4. bölüm · Zoraki Misafir

1. Bölüm

Yaren Key

"Bu bir karşılaşma değildi...her şeyin
başladığı o andı."
"Hayal, nereye gidiyoruz biz? Bir şey söylemeden de evden çıkardın zaten, bak endişelenmeye başlıyorum."

Ama kime diyorsam ben... beni dinleyen yoktu. Beni apar topar evden çıkarmıştı.

"İki saat dolaşıp geleceğiz" demişti ama içimdeki huzursuzluk gitgide büyüyordu. Sanki bir şeyler ters gidiyordu ama ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum.

Saat gece yarısını geçmişti. Bu saatte dışarıda olmak bile başlı başına tuhaftı. Ama Hayal’in beni dar sokaklara doğru yönlendirmesi içimdeki korkuyu daha da artırıyordu.

Sokaklar sessizdi, lambalar loş yanıyor, gölgeler duvarlara garip şekiller veriyordu.

Sonunda durdum.

Hayal birkaç adım daha attıktan sonra gelmediğimi fark edip geri döndü.

"Rüya, niye durdun? Hadi, az kaldı."

Kolumdan tutmaya çalışınca sertçe geri çektim.

"Yeter Hayal! Beni nereye götürüyorsun? Ben gelmiyorum. Sen nereye gidiyorsan git."

Arkamı dönüp yürümeye başladım. Aslında gitmeye niyetim yoktu; sadece korkutmak, peşime düşmesini sağlamak istemiştim.

Ama birkaç adım atmadan kolumdan tekrar yakalandım.

"Ya Rüya, vallahi az kaldı. Bak sana çok güzel bir şey göstereceğim. Hadi kırma beni."

Dudaklarını büzmüştü. Beni iyi tanıyordu, bu hareketi zayıf noktamdı.

İç çekip başımı salladım.

"Tamam... ama çabuk olalım. Bir saat içinde evdeyiz, tamam mı?"

"Tamam," dedi hemen. "Hadi gidelim."

Birlikte birkaç sokak daha yürüdük ama sokaklar gittikçe daraldı, hava daha da ağırlaştı. İçimdeki huzursuzluk artık korkuya dönüşmüştü.

Derken Hayal aniden durdu.

"İşte... geldik."

Kaşlarımı çattım.

"Ama burada bir şey..."

Cümlem yarıda kaldı çünkü arkama baktığımda siyah arabaları gördüm ve olduğum yerde donup kaldım.

Kalbim hızlandı.

Yavaşça Hayal’e döndüm; onun arkasında da iki siyah araba duruyordu. Kapılar açıldı ve siyah takım elbiseli adamlar inmeye başladı.

Geri geri adım attım.

"Hayal... bunlar kim? Ne işimiz var burada?"

Ama o konuşmadı. Sadece bana baktı ve gözleri dolmuştu.

O an içimde bir şey koptu.

"Hayal..." diyebildim sadece.

Cevap yoktu.

İçlerinden biri öne çıktı. Uzun boylu, koyu kahverengi saçlı bir adamdı; bakışları rahatsız edici derecede sakindi.

Beni süzdü, sonra hafifçe gülümsedi.

"Aferin Hayal," dedi. "Yapamayacağını düşünmüştüm."

Bakışlarını bana çevirdi ve yürümeye başladı.

Kalbim deli gibi atıyordu ama geri çekilmedim.

"Sen kimsin?" dedim sertçe. "Ne istiyorsunuz bizden?"

Gözlerini kısarak gülümsedi.

"Selam Rüya. Kendimi tanıtacağım ama burası pek uygun değil."

Kısa bir an durdu.

"Bir süreliğine misafirimiz olacaksın."

Cümlesini bitirir bitirmez arkadan biri kollarımı tuttu.

"Bırak beni!" diye bağırdım ve çırpınmaya başladım ama fayda etmiyordu.

Hayal bir anda öne atıldı.

"Hayır! Bu anlaşma böyle değildi! Sadece konuşacaktınız!"

Adam kısa bir kahkaha attı.

"Evet... küçük bir yalan söylemiş olabilirim."

Gözlerim büyüdü.

"Hayal... ne anlaşması?" dedim titreyerek ama cevap yoktu.

Tam o sırada Hayal, beni çekmeye çalışan adamlardan birine doğru atıldı.

"Bırak onu! Rüya’yı götüremezsiniz!" diye bağırdı.

Ama o an başka bir adam öne çıktı.

Soğukkanlıydı. Acele etmiyordu.

Hayal’in kolunu sertçe tuttu.

"Yapma," dedi düşük ama net bir sesle.

"Çek elini!" diye bağırdı Hayal. "O benim kardeşim!"

Adam gözlerini kaçırmadı.

"Bunu şimdi yaparsan daha kötü olur."

Hayal ona inanmadı. Çırpınmaya devam etti ama adam onu bırakmadı.

Ve o an... Hayal’in gözlerindeki umut yavaş yavaş kırıldı.

Adam bana döndü.

"Artık çok geç."

Ve beni zorla arabaya doğru sürüklemeye başladılar.

Tam o sırada ayağımla adamlardan birine sertçe vurdum ama hemen tekrar yakalandım.

Bu sefer ağzıma keskin kokulu bir bez bastırıldı.

"Hayır—!"

Nefesim kesildi. Gözlerim karardı ve her şey karanlığa gömüldü.

Gözlerimi yavaşça açtığımda başım zonkluyordu.

Etrafıma baktığımda burasının benim odam olmadığını anladım.

Oda koyu tonlardaydı ve ağır bir havası vardı; erkek odası olduğu belliydi.

Kaçırılmıştım.

Kapının açılma sesiyle irkildim.

İçeri benim yaşlarımda bir kız girdi. Kestane saçlıydı, yüzü yumuşak hatlıydı.

Yavaşça yanıma gelip yatağın kenarına oturdu.

"Günaydın Rüya," dedi yumuşak bir sesle. "Sonunda uyandın."

Soğukça baktım.

"Sen kimsin? Benim burada ne işim var?"

Gülümsemesi soldu.

"Buraya seni abim getirdi."

Kaşlarımı çattım.

"Abin kim?"

Bir an durdu, sonra gözlerini kaçırdı.

"Onu sonra öğreneceksin."

Hızla doğruldum. Başım hâlâ dönüyordu.

"Ben ne kadar zamandır baygınım?" dedim aceleyle.

Gökçe kısa bir an bana baktı.

"Dün gece getirildin buraya," dedi sakin bir sesle.

"Ve 24 saattir aralıksız uyuyorsun."

Bir an donup kaldım.

"Ne?!" dedim şaşkınlıkla. "24 saat mi?"

Başını hafifçe salladı.

"Evet..."

O an midemde bir şey sıkıştı.

"Ben… nasıl bu kadar uzun uyudum?" diye fısıldadım.

Gökçe omuzlarını hafifçe silkti ama bakışları kaçıyordu.

"Bilmiyorum," dedi. "Belki eterin etkisidir."

Sessizlik oldu.

Kalbim hızlandı.

"Burada ne yapıyorum ben?" dedim bu sefer daha sert.

Gökçe cevap vermedi.

Sadece gözlerini yere indirdi.

Ve o an kapı açıldı.

Dün geceki adam içeri girdi.

Odadaki hava bir anda değişti.

Gökçe hızla doğruldu ama hiçbir şey söylemedi.

Ben nefesimi tuttum.

İçeri giren kişi… önceki geceden hatırladığım o adamdı.

Soğukkanlı, kendinden emin ve rahatsız edici derecede sakin.

Bakışları direkt bana kilitlendi.

"Uyandın demek," dedi.

Sesini duyduğum anda içimdeki huzursuzluk tekrar yükseldi.

Hiçbir şey söylemedim.

Sadece ona baktım.

Ve o, sanki benim tepkilerimi izliyormuş gibi hafifçe başını eğdi.

"Daha uzun uyumanı bekliyordum," dedi sakin bir tonla.

Gökçe bir adım geri çekildi.

Odaya ağır bir sessizlik çöktü.

Gözlerim öfkeyle doldu.

"Sen..." dedim dişlerimin arasından.

Adam bana baktı, sonra Gökçe’ye döndü.

"Senin burada ne işin var Gökçe? Sana bu odaya gelinmeyecek demedim mi?" dedi sert bir sesle.

Gökçe başını eğdi.

"Ama abi... kızı merak ettim. Sadece uyandı mı diye bakmaya geldim."

Adam bana döndü.

"Gördüğüne göre artık çıkabilirsin. Misafirimiz biraz dinlensin."

Artık dayanamıyordum.

"Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Siz kimsiniz? Benim bu evde ne işim var?" diye sesimi yükselttim.

Adam hiç tepki vermedi.

Sadece bana bakıyordu, sanki yüzümü ezberliyormuş gibi.

Uzun bir sessizlikten sonra konuştu.

"Zamanı gelince neden burada olduğunu öğreneceksin. Ama o zaman... bu zaman değil."

Gökçe’ye işaret etti.

O da odadan çıktı.

Adam son bir kez bana baktı ve o da çıktı.

Kapı kapandı ve kilitlendi.

Kapı kapandıktan sonra oda yeniden sessizliğe gömüldü.

Kalbim hâlâ hızlı atıyordu.

"Bu... ne demek?" diye fısıldadım.

Koridordan onun sesi geldi:

"Onu gözünüzden ayırmayın."

Donup kaldım.

Ardından başka bir ses:

"Hazırlıklar başlasın."

Yutkundum.

Hazırlık mı?

Neye hazırlanıyorlardı?

Bu bir misafirlik değildi.

Bu… planlanmış bir şeydi.

Ve ben o planın tam ortasındaydım.

Kapıya bakmaya devam ederken zaman kavramımı kaybettiğimi fark ettim.

Dakikalar mı geçmişti, yoksa saatler mi... hiçbir fikrim yoktu.

Odanın içi gittikçe daha dar gelmeye başlamıştı; sanki duvarlar üzerime geliyordu.

Derin bir nefes aldım ama işe yaramadı.

Hava ağırdı, boğulacak gibi hissediyordum.

"Saçmalama Rüya... sakin ol," diye fısıldadım kendi kendime ama sesim bile bana ait gibi gelmiyordu.

Yavaşça odanın içinde yürümeye başladım, her köşeye baktım.

Sonra pencereye yöneldim.

Perdeyi araladım.

Dışarısı karanlıktı.

Ama bu normal bir karanlık değildi.

Etrafı seçebiliyordum; yüksek duvarlar, demir kapılar ve köşelere yerleştirilmiş kameralar...

Kaçış yoktu.

Bi anda Hayal geldi aklıma.

Ban bunu nasıl yapabilmişti hala inanamıyorum.

Benim adıma bu insanlarla anlaşma yapmış olamazdı değil mi?

Ah kendimi kandırıyorum,yapmıştı işte.Yapmasa şuan burada olmazdım herhalde.

Dışarıyı seyretmekten vazgeçip geri çekildim.

Bu gökyüzünün hissiz karanlığı beni kötü hissettirmeye başlamıştı bile.

Kalbim tekrar hızlanmaya başlamıştı.

"Bu nasıl bir yer..." diye mırıldandım.

Tam o sırada kapının altından hafif bir gölge geçti.

Donup kaldım.

Biri oradaydı.

Ayak sesleri duyuluyordu... yavaş ve ağır.

Kapının önünde durdu.

Nefesimi tuttum.

Kulpun hafifçe oynadığını gördüm.

Bir an için kapının açılacağını sandım ama açılmadı.

Sadece dokundu... sanki odaya giremek veya girmemek arasında kalmış gibiydi.

Yada bana sadece kötü hissetmemi sağlamak için oradaydı.

Sonra o ses geldi.

Alçak, soğuk ve ürkütücü.

"Henüz başlamadı bile..."

Gözlerim büyüdü.

Bu onun sesiydi.

Hiç kıpırdayamadım.

Ayak sesleri yeniden duyuldu ve yavaş yavaş uzaklaştı.

Ama o cümle kulaklarımda yankılanmaya devam ediyordu.

"Henüz başlamadı bile..."

Yutkundum.

İçimdeki korku artık yerini başka bir şeye bırakıyordu... belirsizliğe ve daha kötüsüne, meraka.

Bu adam benden ne istiyordu?

Neden ben?

Ve en önemlisi... bundan sonra ne olacaktı?

Yavaşça yatağa oturdum.

Ellerim titriyordu ama içimde tuhaf bir his vardı.

Bu iş burada bitmeyecekti.

Bu sadece bir başlangıçtı.

Ve ben... henüz hiçbir şey görmemiştim.

Bölüm sonu 🖤
Sizce Hayal bunu neden yaptı?
Miran gerçekten sadece intikam mı istiyor, yoksa işin içinde Rüya'nın bilmediği başka şeyler de mi var?
Yorumlarınızı ve teorilerinizi bekliyorum. ✨