başlamış.”
Kaşımı kaldırdım.
“Ne başladı?”
Özge etrafa bir bakış attı, sanki koridor bile dinliyormuş gibi alçak sesle konuşmaya başladı ama yine de anlatmadan duramadığı belliydi.
“Partide Ceren ağlamış.”
“Ceren mi?” dedim, kaşımı kaldırarak.
“Evet,” dedi, “meğer Burak’la kavga etmişler.”
“Onlar zaten her hafta kavga ediyor.”
“Bu sefer farklıymış,” dedi Özge ciddi ciddi, “telefonunu bile kırmış.”
“Abartıyordur,” dedim hemen.
“Yok ya, kız baya sinirlenmiş,” dedi, “Instagram’dan bile silmiş çocuğu.”
Gözlerimi devirdim.
“İlişki dedikoduları yine yani.”
“Tabii,” dedi Özge, “ama asıl olay o değil.”
“Selin var ya… o gece ortadan kaybolmuş.”
“Nasıl kaybolmuş?”
“Kimse görmemiş,” dedi, “bir saat falan yokmuş ortada.”
“Ne yapmış olabilir ki?”
“İşte herkes farklı şey söylüyor,” dedi Özge, “kimisi dışarı çıkmış diyor, kimisi biriyle gitmiş diyor…”
“Dedikodu makinesi çalışıyor yani,” dedim.
“Çalışıyor ama bu sefer baya ciddi,” dedi Özge, “çünkü döndüğünde hiç konuşmamış.”
“Belki sarhoştur.”
“Belki,” dedi Özge, “ama garip olan o zaten.”
“Okul dedikodusu full dizi olmuş,” dedim.
“Zaten öyle,” dedi Özge, “biz sadece sabah özetini alıyoruz.”
Bir an sustuk, kalabalığın içinde ilerlemeye devam ettik sonra Özge bir anda bana döndü.
“Bu arada,” dedi, “seni dün çıkışta göremedim.”
Kaşlarımı hafif çattım.
“Ne çıkışı?”
“Parti çıkışı,” dedi, “herkes seni konuşuyordu ama seni gören yoktu.”
“Ne konuşuyorlar ki?” dedim.
Özge hafifçe gülümsedi.
“Dün seni kim bıraktı?”
Bir an durdum.
“Ne?” dedim.
“Motorla gelmişsin ya,” dedi, sanki en normal şeymiş gibi, “çıkışta biri görmüş seni.”
Gözlerimi kaçırdım ama çok belli etmemeye çalıştım.
“Kim görmüş?”
“Bilmiyorum,” dedi Özge, “ama herkes aynı şeyi söylüyor.”
“Ne söylüyorlar?”
Özge omzunu silkti.
“Gece bir motor, villanın önünde biri… sonra sen.”
“Abartıyorlar,” dedim direkt.
“Belki,” dedi Özge, “ama insanlar çok detaylı anlatıyor.”
“Ne detayı varmış ki?”
Özge bana baktı, hafifçe gülerek:
“Kimdi o?” dedi.
“Kim?”
“Seni bırakan,” dedi.
Bir an sustum.
“Önemli değil abimin arkadaşı sadece abimin işi varmış o gelemedi” dedim sonunda.
Neyseki Özge daha fazla bu konunun üzerinde durmadan konuyu değiştirdi ve kaldığı yerden partide yaşananları anlatmaya devam etti.
Tam o sırada telefonumun cebimde titremesini hissettim ve telefonumu elime aldım.
Ekran zaten doluydu ama bir mesaj dikkatimi çekti.
Milan.
“Akşam evde olmasan olur mu?”
Bir an bakakaldım.
Ne sinirlendim ne de direkt cevap verdim, sadece “neden böyle bir şey soruluyor” hissi geldi.
Yazdım:
“Ne var?”
Cevap hemen geldi.
“Arkadaşlar gelecek, FIFA falan. Evde takılacağız.”
Bir saniye düşündüm.
Bu planın içinde olmamam sanki otomatikmiş gibi hissettirdi ama yine de yazdım
“Olmaz. Çalışmam lazım.”
Telefonu bırakmadan tekrar titreşti.
“Kısa sürer ya.”
Parmaklarım ekranda durdu sonra yazdım:
“Dedim ya, ders.”
Bu sefer cevap uzamadı ama son mesaj geldiğinde ekranı kapatmıştım bile.

✩°。⋆⸜
Dersler bittiğinde okulun o son zil sesi kulağıma normalden daha uzun gelmişti, sanki sadece günü bitirmiyor da içimde biriken bütün sabırsızlığı da aynı anda serbest bırakıyormuş gibi bir etkisi vardı ve ben çantamı omzuma alırken tek isteğim eve gidip hiçbir şey düşünmeden biraz durabilmekti ama zaten içimdeki o “durma” hali uzun zamandır pek işe yaramıyordu.
Eve geldiğimde kapıyı açar açmaz sesler karşıladı beni; televizyonun açık kalabalık uğultusu, biri bir şeye gülerken diğeri bağırıyor, ps kollarının sesleri ve arada yükselen “ya pas atsana” gibi cümleler birbirine karışıyordu ve daha içeri adımımı atmadan bugün aslında neyle karşılaşacağımın çoktan belli olduğunu anlamıştım.
Salona girdiğimde herkes oradaydı.
Milan koltukta yarı yaslanmış,kol elinde, tamamen rahat bir şekilde bir şekilde televizyona bakıyordu; arkadaşları etrafa yayılmış, kimisi yerde oturuyor kimisi koltuğun kenarına abanmış, ortam tam anlamıyla “erkekler toplandı ve dünya umurumuzda değil” havasındaydı.
Ve Ateş.
Onu gördüğüm an hiçbir şey değişmedi aslında ama benim içimde küçük bir şey yer değiştirdi; çünkü odadaki herkes aynı gürültüdeyken onun varlığı sanki daha sessiz ama daha ağır bir noktaya oturuyordu ve bu fark istemsizce dikkatimi çekiyordu.
Gözleri kısa bir an bana değdi ne uzun sürdü ne de tamamen yoktu.
Sadece “gördüm” kadar bir şeydi.
Sonra geri çekti ama o küçük an bile gereğinden fazla akılda kalıcıydı.
Milan başını kaldırdı.
“Geldin mi,” dedi, sanki zaten gelmem normalmiş gibi, çok da üstünde durmadan.
“Evet,” dedim, çantamı kenara bırakırken.
Tam o sırada arkadaşlarından biri ayağa kalktı, enerjisi fazla yüksek, sesi fazla rahat bir şekilde bana doğru döndü ve sanki ortamda yeni biri yokmuş gibi davranarak:
“Sen de gel ya, bizimle oynayalım,” dedi, gülerek, “FIFA atarız, eğleniriz.”
Kaşlarımı hafifçe çattım ama yüzümü çok da sertleştirmemeye çalıştım.
“Yok,” dedim, kısa ama net.
“Ya olur ya,” dedi hemen, bir adım daha yaklaşarak, “bir maç atsan ne olacak, çok kasma.”
Tam o an ortamda küçük bir değişim oldu çok belli olmayan ama hissedilen bir değişim.
Ateş başını çok hafif kaldırdı.
Bakışı direkt konuşmaya gitmedi, beni de süzmedi aslında ama o konuşmanın olduğu yöne kısa bir an baktı ve sonra geri çekti; yine hiçbir şey söylemedi ama o sessiz dikkat hali bile fazlaydı.
Milan o sırada koltuktan biraz doğruldu.
“Rahatsız etmeyin ya,” dedi, rahat bir sesle ama sınır koyar gibi, “canım kardeşim ders çalışacak.”
Bir an durdum.
Gülümsedim mi emin değilim ama tepki vermedim.
Sadece başımı salladım.
“Ben yukarı çıkıyorum,” dedim.
Milan elini salladı.
“Tamam tamam.”
Kimse ekstra bir şey demedi ama o an herkesin bakışı bir saniyeliğine üzerimde kalmış gibi hissettirdi.
Merdivenlere yöneldim,adımlarım normaldi.
Ama içimdeki şey normal değildi.
Odaya girdiğimde kapıyı kapattım ve masamın başına oturdum, defterimi açtım, kalemimi elime aldım.
“Çalışmam lazım,” dedim kendi kendime.
Ama yazmadım çünkü aklıma gelen şey ders değil, aşağıdaki seslerdi.
Ve en çok da…çok kısa süren ama gereğinden fazla kalan bakıştı.
Ve ne kadar üstünü örtmeye çalışsam da, o bakış sanki günün geri kalanına çoktan sızmış gibiydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

381okunma 108beğeni 10yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18