Zümrüt kitap kapağı

2. bölüm / 9

Zümrüt

1- İHANETİN SESSİZLİĞİ-

Vaveyla Yazarı: Esen Karasu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 1- İHANETİN SESSİZLİĞİ-

“Bir gölge düştü kalbime,
Sözcükler sustu, gözler ağladı.
Yalnızlıkta açan çiçek gibi,
İhanet de sessizce büyür bazen.”

***

Bazen bazı anlar vardır…

Doya doya tekrar yaşamak istediğimiz, hiç bitmesin diye içimizden dua ettiğimiz. Bu anlar; öyle kıymetlidir ki, canımızı bile feda edebileceğimizi düşünürüz.

Ben hep o anılarda kaybolmak istemiştim.

Bir yerde okumuştum, çok hoşuma gitmişti: İnsanlar toprak kokusunu çok severmiş.
Neden mi?
Çünkü içinde sevdiklerin vardır.

“12.05.2009”

-“Anne, nolur elma şekeri de alalım!” Annemin elini çekiştirerek parka doğru yürüyorduk.
Hava turuncuya dönmüştü; akşam üzeriydi. Salıncaklar doluydu. Çocukların elinde rengârek balonlar vardı.

Annem başta “Hayır”dedi. Hep dediği gibi. Sonra yüzüme uzun uzun baktı. “Peki,” dedi yumuşayarak.

Ardından uyarıcı bir tonla ekledi: “Ama bir daha olmaz, haberin olsun cimcime. Dişlerini çürüteceksin şeker yemekten,sonra dişçiyi boylarız, o zaman görürsün. Anlaştık mı?”

Muzipçe kafamı salladım. İlk yalanım böyle başlamıştı. Bir şeker yüzündendi. Asla dinlemeyeceğimi ben biliyordum; annem ise henüz farkında değildi.

Annem banka oturmuş beni izliyordu. Elim yüzüm yapış yapış olmuştu; hem elma şekerimden yiyor hem de boşalan salıncağı kapmış var gücümle sallanıyordum.

-“Mmm, hayatta iki şeyi çok seviyorum,” dedim yanımdaki kıza elma şekerini hunharca yerken.
Meraklı gözlerle bana döndü. “Neymiş o?”
Parmağımı kaldırdım. “Bir: elma şekeri.”
Tekrar ısırdım. Bekledi. Sabırsızlanarak, “ikincisi nedir?”
Annemi işaret ettim. “Annem.”
Kız bir an sustu. Gözlerini kaçırdı. Üzülmüş gibi duruyordu.
Elma şekerim nihayet bitmiş olacak ki onu incelemeye başladım. Üzerindeki kırmızı elbise tozdan rengini kaybetmişti. Ayağında iki farklı renkte ayakkabı vardı. Birinin bağcığı kopmuş, diğerinin sağlamdı. Omuzlarında biten kırışık saçlarına rağmen güzeldi.

Kolumu salıncağın zincirinden geçirip ona dokundum. “Neyin var? Neden üzgünsün?
Gözlerini kırpıştırdı. “Benim bir annem yok.”
Affaladım. “Anlamadım.”
-“Ben öksüzüm.”

On yaşında bir yaşında bir çocuk, annesizliğin ne demek olduğunu nereden bilebilirdi ki?

Aklıma bir şey gelmediği için bildiğim tek şeyi yaptım. Salıncaktan indim ve ona sımsıkı sarıldım. Sarılmama karşılık verdi. İçimde bir şey yerinden kopmuştu. Acısını iliklerime kadar hissetmiştim sanki.
-“Adın ne? Benimki Beril,” dedim gülümseyerek. “Ne kadar güzel gözlerin var senin.”
-“Elma şekeri,” dedi hafifçe gülerek. “Benim adım da Irmak.” Gözlerini kaçırdı önce sonra yanakları kızardı. Başını eğerek konuştu bu sefer: “Anneme çekmişim. Yani öyle duydum.”
Tam o sırada annemin sesi duyuldu: “Beril, hadi kızım geç oldu. Eve dönüyoruz.”
Irmak’a son kez sarıldım. “Bir gün üzülürsen salınacağa bin,” dedim ve ekledim: “Çünkü insan sallanırken biraz daha hafifliyor.”
Tam dönecekken kolumdan tuttu.
-“Bir daha gelecek misin?
-“Elma şekerini başka parka kurmazlarsa neden olmasın?” Dedim gülümseyerek.
Adından son kez Irmak’a bakıp arkamı döndüm.

💍

-“Anne, öksüz ne demek?”
Annem adımlarını yavaşlattı. Elimi tutan parmakları bir an gevşedi.
-“Canım nereden çıktı şimdi bu soru?”
-“Irmak söyledi. Öksüzmüş. Çok üzüldü. Ben de üzüldüm. Ne demek anne?”
Annem önümde diz çöktü. Yüzümü avuçlarının arasına aldı. Gözlerime bakarken bir şeyleri saklıyor gibiydi.
-“Bazı kelimler vardır; insan büyümeden anlamamalı,”dedi yumuşak bir sesle. “Sen bunları düşünmek için hâlâ çok küçüksün.”
-“Küçük olmak, üzülmemek demek mi? diye sordum.
Cevap vermedi o an. Sadece saçımı okşayıp alnımdan öptü.

💍

~GÜNÜMÜZ~

Şimdi aynı parkta oturuyorum. Güneş yine batmak üzereydi.
Salıncaktaki iki küçük kız, elma şekerlerini öylesine kıymetli tutuyorlardı ki, sanki dünyadaki en değerli hazineleriymiş gibi saklıyorlardı.
Birbirlerine “Elma şekerini hiçbir şeye değiştirmeyeceğiz!” diyerek gülerek yarışıyorlardı. Kahkahaları havada yankılanıyor, ellerindeki renkli şekerler sanki minik birer güneş gibi parlıyordu.
İstemsizce gülümsedim. Demek bazı şeyler hiç değişmiyordu.
Annemin yıllar önce bana açıklayamadığı “Öksüz” kelimesinin anlamını artık çok iyi biliyordum.

Ben de öksüzdüm.

Sadece ailem ölmedi o gün. Ben de onlarla birlikte o toprağa gömüldüm. Aramızda ki tek fark, benim hâlâ nefes alıyor olmamdı.
Elimdeki elma şekerini bitirirken telefonum çaldı. Arayan Gökhan’dı. Telefonu açarak yürümeye başladım.

-“Efendim Gökhan?” dedim sakin bir tonla.
-“Nerdesin sen, Beril?! Aradım aradım, açmadın. Hastanede de yoktun. Hangi cehennemdeydin?
-“Bağırma bana,” dedim boğuk bir sesle. “Sadece yalnız kalmak istemiştim.”
-”Bıktım senin şu depresif hallerinden! Yakında evleneceğiz ama sen çocuk gibi kaçıyorsun. Kendine çeki düzen ver. Her gün ağır ameliyatlara giriyorum, bir de senin mızmızlığını çekebilecek durumda değilim.”

Gözlerim doldu. Başta ağlamamak için kendimi zor tuttum ama daha fazla dayanamadım.

En nefret ettiğim şey ağlamamı birinin duymasıydı.

-“Özür dilerim,” dedim. “Yük olmak istememiştim.”
Ses tonu yumuşadı ama sanki içi boştu.
-“Ben öyle demek istemedim. Sadece biraz normal ol. Her nişanlı gibi davran. Ne bileyim ilgilen, cilve yap. Neyse… kapatmam gerek. İşlerim yoğun, gelemeyebilirim. Seni seviyorum.”

Telefon kapandı.

Sevgi böyle bir şey miydi? İnsan sevdiğinin yanında hafif hissetmez miydi?

Ailemi kaybettiğimi söylediğim gün: “Herkes birilerini kaybediyor, Beril,” demişti. Gözünü bile kaldırmadan, önünde ki okey taşlarını dizmeye devam etmişti.
O an bir şey anlamamıştım ama kabullenmiştim.
Belki de sorun bendim. Belki gerçekten fazla hissediyordum.
Akrabalarım bile beni istememişti. Ailemin ölümünden beni sorumlu tutmuşlardı. Aynı kanı taşıdığım insanlar bana yabancı gibi bakmış, bir yurda bırakıp gitmişlerdi.
“Bu çocuk ne yer, ne içer… en önemlisi de ne hisseder?”diye düşünen olmamıştı.
Bankta oturmuş, gözyaşlarımı silmeye çalışıyordum. Sessizlik sadece nefesimden ibaretti.
Yanımdaki bankta biri belirdi. Siyah takım elbiseli, duruşu ağır ve sessiz. Soluduğum koku bana bir saniyeliğine düşündürdü.

-“Bu koku…”dedim sakin bir tonla.

Barut kokusu. Beni bir an gevşeten o koku…
Aras.

Koruması birkaç adım geride bekliyordu. Elindeki sigarayı ağır ağır söndürdü; külleri sessizce yere düştü. Ardından bana baktı.
-“Yanlış adama ağlıyorsun.”
Sesi kısaydı ama bıraktığı etki bambaşkaydı..
Boğazımda düğümlenen kelimelerle donakaldım. Konuşmuyordu; sadece bakıyordu. Sorgulamadan, yargılamadan, olanı olduğu gibi kabul ediyordu.
Gözyaşlarımı son kez elimin tersiyle sildim ve başımı kaldırdım. “Bu sizi ilgilendirmez, hem siz beni takip mi ediyorsunuz?”
Kaşlarını hafifçe çattı, omuzlarıyla hafifçe dik durdu ve yanıma oturdu. “Dişlisin… kolay kolay pes etmezsin, ama bu tavrın bir bana mı? Merak ettim, özel hissetmeli miyim?”
Bir an duraksadım. Kalbim hızla atmaya başlamıştı. Ama neden?
Başımı kaldırıp bakarken, gözlerime dik bir bakış attı ve ekledi: “Ben peşinden koşulan biri değilim.” Sesi soğuk ve ürkütücüydü ama aynı zamanda derin ve anlamlıydı.

O konuşurken fark etmemiştim; bu sessizlik, belki de onun en büyük oyunuydu.

Gözlerinin içine baktım.“Kendinizi özel hissedecek kadar değerli değilsiniz benim için.”

Başımı hafifçe eğip banktan yavaşça kalktım. Elimde ki elma şekeri parmaklarımın arasında erirken, sessizce uzaklaştım. Aras hâlâ oturuyordu, bakışları arkamdan izliyordu. Sessizlik, ikimizin arasında ağır ve anlamlı bir köprü gibi kalmıştı.
💍

Gökhan gelmeyeceğini söylediği için ben de akşam üzeri Burcu’nun evine gitmiştim. Zaten kendi evime de gidesim yoktu. Gökhan ile beraber yaşıyorduk ama birbirimizin yüzünü gördüğümüz an çok nadirdi. İkimiz de doktor olduğumuz için karşılaşma ihtimalimiz iyice azalmıştı.
Burcu da olmasa ne yapardım bilmiyorum. Burcu’nun evi bizim evimize çok uzak değildi; arada sadece on dakikalık mesafe vardı. Kendisine ait bir pastane dükkanı vardı ve en lezzetli pastalar ondan sorulurdu. Gerçekten eli çok hamarat, gönlü de bir o kadar genişti.
Burcu kapıyı açar açmaz şaşkın bir ifadeyle, -“Bu ne hal, ne oldu?” dedi.
Yüzüm gözüm şişmiş bir durumdaydı.
-“Davet etmeyecek misin?” dediğimde, -“Saçmalama Beril, sorman hata. Kaç yıllık dostuz, gir içeri lütfen,” dedi.
İçeri girdikten sonra lavaboya girmem gerektiğini söyleyince mutfağı göstererek, -“Ben kahveleri alayım, sen de işini hallet,”diye ekledi.
Çantamı da askıya astıktan sonra lavaboya uğradım.
Aynada kendime bakmaya başladım. Tam bir harabeydim…
İşimi bitirdikten sonra salona geçtim. Masada duran kahveyi avuçlarımın arasına aldım. Ardından Burcu, kahvesiyle gelip tam karşıma oturdu.
-“Evet, seni dinliyorum. Ne oldu sana? Kim üzdü benim canımı? Söyle, kellesini alayım,” dediğinde istemsizce gülmeye başladım.
-“Heh, şöyle gül. Evet, sendeyim. Ne oldu anlat bakalım?”
Kahvemden bir yudum alarak her şeyi en baştan anlatmaya başladım.
Burcu elindeki kahvesini masaya koydu. Sert bir tonla,
-“Nasıl söyler böyle şeyler? Ne haddine! Seni nasıl üzebilir?” demişti ki ben, “Başka şeyler de oldu,”dedim.
Ne oldu dercesine baktı ve, “Hepsini bilmek istiyorum,” dedi.
Burcu’ya olan biten herşeyi anlatmıştım: Gökhan'ın bana söylediklerini, Aras’ın iki kez karşıma çıkmasını..
Burcu yerinden kalkarak yanıma oturdu. Ellerini ellerimin üstüne koydu. Endişeli bir tonla,
-“Canım, sen bu Gökhan’la evlenmek istediğine emin misin? Ne hakla böyle konuşur seninle? Bugüne kadar bir derdine derman olmuş mu? Bir anında yanında olmuş mu? Her zaman onun yanında olan sendin. Bu ne nankörlük, anlamadım.”

Burcunun söylediklerinden sonra derin düşünmeye başladım. Ama yakında evleniyordum. Çok az zaman kalmıştı ve her şeyin bozulmasını da istemiyordum. O her ne kadar öyle konuşsa da, ben onun içini biliyordum. Hem beni çok seviyordu…

-“Bilemiyorum Burcu, belki de iş stresinden dolayı öyle konuştu. Hem ben de doktorum. Hastanede her zaman odaklı olmak zorundasın; bu da gerginlik yapabiliyor bazen.”
-Beril?”
Mırıltılı bir sesle: “Hı?” dedim.
-“Seni her şeyden çok seviyorum. Biliyorsun, biz kardeş sayılırız. Beraber büyüdük.” Elini çeneme koyup başımı kaldırdı. “Ama bazen aptal olduğunu düşündürüyorsun bana. Görmüyor musun sana nasıl davranıyor? Kendine zaman tanı bence. Hiçbir şey senden daha değerli değil…Yeter ki emin ol.”
Saçımı kulağımın arkasına attım ve hafifçe kaşımı kaldırarak, “Ben de seni çok seviyorum bir tanem. İyi ki varsın. Şunu bil ki sen de benim için çok kıymetlisin ama sana ne oldu birden? Bu zamana kadar ‘eniştem de eniştem’ diyordun. Gelinliğimi bile sen seçmiştin. Benden daha hevesliydin. Ne oldu birden bire?”
Gözlerini kaçırarak, “Ne olacak canım, bir şey olduğu yok. Sadece emin ol diye sordum. Ayrıca sen onu takma kafana boşver gitsin. Ben asıl Aras’ta kim onu anlamadım, düzgün anlat şunu.”

Kendimde nefret ettiğim ikinci şey, duyduğum isimleri anında belleğime almamdı. Gelinlikçide kadının “Aras bey” demesi aklımdaydı ve hâlâ çıkmamıştı. Keşke isim özürlüsü olsaydım.

-“Gelinlikçideyken karşılaştık,” dedim. Ardından düşünceli bir şekilde, “Sanki her şey tesadüf gibiydi…”
Burcu atılarak, “Belki de kaderdir. He, Ne dersin? dedi gülerek.
Omzuna hafifçe vurdum. “Hee, kaderdir. Aynen. Evlenmek üzereyken mi kader karşıma birini çıkarıyor? Saçmalama Allah aşkına.”

Böyle bir şey olamazdı. Evlenmek üzereyken.. Hem de gelinlikçide mi kader buldu beni? Olmaz öyle şey.

-“Tamam, tamam sustum. Devam et lütfen, sonra?”
-“Gelinliği giydikten sonra etrafımda dönüyordum. Sana “Nasılım?” Demiştim hatırladın mı?”
Gözlerini yana kaydırarak, “Evet, hatırladım, hatta telefonum çalmıştı. Dışarı çıkmak zorunda kalmıştım.”
Kafamı salladım. “Evet, tam o esnada biri gözüme çarptı. Bir adam vardı. Doğrudan bana bakıyordu.” Ardından düşünceli bir şekilde, “Ama gözleri çok derin ve anlamlı bakıyordu. Ayrıca parfümü da fena değildi.”

Fena değil miydi? Hayır fazlaydı. Ama bunu kendime bile itiraf etmekte zorlanıyordum.

-“Sen çıktıktan sonra boy aynasından kendime bakıyordum. Bir ses duydum ve irkildim. Aynaya baktığım da arkamda birinin belirdiğini gördüm. Sonra aynada göz göze geldik. Gözlerime kilitlenerek, ‘Göz kamaştırıcı, sadece gelinlik değil,’ dedi.
Burcu kahvesini yudumlarken bir anda püskürttü. Endişeyle ayağa kalktım.
-“Burcu, iyi misin? Ne oldu?”
Ağzını silerken, “Ney? Ney?” dedi. Sonra başını yana doğru çevirdi. “Vay be adamda ki hıza bak.” Ardından başını bana doğru çevirdi. “Yeni eniştemle bir ömür boyu mutluluklar diliyorum canım. Ben arkanızdayım.”
Ayağa kalkıp alnını kontrol ettim. Kaşlarımı çatarak,“Senin ateşin mi var? Ne eniştesi, ne diyorsun? Sen benden bir şey mi saklıyorsun?”
-“Ha-hayır! Ne ilgisi var, nerden çıkardın şimdi? Sonra ne oldu?”
-“Her neyse… teşekkür ettim ama sormadığımı da belirttim.” Sonra başımı eğdim, yüzüm çoktan kızarmıştı bunu hissedebiliyordum. “O da bana döndü ve aramızda ki mesafeyi kapattı.”
Burcu dişlerini dudağına geçirerek:
-“Öptü mü?” dediğinde bu sefer kahvemi püskürten ben oldum.
-“Ne münasebet! Nişanlı kadınım. Onu mahvederim. Hem sen nereden çıkarıyorsun bunları çok mu film izliyorsun?”

Böyle bir şeye asla müsaade etmem. Her ne olursa olsun ben nişanlı bir kadınım. Gerçekten onu orada mahvederdim.

-“Tüh ya, peki hiç etkilenmedin mi?”
Kısa bir an bunu düşündüm. Etkilendim mi?

Hayır, yani biraz. Çok çok az.

-“Burcu, sen neden böylesin? Garip garip sorular sorma lütfen. Valla bir daha bir şey anlatmam.”
Üzgün bir ses tonuyla, “Ya! Özür dilerim. Tamam, söz. Bir şey demeyeceğim,” dedi.
Daha sonra kaldığım yerden anlatmaya devam ettim.
-“Bana döndü ve ‘bazı şeyler sorulmadan söylenir,’ dedi.”
Burcu yüzümde gezinerek,“Ne hissetin peki? Kızma ama… göze hitap etme açısından soruyorum. Yakışıklı mıydı sence? Dedi.
Gözlerimi kaçırdım. “Bilmem… belki evet.”

Yakışıklıydı belki, ama asıl tehlikeli olan bakışlarındaki sakin özgüvendi.

Mırıltıyla cevap verdi: “Hmm, anladım.”
Ardından parkta ki karşılaştırmamızı da anlattım. “Bana kızacaksın ama belki de etkilendi senden. Vallahi Gökhan’’la olmaktansa onunla olmanı yeğlerim,” dedi ve ardından hiç beklemeden ayağa kalkıp kaçtı.
-“Ben yatıyorum bir tanem, iyi geceler!”
Kendi kendime, “Şapşal kız,” diyerek söylendim.

Böyle bir şey olabilir miydi? Etkilenmiş olabilir mi gerçekten? Ne diyorum ben ya, bunları düşünmemeliyidim. Hepsi Burcu’nun yüzünden. Aklıma saçma sapan şeyler sokuyor. Şapşal kız.

“İyi geceler,” dedim imalı bir tonla. Sonra bende ayağa kalkıp odama ilerledim.

Eskiden Burcu’yla beraber yaşadığımız için odam hâlâ duruyordu. Güzel bir uyku çekmek istiyordum. Pijamalarımı giydim ardından yatağa uzandım. Tüm olanları bir kenara bırakıp yastığıma gömüldüm.

ERTESİ GÜN~

Sabah yüzüme vuran güneş ışığıyla gözlerimi araladım. Saate baktığımda çok erken olduğunu gördüm. Saat 6’yı gösteriyordu.

Ayağa kalkıp lavaboya doğru ilerledim. Günlük rutinlerimi halledip odama geri döndüm. Gardrobumda duran yedek kıyafetlerimden birini üzerime geçirdim. Ve evet odamın olduğu gibi kıyafetlerimin birkaçı da buradaydı ve hiç dokunulmamıştı. Bazı geceler birbirimizde kaldığımız için bize kolaylık olsun diye birkaç kıyafetimizi birbirimizde bırakmıştık.

Burcu’nun odasına girdim. İlk gözüme çarpan şey güneş sarısı renginde olan saçlarındaki bigudelerdi. İstemsizce gülmeye başladım. Benim aksime asla süsünden ödün vermeyen biriydi. Çok güzel uyuyordu. Hafifçe gülümsedim.
Birbirimizden hiçbir şeyimizi esirgemezdik. Ne ayrımız olurdu ne gayrımız.
Biz beraber büyümüş iki kardeştik; bazen o kadar kötü durumlarda kalmıştık ki birbirimizin iç çamaşırını bile giymişliğimiz vardı. Ailesizlik böyle bir şeydi işte. Giyecek kıyafetimiz bile doğru düzgün yoktu.

Yavaşça makyaj masasına yöneldim. Birkaç ürün aldım ve hafif, gündelik bir makyaj yapmaya başladım. Son olarak nude bir ruj sürüp aldıklarımı yerine bıraktım.
Arabama binip, Hastaneye doğru yola koyuldum.
💍

Hastaneye geldiğimde Gökhan’ la karşılaştık. Yanına yaklaşarak, “Biraz konuşabilir miyiz? dedim.
Dosyaları imzalarken bir kere bile yüzüme bakmadı. “Birazdan ameliyata gireceğim, çıkınca konuşalım.”
Kolundan tuttum ve gözlerinin içine baktım. “Soğuk mu yapıyorsun Gökhan? Eğer öyleyse özür diledim. Senin için başka ne yapabilirim?”
Yanımıza stajyer bir doktor gelerek, “Hocam, acilen görmeniz gereken bir şey var,” dedi.
Elimi kolundan çekerek, “Gitmem gerek, dediğim gibi sonra…” dedi ve arkasına bakmadan ayrıldı.
Odama geçip, önlüğümü giymiştim ki kapım çaldı.
-“Girin lütfen.”
-“Hocam, acilen görmeniz gereken bir durum var.”
Ayağa kalktım. “Ne oldu Selim, sorun ne ?”
Çaresizce yüzüme baktı.
-“Hocam, 257’ deki hasta hemşireye saldırdı az önce. Zaptedemiyoruz. Güvenliğe haber verdik.”
Hızlıca odadan çıktım. Kapının önünde iki hemşire vardı, telaşla ne yapacaklarını konuşuyorlardı. Beni görünce, “Hocam…” dediler ama ben hızla içeri girdim.
Olamaz… hasta ölüyordu. Monitördeki ritim düzensizleşmişti. Alarm sesi odanın içinde keskin bir şekilde yankılanıyordu.
-“Herkes geri çekilsin!” dedim sert bir sesle. Hızla yatağın yanına geçip hastanın nabzını kontrol ettim. Çok zayıftı.
-“Selim, acil arabasını getirin! Hemşire, oksijen bağlayın.”Hastanın göğsünün ortasına ellerimi yerleştirdim. “Kalp masajına başlıyorum.” Ritimli şekilde bastırmaya başladım. “Bir, iki, üç…” Her bastırışta hastanın göğsü hafifçe aşağı çöküyordu. “Ritim kontrolü!” dedim.

Hemşire monitöre baktı. “Hocam, ventriküler fibrilasyon! Defibrilatörü hazırlayın!” Cihaz hızla getirildi.

-“Şok veriyorum. Herkes çekilsin.” Bir anlık sessizlik oldu. “Şok!” Hastanın vücudu kısa bir an sıçradı. Monitöre baktım. Düz çizgi hâlâ devam ediyordu. “Tekrar kalp masajı!” Alnımdan süzülen teri umursamadan bastırmaya devam ettim.

-“Haydi… geri gel,” diye mırıldandım. Bir anda monitörden “bip… bip…” sesi yükseldi. Hemşire şaşkınlıkla bağırdı:
-“Hocam! Ritim geri geldi!” Derin bir nefes verdim. “Stabilize edin. Yoğun bakıma hazırlayın.” Ellerimi hastanın göğsünden çekerken kalbimin hâlâ hızla attığını fark ettim.Yoğun bakım ekibi hastayı devraldıktan sonra birkaç hastayla daha ilgilendim.

Günün geri kalanı raporlar, vizitler ve bitmek bilmeyen koşuşturmacayla geçti. Hastanede ki mesaim bitmek üzereydi ki kapım çalındı. “Hocam, yeni bir hasta var. Acilde.” dedi Güneş hemşire.

“Güneş, benim mesaim bitti, Gökalp beye söylesen olur mu?” dediğimde, Güneş çaresizce:
-“Hocam, Gökalp hoca erkenden çıktı. Ne olduğunu bize de bildirmedi. Şu an tek siz varsınız.”
-“Tamam o zaman, hasta beklemeye gelmez, gidelim.” Dosyayı masaya bırakıp hızla acile yöneldim. Sedye kapıdan içeri alındığında gözüm yaralı adama takıldı. Gömleğinin omuz kısmı kan içindeydi.

Kahretsin, gelen Arastan başkası değildi.

-“Ne oldu?” Dedim şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak. Yanındaki görevli cevap verdi:
“Silahla yaralanma hocam. Kurşun sıyırmış.” Sedye yanına yaklaşıp yarayı inceledim. Gerçekten de kurşun deriyi sıyırıp geçmişti.

“Derin değil,” dedim ve ekledim. “Ama temizlenmesi gerekiyor.”

Aras bana bakıyordu. Bakışlarında tuhaf bir sakinlik vardı. “Gömleğinizi çıkarmanız gerekecek,” dedim.Hiç itiraz etmeden düğmelerini açtı. Gömleğini çıkarıp kenara bıraktı. Yarayı temizlemek için yaklaştım. Pamukla kanı silerken Aras’ın bakışlarını hâlâ üzerimde olduğunu fark ettim.

-“Canınız yanacak.”
-“Alışığım.”

Kısa bir sessizlik oldu aramızda. Pansumanı bitirirken dış koridordan gelen sesler dikkatimi dağıttı. Tartışma gibiydi. Kaşlarımı çatarak kapıya doğru baktım. Kapıyı araladığımda…Gözlerim gördüğüm manzara karşısında donakaldı.

Gökhan… yanında bizim başhekim yardımcımız Sümeyra. Üstelik fazlasıyla yakınlardı.
-“Ne zaman ayrılacaksın o kızdan,” dedi Sümeyra yılışık bir şekilde.
-“Bunu konuşmuştuk bebeğim, biraz daha sabretmen gerekiyor. Söz yakında bitireceğim,” dedi dudaklarını Sümeyra’dan ayırırken. Tam o anda beni gördü. Yüzünde ki ifade bir anda değişti. Gökhan beni fark edince Sümeyra’dan hızla geri çekildi.

-“Beril, bu-“ Sözünü tamamlayamadan araya girdim: “Kes sesini!” Arkamdan gelen ses odayı doldurdu. “Yok artık!” Başımı çevirdim. Yaralı olmasına rağmen sedyeden doğrulmuş, gözleri Gökhan’a kilitlenmişti.
-“S-sen ne kadar aşağılık bir insansın Gökhan! Bunu bana nasıl yaparsın!?” Sesim oldukça gür çıkmıştı.
Alaycı bir gülümsemeyle konuştu Gökhan:
“Bana sinirleniyorsun ama kendinde pek temiz sayılmazsın gibi,” dedi Aras’ın yarı çıplak üstünü başıyla işaret ederek. O an umrumda olan tek şey Gökhan’ın beni nasıl aldattığıydı. Arkamı dönüp Aras’a baktığımda, gerilen yüzünü ve sıkılmış yumruğunu gördüm; ama dikkatim ona değil, sadece ihanete odaktı.

O anın tek gerçekliği, aldatılmış olmamdı. Aras’ın varlığı, odada ki diğer her şey, hatta kendi yaralı bedeni bile… hepsi silikleşmişti.Aras’ın gözleri Sümeyra’ya kilitlenmişti; tiksinti ve öfke hepsi bir aradaydı. Bir an durdu,ardından derin bir nefes aldı ve dikkatini tekrar bana çevirdi.

Tanışıyorlar mıydı?

Sümeyra şaşırmış gözlerle Aras’ı inceledi. “Sen ne saçmalıyorsun!?” Dudaklarını sıkıp Gökhan’a sertçe baktı:
-“Beril’e bir tek kelime daha edersen… doğduğuna pişman ederim. Ne işin kalır ne de saygınlığın!” Ardından dudak büktü. “Gerçi senin adın zaten pek bir şey ifade etmiyor.” Söyledikleri duraksamama sebep oldu.

Adımı nereden öğrenmişti? Kalbim istemsizce hızlanmaya başladı. Sümeyra dayanamadı, hafifçe öne eğildi ve alaycı bir tonda konuştu:
-“Hiç değişmemişsin Aras…ne oldu, şimdi de bir kadını mı koruyorsun?” Ardından devam etti, “Bırak bu ayakları. Gerçekleri ikimiz de biliyoruz; sen asla bir kadını savunmazsın.” Alaycı bir tavırla konuştu Aras:

-“Senin gibi namusunu Sakız etmiş kadınların savunulacak bir tarafı olmadığı içindir Sümeyra, he ne dersin?” Dedi ve göz kırptı. Gökhan gerildi ve Sümeyra’ya sert bir bakış attı, ardından sert bir tonla: “Tanışıyor musunuz, Sümeyra!?” Dedi. Sümeyra olduğu yerde donup kalmıştı. “Sana bir soru sordum, cevap ver bana!”

Sümeyra kendini toparlamaya çalışarak başını Gökhan’ a çevirdi:“Yalan söylüyor…zırvalıyor işte. Bir dönem beraberdik, sonra herşey bitti. Hem bir adamın sözüne mi inanacaksın? Beni incitmeye değer mi?” Gökhan’ın başını kendisine doğru çevirdi. Ardından gözlerinden gelen yaşı silip,”Seni çok seviyorum, bunu görmüyor musun? Seni hiç bir zaman aldatmadım,” dedi ve ekledi:
- “Ama anlaşılan o ki Beril seni aldatmış. Baksana yarı çıplak bir adamla odadan çıktı, kim bilir aralarında ne geçiyordu?” Bir an önce bu iğrenç yerden uzaklaşmak istiyordum. Ne ile itham edilmiştim? Aldatılan bendim ama “kötü kadın” damgası yiyen yine bendim. Bu haksızlıktı. Ayrıca ne saçmalıyordu bu!? Duygu sömürüsüyle Gökhan’ı kendine haklı çıkaracağını mı sanıyordu? Sanki yaptıkları çok normalmiş gibi…Artık ikisi de umrumda değildi. Tek düşündüğüm, ihaneti görmek ve ondan uzaklaşmaktı.

İçim kanıyordu, kalbim hızla çarpıyordu. Ben onun için neler düşünürken onun bana böylesine bir kötülüğü yapması… Affedilebilir değildi. Gökhan bana dönüp, “Doğru söylüyorsun. Burada bir aldatılma varsa tek taraflı değil,” dedi üste çıkmaya çalışarak. Bunlar hâlâ anlamıyor muydu? Aras’ın yarası ortadaydı… Anlaşılan o ki Aras’ın yarası, onların körlüğünü ortaya koyuyordu. Aras’ın yüzü gittikçe kızarmaya başladı. Gökhan alaycı bir gülümsemeyle, “Zaten seni Beril’den kıskanacak kadar değerli görmüyorum,” dedi.
Aras’ın gözleri Gökhan’a kilitlendi; sinirden titriyordu, yumruğunu sıktı, her an vuracak gibi ilerliyordu. Gökhan’ın yüzüne yumruğu geçirmek üzereydi ki, havadaki elini yakaladım. “Hastane burası, ring değil,” dedim sertçe. Aras’ın çenesi hâlâ sıkılıydı. Birkaç saniye boyunca Gökhan’a bakmaya devam etti. Sonra bakışları bana döndü. Göz göze geldik. O an yüzündeki öfkenin altında başka bir şey gördüm. Sanki beni sakinleştirmeye çalışıyordu… ya da belki kendini. Kalbim bir anlığına daha hızlı attı. Bakışlarımı kaçırdım. Yavaşça elimdeki yüzüğe baktım. Ardından parmağımdan çıkardım.Metalin soğukluğu avucumda hissediliyordu.Gökhan’a doğru bir adım attım ve yüzüğü masanın üzerine bıraktım.Aramızdaki mesafeyi kapatarak, “Bitti,”dedim tok bir sesle. İçimde bir şey sustu…ama ilk defa kendimi kaybetmemiştim.

Sümeyra’nın yüzündeki ifade dondu. Gökhan ise birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi. Bir an vücudunun titrediğini hissettim. Ama umrumda değildi.Daha fazla burada kalamazdım.Arkamı döndüm ve sessizce oradan uzaklaştım.

💍

Son yaşananlardan sonra tek istediğim şey eve gidip yalnız kalmaktı. Ama Gökhan’la aynı çatı altında bir dakika daha geçirme düşüncesi midemi bulandırıyordu. Onun dokunduğu, nefes aldığı bir evde daha fazla kalamazdım. Hiç düşünmeden birkaç parça önemli eşyamı topladım;doğruca Burcu’nun evine gittim.

Burcu kapıyı açar açmaz yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. “Beril…ne oldu sana?” Çok bitkin bir durumdaydım. Kollarımı hiç düşünmeden Burcu’ya doladım. “Çok yoruldum Burcu…çok.” Burcu hiçbir şey sormadı. Sadece sarılışıma karşılık verdi ve saçlarımı yavaşça okşamaya başladı. O an buna ne kadar çok ihtiyacım olduğunu fark ettim. Bir süre öylece kaldık. Sonra hafifçe geri çekilip yüzüme baktı.

Kaşları hafifçe endişeyle çatılmıştı.”Beril…” dedi yumuşak bir sesle. “Bu Gökhan’la mı ilgili? Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Zor yutkundum. Parmaklarım istemsizce yüzüğün olduğu yere gitti; ama artık orada değildi. Burcu’nun gözleri hemen parmağıma kaydı.

Başımı eğdim. “Bitti,” dedim kısık bir sesle. “Ne demek bitti?” Diye sordu meraklı gözlerle üzerimi incelerken. Gözlerim doldu. Derin bir nefes aldım ve her şeyi anlatmaya başladım. Burcu sessizce dinledi; ama anlam veremediğim şey ise, çok büyük bir tepki vermemesiydi. Onu tanımasam, sanki her şeyi biliyormuş gibi düşünebilirdim. Ama ona olan güvenim sonsuzdu; o asla böyle bir şeyi benden saklamazdı. O, benim her şeyimdi.

Yine de bu düşünceleri bir kenara itmeye çalıştım. Ama kalbimdeki sızı dinmiyordu. Bir boşluğun içinde sürükleniyor gibiydim. Sanki kurtarılmak için bir el arıyordum. Gözyaşlarım artarken, “Ben gerçekten sorunlu bir insan mıyım, Burcu?”diye fısıldadım. Ailemin beni bıraktığı gibi, şimdi de Gökhan gitmişti. “Benim suçum ne? Neden hep kaybeden ben oluyorum?”

Burcu, beni teselli edercesine yanağımdaki gözyaşımı silerek konuştu: “Şşt… sakın bir daha böyle şeyler söyleme. Sen çok değerlisin. Değerini bilmeyen, seni yıpratan, üzen insanlar için gözyaşı dökmemelisin. Bunların hiç birini hak etmiyorsun,” dedi. Ardından ekledi:
-“Bak bana, biz neleri atlattık; bunu da beraber atlatacağız, duydun mu?” Hafifçe gülerek ekledi:
-“Hem iyi tarafından bak…evlenmeden gerçek yüzünü gördün. Ya evlenseydin, ne olurdu hâlin.” Bir an istemeden güldüm, ama gözyaşlarım dinmedi. “Gelinlik bakmaya gittiğimizden Gökhan’ın haberi yoktu,”dedim hıçkırarak. “Ona sürpriz yapmayı planlamıştım. Bu akşam giyinecektim ama, şu hâlime bak.” Burcu yavaşça elimi tuttu:
-“Biliyorum canım, ama artık kimse için gözyaşı dökmeyeceksin değil mi?” Dedi. Başımı kararlılıkla salladım:
-“Hayır. Bundan sonra gözyaşlarım Gökhan için akmayacak.” Burcu gözlerimi dikkatle süzdü, Bir an için bakışlarında anlamlandıramadığım bir şey parladı…ama hemen kayboldu.
Başını hafifçe salladı. “Aferin,” dedi sakin bir sesle. “İşte böyle güçlü olmalısın.” Sesinde garip bir dinginlik vardı. Ne fazla şaşkın, ne de fazla öfkeli… sanki olması gerektiği kadardı. O an bunu sorgulayacak hâlim yoktu. Sadece başımı omzuna yasladım. Ve ilk defa, biraz olsun nefes alabildiğimi hissettim.

BALO AKŞAMI~

Burcu ile dertleştikten sonra, doktor arkadaşlarımın beni arayıp akşam ki baloya gelip gelmeyeceğimi sorduklarını hatırladım. Bugün “Altın Yıl Balosu” vardı; hastanenin önemli isimlerinin ve değerli konukların bir araya geldiği özel bir akşam olacaktı. Üzülerek gelemeyeceğimi söylemiştim. Ama Burcu, telefonda yaptığım konuşmaları duymuş olacak ki yanıma geldi. Kendime neden böyle bir şey yaptığımı, orada olmam gerektiğini söyledi. Ardından baloya gitmem konusunda beni ikna etmeye çalıştı. Başta gitmek istemediğimi söylesem de, sonunda beni ikna etmeyi başarmıştı. Orada olmamın ne kadar önemli olduğunu, eğer gitmezsem sadece Gökhan’dan değil, kendimden de kaçmış olacağımı söyledi. Ona hak verdim. Kendime odaklanmalıydım. Sonuçta aldatan ben değildim; kendimi hırpalamaya devam etmemin hiçbir anlamı yoktu.

Saate baktığımda neredeyse geç kalmak üzere olduğumu fark ettim ve hızla hazırlanmaya koyuldum. Hemen dolabımda ki en sevdiğim elbiseye uzandım. Kendimi en güçlü hissettiğim elbiseydi.

Üzerimde zümrüt yeşili bir elbise vardı; derin yırtmaç bacağımı zarifçe ortaya çıkarıyor, kumaşı ışıkta hafifçe parlıyordu. Sırt kısmı açıktı; kesimi hem çekici hem de sofistike bir hava veriyordu. Saçlarımı dalga dalga yapmış, makyajımı geceye özel özenle tamamlamıştım. Ayna karşısında kendime son bir kez baktım. İnci küpelerim ışığı hafifçe yakalayıp yüzüme yumuşak bir ışıltı veriyordu.

İnci küpelerimin benim için anlamı çok büyüktü; onları ömrüm boyunca saklamaya yemin etmiştim.

İçimde hem heyecan hem de yeni yeni filizlenen bir güç hissi vardı. Kapıdan içeri adım attığımda, salondaki ışıklar gözlerime çarptı. Altın ve kırmızı tonlardaki süslemeler, yankılanan kahkahalar ve ayak sesleri… her şey göz kamaştırıcıydı duruyordu. Kalbim hızla atmaya başladı. Gözlerim tek bir noktada kilitlendi: Gökhan ve Sümeyra. Nefesim daraldı ama dimdik durdum. artık gözyaşlarım yoktu. Bu, bir son değil; bir başlangıçtı. Bundan sonra sert, daha güçlü bir yanımla tanışacaklardı.

Derin bir nefes aldım ve içimden sessizce geçirdim: “Artık kimsenin canımı yakmasına izin vermeyeceğim.” Salona doğru ilerledim. Topuklu ayakkabılarımın her adımı zeminde yankılanıyordu. Gürültü kalabalığın içinde kayboluyor, ama bir yandan da tüm dikkat üzerimde toplanıyormuş gibi hissediyordum. Masaya yaklaşırken önümde duran bir kadehi aldım. Camın soğukluğu avuçlarımda hissedilirken, kararlılığım daha da keskinleşti. Masama oturduğum esnada yanıma birkaç arkadaşlarım geldi.

-“Beril, nasılsın? Günün yoğun geçti mi?” Diye sordu Ayşe Hoca, hafifçe gülümseyerek. “Oldukça yoğundu, ama hallettik,”dedim, gülümsemesine karşılık vererek.
-“Bugün duyduğumuza göre 257’deki hasta krize girmiş ve kıl payı ölümden dönmüş. Oldukça zor bir durumdu, harika yönetmişsin. Tebrik ederim.” Nazikçe başımı eğip gülümsedim.
-“Teşekkür ederim, görevimiz bu.”
Bu sefer söze Akif Hoca girdi: “Duydum ki yeni projen çok iyi gidiyormuş.”
-“Evet, ekip harika çalışıyor. Ama hâlâ eksikler var,” diye yanıtladım. “Sen olmasan bu kadar başarılı olmazdık Beril,”dedi Ayşe hoca tekrar. Hafifçe başımı sallayıp gülümseyerek teşekkürlerimi ilettim. Sohbetimiz devam etti; işlerden, hastanedeki küçük gelişmelerden ve meslektaşlarımızın başarılarından bahsettik. Arada kahkahalar yükseliyor, bazen ise kısa süreli gerilimler yaşanıyordu. Ama genel olarak ortam sıcak ve samimiydi. Anlaşılan o ki, hiç kimse Gökhan’ın gerçek yüzünü henüz öğrenmemişti. Herkes gecenin prestiji ve başarılarla ilgileniyordu. Yan masada başhekim ve hastanenin önemli sponsorları sohbet ediyordu. Başhekim masama yaklaşarak, “Beril, bu akşam çok önemli. Sizi de yanımızda görmek istedik. Sponsorlar da sizi tanımak ister,”dedi.

Sponsorlar nazikçe selam verdiler. Gözlerimiz kısa bir süre birbirine kilitlendi. Tam biraz rahatlamışken, başhekim koluma girdi ve hafifçe eğilerek, “Beril, sizi biriyle tanıştırmak istiyorum,” dedi. Merakla etrafa bakınırken, masama doğru yaklaşan kişiyi gördüm… ve bir an donakaldım. Havalı duruşu, kararlı bakışları ve kendinden emin tavırlarıyla salonun dikkatini üzerine çekiyordu.

Başhekim gülümsedi: “Beril, tanıştırayım kendisi hastanemizin yeni sahibi.” Adam masaya yaklaştı ve elini uzattı: “Merhaba, ben Aras Demirhan.”

Elimi uzattım. Tokalaşması güçlüydü ama aynı zamanda tuhaf bir şekilde güven vericiydi. Gözlerimiz bir an kilitlendi. O anda masadaki sohbetler, ışıklar ve kahkahalar… hepsi silindi. Sanki sadece ikimiz vardık. Her ne kadar belli etmesem de, ayakta durmakta zorlanıyordum. Kalbim hızla atıyor, nefesim kesiliyordu. Ve ilk defa… dikkatim Gökhan’dan tamamen başka birine kaymıştı.

Ve bu sandığımdan çok daha tehlikeliydi.

…Devam edecek 💚

Merhaba canlarımm! ilk adımı birlikte attık, çok heyecanlıyım. Umarım bu bölüm sizi düşündürmüştür. Sırada neler var, birlikte keşfedeceğiz! Okuduğunuz için teşekkürler, sizleri çok seviyorum. Sağlıcakla kalın💞Öpüldünüzzz :)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2.524okunma 467beğeni 112yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18