Zar kitap kapağı

5. bölüm / 7

Zar

5. Bölüm: Acımadı.

Vaveyla Yazarı: Arya Naz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 5. Bölüm: Acımadı.

Gerçekler.

Yıllardır kaçtığım, yüzleşince beni param parça eden gerçekler.
Yüzüme vuran soğuk hava odaya açık camdan giriyordu, yağmur yağmaya başlamıştı, sokak lambasından belli olan yağmur damlalarına bakarken günden güne bağımlı olduğum sigarayı içime çektim. Ela gözlerimde gerçekleri öğrenmenin verdiği acı vardı, abim dediğim adamın beni sadece bir eşya gibi kullanması, her gün daha iyi motor kullanmamı sağlaması onun borçlarını ödemem içindi. Çeteye giden para bana hiç bir zaman uğramazdı, sadece elemelerde kazandığım on bin lira vardı. Ama sonuç olarak kazanılan yirmi binden, bin lira dahi bana ulaşmıyordu.
Sigaranın ucundaki minik kıvılcımlar karanlık odada parlarken uyku bastırıyordu. Bora hâlâ gelmemişti, onunla bugün büyük bir kavga edecektik, her şeyi, ne söyleyeceğimi bile beynime kazımıştım.
Bir iki saat önce Utku'nun anlattığına göre Bora'nınki ölme korkusuydu. Beni piyasaya sürmeden önce geçirdiği büyük kaza sonucu yarışmayı bırakmıştı. Ve canım pahasına beni piyasaya sürmüştü.

Kapıda duyduğum kilit sesi Bora'nın geldiğini haber veriyordu, kımıldamadım ama içimde Borayla yüzleşmenin korkusu vardı.

Odanın kapısı açılınca kafamı yavaşça geriye çevirdim, bu gece eve gelmesi bile mucizeydi, polislere yakalanıp nezarette olabilirdi.

"Işıkları niye açmadın?" Diye sordu, yüzünü koridordan gelen ışıktan dolayı az da olsa görebiliyordum. "Seninle bir şey konuşacağım" dedim.

Bora ışığı açınca gözlerimi kıstım, ışığa kısa bir süre alışmaya çalıştım, gözlerimi açtığımda Bora üstündeki sweatshirt'ü değiştiştiyordu.

"Ne hakkında konuşacağız?" Diye sordu, önüme döndüm. Üstünü değiştirince yanıma geldi, camdan içeri giren yağmur damlaları kollarımı ıslanmıştı ama umursamadım. Akan burnumu çektim, nasıl başlasam, bilmiyordum ve korkuyordum.

"Ben bir şeyler duydum" dedim, gözlerine bakmadım. Bakarsam ağlardım, "bana dürüst olmanı istiyorum Bora"

Soğuk elini yanağımda hissettim, kafamı yavaşça kaldırdı, gözlerine baktım, ağlama isteği bastırıyordu. "Ne duydun Derin?" Dedi, derin bir nefes aldım. "Bana neden yarışmayı öğrettin?"

Bora'nın gözlerindeki değişim alacağım cevabın doğru olduğunu gösteriyordu. "Borcun vardı değil mi?" Diye sordum, "önceden bir kaza yaptın, hatta karnının üstünde derin bir dikiş izi var. Ve tekrar kaza yapmaktan korktun. Ama paraya ihtiyacın vardı değil mi Bora? Sonra beni eğitip piyasaya sürdün"

Bora'nın gözleri irileşti, yüzündeki kaslar gerildi, dudakları bir şeyler söylemek için aralandı ama kelimeler boğazında düğümlenmiş gibiydi. Cevap veremedi. Sessizlik, odaya bir ağırlık gibi çöktü. Bu sessizlik, duyduklarımın doğru olduğunu kanıtlamaktan başka bir şey yapmıyordu.

"Bora, değil mi?" diye yineledim, sesim titriyordu. Gözlerim dolmuştu, ama ağlamayacağım. Gözyaşlarımı hak etmiyordu. "Beni para için kullandığını mı söylemeye cesaretin yok?"

Bora derin bir nefes aldı, gözlerini benden kaçırarak yanımdaki eski koltuğa çöktü. Ellerini saçlarına götürdü, sonra boğuk bir sesle konuşmaya başladı:
"Derin" dedi sadece, "Özür dilerim"

Ayağa kalkıp karşısına geçtim, yüzü yerdeydi. "Ne özürü lan!" Diye bağırdığımda kafasını yavaşça kaldırdı. "Hayatımı mahvettin Bora hayatımı! Annem yok artık! Kardeşimi göremiyorum! Her yarışta bu sefer ölür müyüm korkusu var lan içimde!" Ellerimi saçlarıma geçirdim, sinirimi ya kendimden çıkartacaktım ya da ondan.

"Oğlum herkesi karşıma aldım senin için! Annemi bile! Sen ne yapmışsın? Beni açtığın borçları ödemek için bir mal gibi kullanmışsın! Bora ben sana güvendim! Abim dedim, beni yarı yolda bırakmaz dedim Bora ben"

Gözyaşlarımı daha fazla tutamadım, sıcak damlalar yanaklarımdan süzüldü.

Bora sadece sessiz kalıyordu, delirmek üzereydim odada sadece benim nefes alışım ve sağanak yağmurun sesi vardı.

"Konuşsana!" Diye bağırdım, onu kolundan tutup kaldırdığımda buz mavisi irislerinde pişmanlık vardı. Son pişmanlık neye yarardı Bora Göktaş?

Göğsüne vurdum, sadece yerinde salladı, hırsımı almam lazımdı yoksa kendime zarar verecektim.

"Bora konuş!"

Bora derin bir nefes aldı ve sonunda gözlerini bana dikti. Gözlerinde bir fırtına kopuyordu; suçluluk, pişmanlık ve korku birbirine karışmıştı.

"Yaptım," dedi alçak bir sesle. "Evet, seni kullandım. Biliyorum, bunun affı yok. Ama başka çarem yoktu, Derin. Benim yerimde olsaydın ne yapardın? O borçları ödeyemezdim. Utku birden çeteyi dağıttı gelir kaynağım yoktu! Okan'a borçları ödemem için birşeyler yapamam lazımdı! Beni öldürecekti!"

Onun bu aciz açıklaması daha da sinirlendirdi beni. Göğsüne bir kez daha vurdum, ama bu sefer tüm gücümle. Bora geri sendeledi ama dengede kalmayı başardı.

"Senin korkuların, senin borçların benim problemim değildi!" diye bağırdım. "Beni kendi cehennemine çektin, beni mahvettin. Ya ben ölürsem, ha? O zaman ne olacak? Hangi vicdanla yaşayacaksın, Bora?"

Bora sessiz kaldı. Bu sessizlik beni çıldırtıyordu.

"Bir yolunu bul" dedim, "Beni bu cehennemden kurtarmanın bir yolunu bul yoksa seni Okan değil ben öldüreceğim"

Bora'nın yüzündeki ifade içimde bir yerleri kırıyordu, beni yıllarca kandırmıştı ama ona karşı hâlâ büyük bir merhamet besliyordum.
Okan korkulacak biriydi, Bora yüksek ihtimal onunla uyuşturucu ticareti yapıyordu, aldığı uyuşturucuların parasını ödeyemeyince beni yarışlara sürmüştü.
Bencil olan benim sanıyordum, tam tersi bencil olan oydu.

"Okan'a niye borcun var?" Dedim, cevabını tahmin ettiğim bir soruydu.

"Uyuşturucu" dediğinde gözlerimi kapattım, bildiğim cevabı sesli duymak daha da canımı yakıyordu.

"Pisliğin tekisin" dedim tükürür gibi. "Orosbu çocuğu piçin tekisin Bora. Kız kardeşim dediğin kızı ölüme yollayacak kadar iğrenç birisin. Annemi haklı çıkarttın Bora."

Bora, söylediklerim karşısında bir süre sessiz kaldı. Gözleri yerdeydi. Yüzüme bile bakmıyordu. Onu izlerken içimdeki öfke daha da büyüyordu. Artık ağlamıyordum. Gözyaşlarım, yerini boş bir kararlılığa bırakmıştı.

"Bu gerçeği bir sene önce öğrensem umrumda olmazdı" dedim gerçekleri kendi yüzüme vurarak, "ama lanet olsun ki seni dinleyip anneme sırtımı döndüm. Lanet olsun ki herkese Zar geri döndü dedirttim. Allah beni kahretsin ki beş kuruş para için hayatımın içine sıçtım"

Bora sessizce yerinde oturuyordu, artık söyleyecek hiçbir şeyi kalmamış gibiydi. Yüzündeki pişmanlık ve korku, bir noktada bana bir şey ifade etmiyordu. Öfkemin ardında, hala ona olan bağlılığımın kırıntıları vardı. Ama bu kırıntılar beni daha da sinirlendiriyordu. İnsan, onu böylesine mahveden birine nasıl hâlâ merhamet besleyebilirdi?

"Bana bak!" diye bağırdım tekrar, ama Bora gözlerini yerden kaldırmıyordu. Onu kollarından tutup zorla yüzüme çevirdim. Gözlerimizin buluştuğu anda, sesimdeki öfke yerini daha sert bir tona bıraktı.

"Bu iş burada bitmeyecek Bora. Okan'la senin borcun benim umurumda değil. Yarışlara mecburen devam edeceğim ama ilk fırsatta arkamı dönüp gideceğim anladın mı? Çete lideri benim, çeteye giden final parası bana gelecek en kısa sürede bir ev tutup senden ve yarışlardan kurtulacağım"

Bora gözlerimdeki kararlılığı gördü. Dudakları titredi, bir şey söylemek istiyor gibiydi ama ben izin vermedim. Elimi havaya kaldırarak susturdum onu. Konuşmasının bir önemi yoktu. Ne söylerse söylesin, değişen bir şey olmayacaktı.

"Bundan sonra tek başınasın," dedim. "Beni artık kız kardeşin olarak görme. Benim hayatımda sana yer yok, Bora."

Kapıya yöneldim. Ayağa kalkıp arkamdan geldi ama onu durduran bir şey vardı. Sanki bu defa beni durdurmaya cesaret edememişti. Kapıyı açtım ve dönüp son kez yüzüne baktım. Bora'nın buz mavisi gözlerinde, kaybettiği bir savaşı kabullenmiş bir insanın ifadesi vardı.

"Derin" dedi "Gitme," diye fısıldadı.

Ama artık çok geçti. Bora'nın hayatındaki rollerimiz değişmişti. Eskiden bana yol gösteren, abim dediğim adam şimdi benim yüküm olmuştu. Ve ben, bu yükü taşımayı daha fazla reddediyordum.

"Çoktan gittim Bora," dedim alçak bir sesle. "Sen sadece fark etmedin."

Kapıyı sertçe kapatıp evden çıktım. Yağmur, yüzüme çarparak beni kendime getiriyordu. Islak asfaltın üzerinde ağır adımlarla yürüdüm. Ayakkabılarım su dolmuştu ama umursamıyordum. Sanki yağmur, üzerimdeki tüm pislikleri, tüm yükleri yıkıyordu.

Saat gece bir civarıydı, ve ben tek başıma İstanbul'un en tehlikeli sokaklarında yürüyordum. Başıma bir şeyin gelmesi an meselesiydi.
Islak kaldırımlara yansıyan sokak lambalarının titrek ışıkları, geceyi daha da ürpertici bir hale getiriyordu. Adımlarımı hızlandırdım. Sanki peşimde beni izleyen bir gölge varmış gibi hissediyordum. Yılların yükü omuzlarımda, Bora'nın itiraflarının yankısı kulaklarımda çınlıyordu.

İstanbul’un karanlık sokaklarında yürürken, yüzüme çarpan her yağmur damlası beni daha da kendime getiriyordu. Islak saçlarım yüzüme yapışmış, montumun içi soğuktan buz kesmişti. Bir süre yürüdükten sonra, arkamdaki ayak seslerini duydum. Duraksamadan devam ettim ama bir süre sonra seslerin yaklaştığını fark ettim.

Birden durup arkamı döndüm. İki adam vardı, sırılsıklam olmuş kıyafetleriyle bana doğru bakıyorlardı. Gözlerindeki tuhaf parıltıdan neyle uğraştıklarını anlamak zor değildi. Biri adımlarını hızlandırdı, diğeri ise olduğu yerde durup sigarasını yaktı.

"Gece yarısı böyle yalnız dolaşmak tehlikeli, güzelim," dedi öndeki adam. Sesi, alaycı bir sıcaklıkla doluydu. Birkaç adım daha attı. Artık aramızda sadece birkaç metre kalmıştı.

"Ne istiyorsunuz?" diye sertçe sordum, sesim yağmurda biraz boğuk çıkmıştı ama kararlılığımı kaybetmiyordum.

Adamlar birbirlerine bakıp güldüler. "Biraz eğlenmek için buradayız," dedi diğeri, olduğu yerden sigarasını yere atıp ayaklarıyla ezdi.

Korkmam gerektiğini biliyordum, ama içimdeki öfke ve yılgınlık duygusu beni harekete geçirdi. Onlara bir adım daha yaklaşarak, "siktirin gidin" dedim.

Adamlar bu tepkiyi beklemiyordu, şaşırdılar. Ama ardından öndeki adam, cebinden bıçağını çıkararak karşımda salladı. "Cesaretine hayran kaldım," dedi, gülümseyerek.

O anda beynim hızlıca çalışmaya başladı. Bora’nın beni yıllardır eğittiği şeyleri düşündüm. Yarışlardaki reflekslerim, dar alanlarda hızlı hareket etme yeteneğim… Beni hayatta tutabilecek tek şey bunlardı.

Bir anda geri çekilip tam hızla öndeki adama doğru koştum. Beklemediği bir hareket olduğu için afalladı, elindeki bıçağı tutmaya çalışırken hızla yere vurdum. Arkadaki adam küfretti ve bana doğru koşmaya başladı. Hemen yerden kalkıp kaçmaya başladım.

Yağmur hızlanmıştı, ayaklarım kaygan zeminde zorlanıyordu ama duramazdım. Arkadan gelen ayak sesleri, bu kovalamacanın kolay kolay bitmeyeceğini gösteriyordu. Nefesim kesilmiş, ciğerlerim yanıyordu. Birkaç sokak daha döndükten sonra terk edilmiş gibi görünen bir depoya girdim.

Depo loştu, içeride hafif bir mazot kokusu vardı. Birkaç tahta kutu ve eski arabaların parçaları ortalığa saçılmıştı. Nefesimi kontrol etmeye çalışarak karanlık bir köşeye sindim. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, sesini duyacaklarından korkuyordum.

Dışarıdaki ayak sesleri depoya yaklaştı. Gelen adamların küfürleri ve birbirlerine bağırmaları, beni bulmak için uğraştıklarını gösteriyordu.

"Buraya girdiğine eminim," dedi biri. "Baksana şu kapıya, yeni açılmış gibi duruyor."

Diğeri küfretti. "Bu kadar koşturttun, küçük hanım. Seni bulduğumda çok eğleneceğiz."

Bu sırada elim tahta bir sopa buldu. Sıkıca kavradım. Korkudan çok öfkem vardı. Beni bu hâle düşüren herkesin -Bora’nın, Okan’ın, şimdi de bu iki herifin- tümünün hesabını soracaktım.

Adamlar içeri girdiler, birbirlerinden ayrılıp beni aramaya başladılar. Nefesimi tuttum, karanlıktan faydalanarak ilkine doğru yaklaştım. Elimdeki sopayı hızla kafasına indirdim. Adam yere düşerken çıkan ses diğerini alarma geçirdi.

"Hey! Ne oluyor orada?!"

Ama ben çoktan diğerinin dikkatini dağıtmıştım. Karanlıktan faydalanarak, birkaç saniye içinde onu da yere sermeyi başardım. İkisi de yerde hareketsiz yatıyordu.

Sopayı yere bıraktım, yağmurun hâlâ çatıya çarpan sesine kulak kesildim. Bu gece hayatımın dönüm noktasıydı. Artık Bora’nın, Okan’ın ya da başka birinin oyuncağı olmayacaktım. Hayatta kalmak için kendi kurallarımı koymam gerektiğini öğrenmiştim.

Elim cebime gitti, telefon rehberinde kayıtlı üç kişi vardı. Bora, annem ve Utku. Bana herşeyi anlattığı gece numarasını vermişti, şuan rehberimde arayabileceğim tek kişi Utkuydu.

Telefon üç kere çaldı, ağzımdan çıkan buhara bakarken açması için dua ediyordum. Az önce iki adamı bayılmıştım, şimdi de hiç bir şey olmamış gibi Utku'nun telefonu açması için dua ediyordum.

Telefon kapanmadan açıldı, Utku'nun sesi kulaklarımı bulduğunda rahat bir nefes aldım.

"Alo" dedim, sesim soğuktan titriyordu ve sırıl sıklam olmuştum.

"Derin" diyen endişeli sesini duydum, numarasını bana zorla vermişti, ona alırken ölüm eşiğine gelmediğim sürece aramam demiştim. Sesindeki endişenin sebebi buydu.

"Utku, yardıma ihtiyacım var" kendime bir kez daha acıdım, kimseden yardım almadan yürümek istediğim yolun başında daha iki gün önce tanıdığım adamı arıyordum. O beni sekiz senedir tanıyor olsa da.

"Nerdesin?" Dedi, arkamdaki adamlara baktım, ikisi hâlâ yerde baygın yatıyordu.

"Bilmiyorum, az önce iki adamı bayılttım, dışarıdayım" sesimdeki korkuyu küçük bir çocuk bile hissedebilirdi, bu adamlardan buralarda çok vardı ve ben gecenin birinde tek başıma sokakta dolanıyordum.

"Bana konum at geliyorum, mümkünse bir yere saklan"

Ağlama isteği bastırıyordu çünkü kendime acıyordum. Utku'nun bana yardım edeceği gerçeği beni parçalıyordu çünkü eski Derin tecavüze uğrasa bile yardım istemezdi.

"Utku" dedim titrek sesimle, "Hızlı ol, korkuyorum"

Utku'nun verdiği nefesi, ve çalışan araba sesini duydum, "Derin" dedi, "Telefonu kapatma, bana konum at hızlı olacağım söz veriyorum"

Soğuktan titreyen ellerimle Utku'ya konum atıp beklemeye başladım, telefonu kapatmamıştı, arabanın sesini ve nefes alış verişini duyabiliyordum.

"Teşekkür ederim" dedim varla yok arasında, duydu mu bilmiyorum ama tepki vermedi, duymadığını düşünerek gözlerimi kapattım.

"Önemli değil" dedi, gözlerimi açtığımda arkamda hissettiğim hareketlenme ile kafamı arkaya çevirdim, adamlardan biri yavaş yavaş hareketleniyordu. Ayağa kalkıp etrafa gözlerimi gezdirdim, saklanabileceğim bir yer arıyordum.
"Utku" dedim, "uyanıyorlar, nerdesin?"

Utku'nun sıkıntıyla verdiği nefesi duydum, gözlerim etrafta geziniyordu, Bora'nın evi uzaktaydı, orada gidemezdim, adımlarımı hızlandırarak ilerlemeye başladım, beni görmemeleri gerekiyordu.
Yüzüme yapışan saçları elimle çektim, gözlerim hâlâ saklanabilecek bir yer arıyordu.

Adımlarım bozuk bir sokak lambasının aydınlattığı eski bir binaya doğru ilerlerken biri kolumdan tuttu, adamlardan biri kolumu tutmuş bana bakarak sırıtıyordu.

"Merhaba küçük hanım" dediğinde kolumu çekmek için zorladım, telefonum hâlâ elimdeydi, "Bırak!" Diye bağırdım, adam kolumu sıkmaya başlayınca bacak arasına tekme geçirdim. Kolumu bıraktığı anda Utku'nun endişeli sesi kulağıma ulaştı.

"Derin!" Diye bağırıyordu, koşmaya başladım, "Utku" Derken nefes alışverişimi kontrol etmeye çalışıyordum. Herşeyi mahvetmiş gibi hissediyordum, hayatımını, ailemi, Bora'yı.

Adımlarım gördüğüm araba farıyla durdu, arkamdan gelen adım seslerini duyuyordum, arabaya doğru yürüdüm, farlardan dolayı içinde kim var göremiyordum ama plaka arabanın Utkuya ait olduğunu gösteriyordu.

"34 UTK 197"

Farların parlaklığı gözlerimi yakarken, kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu. Utku'nun arabası olduğuna emindim, ama yine de bir an için tedirginlik hissi omuzlarıma çöktü. Arkamdan gelen ayak sesleri hızlanmıştı.

Araba yanımda durduğunda içine baktım, Utku yüzünde pek hoşnut olmayan bir ifade ile bana bakıyordu, arabanın kapısını açıp ön koltuğa bindim, üstümden, saçlarımdan, yağmur damlaları akıyordu.

Utku elini arkaya uzattı, kucağıma bıraktığı battaniyeye baktım, ardından Utku'ya.

"Teşekkür ederim" dedim titreyen sesimle, arabanın silecekleri durmadan çalışıyordu, ortamda duyulan tek ses oydu.

"Niye dışarı çıktın?" Dedi, yüzümü ona çevirdim, çene hattının keskinliğinin yanı sıra kulağının arkasından boynuna kadar uzanan bir çiziği vardı. Bu çiziğin benzeri yanağında da bulunuyordu, kim bilir ne zaman olmuştu.

"Gurur yaptım" dedim dışarıyı seyrederken, "Yaptım dedi, param yoktu ölmemek için seni ölüme yolladım dedi. Bende kapıyı çarpıp çıktım, sanki sabah erkenmiş gibi" cümleleri söylerken yüzümde alaycı bir gülümseme vardı.

"Seni daha önce uyarmalıydım" dedi, kendi kendine konuşuyor gibiydi.

"Ne konuda?" Diye sordum.

"Bora konusunda"

Elimi battaniyeye sararken Utku'nun yüzündeki ifadenin daha da karardığını gördüm. Bora'nın adını duyduğumda mideme bir ağrı saplandı.

"Utku" dedim, önümüzdeki yolu izlerken.

"Bana bunu yaparken hiç mi acımadı?" Sesimdeki çaresizliği iliklerime kadar hissediyordum. Kabullenmek istemiyordum, abim dediğim adamın sırtıma bıçak sapladığını kabullenmek istemiyordum.

"Sonra konuşalım" dedi.

"Cevap ver, lütfen" Gözlerimden akan iki yaşı elimle temizledim, arabanın camına düşen yağmur damlalarına baktım. Her düşen damlayı arabanın sileceği temizlerken içimden hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyordu.

"Derin" dedi, sesindeki huzura dalarak uyumak istedim, uyuyup bir daha uyanmamak. "Eve geçelim, orda konuşuruz"

Sadece kafamı salladım, gözlerim yanımdaki camdaydı. Gök gürlüyor, yağmur şiddetini arttıyordu. Sokak lambalarının sarı ışığı yüzüme doğru vururken hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum.
Gözümden iki damla yaş aktı, silmedim. Yanağımdan akıp gitti, arabanın içi sıcaktı, üstümde battaniye vardı ama üşüyordum.

Araba durduğunda kafamı Utku'ya çevirdim, bana bakıyordu. Gözlerimdeki ıslaklığı elimle temizleyip elimi kapının kulbuna uzattım, açtığım kapıdan hızlıca inip battaniyeye sarıldım.
Utku da yanıma geldi, karşımda iki katlı bir villa vardı, kesinlikle çok iyi kazanıyordu.

Eve doğru yürürken ikimizde sessizdik, bu sessizliği Utku bozdu.

"İstersen bir kaç gün burda kal, sonra sana bir yer buluruz"

Hiç bir şey demedim, evin kapısının önünde duyduğumuzda cebinden anahtarı çıkarttı. Anahtarı deliğe sokarken vücudumu saran titremeye aldırış etmemeye çalıştım. Ayakkabılarımızı çıkartıp içeri geçtik, saçımdan çoraplarıma kadar ıslaktım.

Utku, beni salona götürürken etrafa göz attım. Evin içi oldukça sade ama bir o kadar da şık döşenmişti. Her şey yerli yerindeydi, temiz ve düzenliydi. Gri tonlarında döşenmiş koltuk takımına oturmamı işaret etti.

“Biraz bekle, üstünü değiştirmen için bir şeyler getireyim,” dedi, tereddüt etmeden üst kata yöneldi.

Koltukta oturup battaniyeye daha sıkı sarıldım. Üzerimdeki ıslak kıyafetler tenime yapışmıştı ve üşümem dinmek bilmiyordu. Bu sırada evin sessizliğini dinledim, sadece dışarıdaki yağmurun sesi geliyordu. Rahatlamış olmam gerekiyordu ama kafamın içinde dönen düşünceler beni rahat bırakmıyordu.

Utku birkaç dakika içinde elinde bir havlu ve temiz kıyafetlerle döndü. "Bunları al, hemen üstünü değiştir," dedi. Gözlerim ona kaydı. Yüzündeki endişeyi görebiliyordum, ama bu endişenin bir kısmı bana, bir kısmı da başka şeylereydi sanki.

Kıyafetleri alıp banyoyu işaret ettiği yere gittim. Islak giysilerimi çıkarıp kendimi kuruladım ve getirdiği kıyafetleri giydim. Üzerimde birkaç beden büyük gri bir tişört ve siyah eşofman vardı. Hâlâ hissettiğim soğuk biraz dinmişti ama içimdeki karmaşa devam ediyordu. Kendimi aynada izlerken yüzümdeki yorgunluğu gördüm. Göz altlarım morarmış, yanaklarım solmuştu.

Salona geri döndüğümde Utku, küçük bir sehpanın üzerine bir fincan çay koymuş, benim oturduğum koltuğun yanına geçmişti. “İç, iyi gelir,” dedi.

Oturup çayı aldım ama içmeden ellerimde tutmakla yetindim. Isısı parmaklarımı ısıtıyordu ama içimdeki boşluğu doldurmaya yetmiyordu.

"Soruma cevap verir misin?" Dedim arabadaki sorumu hatırlatmaya çalışarak.

"Bana hiç mi acımadı?"

Utku derin bir nefes aldı, ne diyeceğini bilmiyor gibiydi. Bir kaç saniye gözlerime baktı, yeşil gözlerindeki hayal kırıklığı Bora'nın ne kadar acımasız olduğunu gösteriyordu.

"Canını yakmak istemiyorum Derin" dedi, dirseklerini dizine yaslamıştı. Elindeki kupa dizleriyle birlikte titriyordu.

"Canım yandı Utku" dedim, "çok kez yandı, boşver. Lütfen soruma cevap ver"

Kafasını iki yana sallayıp arkasına yaslandı, göz yaşlarım en uçtaydı, Utku'nun ağzından çıkacak her hangi bir kelime onları salacak gibiydi.

"Acımadı" dedi, bana bakmıyordu. "Onu çok kez uyardım Derin. Bana senden her bahsettiğinde gözleri parlıyordu, kız kardeşine böyle bir şey yapmaması gerektiği hakkında çok kez dil döktüm. Beni dinlemedi bile"

Bir.

Gözümden akan iki damla, kafamı kaldırmadan elimdeki bardağı bakıyordum.

Elimdeki çay fincanını masaya koydum, parmaklarımın titremesi durmuyordu. Utku'nun söyledikleri zihnimde yankılanıyordu: Acımadı... Bora, her şeyim dediğim adam, beni bir hiç yerine koymuştu.

"Nasıl bu kadar kör oldum, nasıl bu kadar inandım ona?" diye mırıldandım. Gözlerimi yere dikmiş, halının desenlerinde kaybolmuştum. Sanki tüm cevaplar orada gizliydi, ama hiçbir şey bulamıyordum.

Utku başını eğip bir şey söylemeden bekliyordu. Sessizliği onun için de zor olmalıydı. Yavaşça yanımdaki koltuğa oturdu, ellerini birbirine kenetlemişti. Bir süre nefes alış verişlerimiz dışında hiçbir ses çıkmadı.

Ağzımdan çıkan hıçkırık yıllarca uğraştığım güçlü Derin imajının tek bir hıçkırıkla yıkılmasına neden oldu. Bir daha hıçkırdım, gözümden yaşlar dökülürken ellerimi yüzüme kapattım, içime dolan hıçkıra hıçkıra ağlama istediğini tutamamıştım.

"Derin" dediğinde sözümü kesmek zorunda kalmıştım.

"Utku" dedim, ağlamam durmuyordu, hıçkırıklarım arasında konuşmak bile ağır geliyordu.

Kolunu bana sararken yüzümü omzuna gömdüm. Ani refleksle yapılan bir şeydi ama geri çekilemezdim. Burda olmasını istemiyordum, beni ağlarken görmesini, gardımı düşürdüğümü görmesini istemiyordum ama başka çarem yoktu.

"Özür dilerim" dedi, derin bir nefes daha aldım, uzun süre nefessiz kalmış gibi hissediyorum. Konuşmak istedim ama kelimeler Ağzımdan dökülmüyordu. Sırtımda sayısız bıçak vardı ama en büyüğü ve parlak olanı Bora'ya aitti. Abim dediğim, birlikte büyüdüğüm, her koşulda yardımına koştuğum, güvendiğim, annesi babası yokken onların acılarını dindirmeye çalıştığım adamın bıçağı en büyük ve en parlak olanıydı.

Saatlerce ağladım, uzun zamandır içimde tuttuğum bütün herşeyi ağladım, gözlerimden yaş gelmediği zaman kafamı Utku'nun omzunda çektim, omzundaki ıslaklığa baktığımda kendimi çok mahcup hissediyordum.

"Özür dilerim" Dedim, "kendimi tutamadım"

Kafasını iki yana sallayıp omuz silkti, "sorun değil" dedi, "iyi misin?"

Yutkundum, "Bilmiyorum" dedim. Hiç bir şeyi bilmiyorum, Bora'nın gerçek yüzünü yeni öğrenmiştim, onun için anneme sırtımı dönmüştüm, hayatımı mahvetmiştim ve bunların hiç bir karşılığını alamamıştım.

"Keşke daha önce çıksaydım karşına" dedi. Ellerime bakarken parmaklarım ile oynuyordum.
"Belki geri dönmeni engelleyebilirdim"

Yutkundum, Utku'nun benim yüzümden kendini suçlamasını istemiyordum. Kafamı salladım.

"Kader böyle yazılmış" dedim, "daha erken çıksaydın belki Bora'nın yaptığı pisliği bana anlatmayacaktın. Bende yıllarca onunla konuşmaya devam edecektim."

Hiç bir şey demedi, arkama yaslanıp duvarı izlemeye başladım, yeni bir yıl bulacaktım, temiz bir sayfa ve yeni bir yol.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18