14. bölüm · 90+3'te Sen
14. Bölüm – 90+3’te Bir Ömür
Derbiden sonraki günler beklenenden daha sakin geçmişti ama bu sakinlik yüzeydeydi çünkü hem kulüp içinde hem de dışarıda herkes hâlâ Aras’ın sahada verdiği o kararı konuşuyor, bazıları onu bir liderlik örneği olarak görürken bazıları hâlâ “eski Aras olsa vururdu” demekten vazgeçmiyordu ve bütün bu tartışmaların ortasında Aras ilk kez hiçbirine cevap verme ihtiyacı hissetmiyordu çünkü o gün sahada yaptığı şeyin doğru olup olmadığını tartışmıyordu artık, o kararın kendisine ne kattığını hissediyordu ve bu his, dışarıdan gelen tüm seslerden daha gerçekti.
Lina ise kulübe geri dönüp dönmeyeceğinin hâlâ netleşmediği bir süreçteydi ama bu belirsizlik onu eskisi kadar sarsmıyordu çünkü ilk kez hayatında bir şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine akışına bırakmayı öğreniyordu ve bu öğrenme sürecinde Aras’ın değişimi onun için en büyük kanıtı, bir insan gerçekten yüzleştiğinde değişebilirdi ve bu değişim, doğru kişinin yanında olduğunda kalıcı hâle gelebilirdi.
Aras o gün Lina’ya mesaj attığında cümlesi her zamanki gibi kısa değildi çünkü bu kez söylemek istediklerini saklamıyordu;
“Akşam müsait misin, seni bir yere götürmek istiyorum”
yazmıştı ve Lina mesajı okuduğunda içinden geçen ilk şey merak değil, garip bir huzurdu çünkü Aras’ın artık sürprizlerinin bile aceleci değil, düşünülmüş olduğunu hissediyordu ve bu his, geçmişteki o kontrolsüz hallerinden ne kadar uzaklaştığını gösteriyordu.
Akşam olduğunda Aras Lina’yı şehirden biraz uzak, küçük bir sahil yoluna götürdü çünkü kalabalıktan uzak olmak istiyordu, insanların bakışlarından, telefon kameralarından ve o bitmeyen yorumlardan uzak bir yerde sadece “onlar” olmak istiyordu, arabadan indiklerinde hava serindi, deniz sakin ama derindi ve gökyüzü neredeyse tamamen karanlığa bürünmüş olmasına rağmen birkaç yıldız kendini göstermeyi başarmıştı, Lina etrafına baktığında neden buraya geldiklerini sormadı çünkü bazen sorular o anın büyüsünü bozardı ve o an konuşmadan da anlaşılabilecek kadar doluydu.
Aras birkaç adım öne yürüdü, sonra durdu ve Lina’ya döndü ama bu kez gözlerinde ne kararsızlık vardı ne de korku çünkü ilk kez bu kadar netti;
“Hayatım boyunca her şeyi doğru yapmaya çalıştım ama aslında hep birilerine bir şey kanıtlamak için yaşadım,”
diye başladı ve sesi sakindi ama içi doluydu,
“sahada, evde, herkesin gözünde güçlü olmak zorundaydım ama ilk kez senin yanında güçlü olmaya çalışmadım çünkü sen bana zayıf olmanın da kötü bir şey olmadığını gösterdin.”
Lina onu dinlerken kalbinin ritmi değişmişti çünkü bu konuşma sıradan bir itiraf değildi, bu bir kapanış ve aynı zamanda bir başlangıçtı.
Aras devam etti,
“Ben hep düşmekten korktum çünkü düşersem yalnız kalacağımı sandım ama sen bana düştüğümde yanımda birinin olabileceğini gösterdin ve benim için her şeyden daha değerli”
dediğinde Lina’nın gözleri doldu ama bu gözyaşı acıdan değil, birinin onu gerçekten görmesinden kaynaklanıyordu.
Aras bir adım daha yaklaştı, cebine uzandı ama acele etmedi çünkü bu anın her saniyesini hissetmek istiyordu ve Lina onun ne yapacağını anlamıştı ama yine de kalbi hızlanıyordu çünkü bazı anlar ne kadar tahmin edilse de yaşandığında aynı etkiyi yaratır.
Aras dizinin üzerine çöktüğünde zaman gerçekten yavaşladı çünkü bu hareket sadece romantik bir jest değil, onun geçmişteki bütün korkularına karşı aldığı bir karardı ve o diz, sakatlandığı dizdi, yani en zayıf hissettiği yerdi ve şimdi o dizin üstünde hayatının en güçlü kararını veriyordu.
“Ben artık korkarak yaşamak istemiyorum,” dedi Aras, gözlerini Lina’dan ayırmadan, “ve bu hayatı seninle yaşamak istiyorum çünkü sen beni ben yapan her parçayı kabul ettin, sadece güçlü olanı değil, kırılanı da benimle evlenir misin Lina?”
Lina o an konuşamadı çünkü kalbinde biriken her şey aynı anda yüzeye çıkmıştı, korkular, mutluluk, geçmiş, gelecek… hepsi iç içeydi ama bir şey çok netti, o da bu adamın yanında kendisi olabildiğiydi ve bu his, bir ömür için yeterliydi, birkaç saniye sürdü belki ama Aras için o saniyeler sonsuz gibiydi çünkü ilk kez bir maçın sonucunu değil, hayatının sonucunu bekliyordu.
Lina sonunda nefes aldı, gözlerinden bir damla yaş süzüldü ve hafifçe gülümsedi çünkü bu cevap sadece bir “evet” değildi, bu bir kabul, bir güven ve bir başlangıçtı.
“Evet,” dedi.
O tek kelime her şeyi değiştirdi.
Aras ayağa kalktı, yüzünde o nadir görülen gerçek mutluluk vardı çünkü bu kez kazandığı şey bir kupa değil, bir hayattı.
Lina’yı kendine çektiğinde sarılışları farklıydı çünkü bu sarılma bir anlık değil, kalıcıydı ve denizin sesi arka planda devam ederken ikisi de ilk kez geleceği düşünmekten korkmuyordu.
Aras alnını Lina’nın alnına yasladı ve hafifçe gülümsedi.
“90+3’te başlayan bir hikâye bir ömür sürdürebilir mi sence?” diye fısıldadı.
Lina gözlerini kapattı.
“Biz yazarsak sürer.”
Uzatma dakikalarında başlayan aşk, artık bir ömürlük karara dönüşmüştü.
Lina’nın “evet” dediği o anın üzerinden birkaç dakika geçmişti ama zaman hâlâ olması gerektiği gibi akmıyordu çünkü bazı anlar vardır ki yaşanırken gerçek gibi hissettirmez, insan o anın içindeyken bile “bu gerçekten oluyor mu?” diye düşünür ve Lina tam olarak o duygunun içindeydi.
Aras’ın ona sarılışı hâlâ sıcaktı, yüzündeki ifade hâlâ o nadir görülen huzuru taşıyordu ve Lina ilk kez bu kadar net bir şekilde şunu hissediyordu: bu adam sadece onu sevmiyor, onunla bir hayat kurmak istiyordu.
Aras geri çekildiğinde Lina’nın yüzüne baktı, sanki hâlâ cevabın değişme ihtimali varmış gibi dikkatliydi çünkü geçmişte ne kadar güçlü görünürse görünsün, içindeki o terk edilme korkusu tamamen yok olmamıştı ve Lina bunu fark etti. Elini Aras’ın yanağına koydu ve başını hafifçe yana eğerek “Bu bir anlık karar değil” dedi, sesi sakindi ama kararlıydı, “Ben seninle bir hayatı seçtim” ve bu cümle Aras’ın içindeki o son şüpheyi de susturdu çünkü Lina sadece bir duyguyla değil, bilinçli bir seçimle onun yanındaydı.
Deniz kenarında yürümeye başladılar, konuşmaları artık daha hafifti ama her kelimenin altında yeni bir sorumluluk vardı çünkü artık sadece iki insan değillerdi, birlikte bir gelecek planlayan iki kişiydiler ve bu planın içinde sadece aşk değil, aileler, kariyerler, geçmiş ve dış dünyanın baskısı da vardı.
Aras bir süre sustuktan sonra
“Bu haber yayıldığında ortalık karışacak” dedi ve bu bir tahmin değil, kaçınılmaz bir gerçekti çünkü onların ilişkisi zaten göz önündeydi ve şimdi bu ilişki bir evlilik kararıyla daha da büyüyecekti.
Lina derin bir nefes aldı çünkü o da bunun farkındaydı ama bu kez korku yerine farklı bir şey hissediyordu, “Bırak konuşsunlar” dedi, “Biz zaten en zor kısmı geçtik” ve bu cümle aslında onların geçtiği süreci özetliyordu çünkü sakatlık, baskı, görevden uzaklaştırılma ve kamuoyu yargısı gibi şeyler bir ilişkiyi yıkabilecek kadar güçlüydü ama onlar hâlâ buradaydı ve bu, dışarıdan gelecek hiçbir şeyin kolay kolay yıkamayacağı bir temel demekti.
Gece ilerlediğinde Lina evine döndü ama kapıyı kapattığında yalnız hissetmedi çünkü artık hayatında biri vardı ve bu his evin sessizliğini bile değiştirmişti; yüzüğe baktı, parmağında hafif ama anlamı ağır bir ağırlık vardı ve o an ilk kez gerçekten düşündü. Ben evleniyorum. Bu düşünce onu korkutmadı, aksine garip bir şekilde sakinleştirdi çünkü bu karar aceleyle verilmemişti, yaşanmışlıkların üzerine kurulmuştu.
Aras ise eve döndüğünde ilk kez aynaya baktı ve kendini farklı gördü çünkü artık sadece bir futbolcu değildi, sadece bir kaptan ya da eski kaptan değildi, artık birinin hayat arkadaşı olmayı seçmiş bir adamdı ve bu rol onun için sahadaki her rolden daha büyüktü, telefonunu eline aldı, Lina’ya mesaj yazdı: “Bugün hayatımın en doğru kararını verdim” ve bu cümleyi yazarken tereddüt etmedi çünkü ilk kez bir şeyden bu kadar emindi.
Ama dış dünya onların bu sakinliğini paylaşmayacaktı.
Ertesi sabah haber sitelerinde ilk sızıntı düştü.
“Aras ve Lina evleniyor mu?”
Henüz resmi bir açıklama yoktu ama fotoğraflar, tahminler, yorumlar çoktan yayılmaya başlamıştı ve sosyal medya bir kez daha ikiye bölündü çünkü bazıları bu hikâyeyi bir masal gibi görürken bazıları hâlâ “profesyonellik” tartışmasını bırakmıyordu. Kulüp yönetimi ise bu haberi gördüğünde yeni bir krizle karşı karşıya olduklarını anladı çünkü bu artık sadece bir ilişki değil, kulübün imajını doğrudan etkileyecek bir durumdu.
Lina telefonuna düşen bildirimleri görmezden gelmeye çalıştı ama bir mesaj dikkatini çekti.
Annesinden gelmişti.
“Konuşmamız gerekiyor.”
Bu mesaj kısa ama anlamı ağırdı çünkü aileler işin içine girdiğinde mesele sadece iki kişi arasında kalmazdı ve Lina bunu biliyordu, koltuğa oturdu, derin bir nefes aldı ve ilk kez hafif bir gerginlik hissetti çünkü Aras’la her şeyi göğüsleyebilirdi ama ailesinin tepkisi bu bambaşka bir sınavdı.
Aynı anda Aras’ın telefonu da çaldı.
Arayan annesiydi.
Aras birkaç saniye ekrana baktı çünkü annesiyle olan ilişkisi hiçbir zaman kolay olmamıştı, özellikle de geçmişte yaşananlardan sonra ve şimdi bu haberle birlikte onun ne söyleyeceğini tahmin edebiliyordu ama yine de telefonu açtı.
Karşıdan gelen ilk cümle kısa ve sertti:
“Bu iş bu kadar basit değil, Aras.”
Aras gözlerini kapattı.
İşte gerçek hayat şimdi başlıyordu.
