12. bölüm · 90+3'te Sen
12.Bölüm – Sınır Çizgisi
Stadyum uğultuyla inliyordu.
Dakika 60.
Tabela kalkmış, Kerem kenara gelmiş, Aras oyuna girmek için çizgide bekliyordu.
Tribünler ayağa kalkmıştı.
Bir zamanlar o sahanın tartışmasız yıldızı olan adam, şimdi sakatlıktan dönmüş, kaptanlığı elinden alınmış, aşkı manşetlere taşınmış hâlde yeniden çime basıyordu. Tribün sol alt bloğunda, ellerini birbirine kenetlemiş biri vardı.
Lina.
Bu kez saha kenarında değil, uzakta duruyordu. Çünkü olması gereken yer orasıydı.
Ama kalbi çoktan çizgiyi geçmişti.
Aras oyuna girerken bir an başını kaldırdı. Gözleri tribünde Lina’yı buldu.
Lina’nın bakışı netti.
Kendini zorlama.
Aras’ın bakışı daha karmaşıktı.
Bunu bitirmem gerekiyor.
Hakem düdüğü çaldı.
Oyun yeniden başladı.
Aras ilk dakikalarda kontrollü oynadı.
Topu aldı, dağıttı, fazla riske girmedi.
Ama sahada olmak bile onda başka bir etki yaratıyordu. Tribün sesi, topun ayağına gelişi, rakibin baskısı.
Hepsi bir bağımlılık gibiydi.
Spikerin sesi stadyuma yayılıyordu:
“Aras geri döndü! Bütün gözler onun üzerinde!”
Lina istemsizce gerildi.
Çünkü Aras’ın en büyük savaşı rakiple değildi.
Kendi zihniyleydi.
Her top alışında kendini kanıtlamak isteyen o tanıdık dürtü yeniden yükseliyordu.
Daha hızlı ol.
Daha sert gir.
Herkese hâlâ burada olduğunu göster.
Lina onun yüzünden bunu anlayabiliyordu.
Aras sadece futbol oynamıyordu.
Kendini cezalandırıyordu.
Dakika 71.
Aras orta sahada topu aldı. Bir oyuncuyu geçti. Sonra ikinciyi.
Tribün ayağa kalktı.
Lina da.
Kalbi boğazına çıkmıştı.
“Yapma” diye fısıldadı kendi kendine.
Aras ceza sahasına yaklaştı. Topu sola açabilecek boş alan vardı. Daha güvenli olan oydu.
Ama o şut açısını denedi.
Tam o anda dizindeki yük değişti.
Yüzü bir an gerildi.
Top auta gitti.
Tribünlerden homurtu yükseldi.
Aras olduğu yerde iki saniye kadar kaldı.
Ve o iki saniye Lina’nın içini buz gibi yaptı.
Çünkü acıdan çok daha tehlikeli bir şeyi gördü onun yüzünde:
Öfke.
Kendine duyduğu öfke.
Devre arası yoktu, oyun akıyordu ama Lina yerinde duramıyordu. Telefonunu çıkardı. Aras’ın yakın arkadaşı ve takımın yardımcı kaptanı Mert’e kısa bir mesaj attı:
“Aras kendini zorluyor. Gözün üstünde olsun. Paniklemesin.”
Mert mesajı görüp başını hafifçe tribüne doğru çevirdi. Lina’yı fark etti.
Sonra sahada Aras’a yaklaştı.
Bir duran top öncesi kulağına eğildi.
“Kendini parçalama. Sakin ol.”
Aras ters ters baktı.
“İyiyim.”
“İyi değilsin. Kanıtlamaya oynuyorsun.”
Bu cümle Aras’ı vurdu.
Çünkü doğruydu.
Dakika 83.
Skor hâlâ 0-0.
Rakip takım kontra atağa çıktı. Aras bu kez savunmaya kadar geri koştu. Normalde bu kadar derine inmezdi.
Ama bugün normal değildi.
Rakip oyuncuyla mücadeleye girdi, topu aldı.
Stadyum alkışla patladı.
Aras topu Mert’e aktardı. Sonra bir an nefeslenmek için durdu.
Nefesi düzensizdi.
Dizi dayanıyordu ama zihni dağılmaya başlamıştı.
Tribünde Lina bunu gördü.
Sahadaki bedeninden önce, ruhunun yorulduğunu gördü.
Aras’ın asıl ihtiyacı “kahraman olmak” değil, “durabilmekti.”
Dakika 89.
Takım korner kazandı.
Herkes ceza sahasına doluştu.
Top kesildi, karambol oldu, ardından top Aras’ın önüne düştü.
Stadyum bir anda ayağa kalktı.
Zaman yavaşladı.
Aras önünde kalan topa baktı.
Şut çekebilirdi.
O şut onu yeniden manşet yapabilirdi.
Yeniden kahraman yapabilirdi.
Yeniden “eski Aras” diye bağırtabilirdi.
Ama bu kez başka bir şey oldu.
Aras başını kaldırdı.
Uzakta tribünde Lina’yı gördü.
Lina bağırmıyordu.
Sadece bakıyordu.
Ve o bakışta tek bir şey vardı:
Gol atmak zorunda değilsin. Sadece kendini kaybetme.
Aras topa vurmadı.
Yanındaki boş durumdaki takım arkadaşına bıraktı.
Mert sert vurdu.
Gol.
Stadyum yıkıldı.
Takım arkadaşları Mert’in üstüne koştu.
Ama Mert ilk iş parmağıyla Aras’ı işaret etti.
Çünkü o golün asıl sahibi, şut atmayan adamdı.
Aras birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Sonra hafifçe başını eğdi.
Bu bir yenilgi değildi.
Bu, ilk kez kendine karşı kazandığı bir zaferdi.
Maç bittiğinde skor 1-0’dı.
Tribünler çığlık çığlığa, kameralar sahadaydı.
Aras yavaş adımlarla tünele yöneldi.
Bu kez sekerek değil. Kontrollü, dikkatli.
Lina tribünden indi ama doğrudan yanına gitmedi. Tünelin girişine yakın karanlık koridorda bekledi.
Aras onu görünce durdu.
İkisi de birkaç saniye konuşmadı.
Sonra Lina yaklaştı.
“Gol atmadın,” dedi.
Aras yorgun bir gülümsemeyle cevap verdi.
“İlk kez atmak zorunda hissetmedim.”
Lina’nın gözleri doldu.
“İşte buna dönüş denir.”
Aras duvara yaslandı. Üzerindeki formanın sırtı ter içindeydi.
“Bir an yine eski hataya düşecektim,” dedi.
“Yine herkese bir şey kanıtlamam gerekiyormuş gibi hissettim.”
Lina başını salladı.
“Ama yapmadın.”
Aras ona baktı.
“Çünkü seni gördüm.”
Bu cümle Lina’nın bütün direncini yumuşattı.
“Ben sana sahaya dön demedim,” dedi.
“Ben sana kendine dön dedim.”
Aras usulca güldü.
“Ve sanırım ilk kez oraya yaklaştım.”
Lina elini onun koluna koydu.
“Bugün en büyük golü tabelaya değil, kafanın içindeki sese attın.”
Aras’ın yüzü yumuşadı.
Bir adım yaklaştı.
“Seni seviyorum, Lina.”
Lina gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi:
“Ben de seni seviyorum. Ama artık kendini parçalayarak değiliyileşerek sev.”
Aras başını eğip alnını Lina’nın alnına yasladı.
Koridor karanlıktı. Dışarıda tezahüratlar sürüyordu.
Ama onların arasında ilk kez sessiz bir huzur vardı.
Çünkü bu kez aşk, Aras’ı sahaya sürmemişti.
Aksine, onu kendinden korumuştu.
