5. bölüm · 90+3'te Sen
5. Bölüm Gol Sonra Sessizlik
Tribün sesi, Lina’nın sevmediği tek şey değildi.
Onu asıl rahatsız eden, o sesin içinde kaybolan kalp atışlarıydı.
Kulüp sabahı her zamanki gibi hareketliydi. Koridorlarda koşuşturan insanlar, telefon konuşmaları, antrenman planları.Lina odasına girerken kapıyı biraz daha sert kapattığını fark etti.
Bugün içi huzursuzdu.
Masasına oturup bilgisayarını açtı. Spor haber siteleri otomatik olarak Aras’ın görüntülerini gösteriyordu. Gol anı. Gülümsemesi. “Geri dönüş.”
Lina ekranı kapattı.
İnsanlar her şeyi başarı hikâyesine çeviriyor, diye düşündü.
Ama kimse bir insanın neden sustuğunu merak etmiyordu.
Kapı çaldı.
“Girebilirsiniz.”
Aras içeri girdi. Bu kez gözlerinde yorgunluk yoktu. Ama dikkatliydi. Sanki bir yanlış hareket her şeyi bozacakmış gibi.
“Bugün biraz gerginsiniz,” dedi Aras otururken.
Lina istemsizce hafifçe gülümsedi.
“Roller karıştı galiba,” dedi.
Sessizlik oldu. Aras onu izliyordu. Lina ilk kez bundan rahatsız oldu.
“Dün iyi oynadın,” dedi konu değiştirmek için.
“Siz izlediniz mi?”
Soru basitti ama Lina’nın içinde bir düğmeye bastı.
“Evet,” dedi kısa bir sesle.
“Tribünlerden mi?”
“Hayır,” dedi. “Evden.”
Aras başını hafifçe eğdi.
“Stadyuma gelmiyorsunuz.”
Bu bir gözlem değil, fark edişti.
Lina nefesini kontrol etti.
“Kalabalık ortamları sevmiyorum.”
Aras bir süre sessiz kaldı. Sonra yavaşça sordu:
“Futbolu da mı sevmiyorsunuz?”
Oda bir anda daralmış gibi hissettirdi.
Lina gözlerini pencereden ayırmadı.
“Bazı şeyleri sevmemek, bazen korunma şeklidir,” dedi.
“Neden korunmanız gerekiyor?”
Bu soru, duvarın tam ortasına gelmişti.
Lina cevap vermedi. Kalemi eline aldı. Döndürdü. Sonra bıraktı.
“Bugün senin hakkında konuşalım,” dedi.
“Hayır,” dedi Aras sakin ama kararlı bir tonla. “Bugün sizin sıranız.”
Bu cümle Lina’yı hazırlıksız yakaladı.
“Burada böyle işlemiyor.”
“Belki de bazen işlemeli,” dedi Aras.
Sessizlik.
Lina gözlerini kapattı. Bir saniyelik bir karanlık ve ardından o an geri geldi. Tribünler dolu. Gürültü yükseliyor. İnsanlar ayakta. Bir çığlık. Bir düşüş.
Kalbi hızlandı.
Aras bunu fark etti.
“İyi misiniz?” dedi yumuşakça.
Lina gözlerini açtı.
“Babam,” dedi aniden.
Kelime odada yankılandı. Aras kıpırdamadı.
“Küçüktüm,” dedi Lina. “Bir maça gitmiştik. Çok kalabalıktı. Çok gürültülü. O gün bir şey oldu.”
Sesi titredi ama devam etti.
“Kalp krizi geçirdi. Tribünde.”
Yutkundu.
“İnsanlar maça devam etti. Ben bağırırken oyun sürüyordu.”
Oda sessizleşti. Sadece nefes sesleri vardı.
Aras başını hafifçe eğdi.
“Üzgünüm,” dedi.
Lina gülümsedi. Acı bir gülümsemeydi.
“O gün futbol bitti benim için.”
Bir süre ikisi de konuşmadı. Aras’ın gözlerinde alışık olmadığı bir yumuşaklık vardı.
“Bu yüzden mi stadyuma gelmiyorsunuz?” diye sordu.
Lina başını salladı.
“Tribün sesi beni oraya geri götürüyor.”
Aras derin bir nefes aldı.
“Ben de bir günü unutamıyorum,” dedi yavaşça. “Belki bu yüzden buradayız.”
Lina ona baktı. İlk kez, danışan ve psikolog değil sadece iki insan gibi. O an ikisi de bir şeyi fark etti:
Yaralar farklıydı.
Ama ağırlıkları benzerdi.
Görüşme bittiğinde Aras kapıda durdu.
“Bugün teşekkür etmek istiyorum,” dedi.
“Neden?”
“Çünkü gerçek bir şey söylediniz.”
Lina cevap vermedi. Sadece başını salladı. Kapı kapandığında, sandalyeye oturdu. Elleri titremiyordu bu kez. Ama kalbi ağırdı. Çünkü yıllardır söylemediği bir şeyi söylemişti.
Aynı akşam Aras balkonda tek başına otururken tribün sesleri yerine Lina’nın sesi vardı zihninde.
“O gün futbol bitti benim için.”
Başını geriye yasladı.
Belki de düşündü.
Bazı insanlar futboldan kaçarken,
bazıları ona sığınırdı.
Kapı kapandıktan sonra Lina uzun süre yerinden kalkmadı. Odayı dolduran sessizlik bu kez huzurlu değildi; çıplaktı. Yıllardır sakladığı bir anıyı söylemiş olmanın hafifliğiyle birlikte gelen savunmasızlık hissi, omuzlarına çökmüştü.
Bunu neden söyledim? Diye düşündü.
Cevabı bilmiyordu.
Defterini açtı. Yazmak istedi ama kelimeler gelmedi. Kalemi masaya bıraktı. Pencereye yürüdü. Sahada genç oyuncular ısınıyordu. Topun yere her vuruşunda hafif bir ses çıkıyordu. Uzaktan sakin görünüyordu her şey.
Ama Lina için hiçbir zaman sakin olmamıştı.
Telefonu titredi. Kulüp yönetiminden bir mesaj.
“Aras’ın durumu nasıl? Basın ilgisi arttı.”
Lina ekrana baktı. Mesajı kapattı.
İnsanlar yine aynı şeyi soruyordu: performans.
Kimse “nasıl hissediyor?” demiyordu.
Öğleden sonra antrenman vardı. Lina normalde sahaya inmezdi ama bugün odada kalmak istemedi. Kenarda durdu. Oyuncuların sesleri rüzgârla karışıyordu.
Aras onu fark etti.
Koşusunu yavaşlattı. Top ayağına geldiğinde bir an tereddüt etti. Sonra pas verdi. Gözleri kısa bir saniye Lina’ya kaydı.
Lina bakışını kaçırdı.
Ama içindeki gerginlik geçmedi.
Antrenman sonunda Aras su şişesini alıp kenara geldi. Diğer oyuncular uzaklaşırken birkaç saniye yalnız kaldılar.
“İyi misiniz?” diye sordu Aras.
Bu sorunun ona yöneltilmesine hâlâ alışık değildi Lina.
“İyiyim,” dedi refleksle.
Aras hafifçe başını salladı.
“Bu cevabı ben de çok veriyorum,” dedi. “Ve genelde doğru olmuyor.”
Lina istemsizce gülümsedi.
“Beni terapi etmeye mi çalışıyorsun?”
“Hayır,” dedi Aras. “Sadece… yalnız olmadığınızı söylemek istedim.”
Bu cümle Lina’nın içinde bir yere dokundu. Ama yüzüne yansıtmadı.
“Bizim aramızda bir çizgi var,” dedi sakin ama net bir sesle.
“Biliyorum,” dedi Aras. “Sadece bazen çizgiler insanı korumuyor.”
Bu söz havada asılı kaldı.
Lina cevap vermedi. Çünkü haklı olabileceğinden korkuyordu.
Akşam üzeri kulüp binası boşalmaya başlamıştı. Lina odasını toplarken koridordan yükselen sesler duydu. İki genç oyuncu konuşuyordu.
“Aras abi yine psikoloğa gitmiş.”
“Demek kafası gerçekten dolu.”
Lina kapıyı kapattı. İnsanların merakı sonsuzdu.
Çantasını alıp binadan çıkarken stadyumun önünden geçmek zorunda kaldı. Kapılar kapalıydı, tribünler boştu. Ama uzaktan bile o dev yapı göğsünü sıkıştırdı.
Adımları yavaşladı.
Bir anlığına içeri bakmak istedi.
Yıllardır yapmadığı bir şey.
Demir kapının arasından çimlerin bir kısmı görünüyordu. Sessizdi. Hiç kimse yoktu.
Boşken korkutucu değil, diye düşündü.
Ama tam o anda hayalinde bir uğultu yükseldi. Tribünler doldu. Sesler arttı. Kalbi hızlandı.
Geri adım attı.
“Lina?”
Sesi duyunca irkildi. Aras birkaç metre geride durmuş ona bakıyordu.
“Ne yapıyorsunuz burada?” diye sordu.
Lina hızlıca toparlandı.
“Sadece geçiyordum.”
Aras kapıya baktı. Sonra ona.
“Girmek ister misiniz?”
Lina hemen başını salladı.
“Hayır.”
“Boş,” dedi Aras yumuşak bir tonla. “Sessiz.”
Bu kelime sessiz.
Lina bir an düşündü. Ama adım atmadı.
“Belki başka zaman,” dedi.
Aras zorlamadı. Sadece yanına geldi. İkisi de kapıya bakarak birkaç saniye sessiz kaldı.
“Biliyor musun,” dedi Aras, “ben de bazen boş tribünleri severim. Çünkü o zaman kimse senden bir şey beklemiyor.”
Lina başını ona çevirdi.
“Belki de o yüzden korkmuyorsun,” dedi. “Benim korkum bekleyiş değil, kayıp.”
Aras bu cümleyi cevaplamadı. Sadece başını hafifçe eğdi.
Gece Lina evinde otururken fark etti:
Bugün ilk kez stadyumun önünde durmuştu. Bu küçük bir şeydi belki. Ama onun için büyük bir adımdı.
Defterini açtı. Yazdı:
“Bazı korkular, yanında biri olduğunda sessizleşir.”
Kalemi bıraktı..
