15. bölüm · Zil Çalana Kadar

13. Bölüm; inadın kırılmaz

reika _99

SEEELAAAMLAAR!!!

SINAV HAFTASINDAN DOLAYI ERTELEYİP DURDUĞUM BÖLÜM SONUNDA GELDİİ BOMBA GİBİ BİR BÖLÜM OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİM

Bol bol satır arası yorum yapın lütfeennenennnnn benim için çokkk önemlii!!!!!!

YENİ BÖLÜM SINIRI 10 BEĞENİDİRR!!!!

Şarkıların birbirleriyle alakasını sorgulamayacağınızdan emin olduğum bir çalma listesi burakıyorum sizleree

Göksel ipekçi- Kadıköy🎶🎵
Sibel can- kıskıvrak🎶🎵
Maneskin- don’t wanna sleep🎶🎵
Nazan Öncel ve Sezen Aksu- erkeklerde yanar🎶🎵
Madrigal- Neden diye sorma

“Delice bi’ oyuna inat ediyo’sun.”

Askılı, pembe, şortlu bir tulum.

Geçtim.

Yeşil pileli elbise. Düğünlüktü.

Geçtim.

Bordo, simli elbise. Ortaokul mezuniyetimden kalmaydı. Bunun bana hala olacağını düşünmüyorum.

Geçtim.

Siyah omuzları düşük elbise.

Geçtim, bildiğim kadarıyla cenaze yerine bara gidiyorduk.

Kahverengi, straplez, bir elbise daha. Benim neden böyle bir elbisem var? Bunu giydiğimi bile hatırlamıyordum.

Geçtim.

Sıkıldığım için ve bulma umudum azaldığı için oflayarak elbiseden vazgeçip tek kapaklı dolabımı açıp rafları karıştırmaya başladım. Sıra şort ve etklerdeydi. Elime ilk siyah kot bir etek geldi. Düz ve dardı. Geçtim. Beyaz kat kat pileli olan bir eteğim vardı ve belinde hazır duran altın renkli, deniz kabukları şeklinde bir kemeri vardı. Plajlıktı, her ne kadar seviyor olsamda geçtim. Bacaklarında yırtık detayları olan bir şortum vardı. Daha çok bakkallıktı. Geçtim. Kahverengi pileli bir eteğim vardı. Kombinleyebileceğim bir şeyler bulamadığımda onu da geçmem uzun sürmemişti.

En sonunda arka ceplerinde birer tane taşlarla süslenmiş yıldız detaylı bir kot şortta karar kıldığımda üstüme geçirdim. Aynanın karşısına geçtiğimde bu şortu yaklaşık iki yıldır giymediğimi hatırlamıştım. Kısalığından dolayı bundanda vazgeçtim.

Sanırım çıplak gidecektim.

***

Saat sekiz olduğunda ve ben son yarım saattir giyeceğim şeyi seçmeye çalıştığımda Melodi tarafından gruptan aranmıştım. Kızlarla kurduğumuz bir grup vardı. “Acil yardım!” Dedi açar açmaz. “Hangisini giyeyim?” Bütün kızların derdi aynısıydı sanırım. Cevap vereceğim sırada diğerleride gelmişti. Telefonumun ekranı yatağının üzerine koyduğu iki eteği gösteriyordu bana. Biri pileli kot etekti diğeriyse düz ve dardı.

“Düz,” dedi İdil.

“Bencede,” dedi Ayda.

“Katılıyorum,” dedi Nehir.

“Üstüne ne giyeceksin?” Diye sorduğumda kendisini aynadan göstermişti. Siyah deri ceket ve omuzunu hafifçe açmasıyla askılı badisini görmemle “düz olan,” dedim.

Düz olanı giymek için kamerasını kapattığında “bir pürüz var kızlar,” dedim. “Sanırım çıplak geleceğim.”

Naz kocaman bir kahkaha attı. “Bende öyle düşünüyordum. Allahtan annem yardımcı oldu.”

“Sana geleceğim ya Lâl,” dedi Melodi telefonda kendi göründüğünde. “Saçım kaldı sadece. Sonra çıkıyorum. Umarım seçebiliriz.” Gülümsedim.

Ayda “bir sorunda bende var,” dedi telefonunu dudaklarına yaklaştırıp fısıldayarak. “Sanırım gelemeyeceğim. Annem pek sıcak bir insan değil şu anda. Soramıyorum. Yani normalde izin verir ama babamla ettikleri kavgadan dolayı çok sinirli ve ben şu an tırsmaya başladım.”

Aniden bir sessizlik olduğunda “annen ders çalışmanı nasıl engelliyor, Ayda?” diye sordum hayretle. “Başarılı olmanı zaten istiyorsa bende kalmana da izin verebilir?”

“Ne?” Dedi anlamayarak. “Ne dersi?”

“Ha,” dedi İdil gülmemeye çalışırken. “Lâl de ders çalışacağız ya! Sabahlara kadar.”

“Ama-“

“Alkol almazsan bir şey anlamaz. Sırt çantana giyeceklerini koy ve normal giyinip bana gel. Burda hazırlanırsın, beraber gideriz. Zaten Melodi de bana geliyor.”

“Evet,” diye onayladı beni Melodi. “Ahlaksız teklifler aldığım doğrudur.”

Telefonu kapattığımızda ve ben makyajımı yapmayı bitirdikten sonra saçlarımı yapmayı da yeni bitirdiğim sırada kapı çaldı ve ben kapıyı açana kadar Melodi elini zilden çekmeyecekti anlaşılan. Sırtıma ulaşan saçlarımı hafifçe dalgalandırıp bıraktım ve aceleci adımlarla merdivenleri indim. Bir yandan da “geldim!” diye bağırıyordum kapıya doğru.

Kapıyı açtığımda “bir kerede duyabiliyorum,” dediğimde gözündeki güneş gözlüklerini çıkardı ve normal numaralı gözlüklerini taktu. Abartılı bir ifadeyle beni süzdüğünde “Yan komşuyla ne kadar da yakışıyorsunuz, Lâl!” dedi büyük bir coşkuyla Korayı sanki tanımıyormuş gibi ve beni sanki hiç onunla yakıştırmıyormuş gibi ve beni sanki onunla çıkmam için kızlarla bir olup darlamıyormuş gibi bunu dedi.

Korayın adını duymaksa beni aniden birkaç saat öncesine götürmüştü. Dan diye sarf ettiği sözleri karşısında şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemez bir haldeydim.

“Ne?” Demiştim zorlukla. Ardından güldüm. Kendimi gerçekten bir pembe dizinin tam ortasında bulmuştum. “Ne dediğinin farkında mısın sen, Koray?”

Kafasını kararlılıkla sallarken benim aksime çok ciddiydi. “Gayet farkındayım.”

“Sen ciddisin…” diyebildim ciddiyetini kavramanın getirdiği zorlukla. Kaşlarım havalanmıştı.“Bunu nasıl kabul edebilirim?”

Tekrar kafasını sallamıştı. “Pekala,” dedi. “Sadece teklif ediyorum. Kabul edersen ondan kurtulursun, Lâl. Bana sevgilin olduğunda seni rahat bıraktığını söylemiştin. Başka çözüm yolu bulamıyorum. Eğer kabul edersen yan evdeyim. Zili çalman yeterli.”

Beni soru işaretleriyle bırakıp gittiğinde evimin önündeydim. O evine girdiğinde bile gözümü kapattığı kapısından ayıramamış, karşı kaldırımdan geçen insanların bakışlarını üzerimde hissettiğimdeyse içeri girmem gerektiğini anlamıştım.

“Korayı görmediğine yemin edebilirim, Melodi,” dedim gözlerimi devirip ana geri döndüğümde.

“Buraya gelirken beni gördü. Çarpılman yakındır.”

“Hadi be oradan,” dedim gülerek ama bir yanım inanıyordu.

“Valla lan,” dedi. “Evime baskın yapmaya mı geldin yoksa köpeğim Rio’ya baskın yapmaya mı dedi. Bende seni ne yapayım? Lâl çok daha yakışıklı ve ısırmıyor dedim.” Yüz ifademi gördüğünde kocaman bir kahkaha atmıştı.

“Sen sarışın seviyorsun diye görüyorum, Melodi,” dedim samimiyetsiz bir gülüşle. “Ben kumralım gördüğün gibi.”

Kahkahası bıçak gibi kesildiğinde “sarışın?” dedi şaşkınlıkla. “Kim,” dediğinde kaşlarımı kaldırmam dil yeteneklerini kaybetmesine sebep olmuştu. “Yani yok artık! Benim senden başka kriterim yokki.” Zoraki gülmeye çalıştı.

“Hm hm, ben dahil olmak üzere herkes bunun farkında zaten.” Bunun derken yaptığım imayı havada kapsa da bir şey diyemedi. Canerle aralarındaki çekimi kim inkar ediyorsa asıl onun çarpılması yakındı. Onu yukarı yönlendirdiğimde koşar adım merdivenleri tırmanıyordu. “Ayrıca beni Korayla yalnız bırakmak için kolunu omuzuna attığında ne konuştuğunuzu anlatacaksın!” dedim merdivenlerin ilk basamağından. Olduğum yerde duruyordum.

Canerden bahsetmemin yan etkileri olarak utandı ve merdivenlere takıldığında ellerinden destek alarak doğruldu. Bana döndüğünde hülmemi tutmaya çalışıyordum. “Hiiiç,” dedi harfleri uzatarak. Yüzünde oluşan aptal gülüşü saklamak için tekrar önüne döndü. Üst kata çıkınca abimin odasına yöneldiğini görünce “sağdaki,” dedim. Hızla yönünü değiştirip odama girdi. Kafamı iki yana salladığımda gülüyordum. Peşinden bende merdivenleri tırmandığımda havadaki heyecan, beni hissedilir olmaya başlamıştı bile.

Yanına geldiğimde ceketini ve çantasını yatağımın üzerindeki kıyafet dağının üzerine attı. Hepsi askılıkta duruyordu. Ardından dolabıma yöneldi ve çift kapaklarını aynı anda açtı. “Bu ne sıcak yahu?” Eline biraz önce bakıp vazgeçtiğim yeşil elbisem geldiğinde “eğer bunu giymek istiyorsan kesmeyi göze almalısın, Lâl,” dedi hayretle. “Ne saçma bir boy böyle?”

“Elindeki düğünlük zaten, Melodi,” dedim gülerek dolabıma yaslandığımda.

“Evet, sünnet düğünlük,” deyip güldüğünde omuz silktim. Abartıyordu.

Dolabımı biraz daha karıştırdığında ve bir şey bulamadığında eteklerime yöneldi. Orayı da karıştırdığında -yeşil, beyaz, lacivert, gri eteklerimin hepsini geçmişti- benim denediğim şortu aldı ve gözlerini kısıp aramızdaki bir adımlık mesafeden üzerime tuttu. Cıkladım. “Denedim bunu. Fazla kısa.”

Gözlerini devirdi. “Rahibe Teressa?” Dedi sorar gibi. Hayretle ona baktığımda güldü. Ardından aldığı yere geri koydu şortumu.

Yatağıma yöneldiğinde oradaki kıyafetlerime de tek tek baktı. Bazılarını uzaktan tekrar üzerime tuttuğunda beğenmeyerek kenara koydu. Sonra ceketini attığı yerden kaldırdığında lacivert boyundan bağlamalı elbisemi alıp havaya kaldırdı. Belinde kahverengi bir kemerde vardı.

Üzerime tuttuğunda gözleri parlıyordu. “Fıstık gibi olursun bununla!” Dedi coşkuyla.

Bundan vazgeçmemin nedeni bara uygun olup olmamasıydı. “Bara uygun değil ki.”

“Değil ki mi?” Dedi kaşlarını havaya kaldırarak. “Saçmalama, fazla iyi! Hemen bunu giyiyorsun üzerine Lâl!”

Cevap hakkı tanımadığı için elbiseyi aldım ve üzerime geçirdim. Melodinin gülen bakışları lavabodan çıktığımda telefonundan bana döndü ve ıslık çalması bir oldu. “Olmaz dediğin için utan!” dedi ve yatağımın üzerindeki bir eteği bana doğru attı. Havada kapıp yatağımın üzerine geri attım.

“Eee ayakkabı ne giyeceğim?”

“Eve girerken gördüğüm acı kahve çizmelerini tabii ki,” dedi. “Hem kemerinle uyar. Hemde şu çantanla.” Eliyle cam dolabımın içindeki çantalarımı gösterdi.

Ellerimi belime koyup beni bu dertten tamamen kurtardığı için ona minnetle bakıyordum.

Hiç mütevazı olmadı ve bacak bacak üstüne atarken ben bu işi biliyorum der gibi elleriyle kendini gösterdi.

İkimiz aynı anda gülmeye başladığımızda kapı sesi bütün evi doldurmuştu. Göz göze geldiğimizde “Aydadır,” dedim ve kapıya yöneldim. Hızlı adımlarla merdivenleri indiğimde Melodi arkamdan geliyordu.

Açtığım kapıda gördüğüm Ayda kocaman sırıtıyordu. “Ay yan komşu ne öyle! Senin için yaratılmış gibi, Lâl.” Bezgin bakışlarım Aydadan arkamdaki Melodiye döndüğünde sırıttı.

“Bak,” dedi eliyle Aydayı gösterirken. “Bu evrensel bir şey artık. Nesnel. Herkesçe onaylanan bir önerme.”

“Sen Aydayla mesajlaşoyordun biraz önce değil mi?” Diye sordum cevabından emin olduğum halde. “Bunu söylesin diye ona mesaj atmadıysan bende bir şey bilmiyorum!”

“Ne?” Dedi oscarlık oyunculuğuyla. “Hayatın işi işte. Benimle hiç alakası yok!”

İnanmaz bir bakış attım.

“Ayda sende bir şey söylesene.”

“Evet,” dedi sadece.

İnanmaz bakışım devam ederken Melodi de aynı şekilde Aydaya baktı.

“Ben bile inanmadım şu an.”

“Ha yani itiraf ediyorsun?”

“Yakalansam bile inkar edeceğim tek konusunuz,” dedi Koray ve beni kastederek.

Kınar bir bakışla odama çıktım. Ayda, koyu yeşil bir eşofman altı ve beyaz askılı bir crop giymişti ve cropu sayesinde göbeğindeki gümüş renkli piercingi ilk defa görebilmiştim. Saçlarını da dağınık bir topuz yapmıştı. Sırt çantası sırtındayken gerçekten ders çalışma kombini olduğuna ben bile inanmıştım. Makyajı her zamanki gibi fazla değildi.

“İyi haber şu ki annem saat sınırı vermedi. Kötü haber şu ki sanırım saçım bozuldu.” Eli kafasındaki tokaya gittiğinde yavaşça açtı ve yeni yapıldığı belli kalın ve doğal dalgaları omuzlarına döküldü. Melodiyle aynı anda göz devirdik.

“Eş tuttuğun sorunlarına hayranım, Ayda,” dedim gülerek. Güldüğünde eliyle buklelerini düzeltiyordu. Banyo da giyinebileceğini söylediğimde beni onayladı ve içeri girip kapıyı kapattı. Takılarıma yöneldiğimde ne takacağımı bilmiyordum.

“Altın,” dedi Melodi arkamdan. “Ona en iyi altın gider.” Aynadan bakılarımız kesiştiğinde minnet dolu bakışlarıma göz kırptı ve yarı yatan posizyonundan telefonuna geri döndü. Parmak hareketleriyle tiktok izlediğini anlayabilmiştim. Önüme döndüğümde onu dinleyip altın kolyelerimden ikisini seçip taktım. Biri Y kolyeydi. Küçük yıldızlar birbirine tutunuyordu. Diğeriyse geçen seneki doğum günümden abimin hediyesiydi. Küçük, mavi bir deniz yıldızı vardı. Aniden aklımdan hiç çıkmayan abim tekrar beni buldu. İçimi kaplayan hüzünü unutmaya çalıştım.

Kulaklarımdaki beş küpe zaten altın olduğu için onlar yerli yerinde durdu. Sadece ikisini değiştirdim ve yerine abimin aldığı kolyenin külelerini takmıştım. Halka küpelerin ucunda aynı deniz yıldızı vardı ama küçüktü. Tamamen hazır olduğumdaysa Ayda üzerini giymiş bir şekilde çıkmıştı.

Koyu renkte yırtık kot bir şort ve üzerinede kırmızı, kalın askılı bir crop giymişti. Taktığı gümüş kolyelerse küpeleriyle ve piercingiyle aynı renkteydi. “Kızlar size bir şey söyleyeceğim,” dedi Ayda çantasını kenara bıraktığında.

“Söyle,” dedik Melodiyle aynı anda. Ben ona bakıyordum ama Melodi kısa bir bakıştan sonra tekrar telefonuyla ilgileniyordu.

Boğazını temizledi ve gergince saçlarını kulağının arkasına iteledi ve anlamsızca kolyasinin ucunu parmaklarının arasına alıp bıraktı. “Mertle çıkıyoruz. Benden duyun istedim çünkü diğer türlü herkesle öğrenmek biraz tepkinizden dolayı beni geriyor. Aslında Naz, İdil ve Nehirle aynı anda öğrenin isterdim ama içimde tutamayacağım. Maçtan sonra üstümü değiştirmek için soyunma odasına gitmiştim ve beni kapıda bekliyormuş. Kapıyı açtığımda tuttu kolumdan, soyunma odasından çıkmama izin vermedi. İçeri girince kapıyı kapatıp kilitledikten sonra dan diye artık ikimizin arasında yaşananları inkar etmeye devam etme, Ayda çünkü benim artık sabrım kalmadı! Sen benden hoşlanıyorsun bunu görüyorum ve bende sana karşı hiç boş değilim, bunu da görüyorsun. Bence ben artık delirmeyeyim içimde tutacağım diye. Sende kızarma daha fazla, belli etmeyeceğim diye. Uykularımı kaçırma, bence biz artık çıkalım be kızım, ne dersin? dedi. Ben heyecandan kalbime ineceği sırada kafamı sallamakatan başka bir şey yapamadım ve öyle bir sevindi ki maçı kazandığında bile böyle bir sevinci onda görmedim. Oh be!” diye hızlı hızlı konuştuğunda ağızım beş karış açık kalmıştı. O ise çok normal bir şey söylemiş gibi saçını bir tarafa attı.

Zorlukla “ne?” dediğimde Melodinin benden tek farkı beş karış açık olan gözleriydi.

“Kesinlikle katılıyorum,” dedi ve yüzünde kocaman bir gülümseme oluştuğunda küçük bir sevinç çığlığı attı. Koşarak Aydanın yanına gittiğinde onu takip ettim. “Merte bak sen!”

“Gerçekten!” Dedim sevinçle. “Hiç beklemiyordum. Belli de etmedin, pislik!” Koluna hafifçe vurdum.

“Eee?” Dedi Melodi aynı heyecanıyla sırıtırken.

“Ne eee?”

“Sonra ne oldu, kızım?!”

Utançla gözlerini kaçırdığında gergince saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. “Yanınıza geldik.”

Melodinin kısılan gözleri Aydayı daha fazla utandırdığında gözünün içine bakamayıp bakışlarını önünde birleştirdiği ellerine indirdi ve tırnağının kenarıyla oynamaya başladı.

“Yanımıza geldin madem, niye direkt söylemiyorsun, ulan?” diye sordum aynı heyecanımla.

Dürüst bir cevap verdi. “Vereceğiniz tepkinin büyüklüğünden anlarlar diye utandım,” dedi Ayda kocaman gülümseyerek. “Bende gram beklemiyordum hem. Anlatmayı bırak, şoku atlatmam baya bir zamanımı aldı. Hem o halde zaten anlatamazdım.”

“Keşke üşenmeyip üzerimi değiştirmeye gitseydim ya!” Formayı çıkarıp gömlek giymek pek cazip gelmediği için üzerimde kalmıştı.

Kafasını salladı Melodi. “Anlamamız lazımdı,” dedi Melodi bana bakarak. “Sırıtıp duruyordu ikiside.”

“Ben maçtan dolayı olduğunu düşünmüştüm ki zaten herkes öyle sırıtıyordu.”

Aniden telefonlarımızdan aynı anda bildirim sesi geldiğinde mesajın nereden geldiği çok belliydi.

Caner; neredesiniz
Caner; ulam ağaç olduk kızlardan bir nehir burada koray desen ortalıkta yok
Koray; çıktım ben geliyorum
Caner; hmmm yalnız mısın
Koray; evet?
Arkın; hmmmm
Nehir; hmmmm
Kuzey; hmmmm
İdil; hmhmhmhmhmhmhm
Naz; hm hm hm hm
Koray; neye hmlıyorsunuz siz yine salaklar
İdil; Lâl siz ne zaman çıkıyorsunuz
Lâl; birazdan çıkacağız
İdil; hm tamam hızlı yürü
Lâl; ?
İdil; seni özledim

Ya sabır çekerek telefonumu çantamın içine koyduğumda kızlar kıkırdıyordu. İmayla bana baktıklarını gördüğümde gözlerimi devirdim. “Başlamayın yine.”

Dinlemediler. Başladılar.

“ULAN!” dedi Melodi coşkuyla çığlık atarken. “DİĞERLERİNİN İMASINI BEN HAYAL OLARAK GÖRMEDİM DEĞİL Mİ?! KORAYA, LÂL İMASI YAPIYORLAR YANİ DEĞİL Mİ?!”

“Yürü Melodi. Yürü yoksa kendimi odama kilitleyeceğim ve siz bensiz gideceksiniz.” Ensesinden tutup öne doğru itelediğimde ceketini ve çantasını aldıktan sonra Ayda da çantasının içinden çıkardığı küçük kol çantasını alıp koluna taktığında aşağıya indik. En önden ilerliyordum ve arkamdan tabii ki Korayı konuşuyorlardı.

“Olmaları yakın,” dediğini duydum Aydanın. Ardından fark ettiği degayla “Mertle çıkıyorum lan ben! Çöküp ağlayacağım şimdi,” dedi. Gerçekten yere çökmek için hamle yaptığında Melodi kolundan kavrayıp eğilmesine engel oldu. Ceketinin sadece bir kolunu giyebilmişti. Bende çizmelerini giyiyordum.

“Nihal saçmalama, makyajın akacak!” dedi Aşk-ı Memnu, Pelin edasıyla. Kendimi tutamayıp kahkaha attığımda bana katılmaları kısa sürmüştü. Çizmemin diğer tekini de giydiğimde nihayet evden çıkabilmiştik.

“Canerin bahsettiği bar buraya baya yakın,” dedi Melodi saçını arkaya atarak. “Yürüyelim diyorum. Saat zaten dokuz olmuş. Of hala nasıl bu kadar sıcak olabilirsin hava! Burası türkiyenin kurak çölü.”

“Abartma,” dedik Aydayla aynı anda. Omuz silkmekle yetindi.

***

Melodinin bahsettiği yakınlığın yirmi dakika olması her ne kadar yormuş olsada nihayet bara ulaşabilmiştik.

“Senin yakın dediğin mesafeye tüküreyim ben, Naz!” Diyen İdille bakışlarımız sağa dönmüştü. “Kırk dakikadır aynı yerde gidip geliyor ulan!”

“İdil biraz iyi tarafından bakar mısın?” Diye sordu Naz sakin bir sesle. “Temiz hava almış olduk?” Sorar gibi konuştuğunda İdil dirseğiyle hafifçe Naza vurdu. Bakışlarımız kesiştiğinde şükreder gibi elini havaya kaldırdı.

“Allahım bin şükür!” Dediğinde Allahım bismillah diyen Hürremden farksızdı. “Bir biz geç kalmamışız.” Naz gözlerini devirdi.

“Ooo assolistlerimiz nihayet gelebilmiş,” diye ortama giren Nehirdi. Arkının elini tutmuş, olduğu yerden bize doğru gülümsüyordu. İkisininde üzerinde kahverengi deri ceket ve siyah tişört vardı. Nehirin üzerindeki askılı olduğunu düşündüğüm bir cropken, Arkının ki normal siyah bir tişörttü. Arkın kot pantolon giymişken Nehir kot, pileli bir etek giymişti ve kesinlikle çok tatlı görünüyorlardı.

Yanımıza geldiler. “Sorma Nehir,” dedi İdil. “Hepsi bu Nazın yüzünden!”

“Ulan ben ne yaptım!” dedi masumane bir şekilde.

“Aynı yeri dolandırmış olabilir misin acaba, Naz?”

“Olabilir miyim?” Diye sesli düşündü Naz. İdilin bakışlarını gördüğündeyse “olabilirimişim,” dedi.

Arkın bakışlarını etrafta gezdirdiğinde hafifçe çatılan kaşlarını gördüm. “Hadi kızlar. İçeri girelim.” Nehirin elini bırakıp kolunu beline sardığında en önde yürüyorlardı.

İdil, askılarının boyundan bağlanıldığı siyah bir crop giymişti. V şeklinde inen göğüs kısımlarında dantel detayları vardı. Bronz teniyle çok yakıştığını söyleyebilirdim. Etek olaraksa kalın kemerli kot bir etek giymişti. Siyah çorabı ve halka küpeleriyse, siyah botlarıyla uyum sağlıyordu. Kıvırcık saçlarınaysa dokunmamış hafifçe yana atarak dağınık bir görüntü vermişti ve gözlerine sürdüğü siyah göz kalemi dikkati gözlerine çekiyordu. Parmaklarına geçirdiği altın yüzüğün güzelliğindense bahsetmiyordum bile.

Naz ise bebe mavisi bir crop ve kot bir şort giymişti. Sade ama tatlıydı. Taktığı küpeler ve yüzükler kesinlikle kolyesiyle bir bütünlük sağlarken dalgalandırdığı saçlarının önüne iki tane örgü atmıştı. Makyajıyla her zamanki Nazdı.

İçeri girdiğimizde büyük bir masada oturan sınıf arkadaşlarımı görmüştüm. Hepsi birbirleriyle geyik goygoy yaparken herkesi güldürenin yine Caner olduğunu tahmin etmek o kadar da zor değildi. Yine harıl harıl bir şeyler anlatıyordu ve herkes yüzlerindeki gülümsemeyle Caneri dinliyordu. Ardından sözlerini tamamladı ve hepsi kahkaha attı. Bizi ilk fark eden Canerin gülüşü yüzünde asılı kaldı. Sekteye uğrayan gülüşü yavaş yavaş solarken dudaklarını kapatıp ağır ağır yutkunduğunu buradan bile görebiliyordum. Bakışları Melodideydi. Melodinin telefonundaki bakışlarını kaldırdığında Caner hızla başka bir tarafa baktı. Gözlerim kısldı. Birinin artık adım atması gerekiyordu. Ben bile sıkılmıştım.

Fındıklı çikolatayı sevdiğini bilmeler.

Omuza kol atıp götürmeler.

Maçta Erimin üzerine oynayıp, kavga ettikleri gün Erimin, Melodiye bakmasına bile tahammül edememeler.

Her şey ortadaydı.

Adım atansa yoktu.

Bütün grup bizi fark ettiğinde Kuzey “beyler,” dedi. “Nihayet bize ulaşabilen arkadaşlarımızı bir alkışlayalım!” Kendisi bir alkış başlattığında diğerleride ona katıldı. Naz öne çıkıp reverans yaptığındaysa gülüştül. “Bu anı ölümsüzleştirelim. Nehir, bir fotoğraf çek.” Ayakta olan Nehir sırıtarak telefonunu çıkardı ve selfie çekti. “Bravo!” dedi Kuzey. Hafifçe ona katılmayan Caneri dürttüğünde boğazını temizledi. Masaya oturduğumuzda Kuzey, Canerin kolunu çekiştirdi ve ayağa kalmasını sağladı. “Gel, bir şeyler içelim diyordun.”

“Ne?” dedi Caner. “Ne zaman dedim?”

Samimiyetsizce güldü Kuzey. “İçmeden sarhoş mu oldun sen, Caner? Oldun zaten onu gördük biraz önce de hafızanı kaybedecek kadar olduüunu düşünmemiştim,” dediğinde kolunu daha da çekiştirerek onu kaldırdı.

Caner bu sefer direnmeden ayağa kalktığında bar kısmına doğru ilerlediler. Gözlerim geldiğimden beri ilk kez Koraya döndüğünde ona baktığımı hissederek bana döndü.

Benim gibi lacivert bir gömlek giymişti. Yukarıdan dört düğmesi açıktı ve içinde beyaz bir tişört görünüyordu. Kot bir pantolonuna taktığı kahverengi kemeri fark ettiğimde bu kadar benzerliğin fazla olacağını düşünüyordum. Bir elinin işaret ve orta parmağına taktığı gümüş yüzükleriyse aynı kolundaki gümüş bileklikleriyle uyumluydu. Bakışlarım kuşkuyla Melodiye döndü. Korayı gördüğünü söylemişti.

Bakışlarım üzerimdekilere döndüğünde tek umudum Korayla uyumlu olayım diye beni böyle giydirmediği yönündeydi. Melodiye baktığımda bana bakmadığını görerek gözlerimi kıstım. Bunu daha sonra soracaktım.

***

Kuzey, Canerin kolunu sıkı sıkı tutmuş, masaya bu halde geri dönmesinden korkar bir şekilde ilerliyordu. Bar sandalyesini çekip oturduklarında Kuzey hafifçe ona dönmüştü. “Ne yapıyorsun oğlum sen?” Diye sordu sessiz bir telaşla. “Bakışlarınla resmen bitirdin ulan kızı! Gidip bir de ben sana deli divaneyim deseydin? Off de kardeşim artık yaa. Yeminle gına geldi.”

İkiliye yaklaşan genç bir kızın barmen olduğunu üzerindeki formadan anlayan Kuzey susmuştu. “Buyurun?” dedi barmen.

“Bir elma suyu rica edebilir miyim?” dedi Caner oldukça nezih bir ifadeyle.

Barmen anlamayarak kaşlarını çatıp baktığında Kuzey utançla yüzünü sıvazladı ve anı kurtarmak adına küçük bir kahkaha attı. “İlahi Caner,” dedi elini Canerin omzuna atıp tehditkar bir şekilde sıktığında. “Arkadaşım biraz sarhoş oldu da, kusura bakmayın.” Halbuki daha hiç içmemişti. “Biz, iki bira alabilir miyiz?”

Kibar bir gülümseme sunan barmen “önemli değil,” dediğinde arkasını dönüp bira bardaklarını çıkarmaya koyuldu.

Bardakları ikilinin önüne koyduğunda uzaklaşana kadar konuşmadılar. Canerin zaten konuşası pek yoktu. “Oğlum bak,” dedi Kuzey destek olmak ister gibi. “Çok fazla takıyorsun bu Erimi. Adam gibi geç karşısına ben seni seviyorum, sende beni seviyorsun görüyorum de-“

“Ne diyim?” Diye sordu şaşkınlıkla kaşlarını çatıp Kuzeye döndüğünde. “Beni seviyorsun, görüyorum, öyle mi?” Küçük bir kahkaha atma sırası ondaydı. İçeceğinden bir yudum aldığında yüzünü buruşturdu. “Bu ne biçim elma suyu ulan?”

“Sikeceğim senin elma suyunu, Caner,” dediğinde küfür konusundaki hassasiyetini ilk defa bozmuştu. “Bilerek yapıyorsun, farkındayım. Melodi de farkında.” Kararlılıkla başını salladı. “Ayrıca Lâl de çok iyi farkında. Melodiye olan bakışlarını yakaladığını gördüm. Şu an bile gidip Melodiye söylemiş olabilir hatta!”

“Söylesin,” dedi Caner umursamazca omuz silkerek. “İşime gelir.”

“Ulan sen hayvan gibi belli ediyorsun zaten, mal!” Önüne döndü sinirle ve bardağını alıp buz gibi birasından bir yudum aldı. Yanaklarına dolan birayı tek seferde yuttuğunda oflamıştı. Tekrar Canere döndü. “Bu kadar belli ediyorsun madem…” parmağını yüzüne doğru salladı. “Gidip söyleyecekesin çıkalım diye. Ne istiyorsun lan sen daha?”

“Anlamıyorsun,” dedi kafasjnı iki yana sallarekn. “Ben istemez miyim sanıyorsun şimdi onu çekip öpmeyi?”

“Öp?” dedi Kuzey tek kaşını kaldırarak. “Seni durduran ne?”

“O…” dediğinde parmağı hafifçe havalanmıştı ama söyleyeceğinden vazgeçip elini hafifçe yumruk yapıp bardağını kavradı.

Aniden ensesinden tutan Kuzeyle bocalamasıysa kaçınılmazdı. Kuzey alınlarını birbirine yasladığında “aşıksan adam gibi sevdiğini söyleyeceksin oğlum. Yok ben yapamıyorum, edemiyorum, cesaretim yok dersen valla elimin tersiyle ağzının ortasına geçirmekten hiç çekinmem, beni bilirsin,” dedi sakin bir sinirlilik içerisinde. “Ha yok ben konuşamam dersende tut çek kendine, öp onu. Eğer onun ve senin hislerinden emin olmasam yapma derdim ama yap diyorum. Çünkü eminim, Caner! Ben o kızın gözlerindeki heyecanı gördüm oğlum. Defalarca. Sana bakınca parlıyor resmen gözleri.” Ensesini bırakıp doğrulduğunda üstten bir bakış attı. “Burada kıvranacağına git dediğimi yap yoksa ben kriz geçireceğim burada. Rezil olma diye bütün yolları denemekten mideme kramplar giriyor artık. Yemin ediyorum kalp spazmı geçirirsem sebebi sensin.”

“Rezil olma diye derken?”

“Sen, öküzün trene baktığı gibi kıza kilitlenip duruyorsun da, ben seni çekmediğim sürece kendine gelemiyorsun ya Caner, onu diyorum. Ulan Mert bile Aydayla yürüttü bir şeyleri. Sende tık yok, anasını satayım. Tık yok ya!” Elinin tersini diğer avuç içine vurdu. “Arada sırada belli edeceğine niye direkt sorumuyorsun, oğlum?”

“Demesi kolaydı ya sanki Kuzey. Erim varken kolaydı ya!” Bakışları önüne döndüğünde bir yudum daha içti ve Kuzeye döndü. “Gerçekçi olursak aşık olursan eğer senin, benden hiçbir farkın olmayacak. Sende böyle sürüneceksin oğlum. Bu sefer rezil olma diye seni çekiştirende ben olacağım.” Bir anda aklına gelen teorilerle dertli başını ellerinin arasına aldı. “Allahım yardım et!”

“Beddua hak etmiyorum.”

“İnşallah aynı duruma düşersin.”

Elindeki birayı hızla ondan aldı Kuzey. “Sen daha fazla içme şimdi. Gidelim hadi. Dikkat çekiyoruz. Kesin anladı Melodi yaa. Seni buraya sürükleyen kafamı da sikeyim ben, Caner.”

Bir günde bu kadar küfür etmesine şaşkınlıkla bakakalırken Kuzey ayağa kalkmış, Canerin kalkmadığını gördüğündeyse onu da kaldırmıştı.

Kafasını iki yana sallayark kendine gelen Caner her zamanki Canerdi. Hislerini gizlemeye çalıştı ve başardı da. Kuzey dışında kimse anlamadı.

***

“Evet, gençler!” Diye coşkuyla yanımıza geldi Caner. Sonra her birimize baktığında olduğum kısma bakmamıştı. Kaşlarını çattı. “Gördüğüm kadarıyla eğlenmiyorsunuz. Niye eğlenmiyorsunuz lan?”

“Bu avam yerdeki arabesk şarkılar pek bizlik değil, Caner,” diyen Naza hak veriyordum. Arabesk çalmıyordu ama çalan arabesk gibi hissettiren şarkı kesinlikle modu düşüren tarzdaydı. “Size İskele Bara gidelim demiştim.” Kafasını iki yana salladı.

“Senin o İskelet Barına o itlerde geliyordu arada. Bugün yeterince sinir bozdular zaten,” dediğinde nedense daha çok Koraya takılan çelmeyi baz aldığını dğşünmüştüm. “Bir de eğlencemizin içine etmesek iyi olur,” diyen Gökhan, Nazın gözünün tam içine bakıyordu.

Naz sadece gözlerini kısmakla yetindi ve “İskele,” diye düzeltti. Gökhansa gözlerini devirdi hafifçe.

Boğazını temizleyip Aydanın yanında oturan Mert “ben aslında bir şey söyleyecektim size,” dedi. O diyeceği şeyin tek farkında olanın biz olmadığımızıysa o an fark etmiştim. Arkın imalı tebessümüyle bildiğini çok net belli etmişti ve muhtemelen Nehire de söylemişti. Biz Melodiyle zaten biliyorduk. Mertin en yakını olarak gördüğüm Alpin ise bilmeme ihtimali yoktu. Ondan da muhtemelen Kuzeye gitmişti bu haber ve oradan da Canere. Canerden sonrasıysa epey tahmin edilesiydi. Muhtemelen bilmeyen tek ikili İdil ve Nazdı.

“Ne?” dedi Naz merakla.

“Şey biz…” diye geveledi Ayda. Utanmıştı.

“Siz?” Dedi İdil tek kaşını kaldırarak. Ardından Merte baktı. “Baya baya siz yani?” Olayı direkt kapması gözümden kaçmazdı.

“Ne?!” Dedi Naz aydınlanmanın getirdiği şaşkınlıkla. Dehşetle Aydaya baktığında Ayda kendini savunmaya çalışıyordu.

“Bugün,” dedi Ayda aceleyle. “Bugün şeyiz.”

Tek kaşını kaldırdı Caner. “Nesiniz?”

Boğazını temizleyen Aydayı beraber sıkıştırmanın verdiği zevki yaşamalarına izin vermeyen Mert olaya el attı. “Darlamayın kızı,” dedi. Ardından elini tutup hafifçe havaya kaldırdığında hepsinden bir oooooo nidası yükselmişti. Tabii buna şaşırmamak lazımdı. “Sessiz olsanıza oğlum,” dedi. “İlk defa mı sevgili olan birisini görüyorsunuz?” Asla umursamadan tekrar ooooo dediler ama daha kısık olduğunu söyleyebilirdim.

“Yalnız bir şey söyleyec-“

“Gençler,” diye yanımıza gelen uzun boylu, siyah saçlarını hafifçe dağıtıp farklı bir hava katan ve siyah lakos olan formalarını giymiş bir garson muhtemelen yirmilerinin başındaydı. “Burası sizin bağırabileceğiniz yerler değil. Çok bağırmak istiyorsanız aşağıda park var.”

Bir anda hepimizin dikkat kesildiği garsonun sözleri şüphesiz ki hepimizi şaşkına da uğratmıştı.

“Nasıl?” Diyen en dışta oturan Kuzey olmuştu.

“Sessiz olun diyorum. Müşteriler rahatsız oluyor.”

Müşterilere dönüp baktığımda kimsenin bizimle ilgilenemeyecek kadar kendi havasında olması bir yana, mekan da çalan yüksek sesli müzik bizim sesimizi bastırıyor olması lazımdı. Biz localarda oturduğumuz için bizim sesimiz bize net geliyordu çünkü müzikten uzaktık ama diğerlerinin bizi duyduğunu sanmıyordum.

“O müşteri siz oluyorsunuz galiba?” diyen Koray, hayatıma girdiğinden beri ilk defa çok haklı bir şey söylemişti. Tabii Arın faktörü dışında.

“Anlamadım?” Dedi garson kaşlarını kaldırarak.

“Diyorum ki o kadar ses yapmadık. Müzik sesi zaten bizim sesimizi bastırıyor. Onun dışında etrafa şöyle bir baktığınızda herkesin zaten sarhoş olduğunu ve bizi umursamayacak kadar kendi kafalarına göre takıldıklarını fark edersiniz. Yani bu durumda,” dedi ve etrafına şöyle bir bakıp garsona tekrar döndüğünde. “Rahatsız olan varsa o da sizsiniz.” Muhtemelen garsonun üslubundan ötürü böyle bir cevap vermişti. O an için ona tekrar hak vermiştim.

“Bu ne küstah bir cevap böyle,” dedi garson yüzünü buruşturarak. “Daha sessiz olacağınızı söyleseniz zaten konu kapanmıştı.”

“Siz müşterilerle böyle konuşursanız konu orada hemen kapanmaz,” dedi Arkın araya girerek. Garson gözlerini devirdiğinde bir şey söylemedi ve arkasını dönüp bir masaya ilerledi. O gittikten bir süre sonra herkes ne yaşadığımızı sessizlik içinde sorguluyordu.

“Ay götüm….” Diye sessizliği bozarak mırıldandığını duydum yanımda oturan İdilin. “Kalkın yaa,” diyerek ayaklandı. “Bu göt lalesini görmek bile keyfimi bozacak şimdi. Başka bir yere gidelim. Böyle fonksiyonların bugünü bozmasını istemiyoruz. Hiçbirimiz.”

Alpin de ayaklandığını gördüm. “Kaptanınız olarak İdile hak verdiğimi için,” İdilin yüzünde bir vatan gülüşü oluştuğunda dikleşti. “Kalkın.”

“Hm hm,” dedi Emre. “Kaptan olduğun için.” Alp boğazını temizledi. Hepimiz ayaklandığımızda Kuzey koşar adım gidip anladığım kadarıyla Canerle barda otururken içtikleri bira olduğunu gördüğüm şeyleri ödedi.

“Ha bu arada, İdil,” dedi Alp ona dönerek. “Formaların fişini bana hala atmadın?” Dedi sorar gibi kaşlarını kaldırarak.

Alp gibi kaşlarını kaldırdı. “Atmayacağımı söylemiştim, Alp?”

“Bende at dedim, İdil,” derken at kısmını bastırmıştı. İkilinin arasındaki gerginlik diyemeyeceğim şey bitmek bilmezken biz yürümeye onlarda yan yana bu konuyu tartışarak en arkadan gelmeye devam etmişti.

“Ben almak istedim ve aldım. Konu kapandı.” Dedi İdil cevap istemez bir tavırla.

“Ben kaptanım ve bu sorumluluk bana ait,” dedi Alpte bunun üzerine meydan okur bir tavırla.

İdil sessiz kaldığında omuz silktiğini düşünmüştüm.

Dayanamayıp yandan bakış attığımda Alpin elini kaldırıp işaret parmağını ona doğrulttuğunu gördüm. Gözlerini kısarak “nasılsa ibanın bende var,” dedi.

Aynı şekilde İdilde kaldırıp parmağını Alpinkine dokundurdu ve alacı bir sesle “hatırlarsan,” dedi. Sesindeki imayı havada kapan tek ben olamazdım. “Senin de ibanın bende var.”

Burnundan sert bir nefes verdiğini duydum. “Kafama koyduğum şeyden vazgeçmem, bilirsin.”

“Bilirim,” dedi İdil. Güldüğünü sesinden anlamıştım. “Bende vazgeçmem.”

Öyle olsun der gibi bir kafa hareketi yapan Alpin neredeyse hoşuna gittiğini düşünecektim, cebinden telefonunu çıkardığında İdil de çantasını açtı. Onları rahat bırakarak önüme döndüm. İmalı bir bakış attığım Melodi imayı havada kaptı ve kafasını salladı. Sonra konuşacağız.

***

Yeni bir bara geldiğimizde bu barın diğerinin aksine daha iyi olmasından ötürü o garsona teşekkür bile edebilirdim. Daha hareketliydi ve kesinlikle daha iyi şarkılar çalıyordu. Biz gittiğimizde Maneskin’den, Don’t Wanna Sleep’ in son kızımları çalıyordu. Hem gruba hemde şarkılarına aşıktım. Herkesin nakarata eşlik etmesinden sonra tekrarına dair bir tezahürat başladı ve şarkı en baştan açıldı. Tekrar başladığında pistte olan herkes şarkıya sevinç çığlığından sonra coşkuyla söylemeye başladılar.

Gözlerimdeki hayranlık beş metre öteden fark edilecek nitelikteyken Melodiyle aynı anda “bayılırım,” dedik. Sonra bakışlarımız denk düştüğünde elimden çekip beni piste sürükledi. İdil ve Naz da bize katıldığında Arkın, Nehiri, Ayda da Merti sürüklemişti. Canerin, Kuzeyi cilveli halleriyle sürüklediğini görmemse gülmeme sebep olmuştu.

***

Ekibin hepsi dans pistinde, Maneskinin şarkılarında kendini kaybederken deli gibi eğleniyorlardı.

Grubun solisti, şarkının ingilizce hiç uyumak istemiyorum kısmını söylerken Caner dayanamamış ve “bende istemiyorum, zaten evde uyutmuyorlar!” Diye bağırmıştı.

Bu dediğine duyan herkes gülerken kalabalıktan biri “beni de, kardeşim!” Diye cevap verdi. Caner, çocuğa bakıp, anlıyorum seni der gibi bir el hareketi yapıp güldüğünde çocukta güldü. İkisininde aileleri öğlene kadar uyumalarına pek sıcak bakmıyorlardı.

Melodi, Lâl’in elini tutup havaya kaldırdığında Lâl’in kendi etrafında dönmesine neden olmuştu. Keyifle elini tutup döndü ve sonra aynısını O da Melodiye yaptığında ikili kahkahalarla gülüyorlardı.

İkilinin biraz uzağındaki Arkın, ellerini Nehirin beline koyduğunda birlikte şarkıyra eşlik ediyorlardı. Nehir de kollarını Arkının boynuna doladığında başka bir şarkı çalmaya başlamıştı bile. Sıradaki şarkıyı bilmediklerindeyse göz göze gelmiş, birbirlerinin de bilmediklerini anladıklarındaysa aynı anda gülmüşlerdi.

Yaklaşık yarım saat sonra İdille şarkıya eşlik edip, dans eden Nazın sık nefesleri yorulduğunu vurgular nitelikteyken İdilin pek Naz’a benzediği söylenemezdi. “Çok yoruldum!” Diye bağırdı İdilin kulağına yaklaşarak. “Bir şeyler içsem iyi olacak.”

İdil kaşlarını hafifçe çatıp suçlar gibi bir ifadeyle Naza baktı. “Saçmalama Naz! Ne yorulması?”

Tatlı bir gülümseme sundu Naz. “Hızlı içeceğim, söz veriyorum. Çok yoruldum.” İdil önce gözlerini, kıstı ardından artarda kırpıştırıp Nazı el mahkum onayladı.

Naz bu sefer zaferle gülümsedi ve dans eden insanların arasından kurtulmaya çalıştı. Nehirin arkasından geçtiğinde tanımadığı sarışın bir çocuğa yanlışlıkla çarptığında hızla özür diledi. Ardından ondan uzaklaştı ve Gökhanın yanından geçtikten sonra nihayet bar tezgahına ve sandalyesine ulaşmıştı. Yüksek sandalyeye oturduğunda barmen ona yaklaştı ve Naz kendine hava yapmak için yüzüne doğru salladığı ellerini indirirken su istedi. Barmen cam şişenin içindeki suyu Naza uzattığında hemen kapağını açtı ve kafasına dikti. Aniden arka cebinde titreyen telefonunu eline aldı ve ekranda beliren kayıtlı olmayan bir numarayla kaşlarını çatmıştı. Burada açarsa hiçbir şey duyamayacağı için lavaboya gitmeye karar verdi. Orada en azından daha ses olurdu. Dışarı çıkmayı düşünmüştü ama o kalabalığı bir daha atlatabileceğimden emin olmadığı için suyu tezgahta bırakıp uzun koridora girdi.

Arkasından gelen sarışın çocuğu fark etmemişti. Çocuk, kendisine yanlışlıkla çarpan Nazı yerine oturana kadar ve kalktıktan sonra bile göz hapsine almıştı. Dans pistinde dans eden arkadaşının omzuna hafifçe vurdu ve lavaboyu işaret etti. Arkadaşı kafasını salladığında önüne dönmüş, Nazın adımlarını takip etmiş, aydınlık koridora girdiğindeyse arkadan gelip Nazın bileğini hafifçe durdurmak için tutmuştu.

Naz bileğinde hissettiği elin sahibine döndüğünde karşısındaki sima zihninde yoktu. Kaşlarını çattı.

“Pardon,” dedi çocuk serseri bir gülümsemeyle elini çektiğinde. “Korkutmak istememiştim.”

Naz tek kaşını kaldırdı. Bu çocuğun niyetini anlamıştı ve iyi olmadığı çok belliydi. “Korkutmadın.” Telefonunun zil sesi susmuş, ekranda küçük bir bildirim olarak kalmışken Naz önüne dönüp birkaç adım önündeki lavaboya adımlamak için ayağını öne atmıştı.

Ama cevabını bir davet olarak alan çocuk sesli güldü. “Sevindim ve seni de çok beğendim. Bir şeyler içmeye ne dersin?”

“Hayır derim.” Bir adımı tekrar öne doğru attığında çocuk hızla önüne geçti ve Nazın adımları durdu. Aralarındaki mesafe onu rahatsız ettiğinde bir adım geriye çekildi.

“Sevgilin mi var?” diye sordu çocuk küstah bir tavırla kaşlarını çatarken.

“Yok. Bir erkeği reddetmek için başka bir tanesine ihtiyacımda yok! Hayır demek; hayır demektir.” Sert ve keskin bir ses tonu kullanıyordu.

“Ama…” dedi çocuk. Ardından Nazın açtığı bir adımlık mesafeyi iki adım atarak azalttı. “Pişman olmayacaksın.” Bir adım geri gittiğinde bir adım ileri geldi.

Naz elini çocuğa kaldırdığında geriye sadece bir adım yeri kalmıştı. “Eğer,” dedi. Bir adım daha attığında sırtı duvara yaslanacaktı ve Naz bunu yapmadı. “Bir adım daha üzerime gelirsen…”

Demişti ki çocuk üstten attığı bakışlarıyla “ne yaparsın?” Diye sordu alayla. Naz onu oracıkta öldürebileceğini hissetti. Çocuksa, Nazın dudaklarına öpmek için eğildiğindeyse ensesinden sert, çok sert bir şekilde bir el kavradı ve duvara yine sert bir şekilde çarpıldı.

“Bunu yapar, mesela,” dedi Gökhan çocuğun yüzüne bakarak. Ardından yüzüne bir yumruk attı. Çocuk karşılık vermeye çalıştığındaysa ona izin vermedi. “Sonra bunu.” Çocuğun yakasından tek eliyle tuttuğu gibi ayağıyla erkekler tuvaletinin kapısını iterek açtı ve çocuğu içeri attı. “En sonda, bunu!”

Naz şok olmuş bir şekilde elindeki telefonuyla ağzı açık kalakalmışken içeriden müzik sesinin bastırmasından kaynaklı lavabodan boğuk iniltiler geliyordu. Bir süre öyle durdu. Durmak zorunda kaldı çünkü içeriye girecek cesareti olsa da girmek istediğini söyleyemezdi.

Sonra kapı açıldı ve Gökhancan, aynı sertliğiyle sarışın çocuğu öne doğru ittirdi. Çocuğun dudağı ve kaşı patlamıştı. Naz bir adım geriye gittiğinde çocuk zar zor dengesini koruyabilmişti. “Özür dilerim,” dedi mırıldanarak.

Koluna yumruğunu geçirdi Gökhan. “Adam gibi dile.”

“Özür dilerim!” dedi sinirle bu sefer.

“Ne için?” Diye sordu Gökhan.

“Seni rahatsız ettiğim için.”

“Şimdi defolup git, ibne,” dediğinde Gökhan tekrar ensesinden tuttuğu çocuğu sertçe çıkışa ittirdi. “Mekandan,” diye eklemeyi ihmal etmedi. Çocuk son bir bakış attığında gözden kayboldu ve Gökhan, şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışan Naza döndü.

“Ne yaptın sen biraz önce?” Diye sordu gözlerini kısarak.

“Seni rahatsız ettiğini gördüm, Naz.” Sıkıntılı bir nefes verdiğinde eliyle saçlarını karıştırdı. “Ben gelmeden önce bir şey yapmadı, değil mi?”

Kaşlarını hafifçe yukarı kaldırdı Naz. Çok küçük bir mimikti bu. “Hayır, teşekkür ederim.”

Kafasını sallamakla yetindi. “Ara bir şey olursa.”

Arkasını dönüp gidecekti ki Nazın “Gökhan,” diyen sesi onu durdurdu.

Gökhan ona döndü ve ne olduğunu sorarcasına göz kırptı.

“İçeride,” dedi Naz çenesiyle tuvalet kapısını işaret ederken. “Tam olarak nasıl ikna ettim özür dilemeye?”

Zaten ortada olan cevabın sorusunu bilerek soran Naza ayak uyduran Gökhan hafifçe dudağını kıvırdı. “Bu yaptığının yanlış olduğunu anlattım ona.”

Naz da aynı şekilde güldü. “Anlamış görünüyor.”

Belki der gibi dudak büzdü Gökhan.

Öyle olsun dercesine kafasını sola çevirdi Naz.

Ardından arkasını dönüp lavaboya giren Naz, yüzündeki tebessüme engel olamadı.

Arkadaşlarının yanına giden Gökhanında ondan bir farkı yoktu.

***

İçeceğimden küçük bir yudum aldığımda mikrofonunu aldıktan sonra küçük sahneye çıkan kovboy giyimli bir adam -muhtemelen otuzlarındaydı- enerjik bir sesle “evet hanımlar beyler!” dedi. Ses tonunda bariz bir aksan vardı ve ben böylelikle türk olmadığından emin olmuştum. Yarı türkte olabilirdi tabiki. “Gecenin şu ana kadar başladığını düşünüyorsanız fena yanılıyorsunuz çünkü sırada shot yarışımız var!” diye bağırdığında büyük bir alkış ve tezahürat sesleri yükseldi. “İki çiftimizi buraya alcağız -boştaki eliyle shot dolu masaları işaret etti- ve kazananlar hesap ödemeyecekler! Battık ortak!” Aynı onun gibi giyinen başka bir adama dönüp söylediği son kelimeler herkesi güldürmüştü. “Gönüllü gençlerimizi göreyim! Aaa hadi ama! Ne diyor siz türkler? Ruhunuz yaşlanmış sizin! Sen oynayamazsın adamım, fazla alkolden gitmeni istemem.”

Caner bir anda elini kaldırdığında hepimizin bakışları ona dönmüştü. “Ben gelirim!”

“Yürü be, Caner,” diye bağırdı Nehirin yanındaki Arkın.

“Kim tutar seni oğlum!”

“İşte bu be!”

“Hadi, başar ve cebimiz dolu çıkalım buradan!” Caner hepsine gülerek karşılık verdiğinde elini teşekkür edercesine kaldırdı. Gururlu bir ifade içerisindeydi.

Kovboy kılıklı sunucunun bakışları ona döndüğünde “peki ya partnerin kim olacak?” diye sordu.

“Ne shot’ı acaba?” diye soran Melodiye dudak büzmüştüm ki durdum.

İntikam. Hiç beklemediğim bir anda.

Büzülen dudaklarım sinsice iki yana kıvrıldığında hemen eski haline döndürdüm. Boğazımı temizlediğimde yanımdaki Melodi, İdil, Naz ve Caner bana dönmüştü bir şey söyleyeceğimi anlayıp. Canerin bakışlarına karşılık verdiğimde tatlı bir tebessüm sundum.

“Ne oldu ya?” Diye sordu gülümsememi yüzüne bulaştırdığımda. “Yarışmak istiyorsan eğer-“

“Hayır,” diye sözünü kesme nezaketsizliğini göstermek zorunda kaldım. “Melodi, istediğini söylediği için güldüm.” Yanımdaki Melodinin şaşırdığında emindim ama intikamımı anladığından olsa gerek bir şeyi belli etmedi.

“Güldün?”

Omuz silktim.

Caner, kaşlarını hafifçe yukarı kaldırdı ve Melodiye döndü. “Hı hı,” dedi Melodi sakin bir sesle. Ardından gülümsedi. “Biraz içsem iyi olacak.”

“İç tabii ya,” dediğimde saçma bir gülümseme oluşmasının tek sebebi kanımda gezen alkol olabilirdi. Yetmemiş gibi elimdeki bardağı tekrar dudaklarıma götürdüm. Kusmazsam iyiydi.

“Tamam o zaman,” dedi Caner hafif bir tebessümle. Hoşuna gittiğini anlamak zor değildi tabii. Ardından tekrar önüne döndüğünde Melodi hiç vakit kaybetmedi ve delici bakışlarını gizlemediği şokuyla bana çevirdi. Tekrar omuz silktiğimde koluma ufak bir darbe indirdi ve parmağını yüzüme doğru salladı. Gülmekle yetindiğimde içeceğimi yuvarlak bar masasına koymuştum.

“Sizin partneriniz kimdi? Haa, tamam. Çok yakışıyorsunuz bu arada. Ne demek, rica ederim. Tabii. Yok yaa öyle demeyelim. Evlilik mi yakın? Kız sen iyi düşündün mü? Bu çok kıl döker. Ne demek köpek miyim ben? Hayatım, bir erkeği bir köpekten ayıran farkı ben bulamıyorum. Evlenme kız bununla! Bende erkeğimde bir erkek var bir de errrkek var yani. Konuşturma beni. Aaa terbiyesiz. Çık git ulan mekanımdan. Nah sana yarışma!” Kavga ettiği müşteri yaka paça dışarı atıldıktan sonra onu hiç umursamayan sunucu “evet,” dedi harfleri uzatarak. Ardından Canere baktı. “Senin partnerin kimdi?”

Caner tekrar arkasına dönüp Melodiye baktığında eliyle gel yaptı ve Melodi, Canerin yanına adımladı. Kolunu Melodinin omzuna attığında “burada,” dediğini duymuştum.

“Sizi şöyle alalım,” dedi ve eliyle yan yana konulmuş masalardan bir tanesini gösterdi. Caner kısa bir an Melodiye baktığında kolunu çoktan indirmişti. Gülerek bir şeyler söylediğinde Melodi koluna sert bir yumruk indirmişti. Kahkaha attığını gördüğüm Caner ise kolundan tuttu ve onu shot dolu masaya sürükledi.

“Evet!” Dedi kovboy bütün yarışmacılar masalarına yerleştiğinde. “Kural yok millet! Bitirin gitsin!” Ardından seyircilere döndü ve oooo diye bir tezahürat başlattı. “Başla!”

Bir anda altı takımda aynı anda ellerine mavi sıvıyla dolu küçük bardakları aldılar ve beklemeden kafalarına diktiler. Melodi ilk shotını attığında yüzünü buruşturdu ve zorlukla yuttu. Canerde aynı tepkiyi verdiğinde Melodiden hızlı toparlasada tasını beğenmediği belliydi. Diğer takımlarında ondan bir farkı olmadığını gören kovboy, acımasız bir kahkaha attı.

“Biraz sert olduğunu kabul ediyorum, gençler! Dayanın! Hayat asla içkinin rengi kadar toz pembe olmayacak.” Shot bardakları mavi sıvıyla doluydu.

Caner ve Melodi arka arkaya bardakların içindeki sıvıyı midelerine hiç çekinmeden gönderdikleri sırada diğer takımlarında onlardan farklı bir hali yoktu. Caner daha iyi durumdayken Melodi, buruşmuş yüzünü hiç düzeltemiyordu.

“Hadi Melodi!” Diye tezahürat yapıp moral vermeye çalışıyordu İdil. Aralıksız tezahürat yapan sınıfsa ona katılmıştı.

“Onun sirke olduğunu düşün!” Melodi kısa bir duraksadı ve önce dudaklarına götürdüğü bardağa baktı, ardından Kuzeye. Yüzünü mümkünmüş gibi daha da buruşturduğunda gülmeden edemedim. Hatta kahkaha atmıştım.

Caner ve Melodinin çırpınışlarını izlediğim sırada aniden elimdeki telefonum titredi. Refleks olarak ekrana anında kaldırıp baktığımda face ID yüzümü karanlıktan dolayı okuyamamış olsa da abimden gelen bildirimi görmüştüm.

Serseri Cenk; *bir fotoğraf gönderildi* çok yakışıklı olduğumu bende biliyorum

Abim, kendini güneş gözlükleriyle çok havalı bir şekilde bana çekip attığında ülke farkından dolayı orası günlük güneşti. Burdaysa saat gece üçe geliyordu.

Lâl; her zamanki gibi çok mütevazisin abiciğim;)
Serseri Cenk; biliyorum canım;) yalvarırsan seni arayabilirim

Gözlerimi devirdiğimde gülmemede engel olamamıştım. Kafamı kaldırdığımda Caner içmeye devam ederken Melodi başını tutuyordu. Sanırım dönüyordu ve ben tabiki şaşırmamıştım. Ardından başını tutan eli bir anda midesine gitti. Diğer eliyse dudaklarına kapandı. Yanındaki Caner elindeki bardağı hızla masaya bıraktı ve Melodiye doğru eğilip bir şey sordu. Melodi başını iki yana salladığında koluyla destek olan Caner, yürümesini sağladı. Muhtemelen kusacaktı.

***

Canerin, sırtında hissettiği elleri Melodiyi heycanlandıramayacak durumdaydı. Adımlarını şaşırıyor, kanında gezen alkol, her ne kadar midesini bulandırsa da kusturmayacak nitelikte olduğunu hissettiriyordu. Nihayet lavaboya ulaştıklarında Caner, kadınlar tuvaletine sokmuştu Melodiyi.

“Caner…” dedi Melodi belli belirsiz.

Canerde hafif sarhoş olduğu için algıları kapanmıştı. Duymadı. Kabine soktu Melodiyi. Kendi girdi ve kapıyı kapattı. Klozetin kapağını açtığında nihayet Melodiye dönmeyi akıl edebilmişti.

Gülerek “Ne yapıyorsun?” diye sordu Melodi.

“Kusmayacak mısın?”

“Yoo,” dedi Melodi. Ardından tekrar güldü. “Niye kusayım?”

Dudaklarını birbirine bastırıp burnundan bir nefes verdi Caner. “Kusmayacaksan ne şov yapıyorsun, kızım?”

“Yok be,” dedi Melodi. Tekrar ve tekrar güldü. “Midem bulanmıyor demedim ki.” Omuz silkti. Daracık kabinin kesinlikle iki kişilik olmamasından dolayı haddinden fazla yakınlardı. İkiside bunu umursayamayacak kadar sarhoş, bu anı unutamayacak kadar ayıklardı o an.

“Ha,” dedi Caner kaşlarını hafifçe kaldırarak.

“Ya,” deyip güldü Melodi.

Çaktırmadan yutkunmaya çalışan Caner saçlarını eliyle anlamsızca dağıttı.

“Of ya, kaybettik,” diyen Melodinin o haline istemsizce gülmüştü Caner.

Omuz silkti. “Ne yapalım artık.”

“E çıkalım bari şuradan,” dedi Melodi saçını kulağının arkasına sıkıştırarak. “Zaten çok sıcak.” Dibindeki kapının kulpuna dönüp elini koymuştu ki söylediği şeyle gözlerini büyütüp hızla Canere döndü, sırtını kapıya yaslamıştı. “Yani sıcak derken… alkol yaktı demek istedim. Sıcak bastırdı. Hani böyle arka arkaya içersinde yakar ya boğazını. Biber gibi düşün. Ne saçmalıyorum ya ben, sende içmiştin zaten. Sende sıcaklıyorsundur şimdi-“

“Hm hm,” diye mırıldanarak sözünü kesti Caner. Dudaklarını birbirine bastırarak gülmesini saklamaya çalıştı ve kafasını aşağı yukarı salladı. “İzmirin sıcağını unuttun.”

“Ha bir de o var.”

“Ya o da var.”

Kendisiyle dalga geçtiğini anladığındaysa kaşlarını çatıp, koluna yumruk atmıştı. “Gebertirim seni!” dediğinde Caner kendini tutamayıp kahkaha atmıştı.

“Afedersin,” dedi ciddileşerek.

“Bir daha olmasın.”

“Olacak.”

Bir yumruk daha indirdiğinde kendini kabinin dışına atması da bir olmuştu. Daha fazla kalırsa daha fazla çekilecekti ona. İnkar edemiyordu. Canerinde ondan bir farkı yoktu. Olan tek farksa çok fena yanıyor olmasıydı. O da sıcaklamıştı.

Neticede İzmir sıcak şehirdi.

***

“Geçebilir miyim?”

“Tabii.”

“Teşekkürler.”

Kendimi nihayet o kadar insanın içinden barın arkasına atabildiğimde temiz hava nihayet yüzüme çarpabilmişti ama bunu umursamadım ve abimi aradım.

İlk çalışta açtı.

“Lâl,” dedi heyecanla. Ardından hafifçe duraksadı. Cevap bereceğim sıradaysa “Maneskin sesi mi duyuyorum ben?”

İki saniyeliğine bardan gelen sese kulak kesildiğimde “arabesk sesini nasıl algılayamadın abi?” Diye sordum muzip bir ifadeyle.

“Zilli,” dedi gülerek ve bende güldüm. Bulduğum bir banka oturduğumda “eee,” dedi. “Nasılsın çocuk?”

“İyi,” dedim. Ardından aklıma maçı kazandığımız geldi. “Abi biliyor musun, maçı biz kazandık!”

“Ovvvv işte budur güzelim, aferin!”

“Abi ben oynamadım ki.”

“Ha,” dedi gülerek. “Ben kazanmalarını senin sayende olduğunu düşünmüştüm.”

Sesli güldüm. “Abi yaa,” dedim. “Voleybol olsa neyse diyeceğim! Halbu ki basketbol olduğunu da söylemiştim.”

“Söylemiş miydin?”

“Söylemiş miydim?”

“Allah Allah.”

“B12.”

“Belli belli.”

“Hm hm.”

“Dışarıda mısın sen?”

“Günaydın.”

“Nereleri geziyorsun kızım yine? Gitmediğin yer kalmadı.”

“Kutlama için dışarı çıkmıştık.”

“Ha, tamam. Benim yerime de eğlen.”

Güldüm. “Tamam.”

“Öpüyorum seni kocaman!”

“Bende seniii.”

“Eve gidince yaz.”

“Hatırlarsam.”

“Unutma.”

“İnşallah.”

“Döverim seni.”

“Kıyamazsın.”

“Kapat yaa,” dediğinde kahkaha attım.

“Eve vardığım an sızıp kalmazsam yazarım, abiciğim.”

“İnşallah.”

“Amin.”

Nihayet kapattığımda üçeri girmemde kısa sürmüştü. Yalnız kalırsam uyuyakalabilirdim.

“Lâl!” diyerek elindeki bardakla yanıma geldi Ayda. Dikkatimi çeken ilk şey, sarsak adımlarıydı. “Bunu denemelisin!” Elindeki bardağı bana uzattığında dökülmemesi adına hızlıca almıştım ve dengesini kaybetmesi de kaçınılmaz olmuştu. Neyseki kolundan yakalamam düşmesini engellemişti. Zor bir pozisyondaydım. Aydanın arkasındaki Mertse bizi gördüğü gibi yanımıza koşturmuş, Aydayı belinden tutarak ayakta durmasını sağlamıştı. Ayda, Mertin bu hareketinden sonra kafasını omzuna yaslamıştı.

Yanındaki Korayıysa o an fark etmiştim. “Onu denemeni ben önermem, Avatar,” dedi elimdeki bardağı parmağıyla işaret ederek. Ardından aynı parmağı Aydaya döndü. “Sadece dört, beş yudum ona tır çarpmış hissi verdi.”

Sözlerinden sonra kısaca mor sıvıyla dolu bardağa bakıp en yakındaki masaya bıraktım. “Kafam zaten dönüyor. Daha fazlasına tahammül edeceğimi sanmıyorum.” Elim başıma gittiğinde bana doğru bir adım attı.

“Bayılırsan haber ver.”

“Tabii, kucağına atlamamı da ister misin?”

Alayla güldü. “İlk tercihimdir.”

Elimi başımdan çekip bakışlarımı, saçma sapan şarkılar söyleyen Aydaya çevirdiğimde Mertin gülmekten kızaran suratını görmüştüm. Kafasını iki yana salladığında onlara doğru bir adım attım.

“Sıçtık.” Olayı en iyi özetleyecek kelime buydu sanırım. Aydanın annesi ders çalışırken sarhoş olacağına pek inanacağını sanmıyordum. “Hemde çok fena.”

“Bir sonraki hayatımda gel.” Elini kaldırıp sağa sola salladı. “Öyle bakıp bana nispet yapma!” Yanlış söylediği şarkı sözü beni güldürmüştü. “Bir sonrakine gel!”

“Tamam canım. Ben bütün hayatına gelceğim.”

“Elveda maalesef.” Mert anında dudaklarının üstüne elini kapatmıştı.

“Ayda hemen ayılır mısın, lütfen?” diye serzenişte bulunduğumda Mert bakışlarını bana çevirdi. “Stres olmaya başlıyorum.” O an anladığını gördüm ve boğazını temizleyip bakışlarını Aydaya çeviriyordu ki Ayda, gözlerini çoktan kapatmıştı ve bacaklarını da serbest bırakmıştı. Öne doğru refleksle bir adım attığımda Mert anında Aydanın bacaklarının altından tutup onu kaldırmıştı. “Ayy, kız bayıldı.”

“Bana mı?” Diye sordu Mert gülerek. “Her saniye.”

Gözlerimi devirdiğimde minik bir yumruk atmıştım koluna. Ardından Aydayı sarstım hafifçe omuzundan. “Ayda.” Uyanmadı. Daha sert sarstım. “Ayda!”

“Hm?” Diye bir ses çıkardığında Mertle göz göze geldik.

“Efecan kalk, yerine yat.” Kendimi tutamayıp güldüğümde Koray ve Mertte bana katılmıştı.

“Ayıltmamız lazım bu kızı.”

Koray kılağıma doğru eğildi. “Şöyle bir durum var, Avatar,” dediğinde ileri bir noktaya bakıyordu. “Ayılması gereken kişi sayısı ikiden fazla.” İki derken kast ettiği ben miydim? İyi de ben sarhoş değildim ki. Kısmen.

“Lâl,” diyerek Melodi yanıma geldi ve boynuma atladı. “Şu kız bana sapık sapık şeyler söylüyor. Korkmaya başladım.”

“Ulan sen değil miydin-“ diyen İdilin sarhoş olduğunu görmek, asla şaşırtmamıştı.

“Sus!” Diye parladı Melodi benden ayrılıp İdile döndüğünde. İşaret oarmağını ona doğrulttu. “Tek kelime bile etme.”

“Melodi, biraz relax,” dedi Gökhan. Elini Aydayı taşıyan Mertin omzuna koydu. O da mı sarhoştu?

Gözlerim kısıldı. Kesinlikle sarhoştu.

“Ğelax mı?” Diye sordu Nehir kocaman bir kahkaha attığında. “Ne bu? Fransız aksanı mı? Batı özentisi seni. Arkın duydun değil mi?” Kocaman bir kahkaha daha attı.

“Duydum yavrum. Keşke sende beni duyup bu kadar çok içmeseydin.” Elini beline koyup sargılı olduğunu düşündüğüm kolunu kaldırdığı anda indirdi ve hafifçe okşadı.

“Of, kafayı yiyeceğim şimdi ya!” Diyen Naz şakaklarını ovuşturarak yanımıza geldiğinde yanında Kuzeyde vardı.

“Kızım, bir sakin!”

“Değil mi ya!” dedi Gökhan ve ellerini semaya kaldırdı. Ardından hiç ama hiç beklemediğim bir anda Nazın yanağına parmaklarını dayayıp makas aldı. “Relax.”

Naz elinin tersiyle yanağındaki ele vurduğunda Gökhanın kısa temasını kesmişti. “Sen bu kadar relax olma bence. Hem sen ne içtin tam olarak?”

“Hatırlamıyorum,” dedi Gökhan. Ardından tekrar güldü.

Tam o sırada Korayın kararlılıkla kafasını salladığını görmüştüm. “Pekala,” dedi. “Yakınlarda bir kahveci olacaktı.”

“Ben ayılmayacağım, Ego Dağı.”

“Kimse sana ayıl demiyor, Sarı Çiyan. Ama Aydanın ayılması daha iyi olacak gibi.”

“Hatırlat dilini koparacağım.”

Bardan çıktığımızda kahveciye gitmemiz gerçektende kısa sürmüştü ama açık bir kahveci bulmaksa tamamen şans meselesiydi.

Hepimizin önünde en sertinden americano vardı. Küçük bir yudum aldığımda sertliğinden dolayı yüzümü buruşturmama engel olamamıştım. Karton bardağın içindeki kahveyi içmekten vazgeçip tekrardan masaya bırakacağım sırada yanımdaki Korayın boğazını temizleyen sesi bakışlarımı ona çevirmem sebep oldu. Gözümün içine baka baka bardağı koyacağım yerin tam kolunu koydu. Bende bardağı kendi önüm yerine onun önüne koydum ve arkama yaslandım. Kafamı da yasladım. Başını omzuna yatırarak bana baktığında uyku bastırmaya başlamıştı bile. Minik bir esneme geldiğinde elimle dudaklarımı kapatmıştım. O ise benim gibi arkaya yaslandığında bana doğru dönmüş, dirseğini oturduğumuz koltuğun kolçağına koymuştu.

“Umarım uyuya kalmazsın, Avatar.”

“Hm hm.” Diye mırıldandım. “Amin.”

Boğazından bir gülme sesi çıkardı. “Gerçekten sarhoşsun.”

“Biz bakmıyoruz,” diyen Canerin muzip sesi kulaklarımı doldurduğunda zorlukla gözlerimi aralamıştım. Eliyle iki gözünü kapatmıştı ve güldüğünü görebilmiştim. “Öpüşebilirsiniz.”

Gözlerim kocaman açıldığında İdil, Alp, Naz, Gökhan, Nehir ve Melodinin sesli güldüğünü, diğerlerininse en azından gülmesini saklamaya çalıştıklarını görmüştüm. Dudaklarım hafifçe açıldığında Koraya baktım kısa bir saniye. Onunda benden bir farkı olmadığında hafifçe boğazını temizlemişti. Ardından önüne koyduğum bardağımı alıp bir yudum aldı.

Dalgınlıktan bardakları karıştırdığını tahmin ediyordum. Şaşkın bakışlarım hala ondaydı. O ise karton bardağı dudaklarından uzaklaştırıp elinde tuttuğunda üzerindeki Lâl yazısıyla bakıştı kısa bir an. Yanaklarının içinde kahvem vardı. Şişik yanaklarıyla bana dönüp baktığında gördüğü şaşkın bakışlarımla gözlerini sıkıca kapattı ve kahveyi yuttu. Bir şey söylemeden gözlerini açtı ve bir yudum bile almadığı kendi bardağını önüme koyup “afedersin,” dedi. Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kapattığımda başımı sallamakla yetinmiştim. Diğerlerininse bir şey söylememesi şaşırtıcıyken bakışlarımı onlara çevirdiğimde gördüğüm imalı bakışlara kesinlikle konuşup gülmelerine tercih ederdim.

Utanç bütün bedenimdeydi.

***

Aydanın nihayet ayılması hepimizi sevindirirken Nehir dediği gibi ayılamamıştı. Arkın onu evine götüreceğini söyleyerek bizden ayrıldığında Alp, İdil, Gökhan, Emre ve Samette evlerinin birbirine yakın olmasından kaynaklı bizden ayrılmışlardı. Geriye kalan ekiple beraber evin yolunu tutmuştuk. Caner her zamanki gibi bizi güldürmeye ve diğerlerinin katkısıyla yaptığı imalarıyla birlikte nihayetinde Melodi ve Kuzeyle birlikte devam edip bizden ayırlmıştı. Ayda, Mert, ben ve Koray evin yoluna girmiştik bile çünkü Aydanın bende eşyaları vardı. Mert onu bıraktıktan sonra evine geçeceğini söylemişti. Ayda her ne kadar gerek olmadığını söylese de onu dinlemeyi reddetmiş, Aydayı yalnız bırakmamıştı.

Eve geldiğimizde Koray “iyi geceler,” dedi ve kendi evine yönelmeden önce ona cevap verdik. Bize gülümseyip ellerini cebine soktuğunda arkasını çoktan dönmüştü.

Anahtarı deliğine sokup odamdan Aydanın çantasını getirdiğimde Mert sırtına takmıştı. Ayda yarı uyur vaziyette olduğu içindi bu hareketi. Öyle olmasa bile yapacağından şüphem yoktu gerçi. Zor bela merdivenleri tırmanıp odama girdiğimde yaptığım ilk şey makyajımı temizleyip, elbisemi çıkartmak oldu. Kafamı eğdim ve saçlarımı dağınık bir topuz yapıp pijamalarımı üzerime geçirmiştim ki havanın sıcaklığı beni eritmeyi başarmıştı. Kısa kolludan vazgeçip lacivert, asklı bir pijamamı üzerime geçirdiğimde altımda hala lacivert, bacak kısmının yanlarında beyaz çizgileri olan şortum vardı. Klimanın kumandasını aramaya koyulduğum sıralarda evimin içerisini kapı zilim doldurdu. Komodinimin üzerindeki dijital saate kaydı bakışlarım. Saat sabah beşe geliyordu. Bu saatte kim olabileceğini düşündüğüm dakikalarda sessiz adımlarım merdivenleri bulmuştu ki dış kapının önünde gördüğüm anahtarım beni duraksattı. Daha doğrusun anahtarım değil, altındaki not kağıdı. Kalbim daha hızlı atmaya devam ettiğinde duraksayan adımlarım öne doğru tekrar gitti. Önce kapının deliğinden baktım uzun uzun. Kimse yoktu.

Eğilip yerdeki anahtarımı sol elime aldığımda sağ elimde beyaz kağıt duruyordu.

“Hala dikkatsizlik peşini bırakmıyor. Ya benim yerime başkası alsaydı bu anahtarı? O zaman ne olacaktı? Kapının arkasında anahtar unutma alışkanlığını da bana yüklemezsin umarım.”

Arın. Elimdeki notu tekrar tekrar okudum. Her seferinde korkum katlanarak artarken ne yaptığımı bilmiyordum. Sol elimdeki anahtarı tüm gücümle sıktığımda kağıt ellerimden uöup gitti. Kilitli olmayan kapının kulpuna asıldım ve açtığım gibi kapattım.

Aceleci adımlarım daha da hızlandı ve ben koşarak soluğu Korayın benimkinin tıpatıp aynı evinin kapısında buldum. Zile bastım. Ardı ardına çaldım zilini. Elimle vurdum kapıya. Açılana kadar çalacaktım. Anahtarı tuttuğum elimin kanadığını hissediyordum ki Koray kapıyı hızla açtı. Üzerini değiştirmişti. Lacivert bir tişört ve siyah bir şort vardı üzerinde. Saçları dağınıktı. Bileklikleri yerli yerinde dururken yüzüklerini çıkartmıştı. Bir eli kapının pervazındayken bana soru soran gözlerle bakıyordu ve muhtemelen uykuya yeni dalıp uyandıktan sonra aklına gelecek son ihtimal gözleri korkudan dolmuş Avatarının boynuna atlamasıydı.

Korku. İnsana her şeyi yaptırabilirdi.

Ona atılmamla geriye doğru sendeledi hafifçe. Beklemiyordu ona sarılmamı. Eli çoktan sendelemesiyle kapının pervazından ayrılırken havada kalan ellerini umursamadım. Şu an tek ihtiyacım sanırım birine sarılmaktı.

Sessiz bir hıçkırık kaçtı boğazımdan. Bunu hissettiğinde elleri sırtımı buldu ve bir eliyle sırtımı sıvazlayıp ağlamama izin verdi. “Lâl,” dedi endişeyle. “Ne oldu sana böyle? Neden ağlıyorsun? Ağlama.” Ağladım. Sinir boşalması, korku ve bıkkınlık bende ağlama hissi yapmıştı. “Ağlama.” Diğer elini saçlarıma ulaştırdığında hafifçe varlığını issettirmeye çalıştığını düşünmüştüm.

“Koray…” diye bir ses çıktı boğazımdan. Yutkundum. Geri çekilip yüzüne baktığımda anahtarı tuttuğum elimle gözyaşlarını sildim. Farkında olmadan sildiğim elim, Korayın fark etmesine sevep olmuş olacak ki kaşlarını çatmıştı.

“Lâl,” dedi tekrar. “Korkutuyorsun beni.”

“Şu…” dedim ve dilime kelimeler ulaşmadı. Sertçe yutkunduğumda boğazımdaki acı çok tanıdıktı. “Teklifini şey edecektim.”

Kaşları tekrar eski haline döndüğünde yüzünde birkaç ifade geçmişti. Yanımdan geçti ve evin çevresine baktı. Benim evimin bahçesine, yanına, karşı kaldırıma, oradaki evlerin bahçelerine, yola… bakıp görebildiği her yeri inceledi.

“Ne yaptı sana?” Diye sordu bana tekrar döndüğünde. “Niye bu hale geldin?”

Çenem tekrar titrediğinde dişlerimi sıktım ama yanağıma doğru bir gözyaşı daha süzülmüştü. “Evim…” diyebildim sadece. “Evime girip not-“ boğazım aniden yanmaya başladığında ellerimi gözlerimin üzerine kapattım.

“Not nerede?”

“Evimde, ben şimdi girmem ama.”

“Tamam, ben halledeceğim.” Ardından bana doğru yaklaştı ve kendinden uzakta olan kolumdan tutarak beni kapıya ilerletti hafifçe ve evine doğru yöneltti bedenimi. Ona ayak uydurdum. “Gel, biraz sakinleş,” dedi yatıştırıcı sesi. Beni evinin salonuna götürdüğünde koltuklara yöneltti ve üzerindeki battaniyeyi çektiğinde oturdum. “Ben notu alıp geleceğim, tamam mı? Sen kendi evin gibi takıl.” Gözlerinin içine baktığımı gördüğünde gülerek “Merak etme. Kabul edene kadar geçerli bir teklifti,” dedi. Bu muzipliğinin beni neşelendirmek için yaptığını anlamıştım ama pek işe yaramamıştı. Gülmeye çalışmıştım. Boğazını temizledi. Elini bana doğru uzattı. “Anahtarını alabilir miyim?”

Yutkunduğumda kanlı elimdeki anahtarı ona uzattım. Avucunun içine aldığında kanım onuda kirletmişti.

Koltuğun önündeki alçak sehpadan bir kağıt havlu koparttı rulodan ve yanıma oturduktan sonra elimin altını destekleyerek üzerine peçeteyi koydu ve çok hafif bastırdı. “Çok kesmemişsin ama bastır bunu. Kanaması durunca pansuman yaparız. İstersen yıkayadabilirsin. Banyonun nerede olduğunu biliyorsun zaten.” Elini ensesine attığında bir şey söylemeden ona bakıyordum. “Ben şu notu bir alayım, hemen geleceğim.” Kafamı salladığımda ayağa kalktı ve gülümseyerek arkasını döndü. Tekrar kapıya yöneldiğinde evden ayrılması da saniyelerini almıştı.

Kapattığı kapının arkasına öylece bakakaldığımda ne bok yiyeceğimden başka hiçbir şey düşünemiyordum. Karar veremiyordum. Doğru şeyi mi yapıyordum? Abime haber vermeliydim belki de. Abim muhtemelen döverek öldürürdü Arını. Polise gitmeye ne derdim? Hayır. Bu da annemle babamın öğrenmesi demekti. Ve ben bunu da istemiyordum. Kapana kısılmışken aklıma Koraydan başkası gelmiyordu. Peki ya bu oyun ne kadar sürecekti? Bilmiyordum. Bildiğim tek şey bu oyuna mecbur olduğumdu.

ekip;

Kusucaklarından habersiz Caner ve Melodi çdndldnfşsmöd

Bir adet sarhoş arkadaşlarını ayıltmaya çalışan 12-A xöndöneödnsödnsm

Benimkilerr (sarılma şu şekil bir şeyy)

Seeeeelaaaamlaaaarrrrr!!!!!

Bölüm hakkındaki düşünceleriniz nelerrrrr?!!!!???

Aydanın kızlara verdiği haberi bekliyor muydunuzzz?????

Son sahne hakkındaki düşünceleriniz pekii???

Diğer bölümde ne olacak dersinizzzz?????

Yorum yapıp beğenmeyi unutmayınnnn yeni bölüm için 10 beğeni sınırını unutmayınn!!!!