10. bölüm · 30’A ÇEYREK KALA

9.BÖLÜM: SADECE 1 YIL

Luna. 123

EMRE ÖZBEĞEN'DEN
Sabahın erken saatleriydi. Kapının, tabiri caizse alacaklı bir şekilde vurulmasıyla uyandım. Kapıyı açtığımda, 40 yıl düşünsem zerre aklıma gelmeyecek bir sima gördüm. Dedem Erdal Özbeğen'in avukatlarından biri olan Gökhan Eldemir; takım elbisesi ve güneş gözlüğüyle karşımdaydı. Soğuk sesiyle sınırlarını koruyarak, "Efendim, dedeniz çiftliğinde sizi bekliyor," dedi.
Evet, benim bir dedem vardı. Lise mezuniyetinden sonra varlığını öğrendiğim dedem... Babamla dedemin arasında, ben doğmadan önce bir soğukluk hasıl olmuş. Bu soğukluğun sebebi annemmiş. Annem, dedemin evinde yaşayan bir hizmetçi hanımefendinin kızıymış. Annesini ziyarete geldiği zamanlarda babam onu görürmüş. Birbirlerine duydukları hoşlantı, yavaş yavaş karşılıklı bir aşka dönüşmüş. Bu durumu dedeme açtıkları zaman kesin bir ret cevabı almışlar. Bu konuşmanın ardından babam, hukuk bölümünün son senesinde olduğu için hızla okulunu bitirmiş ve annemle kaçıp evlenmişler. Evlendikten sonra dedemle asla görüşmemişler.
Annemle babam mütevazı bir hayat sürmeye başlamış fakat lisenin son döneminde dedemin hasta olduğu haberi gelmiş. Çalışanları aracılığıyla babama ulaşmışlar ve az da olsa görüşmeye başlamışlar. Bu gerçeğin bana bir şok yaşatıp okulumu etkilememesi için, durumu söylemek üzere okulumun bitmesini beklemişler. Duyduğum zaman bu bende çok büyük bir şok yaratmıştı; çünkü doğdum doğalı dedemi ölü biliyordum.
O yüzden teklifi reddetmemiştim. Gökhan'ın, şu anda o her neredeyse beni oraya götürmesine izin vermiştim. Arabaya binip yol almıştık. Şehrin dışına çıkıp toprak bir yola geçmiştik. Toprak yolda geçen kısa bir yolculuğun ardından görüş kadrajıma büyük bir koru ve çiftlik girdi. Demek Özbeğen çiftliğinde yaşamaya başlamıştı.
Bahçeye uygun koltuk takımları vardı; bahçesindeki berjerde oturuyordu. Oraya doğru yürüdüm. Beni gördüğünde soğuk bir tavırla, "Hoş geldin evlat," dedi ve karşısını işaret etti: "Geç, otur."
"Hoş geldin," dedi ardından ve bizi o klasik muhabbetin içine sürükledi: "Hayat nasıl geçiyor evlat?"
Bıkkın bir nefes verdim. "Bu girizgah muhabbetini geçsek olmaz mı? Beni buraya neden çağırdın, onu söyle. Öylesine çağırmayacağını ikimiz de biliyoruz. Çünkü ikimizin de birbirimizin sevgisinden öldüğümüz söylenemez, değil mi?" dedim çekinmeden.
"Öyle olsun," dedi. Seyrek beyaz saçları, toplu vücudu, eski moda takım elbisesi ve yuvarlak numaralı gözlükleri ile tam olarak gaddar Yeşilçam iş adamlarına benziyordu. Biraz uzakta, tahminimce bizim konuşmamızın buraya ulaşacağını bilen ve bunu bekleyen Gökhan'a küçük bir el hareketi yaptı. Gökhan yanımıza geldi; önüme bir dosya ve dolma kalem bıraktı. Bunun ne olduğunu anlamak adına karşımdaki yaşlı adama baktım. Bana dosyayı göstererek, "Aç," dedi. Açtığımda karşıma çıkan sözleşmeyi inanın ben de beklemiyordum. Başlığı beni şoka sokmuştu:
ÖZBEĞEN AİLESİ EVLİLİK VE MİRAS ŞARTLARINA İLİŞKİN TAAHHÜTNAME
Devamında gelen maddeler ise şunlardı:
İşbu Evlilik ve Miras Şartlarına İlişkin Taahhütname, miras bırakan Erdal Özbeğen (bundan sonra "Miras Bırakan" olarak anılacaktır) ile mirasçı Emre Özbeğen (bundan sonra "Mirasçı" olarak anılacaktır) arasında aşağıda belirtilen hüküm ve şartlar çerçevesinde düzenlenmiştir.
• Madde 1 – Evlilik Şartı: Mirasçı Emre Özbeğen, Miras Bırakan tarafından aile yapısına, örf ve adetlere, Özbeğen Ailesi'nin değerlerine ve aile itibarına uygun görülen bir gelin adayı ile evlilik akdini gerçekleştirmeyi kabul ve taahhüt eder.
• Madde 2 – Mevcut İlişkinin Bildirilmesi: Mirasçının hâlihazırda evlenmeyi düşündüğü veya duygusal birliktelik yaşadığı bir kişi bulunması hâlinde, söz konusu kişi Miras Bırakan'ın uygun göreceği tarih, saat ve yerde kendisiyle tanıştırılacaktır. Miras Bırakan'ın yapacağı değerlendirme neticesinde gelin adayının aile yapısına, kişiliğine veya Özbeğen Ailesi'nin değerlerine uygun görülmemesi hâlinde Mirasçı, söz konusu kişi ile evlilik gerçekleştirmemeyi kabul ve taahhüt eder.
• Madde 3 – Evliliğin Devamı: Gerçekleştirilecek evlilik, kesintisiz olarak en az bir (1) yıl süreyle devam ettirilecektir. Mirasçının haklı ve hukuken geçerli bir sebep bulunmaksızın bu süre dolmadan evliliği sona erdirmesi veya fiilen evlilik birliğini terk etmesi hâlinde, işbu Taahhütname kapsamında kendisine bırakılması öngörülen miras haklarından yararlanamayacağı kabul edilmiştir.
• Madde 4 – Ailelerin Tanışması: Miras Bırakan, gelin adayı ile tanışmasını müteakip en geç bir (1) hafta içerisinde, uygun göreceği tarih ve yerde gelin adayının ailesiyle tanışacaktır.
• Madde 5 – Soyun Devamına İlişkin Şart: Mirasçı ile gelin adayının evlilik tarihinden itibaren beş (5) yıl içerisinde Özbeğen soyunun devamını sağlayacak en az bir çocuk sahibi olmaları beklenmektedir. Miras Bırakan'ın söz konusu süre içerisinde vefat etmiş olması, işbu maddenin uygulanmasına engel teşkil etmeyecek olup, şart miras hükümleri bakımından geçerliliğini koruyacaktır.
• Madde 6 – Ortak İkamet Yükümlülüğü: Mirasçı Emre Özbeğen, evliliğin kurulmasını müteakip ve evlilik birliği devam ettiği süre boyunca Miras Bırakan Erdal Özbeğen'in ikamet ettiği konutta birlikte yaşamayı kabul ve taahhüt eder. Mücbir sebep, sağlık, eğitim veya Miras Bırakan'ın yazılı onayı ile gerçekleşen zorunlu hâller dışında bu yükümlülüğün ihlali, işbu Taahhütname'nin ihlali olarak değerlendirilir.
• Madde 7 – Soyadı Kullanımına İlişkin Hüküm: Mirasçı ile evlilik gerçekleştirecek gelin adayı; a) Kendi kızlık soyadı ile birlikte Özbeğen soyadını kullanmayı veya b) Yalnızca Özbeğen soyadını kullanmayı kabul ve taahhüt eder. İşbu hüküm, yürürlükte bulunan mevzuatın izin verdiği ölçüde uygulanacaktır.
• Madde 8 – Gizlilik Yükümlülüğü: Mirasçı ile gelin adayı; Özbeğen Ailesi'ne, aile bireylerine, aile şirketlerine, ticari faaliyetlere, mali durumlara, iş ortaklarına ve işbu Taahhütname'nin içeriğine ilişkin öğrendikleri her türlü bilgi, belge, veri ve ticari sırrı, yurt içinde veya yurt dışında bulunan hiçbir gerçek ya da tüzel kişi, kurum veya kuruluşla paylaşamaz, açıklayamaz ve ifşa edemez. Taraflar, söz konusu bilgi ve belgeleri yalnızca kanunen zorunlu hâller ile Miras Bırakan'ın yazılı izni bulunması durumunda açıklayabileceklerini kabul ve taahhüt ederler. İşbu gizlilik yükümlülüğü, Taahhütname'nin herhangi bir nedenle sona ermesi veya Miras Bırakan'ın vefatı hâlinde dahi süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.
• Madde 9 – Aile Şirketinde Görev Alma Yükümlülüğü: İşbu Taahhütname yürürlükte bulunduğu süre boyunca Mirasçı Emre Özbeğen, Miras Bırakan Erdal Özbeğen tarafından belirlenecek gün ve saatlerde Özbeğen Tekstil Grubu bünyesinde görev almak, kendisine tevdi edilen görevleri yerine getirmek ve şirket faaliyetlerine aktif olarak katılmakla yükümlüdür. Haklı bir mazeret bulunmaksızın bu yükümlülüğün ihlali, işbu Taahhütname'nin ihlali olarak değerlendirilir.
• Madde 10 – Taahhütnamenin Süresi: İşbu Taahhütname taraflarca imzalandığı tarihte yürürlüğe girer. Taahhütname, Miras Bırakan Erdal Özbeğen'in sağ olduğu süre boyunca ve vefatından sonra miras paylaşımı kesinleşinceye kadar yürürlükte kalacaktır. İşbu Taahhütname'de yer alan gizlilik hükümleri ile niteliği gereği ölümden sonra uygulanması öngörülen hükümler, sözleşmenin diğer hükümlerinden bağımsız olarak geçerliliğini koruyacaktır.
• Madde 11 – İhlal Hükmü: Mirasçının işbu Taahhütname'de belirtilen yükümlülüklerden herhangi birini haklı ve geçerli bir sebep olmaksızın ihlal etmesi hâlinde, Miras Bırakan, mirasçı lehine öngörülmüş malvarlığı devrini, miras payını veya diğer tasarruflarını kısmen ya da tamamen kaldırma hakkını saklı tutar.
Bir maddeyi okumayı bitirip diğerine geçtiğimde, her madde beni ayrı ayrı şok ediyordu. Böyle bir sözleşmenin hazırlanması yasal mıydı? Kim, hukuki bir şekilde birinin özel hayatına karışabilirdi ki? Hem de alenen... Gerçi o, Erdal Özbeğen'di; bir şeyin olması için onun istemesi gayet yeterliydi, ben bu gerçeği unutmuştum.
Ben şoktan şoka sürüklenirken, dünyanın en normal şeyinden bahseder gibi hayatımda biri olup olmadığını sormuştu. Tam reddetmek adına dudaklarımı aralayacaktım ki, gözümün önünde bir sima, zihnimde bazı cümleler belirdi. Bu yüz, Aylin'in yüzüydü. Zihnimde beliren cümleler ve ses de ona aitti. Erkekler tuvaletine girmek için geldiğimde, tuvalette bir kadınla konuşmasına yanlışlıkla kulak misafiri olmuştum. Karşı taraf, konuşmalarında Aylin'e şunları söylüyordu:
"Bütün kredi başvurularımızı reddetmişler. Sana işe yaramaz demiştim zaten. Bu mekânı açarken yeterince kredi çektik. Artık hangi banka kredi verir ki?"
Bu sözleşmeyi kabul edersem Aylin'i bu dertten kurtarabilirdim. Hızla, "Evet, hayatımda biri var," dedim karşımdaki dedeme. Ama bunu söylerken Aylin'in evlenme teklifimi kabul edip etmeyeceğini henüz düşünmemiştim. Bunu yaparken tek odağım, onu bu derdinden kurtarmaktı.
Bana bu teklifi yaparken dedemin tek derdi ise soyunun devamıydı. O yüzden bunu neden yaptığını sormak gibi bir gaflete düşmemiştim. Çünkü her ne kadar onu geç tanısam da bu, onun ne mal olduğunu bilmediğim anlamına gelmiyordu.
Sözleşmeyi karşılıklı bir şekilde imzaladık.

AYLİN AYDOĞDU'DAN

Bugün günlerden cumartesiydi, okul tatildi. O yüzden ben de Ayça ile beraber açtığımız "Sümbül Sofrası" isimli mekanımıza gelmiştim. Daha çok öğlenleri ve gündüzleri kafe, akşamları ise restoran kısmı rağbet görüyordu. Ama bu; akşamları kahve isteyen, gündüzleri ise yemek isteyen müşterilerimize servis vermediğimiz anlamına gelmez, yanlış anlaşılmasın.
Ama geçen gün aldığım haber, beni bu mekan açısından iyice umutsuzluğa sürüklemişti. Bu mekanı açmak için zamanında çok kredi çekmiştik. İşlerimiz belli bir kısım tarafından sevilse de bu mekanın büyük bir müşteri kitlesi yoktu. O yüzden kendini bile zor çeviriyordu; mekan için "bir sonraki aya zor çıkıyor" diyebilirdim. Ama kapatmak da istemiyordum. Bu mekan bana, istediğimde her şeyi yapabileceğimi hatırlatıyordu. Çok kredi borcumuz olduğu için de hiçbir banka bir daha kredi vermiyordu.
Mekanın dışarı kısmındaki masalardan birine oturmuş, Ayça ile karşılıklı kara kara düşünmekteydik. Mekandaki her masanın üzerinde birer sümbül çiçeği vardı. Sümbülleri çok severdim. Ayça'nın umutsuz sesi doluştu kulağıma, düşünceleri sesine yansımıştı: "Ne yapacağız? Umut'tan kredi çekmesini istesem acaba?"
"Hayır, lütfen bunu yapma," dedim. "Siz yeni evlendiniz, seni yeterince borca soktum zaten. Bir de eşini sokmak istemiyorum." Söylemlerime karşı çıkmak adına, "Hayırrr," dedi Ayça, son harfini uzatarak. "Bu bizim hayalimizdi. Senin elini taşın altına soktuğun kadar benim de sokmam gerekiyordu ve yaptım," dedi.
Turuncu saçlarını ensesinde topuz yapmıştı. Ela gözleri dolu dolu, ince pembe dudakları üzgünlükten sarkmış bir şekilde bana baktı. "Ama Umut konusunda istemiyorsan zorlamam," dedi. Böyle demişti ama inanın ben de ne yapacağımı bilmiyordum.
Kimseyi görmek istememiştim o an. "Ben biraz yürüyeceğim tatlım," dedim ve ayağa kalktım. Çantamdan sadece telefonumu ve kulaklığımı alıp sokağa çıktım. Öylesine yürümeye başladım. Çalma listemden çalan şarkı ise tam olarak bu anı anlatıyordu:
Yâr gözlerin ağlar gibi,
Yazı bilmez karlar gibi.
Bakıyorsun anlar gibi,
Sen dermanımın sahibi...

O sırada karşı sokaktan gelen arabanın sahibini tanıyordum; gelen Emre'ydi. Beni görünce durmuştu. Arabasını müsait bir yere çekip bana doğru yürümeye başladı. Elinde bir dosya vardı. Onun bana geldiğini anlayınca ben de yürümeyi bırakıp durdum. "Senin burada ne işin var?" diye sordum haklı olarak.
"Boş ver, ayaklarım buraya sürükledi," dedi. Ardından, "Bir yere oturalım mı?" diye sordu. Ekstra bir yere hiç gidesim olmadığı için yanımızdaki kaldırımı işaret ettim. "Gel, buraya oturalım," dedim. Sorgulamadan oturdu. Ben onun ne kadar tadının olmadığının farkındaysam, o da benimkinin farkındayıdı, eminim.
Kaldırımda yan yana bir şekilde oturduk. Ağlamaya yaklaşmamın sebebiyle ufak ufak parlayan gözlerim Emre'nin dikkatini çekmiş olacak ki, "Yâr gözlerin ağlar gibi..." dedi, az önce dinlediğim şarkıyı bilir gibi.
Ben de ona uydum: "Bakıyorsun anlar gibi..." dedim. Dermanımın sahibi olacağından henüz habersizdim.
Cebinden çıkardığı küçük kağıdı dizinin üzerine koyarak dizimi tuttu. "Ben bu sözleşmenin yürürlüğe girmesini istiyorum," dedi. "Bu sözleşmede yazanları gerçekleştireceksin."
"Bu bizim 30 yaş sözleşmemiz, biliyorum; bakmama gerek yok," dedim. Emre'yle bu sözleşme hakkında daha önce konuştuğumuzu ve karara vardığımızı düşünüyordum. O kadar mutsuz ve sinirliydim ki her an onu parçalayabilirim. Daha fazla damarıma basmamalıydı.
Buraya geldiğinden beri elinde tuttuğu dosyayı bana verdi. "Aç," dedi ardından. Sorgulamadan açtım; hiçbir şeyle uğraşasım ve kafa yorasım yoktu, kafam yeterince doluydu zaten. Karşıma çıkan sözleşme, şu ana kadar gördüğüm en saçma sözleşmelerden biri olabilirdi. İnanın, bizim 30 yaş sözleşmemizden bile daha saçmaydı. Maddeleri okudukça saçmalık seviyesi gittikçe artıyordu.
Ben bu sözleşmeyi okumakla meşgulken, "Sadece bir yıl," dedi. "Biliyorum, bir kadınla konuşurken seni duydum. Bu paraya benim olduğu kadar senin de ihtiyacın var."
Duyduğum şeyler beni şoka sokmuştu. Bu sözleşmenin gerekçelerini benimle mi karşılamayı düşünüyordu?