5. bölüm / 6
777 GÜN5.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 5.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM725 kelime
- 2 2.BÖLÜM1.419 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.577 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.482 kelime
- 5 5.BÖLÜM2.966 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.BÖLÜM5.526 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın erken saatleri olduğunu umuyordum. Akşamki kadar şiddetli olmasada yağmur hâlâ yağmaya devam ediyordu. Huzur veren sayılı şeylerden biriydi.
Bugün buradaki;yani kendi evimdeki ilk günümdü. Nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyordum,yada ne yapmam. Annemden ses seda çıkmamıştı. Saatin kaç olduğunu bile bilmiyordum.
Yorganın altından kalkmak istemiyordum, sıcak bir ortam oluşmuştu zaten. Sadece saate bakmak için mecburen kalktım. Masanın üstündeki telefonu aldım ve hızlıca yeniden yorganın altına girdim. Soğuk değildi ama bu ortamı bozmak istemiyordum.
Telefonu açtım ve saate baktım
09:17
Daha erken olduğunu düşünmüştüm. Mesajlara girdiğimde gördüğüm şeyle doğruldum. Eğer doğru anlıyorsam bizimkiler ve Renksiz Adamın olduğu bir grup açmışlardı.
Hangi kafayla oluşmuştu bilmiyordum. Grubu açan ise Çağlardı.
Yeraltı Dünyası Beşlisi
Grup adı görülmeye değerdi. Ne yazık ki şimdiden birçok mesaj gelmişti. Ne bok yedikleri hakkında bir fikrim yoktu. Ama bilmek istiyordum.
Bu yüzden; grubun adına tıklayarak gruba girdim.
Renksiz Adam: Çağlar bu grup neden açıldı? Karıştırdın herhalde, ben yokum.
Haklıydı aslında. Bizle pek alakası yoktu. Olmasından şikayetçi değilim. Olmasa da olurdu.
Görkem:Sabah sabah ne halt yedin yine? Bu ne alaka?
Alev: Kendi adınıza konuşun. Benlik sıkıntı yok.
Alev yine şaşırtmamıştı. Görkem hakkındaki şeyleri biliyordu. Belki de bilerek bu konu hakkında birşey demiyordu. Görkemin tepkileri neyse Alevinki zıt yönündeydi. Görkem yaklaşsa bile Alev belli etmeden uzaklaşıyor gibiydi. İkiside bunun farkındaydı, öyle olmalıydı.
Çağlar:Bizi çıkaran o değil mi? Anlıyorum nefretiniz var ama mantıklı açıdan bakmanız gerekmez mi? Gerizekalılar siz sevmediyseniz ne olacak. Ben kurdum ben ekledim, mantıklı açıdan bakın.
Haklıydı. Bizi çıkarmıştı, üstelik bir zararı da yoktu. Abartılı tepkiler veriyorlardı.
Renksiz Adam: İzin belgelerini sabah gönderdim, hepsi imzalamış. Yine de ifade vermeye gittiler. Gerçek anlamda çıktınız sanırım.
Kaşlarımı çatarak ekrana bakmaya başladım, henüz annemin çıktığını bile bilmiyordum. Haber vermesi daha iyi olurdu. İyi yanına bakarsak… çıkmıştık.
Renksiz adama hem sevgi,hem nefret duygusunu beslemiştim. Bizi kurtarması sevgi duygusunu, güven vermemesi ise nefret duygusunu tetiklemişti. Nefret duygusu en çok hissettiğim şeydi. Bu sefer hissetmiyordum. Sevgiyi de tam anlamıyla hissetmiyordum. Ama bir duygu vardı; sevgi gibide, değil gibide. Tanımlayamamıştım.
Vera: Kurtardığın için birşey isteyecek misin?
Bunu merak etmiştim. Genelde bu tip işlerde karşılıksız şeyler olmazdı. Ne diyecek veya yapacaktı pek kestiremiyordum.
Renksiz Adam: Yeri gelince hepinizden yada birinizden isterim. Dağılmamaya dikkat edin.
Sonra ise herkes çevrimdışı olmuştu. Ne demek istiyordu? Dağılmaya meyilli insanlar değildik. Bir arada kalmakda zor geliyordu. Ne isteyecekti peki?...
Sonra düşünülmesi gereken konular…
Birşeyi merak edip Çağlara yazdım
Vera: Çağlar şu renksiz adamın adı ne?
Gecikmeden cevap geldi
Çağlar: Alpay
Demek Alpay…
Hâlâ Renksiz Adam diye kayıtlıydı. Değiştirmeyi düşünmüyordum. Böyle kalmalı gibi hissediyordum.
🌙
Yarım saat geçmişti ve sonunda annem gelmişti. O gelene kadar televizyon izleyip telefona bakmaktan başka birşey yapmamıştım. Kapıyı açıp mutfağa girmişti, herhangi bir şey söylememişti.
Sabırsız bir şekilde kalkıp yanına gittim. “Ne yaptınız?” diye sordum. Malzeme çıkartıp yemek yapıyordu. “Orada olmasada psikolojik destek almaya devam edeceksiniz. Zor oldu ama çıktınız.” Yüzümde bir tebessüm ve iğrenme belirdi. Tebessüm çıktığım için, iğrenti ise hâlâ psikolojik destek alacağım içindi.
“Sağol yine de anne.” sinirli bir bakış attı. Neden böyle dediğimi anlıyordu.
Daha fazla uzatmadan yeniden odama çıktım.
Bugün odada geçecek gibi görünüyordu. Yatağa oturdum ve yeniden telefonu elime aldım. Gruba mesajlar gelmişti. Neler olduğuna bakmak için grubun adına tıkladım ve gelen mesajları okumaya başladım.
Çağlar: Herkese aynı haber geldi herhalde.
Görkem: Çıkmamızın ve çıkmış olsakta hâlâ destek almaya devam edeceğimiz haberimi?
Anladığım kadarıyla herkese aynı haber gelmişti.
Alev: Oralarda erkeklerde varmış. Ben her gün giderim…
Alevin klasik davranışları sinir bozucuydu. Ama alışmıştık. Görkem hariç…
Görkem: Sabit fikirli olmaya ne dersin?
Alev: Hayır derim.
Bunun Görkemi üzdüğü belliydi. Alev ise hiçbir şekilde ona göre biri değildi. Alev kendince çok erkek bulurdu ama Görkem sadece tek bir kişiyi bulurdu.
Yarım kalacak masal karakteri gibilerdi…
Renksiz Adam: Ne diim. Hayırlı olsun.
Çağlar: Öyle hayırlı olsun demekle olmaz ki Alpay’cım. Bi buluşma lazım.
Ne? Anladığım kadarıyla dün Renksiz Adamı tehdit eden Çağlar, bugün onun için kavgaya girecek hâle gelmişti. Zaten zararlı biri değildi,bir sıkıntısı yoktu şuana kadar. Fakat 40 yıllık arkadaş gibi davranmasını garipsemiştim.
Renksiz Adam: Yarın saat 17:00?
Çağlar: Olur. Konum nere?
Renksiz Adam: Bizim ev. Konum atarım hepiniz gelirsiniz.
Bir garipseme de burdan yaşamıştım. 40 yıllık arkadaş gibilerdi. Görkeme bile bu kadar yakın davranmamıştı. Yetmiyormuş gibi onun yanına gidecektik. Benlik sıkıntı yoktu.
Vera: Yemek var mı?
Düşündüğüm şey yemekti. Yemek yemeden insan düzgün bir yaşam süremezdi ki. Yemek yemekten kaçan insanları hiç anlayamamışımdır.
Renksiz Adam: Var.
Kesinlikle gidiyordum.
Telefonu kapattım ve aşağı indim. Bugün dışarı çıkmak istiyordum. Hafif yağmurlu bir günde yürümek eğlenceli olacaktı. Üstüme kalın olmayan ama sıcak tutan pamuklu siyah bir hırka aldım. “Nereye?” aniden gelen sesle irkildim. Arkaya baktığımda annem sorgulayıcı bakışlar atıyordu. “Dışarı.”
Sadece kafasını salladı ve geri mutfağa döndü. Ben ise ayakkabılarımı giyerek dışarı çıktım.
Hava o kadar soğuk değildi. Güneş açacak gibiydi hatta. Düz bir şekilde yolda yürüyordum. Aslında yürüyüş bir bahaneydi. Çağların yanına gidiyordum.
Vera: Çağların yanına gidiyorum.
Anneme bu mesajı atmıştım. O ise onaylayan bir mesaj atıp bırakmıştım
🌙
Yarım Saat Sonra
Sonunda evin kapısına gelebilmiştim. Taksi ile gelmek için param yoktu…
Kapıya birkaç kez vurdum ve açılmasını bekledim. Kapıyı Çağla açmıştı. Tatlı tatlı bakıp sarıldı. Aynı şekilde bende sarıldım. Birkaç saniye sonra ayrıldık. “Çağlar nerde?” ortalıkta yoktu. Eve girmiştim. “Uyandı bi ara ama yeniden uyudu.” anladım dercesine kafamı salladım. Sonra ise içeri geçti.
Genel olarak ne yaptığıma pek karışmazlardı. Kendi evimde gibiydim. Çağların odasına doğru ilerledim, kapıyı sessiz bir şekilde açarak içeri girdim. Dağınık bir pozisyonda uyuyordu.
“Çağlar kalk lan!” aynı zamanda uyanması için sarsıyordum. “Lan bi git uykum var!” diye mırıldandı. Uyuması için bıraktım. Günlerce uyusa bile haklı bir sebebi vardı.
Odadan çıktım ve Çağla’nın yanına gidip oturdum. Annesi evde değildi,yada uyuyordu.
Rahat bir pozisyon aldım ve ne alakaysa renksiz adama yazdım
Vera: Neden belinde silah olmasına rağmen öyle davrandın?
Gecikmeden cevap geldi;
Renksiz Adam: Silahta mermi olduğunu kim söyledi?
Rahat pozisyonum artık rahat değildi. Demek o yüzden öyle davrandı…
Salakça ve zekice.
17 dakika sonra
Çağlar salona giriş yapmıştı. Saçları dağınıktı. Zaten genelde taramazdı. “Yemek bul bana Çağlar!”. Annem yemek vermediği için mecburen burada yiyeceketim. “Git dolaptan ye.” tamam anlamında kafamı sallayıp koşarak mutfağa gittim. Dolabın kapağını açtım ve elime gelen çoğu şeyi yemeye başladım.
Az da olsa doyduğumda dolabın kapağını kapattım. Yeniden salona geçtiğimde ikiside boş boş telefona bakıyordu. Çağların yanına oturdum ve aynı boşlukta durduk.
“Ben dışarı annemin yanına gidiyorum. İyi günler size!”. Çağla kalkarak önce odasına gidip çantasını aldı. Sonra ise üzerine bir hırka geçirip dışarı çıktı.
“Çağlar, Alpay’a karşı niye bu kadar samimi davrandığını sorabilir miyim?”
Yakın olmasına birşey demiyordum,ama kolay kolay samimi olan biri değildi.
“Böyle olması gerek gibi hissettim. İçimdeki hayırlı ses öyle dedi yada.” içindeki hayırlı ses söylese ölecekti.
“Çağlar sana gerizekalı demekten yoruldum.” küçük bir gülümseme ile göz kırptı.
“Annen ne tepki verdi?” daha ciddi bir şekilde soruyordu. Elimi boşver dercesine salladım. Buna aldırmayıp ısrarcı bakışlarını sürdürdü.
“Ben izin verdim mi gerizekalı,yada soğuk bakışlar işte.” diye kestirip attım. Tiksinircesine baktı.
“Anneni de hiç sevmem zaten” çoğu annemi sevmezdi zaten.
“Deme öyle. Ara sıra kötü şeyler yapsada değer verdiğim biri.” herşeye rağmen o benim annemdi.
“Harbiden gerizekalısın!”. Kendi açısından öyleydi. Ama benim açımdan düşünmeliydi,tabi o biraz zordu.
“Bence onun yanında kalma,” annemden bahsediyordu. Kafamı ona çevirdim. “Neden?”; bana zarar vereceğini mi düşünüyordu?
“Sevmiyorum işte,yeterli bence. ”
İkimizin annesi arasında büyük bir fark vardı. Bu yüzden annem ona garip geliyordu, sevmiyordu.
“Ee yarın ne olacak?” diye sordum. Yarın renksiz adamın evine gidecektik.
“Gidip geleceğiz işte.” gitmeye meraklı olduğu için yarını bekleyemiyordu. Sürekli uyumaya çalışıyordu.
“Ben gidiyorum,sen yarına kadar uyu.” diyerek ayağa kalktım, kapının önünde durup açacağım sırada “Nereye?” diye sordu. “Görkem’in yanına.”
Kapıyı kapattım ve gitmem gereken bir diğer yere doğru gitmeye başladım.
🌙
Birkaç Saat Sonra
Biraz daha gezmiştim. Bu sürede hava kararmaya yaklaşmıştı. Tam kararmasada yakındı. Yine yürüyerek gelmiştim.
Buraya gelmek insan zihnini açıyor gibiydi. Görkem’in evine gelmiştim. Fazla sayıda güvenlik vardı, nasıl oraya bırakmışlardı peki? Bende anlamıyordum. Bu kadar insan varken nasıl orada 2 yıl boyunca kalmıştı?.
Güvenlikler önceden tanıdığı için kapıyı açarak geçmeme izin verdi. Arka bahçesinde olan ama genelde kullanılmayan havuz vardı. Burada ise sakin ortamlı bir kamelya. Büyük bir evdi, geniş ve büyük. Beyaz ve mavi renkler tercih edilmişti.
Daha fazla etrafa bakmadan arka bahçeye geçtim. Çünkü Görkem her zaman orada olurdu. Oraya kimse gelmezdi genelde,koruma olursada başka bir yere gönderirdi. Sakinlik severdi,belkide özlemişti bu ortamı.
Tahmin ettiğim gibi oturuyordu, buradaydı. Daha kapalı ve karamsar bir ortamı olan taraftaydı.
Onu zengin, umursamaz,kolaya kaçan biri olarak defalarca tanımlamıştık. Evet,sadece ben değildim. Diğerleri de genel olarak böyle tanımlardı. Ama onun böyle olmadığını hepimiz biliyorduk. Umutsuz olduğu için sürekli bunları söylerdik. Sonrası ise umrumuzda olmazdı. Belki de üzülüyordu.
Bilmiyordum…
Yanına doğru yaklaştım, henüz geldiğimi farketmemişti. Dağınık duruyordu,her anlamda. O grup hariç hiçbir iletişime geçmemiştik. Grupta da geçmiyorduk aslında.
Yanına oturmamla birlikte anca farkedebilmişti. Biraz irkilsede aynı şekilde oturmaya devam etti. Elinde duran bir kağıtla oynuyordu.
“Bende sizin gibi çoğu duyguyu hissetmek istemezdim aslında,” böylemi düşünüyordu?
Baskın olmayan bir üzülme ile yutkundum.
“Az olsada bizde hissediyoruz.” Çağlar ile kendimi kastediyordum. İkisi soğuk durup psikopata bağlayabilirdi. Ama duyguları vardı. Bizimki ise yok denecek kadar azdı. Neden böyle dediğini sanırım biliyordum. Konu yine Alev’di.
“Çok hissetmiyorsunuz işte, boşver…” kafasını omzuma yasladı “daha iyi.”
Üzmeyi başarabilmişti. Burukça gülümsedim. Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Sanırım oradan çıkınca her duygu geri geliyordu, yada gelmeye başlıyordu. O ise başarılı bir şekilde üzmüştü.
“Başkasını sevmeyi denesen?” belki yapabilir diye sordum.
Alaycı bir gülüşle konuşuyordu
“Sevince anlarsın.” bunun olacağını düşünüyordu. Bilmiyordum,belki severdim.
Görkem kararlıydı,Alev ise öylesine yaşıyordu. Bu ise işin olumsuz olduğunu söylüyordu adeta. Gerçekten umursamazdı,sevmek zorunda değildi;ama bazen bunu Görkem’a batırmak için yapıyormuş gibi geliyordu.
“ Çağlar’ın Alpay’a daha yakın davranması da üzmedi değil.” tabi ya. Buda vardı,haklıydı, üç günlük birini kaç yıllık arkadaşına tercih etmesi zorlardı.
“Çağlar bu, kime ısınıp soğuyacağı belli değil ki…” aynı şekilde duruyordu. Boş bir şekilde bakıyordu. Farkında değildi ama onuda önemsiyordum.
Yada yeni önemsemeye başlamıştım.
Çaresiz gibi durması can sıkıyor ve yakıyordu.
Hava kararmıştı, Görkem ise uyumuştu. Uykusunun bölünmesini istemiyordum. Ama gitmem lazımdı. Yumuşak bir koltukta oturuyordu, kenardaki yorgana benzeyen şeyi aldım. Kafasını yavaşça bırakarak üstünü örttüm. Hava soğuk olsada burası ılık gibiydi. Yinede üstünü örttüm.
Kimseye görünmeden çıktım ve gittiğimin mesajını Görkem’e attım. Bu sefer taksiyle gittim.
Kafamı cama yaslayıp söylediklerini düşünüyordum.
…
Eve geldiğimde kapıyı açarak içeri girdim. Hırkamı çıkardım ve anneme baktım. Yine televizyona bakıyordu. Geldiğimi gördüğü hâlde hiçbirşey söylemedi. Bende birşey demedim. Mecburen yine odama gittim ve uyumaya hazırlandım.
Yarını bekleyecektik.
🌙
Bu sabah düne göre daha geç kalkmıştım. Bu sefer ilk yaptığım şey yemek yemek olmuştu.
Annem ise benimle çok az konuşuyordu. Bu durum hiç hoşuma gitmesede mecburen katlanacaktım.
Yine dışarı çıkmıştım,bu aralar dışarı çıkma isteği geliyordu. Bu seferde Alev’in yanına gidecektim;tabi bulabilirsem. Onun evi daha yakın olduğu için kısa bir sürede gelmiştim.
Aslında beni o çağırmıştı,bu yüzden burada olması iyi olurdu.
Gözüm bu iki günde büyük evler görüyordu. Görmem bence iyi birşeydi.
Alev: Kimse yok, kapıya vur yeter.
Gelen mesajla birlikte kapının önüne gidip kapıya vurdum. Birkaç saniye içinde açıldı. Gayet mutlu bir şekilde bakıyordu. Ardında bıraktığından pek haberi varmış gibi durmuyordu.
“Gel bakalım?” aniden içeri çekince kafamı kapının kenarına vurdum ve acıyla inledim. “Pardon canım.”
Önemli değil anlamında kafamı salladım. İçeri geçip koltuklara karşılıklı bir şekilde oturduk. Yemek yemeyi sevdiğim için masaya birkaç şey koymuştu. Fazla gecikmeden yavaş bir şekilde yemeye başladım.
“Görkem ile ilgili konuşmak için çağırdım seni aslında…” yemek yemeyi durdurup ona baktım. Duygulu bir şekilde bakmıyordu. Sadece bakıyordu. Ben ise boş bir şekilde bakıyordum, Görkem’e ise üzülüyordum. O bilmiyor muydu peki onu?
“Ne söyleyeceksin peki?” merak ediyordum bunu. Soğuk bir şekilde davranıyordum. Bu konuda ikisinede birşey deme hakkım var mıydı bilmiyordum.
“Biliyorsunuz o bana,ben başkalarına,” biliyorduk tabiki. Bunu söylerken hiçbir tepki vermemesi ise başka birşeydi. Daha rahat bir pozisyon aldı; anlatmaya devam ediyordu.
“Onunla en iyi anlaşan yada en yakın sensin. Bu yüzden bunları sana söylemem daha doğru olur diye düşündüm. Ben bu son 2 yıldan sonra burada kalmak istemiyorum.”
Umarım düşündüğüm şeyi yapmazdı. Toparlama şansımız yoktu,daha buradayken dağınıkken gidince ne yapardı? Bizi düşünmüyordu;biz bir türlü alışırdık. Bunu biliyordu, peki Görkem? Hiç mi önemsemiyordu.
Galiba önemsemiyordu.
“Evet,gitmeyi düşünüyorum. Şuan olmasada yakın bir zamanda gitmeyi planlıyorum. O zamana kadar Görkem ile iletişime geçmek istemiyorum. Gideceğim yeride söylemek istemiyorum; seninle telefonla konuşuruz. Diğerleri ise… bilmiyorum. Akşamki buluşmayada gelmek istemiyorum,evet sırf o var diye.”
Gözlerimin yine dolduğunu hissediyordum. Nasıl bu kadar kolay söylüyordu ki, arkada bıraktığını hiç mi düşünmüyordu. Biri görmek için; diğeri görmemek için herşeyi yapardı. Bunu söylememi istiyordu, kolay mı sanıyordu.
Daha fazla birşey söylemeden ayağa kalktım ve kapıya doğru ilerlemeye başladım. “Vera, söylemeyi unutma. Akşam yokum bunuda unutma.”
Hâlâ tek derdi buydu. Bu sefer birkaç damla gözyaşı akmıştı, hissediyordum. Ben gidip nasıl söyleyecektim.
Kapıyı açtım ve dışarı çıktım. Eve girecektim. Bugün mecburen söyleyecektim.
Ne kadar yıkılacağını bilsemde…
…
16.30
Gitmek için hazırdım. Büyük bir çaba sarf edip siyah kazak ve siyah eşofman giymiştim. Aklıma başka birşey gelmemişti. Bu sefer saçlarımı taramıştım.
Dışarıda bir bankta oturmuş; Çağlar’la Görkem’in gelmesini bekliyordum. Yaklaşık 7 dakikadır. Hava bu sefer akşam üzeri sayıldığı için bulutlu, ama sıcaktı.
Etrafa bakarken nihayet geldiklerini gördüm. Çağlar mutluluktan uçmak üzereyken Görkem normal ve üzgün bir suratla yaklaşıyordu. Ayağa kalktım ve onlarla birlikte gitmeye başladık.
“Alev yokmuş, yani gelmiyormuş.” birşey demedi. “Peki…” diye mırıldandı.
“Görkem şöyle durmayı bırak kardeşim, anlıyor musun.” Çağlar yine homurdanıyordu. “Anlıyorum ve anlamıyorumum,diyelim.” birbirine ters bakışlar atıyorlardı.
Yine
…
Konuma geldiğimizde yine büyük ve korumalı bir ev gördüm. Ama burası griydi,yada renksiz.
Çağlar en önde ilerleyerek korumaların arasından geçti. Galiba geleceğimizi biliyorlardı,bu yüzden birşey demediler ve geçirdiler. Kapıya ise Görkem vurdu. Çağlar ile ben kapının sağında ve solunda, Görkem ise ortadaydı.
Kapıyı tatlı olduğunu düşündüğüm bir kız açmıştı. Üzerinde önlük olmasada bir çalışan olduğu anlaşılıyordu. Karşılıklı gülümseyerek içeri geçmemiz anlamında kapıyı biraz daha açtı.
Sırayla içeri girdik. İçi de dıştan görüldüğü kadar büyüktü. Yine gri tonları vardı. Sade bir yapısı vardı.
“Hoşgeldiniz?” ben etrafı incelerken çoktan Renksiz Adam gelmişti. Çağlar ise beklemediğimiz birşey yaparak “Hoşbulduk!” diyerek Alpay’a sarıldı. Alpay şaşkın bir şekilde bize bakarken bilmiyorum dercesine dudak büzdüm.
Gerçekten bilmiyordum
Alpay da ayıp olmasın der gibi sarıldığında ayrıldılar. Çağlar içeri geçerken Alpay elini uzatarak Görkem’e baktı. Beklemediğim bir şekilde Görkem küçük bir tebessümle elini sıktı ve oda içeri doğru ilerledi.
Sıra bana geldiğinde bu sefer ben elimi uzattım. Gecikmeden tuttu ve selamlaştık. Sanırım ilk defa temasta bulunuyoruk. Güzel birşeydi,zarar gelmezdi.
“Ev neden gri?” bunu merak etmiştim ve sorma gereği hissettim. “Gri değildi aslında… Sen renksiz adam deyince böyle bir yere dönüştü.”
Bunuda beklemiyordum. Beklemediğim şeyler oluyordu ve bu daha değişik gelmişti; tanımadığı biri için gri yapmak?
Mantıklı ve mantıksızca
“Geç bakalım” düşüncelerden çıkıp içeri doğru yürümeye başladım. Çağlar kendi evinde gibi rahat bir şekilde oturuyordu.
Burası ise koyu gri ile dolu bir yerdi, sanırım her yer griydi. Herkes oturduğunda bir sessizlik vardı. “Sizin diğeriniz nerde?” Alev’den bahsediyordu. Görkem’in bakışları bana doğru kaydı;neden gelmediğini merak ediyordu. “Gelmeyecekmiş,” diye geçiştirdim.
Nedenini sormadı, peki anlamında kafasını salladı. “Burada başka insanlarda mevcut mu?” bir kızla oturup konuşmak isterdim. Şuan bu ortam sıkıcı gelmişti. “Şu kapıyı açan kız mesela…Nerde?” Çağlar’ın o kızı sorması ilginçti. İnşallah düşündüğüm şey değildir.
“Niye lan, sevdin mi kızı?” Görkem aklımdan geçeni sormuştu, nasıl bir cevap alacağımızı merak ediyordum. Hepimizin bakışları Çağlar’a çevrilmişti.
Hepimize masumca tek tek bakarak “Kız tatlı görünüyordu sadece. Öneride bulundum.” herkesi tanıyor gibi öneride mi bulunmuştu?
“Öneride bulunman biraz saçma oldu sanki” diye mırıldandım. Başka bişey demedi ama gıcıkça bakışlar atıyordu.
“Yemek yiyelim o zaman sonra konuşuruz,” Renksiz Adam söylediği anda masaya doğru uçarcasına gittim. Nazik sayılan bir şekilde sandalyeyi çektim ve oturdum. Yemekler zaten hazır olduğu için diğerlerini beklemeden yemeye başladım.
İlk birkaç çataldan sonra kafamı kaldırdım ve masanın etrafına baktım. Diğer ikisi nazik bir şekilde yemeğini yiyordu,benim davranışlarım onlara ne kadar normal gelsede Alpay’a bir o kadar değişik gelmişti. Değişik bir şekilde bakıyordu. Masum bir gülümseme sunup yemeye devam ettim.
🌜
Yaklaşık Yarım Saat Sonra
Yemeğimizi yemiş ve dışarıda oturuyorduk. O kızda bu sefer yanımızda oturuyordu, utangaç davranması ise konuşmasını engelliyordu.
“Ee boş boş duralım mı?” Görkem uykulu bir şekilde soru soruyordu. “Durmayalım,” Renksiz Adam masada duran küçük kağıtları eline aldı, sanırım kelime oyunu oynayacaktık.
“6. Bulalım bence.” burada illaki biri vardı. 3 kişili oynamak daha mantıklı geliyordu.
“Yarışmalı değil ama, öylesine kim kime anlatırsa.” Çağlar bu oyunda kötü olduğu için böyle bir öneride bulundu. İtiraz etmeden tamam dercesine kafamızı salladık. Alpay eliyle bir işaret yaparak korumalardan birini çağırdı. Yine de 3 kişili oluyorduk, mantıklı gibiydi.
“Ben başlıyorum!” Görkem eline gelen ilk kağıtta ki kelimeye baktı, kafasını kaldırıp bize baktı; hangimiz bilebilirdik diye düşünüyordu. Alpay’ döndü “Biz ne zaman karşılaştık?” nasıl bir mantık çıkaracaktı? Merak ediyordum. Renksiz Adam bilmiyorum dercesine baktı.
Hatırladığım kadarıyla ben cevap verdim; “Cumartesi günü?” o gün karşılaşmıştık, başka bir şey hatırlamıyordum. “Doğru!” sanırım hepimiz cumartesi olduğunu biliyorduk. Anlatışı ne kadar mantsız olsada anlamıştık.
“Al!” kağıtları bana uzattığında herhangi birini çektim.
Kıvılcım.
Kelime buydu.
Herkese baktım ve hepsine sormuş anlamında bulundum. “Ateş yandı; yavaş yavaş ne çıkar?” sanırım böyle anlatmalıydım.
“Kıvılcım?” bu seferde Görkem bilmişti. Kafamı salladım ve kağıtları Renksiz Adama verdim.
…
Geri kalanlar ya anlatamamıştı, yada biz anlayamamıştık. Kalan zaman boş, yavaş ve sıkıcı bir şekilde geçmişti.
“Sen şu kızıla takdın kafayı, unut dedik ya sana kardeşim!” Çağlar bıkmışça bakıyordu. “Unuturum.” Görkem böyle diyordu ama ne olacağı belliydi.
“Kız Allah bilir ne zaman başka ülkeye gidecek. Bizimkine bak! Görüşmek bile istemiyo kız haberi yok!”
O bunları nerden biliyordu? Bu kadar sert konuşması normal değildi. Delici bakışlarla Çağlar’a bakıyordum. O ise alaycı bir gülümseme sunuyordu. Bu kadar mı değişmişti? Bu sefer gerçek anlamda üzülme duygusunu hissettim.
Kırıcıydı
Görkem’e baktığımda sadece bakıyordu. Çağlar daha fazla uzatmadan kalkıp gitti. Özür bile dilemeden.
Alpay olanları az çok anlıyordu. Oda üzülmüş gibi bakıyordu. Görkem’in yanına oturdu ve sırtını sıvazladı; başka birşey diyemiyordu.
Görkem’in yanında yıllardır tanıdığı arkadaşı olması gerekirken, neredeyse tanımadığı biri vardı.
O mu değişti?
Kafasını eğerek gözlerini sildi. Ayağa kalktı ve “Sana iyi geceler. Sağol diğer şeyler için!” diyerek bizi dinlemeden gitti.
Renksiz Adama baktım ayrılmayın demişti. Sanırım haklıydı. Ben ise bu gece eve gitmek istemiyordum. Cesaretimi topladım ve Alpay’a döndüm.
“Bu gece burada kalabilir miyim?”
Cevabı umarım olumlu olurdu. Görkem’in yanında olmalıydım, biliyordum. Ama yalnız bırakmamız için herşeyi yapardı.
Herkes dağılıyordu sanki…
Bölüm etkileşimi
