4. bölüm · ZEMİN

3. BÖLÜM

Selin E

GÜNÜMÜZ

SEDAT KESKİN (ZEMİN üyesi)

Masadaki birbirinden tehlikeli adamlarla sohbet ediyor onları küçük bir boşluğundan yakalayıp kölem yapıyordum. Kurnazlık kanımda vardı ne yapabilirdim ki. Kartal'ın henüz gelmemesinden yararlanarak tüm sinsiliğimi diğer üyeler üzerinde kullanmak artık rutinim olmuştu.

Kır saçlı muhtemelen 50'li yaşların sonunda olan bey amca beyinsiz beyinsiz konuşmaya devam ederek sinirlerimi iyice bozdu.

"Ee Sedat işleri batırmışsın. Sevkiyat fena patlamış." Gözlerim seğirdi ama kendimi tuttum. Kocaman gülümseyerek konuşmaya başladım.

"Bey amca sen çok kafana takma bunları. Ben bunları patlayan sevkiyatın 2 katı değerinde başka bir sevkiyat yaparak telafi ettim." Alayla güldüm." Peki sen güya en güvendiğin adamın olan Sadri'nin yaptığı muhbirliği telafi ettin mi?" Bey amcanın yüzü mosmor kesildiğinde keyifle gülümsedim.

Ardımdan güçlü adım sesleri duyduğumda hemen doğruldum. Kartal gelmişti. O tüm gücü ve karizmasıyla baş köşeye oturduğunda ona hayranlıkla bakıyordum. Hayran olmamak elde değildi ki. Bu masaya ilk geldiğimden beri o olmak istemiştim. O koltuğa geçmek için türlü taklalar atmış en sonunda o koltuğun sadece Kartal'da yakıştığını farkedip vazgeçmiştim.

O karizmatik sesiyle konuştuğunda ona dikkat kesildim.

"Evet beyler önemli bir durum yoksa bizi Sedat'la yalnız bırakın." Birden gerildim sanırım cinayetten bahsedecekti.

Odadaki herkes birer birer çıkarken Kartal bana sakin ama bir o kadar da öfkeli bakıyordu. Sanırım beni öldürmeye karar vermişti. Tam ağzını açacakken birden içeri avukatım Azra girdi. Derin bir nefes verdim. Kurtulmuştum. Azra'ya son model bir araba hediye etmeyi aklımın bir köşesine yazdım.

"Beyler bensiz mi başlayacaksınız yoksa?" Hızla lafa atıldım.

"Öyle şey olur mu? Tabiki seni bekliyorduk canım avukatım benim" dedim sırıtarak.

Gülümsedi. "O zaman iyi. Kartal biraz gergin gözüküyorsun sanki." dedi son cümlesini kurarken Kartal'a bakarak.

Kartal sanki kendini zor tutuyormuş gibi derin bir nefes aldı. Yüzünde mimik oynamadan konuşmaya başladı.

"Kısa keseceğim, bu andaval ona verdiğimiz sevkiyat görevini eline yüzüne bulaştırdığı yetmiyormuş gibi üstüne hatasını telafi etmesi için verdiğimiz başsavcının yeğenini öldürme görevini de yapamadı. Arkasında kanıt bıraktı, üstelik kendi kimliğine dair!" Sabır çekerek konuşmaya devam etti."Farklı bir görev alacaksın bunu da beceremezsen iflahını sikerim senin." Gözlerime baktı."Davanın başındaki savcıyı esir alacaksın ama farkettirmeden. Kadın çok zeki, seni kıskıvrak yakalar."

Hemen ceketimin önünü ilikledim."Siz nasıl isterseniz efendim." Kartal Azra'ya baktı.

"Azra."

"Evet Kartal?"

"Savcı Hanım'a yemek daveti gönderin. Sedat Bey'le bir yemeğe çıksınlar." Azra rahat bir tavırla yerine yayıldı.

"Kabul etmezki."

"Biliyorum. O yüzden Sedat'ın ZEMİN üyesi olduğunu ufaktan çıtlatın. Böyle kabul edecektir." Gözlerim şokla açıldı.

"Kartal sen beni görev ayağına mahpus damlarına yolluyorsun değil mi? Görev bahane." Kartal gözlerini kıstı.

"Seni mahpus damlarına göndermek için bahaneye mi ihtiyacım var sence?" Doğru yoktu. Kaderime razı gelerek başımı öne eğdim. Azra konuşmaya atladı.

"Bende o iş. Ayy çok heyecanlı olacak!" Azra'ya ters ters baktım. Demek bu kadar hevesliydi fişimin çekilmesine. Son model arabayı aklımın köşesinden sildim.

Savcı... Bu iş zor olacaktı.

GONCA BAYSAL

Azra çıkalı 5 dakika olmuştu. Darbe üstüne darbe yiyordum. Aklım hâlâ telefondaki kişideyken bir de üstüne bu çıkmıştı. Belgrad...
Mine'ye yaptığım şeyden derin bir suçluluk duyuyor ve kahroluyordum. Oysaki onu korumak istemiştim ama kendi ellerimle öldürmüştüm.

Mine düştükten sonra kendimi toparlamış ve kimseye görünmeden dışarı çıkmıştım. O an yaşadığım panikle cesede bile bakmadan oradan uzaklaştım ve bu işten sıyrılmaya çalıştım. Çok pişmanım keşke teslim olsaydım. Çok gençtim korktum, kaçtım. Şimdi ise çok geçti. Bir işim, bir hayatım vardı.

Derin bir nefes alıp toparlandım ve ayağa kalktım. Eve gidecek kendime gelecektim.

1 HAFTA SONRA

Kendime çeki düzen vermiş tekrar hayata dönmüştüm. Şuan sabahın beşiydi ve ben sabah sporumu yapmış duş alıyordum. İyice yıkanıp ayıldıktan sonra bornozumu giyip aynanın karşısına geçtim. Hafif bir makyaj yapıp kıyafet odasına geçtim. Kırmızı bir askısız crop, siyah bir kot pantolon, ve siyah blazer ceketimi giyip saçlarımı yukarıdan sımsıkı topladım ve önden birkaç perçem çıkardım.

Evden dışarı çıktığımda izlenme hissiyle başımı kaldırdım. Görünürde kimse yoktu. Omuz silkip arabama bindim ve adliyeye doğru yol aldım.

Adliyeye girdiğimde işler çok yoğundu. Bir cinayet daha işlenmişti. Aslı'dan dosyayı isteyip odama geçtim. Aslı dosyayı önüme koyup odadan çıktı. Dosyayı incelemeye koyuldum.

Ad: Serap
Soyad: Kara
Doğum Tarihi: 10.06.2009

Gördüğüm doğum tarihiyle yerimde doğruldum. Çok gençti, neden öldürülmüş olabilirdi ki. Okumaya devam ettim. Hem otopsi sonuçları hem de maktulün yakınlarının ifadeleri vardı.

Evinde ölü bulunmuş. Boğuşma izleri var. Boğularak öldürülmüş. İki hafta önce sevgilisi Can'dan ayrılmış ama Can kabullenememiş Serap'ı rahatsız etmeye devam etmiş.

Hızla Aslı'yı çağırdım.

"Buyrun sayın savcım."

"Can nerede?".

"Sorgu odasında bekletiliyor savcım."

Odadan çıktım. Adliyedende. Arabama binip karakola doğru sürdüm. 15 dakika sonra vardığımda hızla içeri girdim. Hikmet komiseri bulduğumda ona doğru ilerledim. Beni görünce başıyla selam vererek konuşmaya başladı.

"Savcım Can içeride." Yanındaki odayı gösterdi. İçeri girdiğimde yüzünde kesik izleri bulunan çocuğa ifadesizce baktım. Elimdeki cinayet dosyasını fırlatırcasına masaya attım.

"Vay vay vay katilimizde buradaymış!"

"Ben katil değilim." İlk baktığımda katil olmadığını anlamıştım zaten ama katile dair bir bilgisi olabilirdi.

"Aynen! Bende Elizabeth. Memnun oldum." Sinirle yüzüme baktı.

"Ben dalga geçmiyorum!"

"Kız arkadaşın öldü. Neden bu kadar rahatsın?" Sessiz kaldı. Sabırsızca kapıdaki polislere seslendim.

"Atın bunu nezarete." Polisler çocuğu yerinden kaldırırken çocuk bağırmaya, itiraz etmeye başladı. Sadece baktım. Çocuk birşeyler biliyordu. Elbet öğrenecektim.

Odadan çıktığımda Hikmet komiseri gördüm.

"Hikmet komiserim bu çocuk birşeyler saklıyor olabilir gözetim altında tutalım."

"Emredersiniz sayın savcım."

Yorulmuştum bir an önce eve gitmek istiyordum. Arabama binip eve doğru sürdüm. Eve girdiğimde kendimi L koltuğa attım. Başımı koltuğa yaslarken telefonun çalmasıyla ölmek istedim. Çantadan telefonu çıkardım. Ekranda yazan Azra yazısıyla hayatı sorguladım.

"Sikeceğim ya ne Azra'sı?"

Telefonu açıp kulağıma götürür götürmez 'selam' diye ciyaklamaya başladı. Sesi götünden mi çıkıyordu bunun?

"Gonca'cım naber?"

"Sesini duydum kötü oldum Azra."

"Aa çok ayıp."

"Ne istiyorsun?"

"Haa ben seni şey için aramıştım. Benim bir müvekkilim var, adı Sedat Keskin."

"Ee?"

"Hah işte senin yemeğe davet ediyor." Benim yorgunluktan beynim mi durmuştu bilmiyorum ama bence saçmalayan ben değil Azra'ydı. Ne alakaydı hiç tanımadığım bir adam beni yemeğe çağırıyordu?

"Ne diyorsun Azra?"

"Saçma biliyorum ama adliyede seni görünce çok hoşlanmış. Seninle tanışmak istiyor."

"İlgilenmiyorum."

"Olsun ben yine de konum bilgisini atıyorum. Hadi görüşürüz." İğrenç samimiyetine yüzümü buruşturdum.

Sedat Keskin ... Kim bu Sedat Keskin?

Derin düşüncelerimi zil sesi böldü. Tam küfredecekken Aslı'nın aradığını görüp vazgeçtim. Telefon açtım.

"Söyle Aslı."

"Sayın savcım Bahar cinayetinde yeni bir gelişme oldu. Bir ZEMİN üyesine ulaştık." Hemen doğruldum.

"Kim?"

"Sedat Keskin."