23. bölüm · Zani Hükmü
23.Bölüm
Oy;50
Yorum;50
Sınır gelmeden de bölüm atmayacağım bilginize....
Metal namlunun soğukluğu Rızgar'ın alnına temas ettiğinde, deponun tavanındaki tek ampul gerilimle titredi. Dışarıda rüzgar paslı sacları sarıyor, içerideki altı erkeğin nefesi birbirine karışıyordu. Rızgar'ın gözlerindeki o son direniş kırılmış; yerini, kan kaybından kararan bir çaresizliğe bırakmıştı.
- Son duanı et Rızgar, dedi Mehran. Sesi, bir mezarlık taşından daha soğuk ve pürüzsüzdü.
Tetiğe binen parmağın eklemi beyazladı. Aram gözlerini kırpmadan bakıyor,şiyar ve rojhat yumruklarını sıkıyordu ayhan ise köşede bekliyordu.
Hala daha rizgarın kardeşini aldattığını yediremiyordu.
Alaca erkekleri işi mehrana vermişlerdi kendilerinin elinden emin değillerdi.
Depodaki ölüm sessizliğini bölen tek şey, Mehran'ın tetiğe basan parmağının çıkardığı o mekanik ses oldu.
PAT!
Mermi, Rızgar'ın alnının ortasından girip arkasındaki paslı duvarda yankılanırken, Rızgar'ın bedeni bir çuval gibi yana devrildi. Başından sızan koyu kırmızı kan, deponun tozlu betonunda ağır ağır yayıldı. Rızgar'ın gözlerindeki o son korku pırıltısı, yerini sonsuz bir karanlığa bırakmıştı.
Mehran, silahından çıkan hafif dumanı izledi. Yüzünde ne bir pişmanlık ne de en ufak bir tereddüt vardı. Belindeki kılıfa silahını yerleştirirken, arkasında duran beş adama -Aram, Rojhat, Şiyar ve Ayhan'a- baktı.
- Bitti, dedi Mehran, sesi duyulur duyulmaz bir soğukluktaydı.
3 Alaca erkeği,yerde yatan kardeşlerinin yanından geçip deponun ağır demir kapısına doğru yürüdüler. Dışarı çıktıklarında sabahın serin havası yüzlerine çarptı. Kapıda bekleyen korumalara dönen Mehran, elini kaldırdı:
- İçeriyi temizleyin. İz kalmayacak. Leşi de kimsenin bulamayacağı bir yere gömün.
Korumalar başlarıyla onaylayıp içeri seğirtirken, 5 erkek arabalara doğru ilerledi. Hiç kimse konuşmuyordu.
Yol boyunca sessizlik adeta üzerlerine bir karabasan gibi çöktü. Sadece birbirlerine bakıyor, gözleriyle anlaşıyorlardı. Herkesin içindeki o ortak duygu netti: Mehran en doğrusunu yapmıştı. O kurşun, zani ailesinin namusuna sürülen lekeyi söküp atmıştı.
Konağın arka bahçesindeki kuytu köşeye geçip durduklarında, sessizliği Mehran'ın derin ve öfkeli soluğu bozdu:
- Keşke direkt kafasına sıkmasaydım, biraz daha işkence etseydik...
Ayhan hemen atılarak abisine katıldı, gözlerindeki hırs hâlâ sönmemişti:
- Vallahi haklısın abi! Hemen geberip gitti, çektiği yanına kar kaldı pzevengin!
Aram, kollarını göğsünde kavuşturup Mehran'a ters bir bakış attı:
- Sana işi verdik, sen yapsaydın?
Mehran alnını sıvazlayıp sertçe soludu:
- Aklıma gelseydi yapardım lan! Sinirden gözüm bir şey gördü mü ki? Aklım başımdan gitti!
O sırada Ayhan'ın yüzündeki o öfkeli ifade yerini derin bir endişeye bıraktı. Konağın üst katındaki pencerelere doğru kaçamak bir bakış attı ve erkeklere döndü.
- Rızgar'dan kurtulduk da... Sırada Avjin var. Ona nasıl anlatacağız?
Odadaki havanın ağırlığı bir anda iki katına çıktı. Rızgar'ı öldürmek kolaydı; ama kocasını bekleyen, hiçbir şeyden haberi olmayan Avjin'in karşısına geçip bu kanlı gerçeği yüzüne vurmak, beş adamın da yüreğine oturan en ağır taş olacaktı.
Aram, Şiyar ve Rojhat sessiz adımlarla Helin'in odasına doğru yönelirken; Mehran ile Ayhan, koridorun sonundaki Avjin'in odasına doğru ağır adımlarla ilerledi. Her iki tarafta da içten içe kemiren tek bir duygu vardı: Kardeşleri için duydukları o derin endişe.
Aram kapıyı hafifçe vurup içeri girdi. Helin, odadaki koltukta dizlerini göğsüne çekmiş, gözlerini tek bir noktaya dikmiş hâlde oturuyordu. Yüzündeki solgunluk ve gözlerindeki o nemli yorgunluk hâlâ silinmemişti. Üç abisini birden karşısında görünce hafifçe kıpırdandı, doğrulmaya çalıştı.
Aram yavaşça yanına yaklaşıp koltuğun kenarına oturdu. Elini şefkatle Helin'in dizine koydu:
- Kıpırdama gülüm, otur... Nasılsın? Başının ağrısı geçti mi biraz?
Helin, abilerinin gözlerindeki o koruyucu ama ağır ifadeyi görünce derin bir nefes aldı. Şiyar ve Rojhat da koltuğun iki yanında durmuş, adeta etrafına etten bir duvar örmüşlerdi.
- İyiyim abi... Mehran ilaç vermişti, dedi Helin fısıltıyla. Sesindeki titreme, yaşananların izini taşıyordu. - Siz... Siz iyi misiniz?
Şiyar öne eğilip Helin'in alnına tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu:
- Biz iyiyiz güzelim. Asıl sen iyi ol. O şerefsiz bir daha senin rüyalarına bile giremeyecek, bunu bil yeter.
Helin, ne olduğunu anlamış gibi gözlerini yumdu. Göğsünden derin bir rahatlama soluğu yükseldi ama aklı hâlâ yan odadaki Avjin'deydi.Abisinin avjine yaptıkları idi birde bunu kendi gözleri ile görmüştü.
Mehran ve Ayhan, Avjin'in odasının kapısının önünde durdular. İki koca adam, kapının önünde sanki tonlarca ağırlık taşıyormuş gibi kilitlenip kalmıştı. Mehran derin bir soluk alıp kapıyı çaldı.
İçeriden aceleci ayak sesleri duyuldu ve kapı hızla aralandı. Avjin, abilerini karşısında görünce gözleri umutla parladı. Yaşanan gerginlikten beri abilerinin ona kırgın olduğunu, yüzüne bakmayacağını düşünüyordu.
- Abilerim... dedi Avjin, sesi pürüzsüz bir sevinçle titreyerek.
Hiç düşünmeden öne atılıp Mehran'ın ve Ayhan'ın boynuna sarıldı. O sarılışta, hem günlerdir içinde biriken o dışlanmışlık korkusu hem de abilerinin onu affettiğine dair duyduğu masum bir inanç vardı.
Mehran, kardeşinin bu masumiyetle göğsüne sığınması karşısında içindeki buzların eridiğini ama aynı zamanda boğazına dev bir yumrunun oturduğunu hissetti. Kolları gayriihtiyari Avjin'i sardı, saçlarını kokladı. Ayhan da sırtını sıvazladı ama ikisinin de yüzü kireç gibi bembeyazdı.
Geri çekildiklerinde Mehran, kapıyı arkalarından kapatıp kilitledi. Bu hareket Avjin'in yüzündeki o küçük tebessümü bir anda dondurdu.
- Geç otur şöyle güzelim, dedi Ayhan, sesini sakin tutmaya çalışarak.
Avjin yatağın kenarına ilişti, ellerini kucağında kenetledi. Gözleri iki abisinin arasında gidip geliyordu:
- Ne oldu abi? Rızgar'dan bir haber mi var?"
Mehran, odanın ortasında volta atmamak için kendini zor tutuyordu. Zihninde kelimeler birbirine çarpışıyordu. Nasıl diyecekti?
"Kocan seni başka bir kadınla aldattı, Helin'in üzerine yürüdü, biz de götürdük kafasına sıktık, leşini de gömdürdük" mü diyecekti? Bu kadar acımasızca, bu kadar bodoslama söylenir miydi bir kadına?
Mehran, kardeşinin önünde diz çöktü. Ellerini Avjin'in titreyen ellerinin üzerine koydu. Kara gözlerini, Avjin'in merak ve korkuyla bakan gözlerine dikti.
- Avjin... dedi Mehran, sesi ilk defa bu kadar çaresiz ve kısıktı. - Sana söyleyeceklerimi dinlerken tek bir şey unutma: Biz senin abileriniz. Bu dünyada senin kılına zarar gelmesin diye canımızı veririz.
Avjin'in nefesi kesildi, dudakları titremeye başladı:
- Abi... Korkutuyorsunuz beni. Rızgar'a bir şey mi oldu?
Mehran, Avjin'in korku dolu ve medet uman gözlerine baktığında zihninden fırtına gibi bir düşünce geçti. Helin'in telefona kaydettiği o lanet olası video geldi aklına... Kendi bile henüz izlememişti içindeki o pisliği, o rezaleti. Kız kardeşine o iğrenç görüntüleri izletmeyi, gururunu bir kez daha ayaklar altına almayı aklından bile geçirmedi. O videoyu Avjin'e asla gösteremezdi. İçinde ne vardı, o aşağılık adam ne haltlar yemişti detayına girmeye gerek yoktu; bilmesi gereken tek bir acı gerçek vardı.
Mehran videoyu zihninden söküp attı, dik durdu ve Avjin'in titreyen ellerini daha sıkı tuttu.
- Rızgar yok artık Avjin... dedi Mehran, sesi odanın duvarlarına bir balyoz gibi indi. - O adam bu dünyadan silindi.
Avjin duyduğu kelimeleri zihninde oturtamadı bir an. Gözleri irileşti, nefesi göğsünde düğümlendi.
- N-ne demek yok abi?..Ne diyorsun sen?
Ayhan öne çıkıp kardeşinin dizinin dibine çöktü. Abisinin gözlerindeki o katı, geri dönüşü olmayan ifadeyi görünce sesi titreyerek söze girdi:
- Avjin, o şerefsiz seni hak etmedi. Seni de, bu aileyi de alçakça sattı. Dün gece o kulübede başka bir kadınla yakalandı. Yetmedi, Helin'in üzerine yürümeye kalktı!
Avjin duyduklarıyla başından aşağı kaynar sular dökülmüşe döndü.
- Yalan... Yalan söylüyorsunuz! Rızgar yapmaz... Beni seviyordu o! Beni bırakmazdı!
Avjin ellerini abilerinin avuçlarından çekip geriye doğru çekilmeye çalıştı ama Mehran bırakmadı. Sesindeki o sert, tavisiz tonla kız kardeşini sarsarak acı gerçeği yüzüne çarptı:
- Yalan değil! Kendi gözleriyle gördü helin Üstüne yürüdüğü için Helin o şerefsizi orada vurdu, biz de gittiğimiz depoda hesabını tamamen kestik! Kafasına sıktım Avjin! O piç öldü!
Odadaki hava bir anda buz kesti. "Öldü" kelimesi Avjin'in kulağında yankılandı, yankılandı ve bir çığlık olup boğazından koptu.
- Aaaaah! Hayır! Yapmadınız, yapmadınız deyin!
Mehran çoktan avjine yardım edip rizgara kaçırdığında pişman olmuştu .
Avjin ellerini kulaklarına bastırıp hıçkırıklara boğuldu. Yatağın üzerine yığılırken göğsünü yırtarcasına ağlamaya başladı. Hem sevdiği adamın iğrenç ihaneti hem de abilerinin onu elleriyle öldürmüş olması genç kadının dünyasını başına yıkmıştı.
Mehran, kardeşinin bu feryadı karşısında dişlerini öyle bir sıktı ki çenesi çatırdadı. Ayhan dayanamayıp Avjin'e sarılmak istedi ama Avjin onları hırsla itti:
- Dokunmayın bana! Bırakın beni!
Mehran ayağa kalktı.
. Eğilip yatakta debelenen kardeşinin omzundan tuttu, sesi soğuk ve netti:
- Ağla... İhanetine ağla, seni düşürdüğü bu duruma ağla. Ama sakın o köpek için bir damla bile acıma duyma! O leş bu konağın kapısından içeri bir daha giremezdi, girdiğiyse toprağın altına girdi. Sen bir Zani kızısın, o şerefsizin adıyla kirletilmesine izin vermezdik!
O sırada yandaki odada, Avjin'in feryatlarını duyan Helin koltuktan fırladı. Aram, Şiyar ve Rojhat da sesleri duyunca hızla koridora çıktılar. Helin kapıya doğru koştu, kapının kilitli olduğunu görünce dışarıdan vurmaya başladı:
- Mehran! Aç kapıyı Mehran! Avjin!
