7. bölüm · Zil Çalana Kadar

7. Bölüm; Ben biliyorum.

reika _99

Şaşırmış mıydı bilmiyordum. Mantıklı olan şaşırmasıydı ama beni daha önce okulun formasıyla görmüştü. Bu yüzden mi şaşırmıyordu? Ama aynı sınıfta olmamıza şaşırmaması da normal miydi? Gerçi gülüşü hafif bir sekteye uğrayıp kısa sürede tekrar eski haline dönmüştü. Yine de neden beni formamla gördükten sonra aynı okulda olacağımızla alakalı bir bilgi vermemişti?

Nasılsa görüşeceğiz. Bir vedaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Onu ilk kez yan evimde gördüğüm gün bana bunu söylemişti ve söylemeden önce okul armama baktığını hatırlıyordum. Yine biliyordu. Biliyordu, fark etmişti ama söylemememişti.

Sınıftaki herkes Korayın gelmesine hem şaşırmış hemde mutlu olmuştu. Melodinin dediğini baz alırsak, sınıftakiler geleceğini biliyordu. Peki biliyorlarsa neden bu kadar şaşırmışlardı? Bugün beklemedikleri için olabilir.

Evet, bu düşüncem Alp’in “bugün gelecektin madem neden söylemiyorsun ulan?” demesiyle doğrulandı.

“Bu hafta geleceğimi söylemiştim, Alp,” dedi Koray. Güldü. “Bence B12 vitamininin dozunu arttırma zamanın gelmiş.” Koray, Alp’in aldığı vitamine kadar bilmesi kabul edilir miydi yoksa bana mı tuhaf gelmişti? Bunlar tam olarak ne kadar yakındı?

“Ne yapayım ulan? Günde sekiz tane mi göstereyim birilerine?”

Koray kınar gibi güldüğünde, Mert gürültüyle boğazını temizledi. “Tamam kardeşim. Bu kadar detaya gerek yok.” Ardından elini omzuna attı. “Biz seni anlıyoruz. Korayı boşver.”

Koray omuz silktiğinde “sadece bir tavsiye. Hani senin şu dost tavsiyelerinden,” dedi. Ve sınıf buna da güldü.

Caner bir anda yanımda bitti. “Koray,” dediğinde Korayın bakışları önce bana sonra da Canere döndü. “Lâl ile tanışmadın sen.” Gözlerini kısıp hatırlamya çalıştı. “Dönemin başında geldi.” Eliyle beni gösterdi. “Lâl.”

Koray sahte bir şaşkınlıkla bana baktı. “Yaaa,” dedi. Sonra bana doğru yürüdü. “Memnun oldum Ava- Lâl.” Sinirle gülümsedim. Bilerek yapmıştı. “Bende Koray.” Elini uzattığında sıktım. Ardından “Eee,” dedi ciddiyetle. “Antremanlara ne zaman başlıyoruz?”

“Bugün,” dedi Alp. “Ama önce küçük bir işim var.” Cebindeki telefonunu çıkardı ve arka sıralara doğru yürümeye başladı. Ne olduğunu anlamadığımda Melodiye baktım. Omuzunu silkerek bilmediğini gösterdi. Bütün sınıfın bilmediğiniyse o an fark ettim. Ama Mert, boğazından güler gibi bir ses çıkardığında kendini frenlemişti ve bakışlar ona dönünce omuz silkti. O an fark ettim bildiğini.

Alp’in telefonla konuşurken duyduğum tek şey “yok abi yetmez o. Sen bize altmış tane falan getir,” olmuştu.

***

Şaşkınlıkla ve durumun verdiği komiklikle güldüm. Alp, 12-B’ye Korayın geliş şerefine adı altında Lokma dağıtıyordu.

“Batuhan,” dedi Alp. “Al, al. Çekinme.” Elindeki kutudan Batuhana Lokma uzattı. Batuhan, sert bakışlarıyla bir elindeki kutuya birde Alp’e bakıyordu. “Kaptan kaptanın yoldaşıdır. Aç kaldığında onu doyurur,” dediğinde sesindeki ve bakışlarındaki alayı gördüm. “Panzehri içmiş miydin?”

“Siktir git,” dedi Batuhan. “Ve maçtan sonra size dağıtacağımız helvaları düşün. Sonra o lokmaları bir taraflarına-“ diyecek oldu ama aynı Alp gibi elinde tuttuğu lokmayla Batuhana dönen Mert sözünü kesti.

“Nimetle şaka olmaz, hayvan herif,” dedi. “Ayrıca canın helva çektiyse maçtan sonra seve seve yedirtebiliriz.” Bunu dedikten sonra yoldan geçen rastgele birine lokma uzattı. Kız ne olduğunu anlayamadığı için bir lokmaya bir de Merte bakıyordu.

“Hayır işliyoruz. Almaz mısın?”

Yanımdaki Melodinin sessizce kıkırdadığını gördüm. “Alsana Keloğlan.” Benim gülüşüm sessiz değildi.

Kız kaşlarını hafifçe çatıp güldü ve bir tane lokma alıp ağzına attı. “Sağol.”

Arkasındaki Caner kız gittikten sonra kahkaha attı. “Gerizekalı. Kız neye uğradığını şaşırdı.” Hala gülmeye devam ederken 12-B’ den çıkan bir çocuğu gördü ve gülümsemesi hızla söndü. “Hay senin…” diye mırıldandığını gördüm ama kendini frenleyip derin bir nefes alarak durdu. Ardından boğazını temizledi ve o çocuğa gözlerini dikerek baktı. Çocukta ona aynı şekilde karşılık verdiğinde ne bakıyorsun der gibi bir kafa hareket yaptığında çok komik görünüyordu. Yanımdaki Melodinin gerildiğini hissettim ve çocuğun bakışları Melodiye döndü. Caner bu sefer gürültüyle boğazını temizleyip Melodinin önüne geçerek çocuğun ona bakmasını engelledi. “Almaz mısın, Erim.” O an anladım. Bu çocuk Melodinin eski sevgilisiydi.

Erim denilen çocuk cebindeki elini çıkarmadan kafasını sağ tarafa eğdi ve dudak büzdü. “Sen ye,” dedi ve serseri bir gülüş sundu Canere. “Nasılsa maçta ebeni belleyeceğim.” Sinir bozucu gülüşü daha da sinir eden bir hal alırken Melodinin bu çocukta ne bulduğunu düşündüm. “Gerçi sen yedektin değil mi?”

Caner dünyanın en samimiyetsiz gülüşü ödülünü almaya layık kahkahasını attığında gözlerindeki siniri göremesemde tahmin etmek zor değildi. “Sende geçen sene bizim potaya basket atmıştın, değil mi?” Nerden çıktığını bilmediğim Koray ve Kuzey ikilisinin kahkaha attığını duyduğumda Kuzey, Koraya döndü ve bir şeyler söylediğinde tekrardan güldüler.

“Ulan…” diye mırıldanırken gözlerini kapatmış, kafasını çevirerek boynunu rahatlatmaya çalıştı. Gözlerini açtığında Canere doğru bir adım attı ve aklımın alamadığı bir hızla lokma paketini Canerin elinden aldı ve suratının tam ortasına laps diye yapıştırdı. “Bak bakayım bir. Tadı güzel mi?” Herkesten şaşkınlık nidası çıkmıştı ve çıkan nidaların sonunda bütün herkes sessizliğe gömüldü ve Canerden gelecek hamleyi beklediklerini hissettim.

Melodi korkuyla kolumu tuttu. “Disipline hazır ol,” dedi. Ekşimiş bir yüzle Canere bakıyordu. “Caner yapma,” dedi son umut kırıntısıyla.

Melodiyi duymazdan gelen Caner, eline düşen lokmayı havaya attı ve lokma ağızına girdi. Sonra Alpe döndü. “Hatırlat, sana lokma ısmarlayacağım.” Canerin, Erime kafayı gömmeden hemen önce gördüğüm son şey Alpin güldükten sonra kafa sallayıp elindeki lokmayı rastgele birinin eline tutuşturduğuydu. Bakmadan yapmıştı ve bunu yaptığı kişi Esraydı. Esra anında iğrenme ifadesiyle Alpe baktığında ona odaklanamazdım. Çünkü Alp tek eliyle Batuhanın yakasından yakalayıp ona da kafa gömmüştü.

Ben daha ne olduğunu anlayamadan sesi duyan iki sınıftaki herkes birini gözüne kestirmişti ve ben saniyeler içerisinde nasıl bir kavganın ortasında olduğumu düşünüyordum. Erim, Canere yumruk atıyordu, Alp, Batuhanın kafasını kollarının arasına almış ısırıyordu ve Korayla Kuzey de isimlerini bilmediğim başka birini dövüyordu. Melodiyle bakıştığımızda suratında bıkkın bir ifade vardı. “Ben böyle şansımın içine tüküreyim. Yine disiplin yiyeceğiz ulan!”

Samet, Mert, Emre, Gökhan ise bir anda ortaya çıkmıştı. Ama sonradan gelmemiş gibi hemen birilerini gözlerine kestirmişlerdi. Olaya en son dahil olan Arkın ve Nehir de hiç yadırgamamışlardı. “Oooo kavga,” dedi Arkın. “Bayılırım.”

Beşlik çakıp hemcinslerine yöneldiler. Arkın, iki kişinin Canere daldığını görünce hemen yardıma koştu ve ikili çok iyi ilerliyordu. Kuzey ve Korayaysa değinmek adına ona döndüğümde bende aynı Caner gibi suratımın tam ortasına lap diye lokma kabı yedim. Bunu kimin yaptığını bile göremeden Melodinin elimden çekilen kolu ve Esranın çığlığını duymam tahminlerimi doğrulamıştı.

“Sevgilisinden de hiç eksik kalmaz,” diye Erimin kap yapıştırmasına atıfta bulundu. Melodi hemen Esranın saçlarına yapışmıştı. “Bende ne zamandır elime düşeceğini bekliyordum, Esra.”

“Lan!” Diye bağırdı Esra büyümüş gözlerle onlara baktığımda. “Lan bıraksana aptal!” O da Melodinin saçlarına yapışmıştı artık.

“Bipolar!” Diye bağırdı Melodi. “Hem bırak diyorsun hemde tutuyor- lan ahh.”

Yardım etmem gerektiğini anlamam çok kısa sürmüştü. Şerbet olan saçlarımı geriye attım ve Melodilere doğru ilerledim. Esranın Melodinin saçındaki elini tutup ısırdığımda acıyla çığlık attı ve Melodinin saçlarını bıraktı. Bende elini bıraktım. Bana baktığında “seni küçük or-“ demeye cürret etti ama Melodinin saçları arasındaki eli onu sertçe çekiştirince devam edemedi. “Ahh. Bırak ulan!”

Bende de Esraya karşı bir doluluk olduğu için hiç gocunmadan Melodinin tuttuğu saçlarını bu kez ben devraldım. “Sen,” dedim. “Melodinin sevgilisiyle çıkarsın ha?”

“Çıktım! Ne olmuş?! Beni daha güzel bulması benim suçum değil. Melodi de biraz kendine baksaydı. O gözlüklerden bir kurtulsaydı mesela-“ saçlarını tekrar çekiştirdiğimde yine acı dolu bir inleme çıkarıp sustu.

“Melodi,” dedim sakinlikle. “Çok güzel bir kız. Ama sen bunu hazmedememişsin belli.” Sinirle öne doğru ittirdiğimde dengesini korumakta zorlandı ve dizlerinin üstüne düştü. “Sana tavsiyem, kendine olan öz saygını hiçbir erkek için yitirme.”

“Ne diyorsun kızım sen?!” Esranın yakın arkadaşı olduğunu öğrendiğim Elçinin sesini arkamdan duyduğumda ona doğru dönemeden kafama bir şeyle vurdu ve o an kemiğimdeki zonklamayı hissettim. Elim direkt kafama gittiğinde en son ilkokulda kafama gelen ıslak futbol topunda böyle bir acı hissettiğimi ve bayıldığımı hatırladım. Elim direkt kafama gitti.

Nehir, Elçinin sarı saçlarına asıldı. “Sanırım sizde bu kopya işi ve sevgilisi olanlara yürümek gelenek oldu. Sen ve Arkın ha? Bunu düşünmen fazla komik.” Elçini yere düşürdüğünde Melodi de hemen yanına gidip Elçini dövmeye başlamıştı. Bense başımın dönmesini beklemek adına duvara tutunmuştum. “Ayrıca ben gerçek sarışınım gerizekalı. Dibini boyatsan iyi edersi- ahh hayvan!”

Bir yere oturmam gerekiyordu. Başım çok fazla dönüyordu. Sınıfa gitmek adına döndüğümde Arkın sınıf kapısına birini yakalarından tutup yaslamış suratına doğru bir şeyler bağırıyordu. Çocukta aynı şekilde yakalarını kavramış, Arkına karşılık veriyordu. Arkın çocuğun aksine sinirli değildi, eğleniyordu.

Esranın sinirle bana atıldığını gördüğümde gelecek darbeyi bekliyordum çünkü başım çok dönüyordu. Muhtemelen karşılık veremeyecektim. Ama tam o sırada Koray bir anda Esranın kolunu tuttu ve onu tek eliyle benden uzaklaştırdı. Koraya dönen Esra bu sefer ona vurmaya başladı ama Korayın etkilendiği söylenemezdi. “Aptal,” dedi tokatlarının arasından. “Niye çıktın geldin yine yaa!? Niye!”

Koray, Esrayı kendisinden uzaklaştırdı ve İdil, Esrayı devraldı. Sonra yanıma geldi ve elini bir anda belime koydu.

Beni kendi gövdesine yasladığında duvardan ayırdı ve gözlerine şaşkınlıkla baktım. “Ne halt ediyorsun?”

“Sana yardım ediyorum Avatar. Bayılmanı istemem,” dedi. “Elçin çok fena geçirdi.”

“Kendim halledebilirim,” dedim ve elini belimden ittirmeye çalıştım. Bırakmadı. Daha sıkı tuttu.

“Elbette halledersin, şüphem yok. Ama şu an buradan dayak yemeden çıkamazsın. Ve ben onu hallediyorum. Küçük bir teşekkür yeterli.”

“Neden yardım ediyorsun, Koray?”

Yutkunduğunu gördüm. “Çünkü komşu komşunun külüne muhtaçtır,” dedi. Gülümsedi.

Koray beni insanların arasından zor bela çıkardığında rahat bir nefes almıştım. Hocalar neredeydi? Şu an bunu düşünmekten daha önemli şeylerim vardı. Bayılmamak. Kantine adımladığımızda etraftaki bazı gözlerin üzerimizde olduğunu fark ediyordum. Herkes bize mi bakıyor? Hayır. Herkes Koraya bakıyor.

Bu çocuğun tahmini kaç arkadaşı vardı?

Beni bir sandalyeye oturttuğunda kantinden bir tane ayran almıştı. İçine ekstradan tuz eklettiğiini düşünmüştüm çünkü açıktı ve mantıklı olan oydu. Sorgulayacak durumda olmadığım için bir yudum alıp masaya bıraktım. Yanımdaki sandalyeyi çevirip, o da oturmuştu. Başım hala dönüyordu ve acıyordu. Ayrıca zonkluyordu da. Elimi tekrar başıma attığımda dudaklarımdan küçük bir inilti kaçmıştı. Bizim şu an revirde olmamız gerekirken ben tuzlu ayran içiyordum.

“Çok acıyor mu hala?” Diye sordu. Kafamı olumsuz anlamda salladım. “Revire gidelim istersen.”

“Gerek yok…” dedim. Sonra kısa bir duraksamanın ardından dönen başıma rağmen gözlerine baktım. “Teşekkür ederim.”

Gülümsediğinde bende gülümsemeye çalıştım. “Önemi yok, Avatar,” dedi. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi gözleri hafifçe büyüdü. “Ha bu arada,” dedi. Tekrar ona baktığımda cebinden çıkardığı kartıma şaşkınlıkla bakıyordum. Bu sabah bulamamıştım. Onda ne işi vardı? Sorgulayan bakışlarımı fark ettiğinde anlamamış gibi kaşlarını hafifçe çattı. “Geçen gün, dükkanda kartı bırakıp kaçtın ya, onu vereyim dedim. Biz ne yapacağız bunu, kızım? Nakit falan bıraksaydın bari.”

Gözlerim büyüdü. “Nakit bırakmıştım zaten…”

“Nakit mi bırakmıştın?” Diye sordu ve hala elinde olan kartını çevirip adımla bakışmamı sağladı. “Bildiğim kadarıyla dedemin adı Lâl Yaman değil.” Bilmiş bilmiş sırıttı. “Benim hiç değil. Sanırım o gün biraz dalgındın.”

Kartı elinden aldığımda “ama…” diyecek oldum. Eğer bize doğru gelen bir kız dikkatimi çekmeseydi.

Kolundaki nöbetçi öğrenci yazılı kuredeleyi gördüğümde kaşlarım merakla çatıldı. “Müdür sizi çağırıyor.”

“Sebep?”

Kız gözlerini devirdi. “Kavgaya karıştığınız için olabilir mi?” Ee yani der gibi Koraya baktığımda ayaklanmıştık. Beraber müdürün odasına ilerlediğimizde başımın dönmesi biraz da olsa geçmişti. Sonunda odasına vardığımızda Koray kapıyı çaldı ve içeriden gelen sesleri duymamızla beraber içeri girdik.

Tam o sırada müdür hızla yerinden kalktı ve “kesin!” diye bağırdı. Ardından bize döndü. “Geçin şuraya,” diyerek karşısını gösterdi eliyle. 12-A bir tarafta, 12-B bir tarafta, müdürün karşısında yarım ay şeklinde duruyorlardı. En dışta duran Arkının yanına adımladığımda Koray da yanımda durmuştu. Patlamış dudağı ve kaşıyla Arkının yanında Nehir duruyordu. Nehirinde saçı dağılmıştı ve eliyle düzeltmeye çalıştığını ama başaramadığını düşündüm. Nehirin yanında duran Melodi de ondan pek farklı durmuyordu. Kahverengi saçları dağılmıştı. Onun yanında duran ve şerbete bulanan Caneri gayet sakin görüyordum. Sanki kavga onunla başlamamış gibiydi. Canerin yanında duran Kuzeyin de görebildiğim kadarıyla sadece kaşından küçük bir sızı şeklinde kan çıkmış ve orada kırumuştu. Kuzeyin yanında da Emre vardı ve onun ancak saçları dağılmıştı. Gökhan ve Samet’inde sadece üstü bozulmuş, gömlekleri pantolonların kenarından çıkmıştı. Yanyana duran Ayda ve İdil’in de yanakları kızarmıştı. Mert ve Alp’te de çok bir hasar yoktu. Sadece üstleri dağılmıştı ve görebildiğim kadarıyla Mertin elinin tam üzerinde derin bir çizik vardı. O kadar kırmızıydı ki bu mesafeden bile görebilmiştim.

Karşı tarafın durumu bizimkilerden daha da vahimdi. Hepsinin üstü, başı, saçları, yüzü dağılmıştı. Alp’e en yakın kişi Batuhandı. Kravatı çözülmüş, yakasında bağlanmadan duruyordu. Onun yanında Arkının kapıya yapıştırdığı, adını bilmediğim çocuk, onun yanında Eda, Edanın yanında da Elçin, Erim ve Esra vardı. Eriminde kravatı bollaşmış ama çözülmemişti. İsimlerini bilmediğim birkaç kişi daha Esranın yanına dizilmişti ve bir kızın çorabının yırtılmış olduğunu gördüm.

“Hocam,” dedi Alp. “Biz ne yaptık ki? Altı üstü arkadaşlara lokma ikram ettik,” dedi kaşlarını yukarı kaldırarak.

“Evet hocam,” dedi Caner. “Sınıflarını falan bombalamadık yani. Tamamen fazla tepkiden çıktı bu kavga.” Fazla kelimesini adeta tükürür gibi söylemişti.

“Siz değil misiniz ulan Koray geldi takım tamamlandı, kaybetmeye hazır olun diyen?”

“Ne?” Dedi Alp kocaman bir dehşetle. “Üstümüze iyilik sağlık.”

“Daha inandırıcı olsun bir dahaki yalanınız.”

“Ne saçmalıyorsunuz?”

“Biz sizin aksinize kaybetmeyi sindirebiliyoruz.”

“Evet, bir kere yenildik diye her seferinde zırlamıyoruz.”

“Ayrıca sizin aksinize biz hike de yapmıyoruz.”

“Gerçi siz yapsanız da nasıl oluyorsa yine ve yine kaybediyorsunuz.”

“Lokmayı yiyip otursaydınız sınıfınızda. Bu kadar fazla tepkiye gerek var mıydı yani?”

“Fazla tepki mi?” dedi Erim alayla. “Gayet yerindeydi.”

“İnsan hazmetmeyi öğrenmeli Erim,” dedi Melodi bir anda. Canerin bakışları çok ama çok kısa bir süre Melodiye dokunduğunda ne hissettiğini anlamak zordu.

Kuzey lafa girip “eee hocam,” dedi. “Biz Korayın gelişine…” kısa bakışları Koraya döndü. “Çok mutlu olduğumuz için dağıtıyorduk aslında. Ama arkadaşlar pek beğenemediği için çıktı bu kavga.”

“Sende mi Kuzey?” Dedi Müdür umutsuz bir şekilde. “Okul başkanısın oğlum sen. Niye kavgayı bitirmeye çalışmıyorsun.” Sesi yükselmişti.

“Hocam arkadaşın öyle bir kapasitesi yok. Oy verenler boşa vermiş,” dedi Arkının kapıya yasladığı çocuk.

Kuzeyin cevap vermesine gerek kalmadan “tabii kendi sınıfından başkası sana oy vermeyince fazla kabullenemiyor, değil mi Aral?” dedi Arkın ve böylece kapıya yapıltırdığı çocuğun adını öğrenmiş oldum. “Sende baikan olacak kapasite bile yok lan.”

“Sen çok ve boş konuşuyorsun,” dedi Elçin işaret parmağını Arkına doğru kaldırdığında.

“Allah Allah,” dedi Nehir. “Bunu sen mi söylüyorsun?”

“Aynen öyle,” dedi Elçin bunun üzerine. Kaşları çatılmıştı ve her an tırnaklarını çıkarmaya hazır gibi duruyordu.

“Hala devam ediyorsunuz. Hala!” Dedi müdür. İyice sinirlenmişti. Kendini koltuğa bıraktığında sakinleşmeye çalıştığını anladım. “Herkes disipline gidiyor.”

“Hocam biz neden gidiyoruz?” Diye bağırdı Elçin anında. “Biz başlatmakdık ki!”

“Ulan sen Lâl’in kafasına sopayla vurdun ya, sopayla!” diye bir anda bağırdı yanımdaki Koray. “Bu nasıl bir göz dönmesi?”

Bunu dediği anda ortalık bir anda karıştı. Nehir ve Melodi olanları kısaca anlattıklarında Korayla nereye kayboldunuz sorusunun cevabını da almış oldular. Karşı sınıf abarttığımı söylüyordu. Benim cevap vermeme gerek kalmadan sınıfım devreye giriyordu. Beni savunuyorlardı, diğer sınıfsa Elçini savunuyorlardı. Müdür bizi susturmaya çalışıyordu. Ama kimse umursamıyordu. O an tek düşündükleri kafama vurulan demir sopaydı. Herkes kavgayı unutmuşa benziyordu ve benim çıkan sesten ötürü başımın zonklaması artmaya başlıyordu. Umarım kafa travması geçirmiyorumdur.

Elim tekrar başıma gitti.