Zambak kitap kapağı

4. bölüm / 5

Zambak

Huzurun Ardındaki Gölge

Vaveyla Yazarı: Eslem Karataş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Huzurun Ardındaki Gölge

Merhabaaalaaarrrr. Nasılsınızz umarımm iyisinizdiiirrr. İyi okumalara dilerimmm. Düşüncelerinizi benimle paylaşmayı unutmayınn 💞💙

🪷
" Herşey yolundaymış gibi hissettiren anlar, en tehlikeli olanlardır. "

2 hafta sonra

Gözlerimi araladığımda odanın içine süzülen sabah ışığı yüzüme vuruyordu, bir süre hiç
kıpırdamadan tavana baktım, içimde garip bir huzur vardı, alışık olmadığım kadar sakin, sankiher şey olması gerektiği gibiydi, bu his bana yabancıydı ama rahatsız edici de değildi, sadece…tuhaftı, yavaşça doğruldum, saçlarımı geriye attım ve yataktan kalktım, ayaklarım beni mutfağa götürürken kendi kendime mırıldandım, “Eskiden olaysız bir günüm bile yoktu… şimdi neden bukadar sakin?” sesim hafifti ama düşüncemin ağırlığı içimde kaldı, mutfağa girip buzdolabınıaçtım, gözlerim rafları hızlıca taradı, sonra kaşlarım hafifçe çatıldı, “Orman meyveleri bitmiş…”diye fısıldadım, ardından omuz silktim, “Zaten tam zamanıydı bitmenin ya,” dolabı kapattım,mutfağın ortasında bir an duraksadım, sanki aklımın ucunda bir şey vardı ama yakalayamıyordum, sonra başımı hafifçe sallayıp o hissi dağıttım ve odama geri döndüm,dolabımı açıp siyah cropumu üzerime geçirdim, altına rahat bir eşofman giydim, aynanın karşısına geçip saçlarımı topladım, sıkı bir at kuyruğu yaptım, kısa bir an kendime baktım, herşey normal görünüyordu, belki de fazla normaldi, telefonumu elime alıp Deniz’e kısa bir mesajyazdım, “Markete gidiyorum, uyanırsan merak etme,” gönderdim ve cevap beklemeden telefonucebime attım, anahtarımı alıp evden çıktım, kapıyı kapattığım anda yüzüme çarpan hava beni biran durdurdu, gözlerimi hafifçe kıstım, hava beklediğimden güzeldi, içime derin bir nefes çektim,bu his gerçekten iyi geldi, adımlarımı yavaşlattım, “Biraz yürümek fena olmaz,” diye düşündüm ve markete giden kısa yolu bırakıp daha uzun olan, daha ıssız yolu seçtim, normalde dikkatederdim ama bugün içimde tuhaf bir rahatlık vardı, yürüdükçe zihnim boşaldı, etraf sessizdi,fazla sessiz, ayak seslerim dışında hiçbir şey yoktu, rüzgâr bile neredeyse yoktu, bu sessizlik birnoktadan sonra kulağımı rahatsız etmeye başladı ama tam o anda keskin bir ses havayı yardı,silah sesi, vücudum refleksle gerildi, gözlerim keskinleşti, nefesim hızlandı, kendimi korumakiçin hareket etmem gerekiyordu ama geç kalmıştım, ilk mermi bacağıma saplandı, acı anındayayıldı, dizlerim boşaldı, dengemi kaybettim, daha ne olduğunu tam kavrayamadan ikinci darbegeldi, boynumda, zambak dövmemin tam üzerinde, nefesim kesildi, sanki özellikle orası hedefalınmıştı, yere düştüm, soğuk zemin tenime çarptı, parmaklarım istemsizce yere tutunmayaçalıştı, nefes almaya çalıştım ama göğsüm sıkışıyordu, kalbim hızla atıyordu ama ritmibozuluyordu, ne olduğunu anlamaya çalıştım ama her şey çok hızlıydı, çok ani, görüşüm bulanıklaşmaya başladı, etraf kayıyordu, sesler uzaklaştı, kulaklarım uğulduyordu, sonra birgölge gördüm, net değildi ama oradaydı, bana doğru yaklaşıyordu, adımlar yavaştı, kontrollüydü,ve o ses… “Uyarımı dinlemedin, Efsun.” Arven, onu görmesem bile tanımamak imkânsızdı, sesisoğuktu, değişmemişti, konuşmak istedim ama dudaklarım kıpırdamadı, nefesim yetmedi,gözlerim ağırlaştı, her şey yavaş yavaş kararmaya başladı, aklımdan geçen son düşünce bununbir uyarı olduğuydu, ve ben… dinlememiştim, sonra her şey tamamen karardı.
Gözlerimi açtığımda ilk birkaç saniye hiçbir şeyi anlamadım, nerede olduğumu, nasıl buraya geldiğimi, neden vücudumun bu kadar ağır olduğunu… hiçbirini, sadece tavana bakıyordum,yabancıydı, soğuktu, sanki burada olmamam gerekiyormuş gibi hissettiren bir yabancılık vardı içimde, nefes aldım ama o bile zor geldi, göğsüm sıkışıyordu, zihnim boştu, sonra yavaşça etrafa bakmak için kafamı çevirmeye çalıştım ama daha hareketimin başında boynumdan yayılan keskin sızıyla duraksadım, dişlerimi sıktım, gözlerim istemsizce kapandı, o acı… bir şeyleri
tetikledi, bir anda her şey zihnime çarptı, silah sesi, o yol, o an, bacağıma giren kurşun,boynumdaki yanma hissi ve… o ses, Arven’in sesi, “Uyarımı dinlemedin, Efsun.” bir anda nefesimhızlandı, gözlerimi açtım, bulunduğum yerin bir oda olduğunu fark ettim ama bu bir hastanedeğildi, daha kapalı, daha… kontrol altında gibi bir yerdi, tam o sırada kapı açıldı, başımı
çevirmedim bile, kimin geldiğini biliyordum, adımlarını duydum, o kendinden emin yürüyüşünü,içimde bir şey gerildi, sonra sesi geldi, “Günaydın bebeğim.” midem bir anda kasıldı, o kelime… o hitap, içimde istemediğim bir şeyi uyandırdı, boğazım düğümlendi, nefesim kısa kısa gelmeye
başladı, bu sadece bir kelime değildi benim için, geçmişten gelen bir yankıydı, tiksintiyle
gözlerimi devirdim ve sonunda ona baktım, Arven yanıma yaklaşmıştı, yüzünde o rahatsız edici rahatlık vardı, gözlerimi ondan kaçırmadım, aksine özellikle baktım, içimdeki tiksintiyi görmesini istedim, “Derdin ne?” dedim, sesim kısık ama sertti, Arven dudaklarının kenarını hafifçe kaldırdı,“Derdim sensin, neden bıraktın beni?” dediğinde kaşlarım çatıldı, içimdeki sinir yükseldi, “Seni
bırakmak mı? Hayatımda değildin Arven, seni bırakmam için önce hayatımda olman gerekirdi.”dediğimde yüzündeki ifade bir anlığına bozuldu, hoşuna gitmemişti, “Hayatımdaydın ama farkında değildin Efsun.” dediğinde gözlerimi kısarak baktım, “Kafayı yemişsin sen, örgütten ayrıldım, artık çalışmıyorum, seninle de işim bitti, o aklına sok bunu.” dedim, bu sefer Arven’in
yüzünde pis bir sırıtış belirdi, bana doğru biraz daha yaklaştı, “Böyle düşünmen kötü bir şey bebeğim, seni uyardım ben, benimle işin bitmedi, yeni başlıyor.” dediğinde midem daha da bulandı, o kelimeyi tekrar kullanması içimde bir şeyleri bastırmaya zorladı, kalbim hızlandı, nefesim düzensizleşti ama bunu belli etmemeye çalıştım, “Seninle işim bitti benim Arven,örgütten ayrıldım ben, neden mi? Size muhtaç değilim çünkü, özellikle de sana.” dediğimde Arven’in bakışları yavaşça boynuma, sonra bacağıma kaydı, bunu bilerek yaptı, ardından tekrar
gözlerime baktı, “Daha kafanı doğru düzgün kaldıramıyor, ayağa kalkamıyorsun Efsun ve bu evde tek ben varım, yani kısaca şu an bana köpek gibi mecbursun.” dediğinde boğazım kurudu,istemsizce yutkundum, nefret ediyordum bu sözlerden ama içinde bir gerçek payı olduğunu fark
etmek daha da sinir bozucuydu, konuyu kesmek için bakışlarımı sertleştirdim, “Elinde sonunda buradan çıkacağım ama Arven, bunun farkında ol.” dedim, Arven’in ifadesi değişmedi, sadece bana baktı, “Beni bırakmana izin vermeyeceğim.” dedi ve arkasını dönüp odadan çıktı, kapı
kapandığı anda odanın içindeki hava değişti, sanki üzerimden bir ağırlık kalktı ama bu uzun sürmedi çünkü zihnimde onun sesi yankılanmaya devam ediyordu, “bebeğim…” o kelime tekrar tekrar zihnimde çınladı ve bir anda görüntüler geldi, istemsizce, kontrol edemeden, geçmiş…
13 yıl öncesi,
“Yapma istemiyorum ben bırak beni annem ile babamın yanına gitmek istiyorum yeter
derdin ne benimle!” diye bağırıyordum ama karşımdaki adam durmuyordu, elindeki sopayıvücuduma indiriyordu, kaç saattir böyleydi bilmiyordum, zaman kavramımı kaybetmiştim,sadece acı vardı, keskin, durmaksızın devam eden bir acı, artık dayanamayacağımıdüşünüyordum, sonra bir anda durdu, nefes nefese kalmıştım, gözlerimi kaldırıp ona baktım,gözlerimin içine baktı ve dudaklarını büktü, “Bebeğim, çok mu canın yandı?” dediğinde midem bulandı, o kelime… o zaman da aynıydı, içimi bulandırıyordu, cevap verecek gücüm yoktu, sadecebaşımı hafifçe salladım, “Daha da yansın o zaman bebeğim.” dedi ve sopayı bu sefer daha sertindirdi, ağzımdan çıkan çığlığı durduramadım, tekrar, tekrar, tekrar… her darbe daha ağırdı,vücudum buna dayanamıyordu, sonunda gözlerim kapandı, karanlık… sonra tekrar şimdiyedöndüm, nefesim düzensizdi, gözlerimden bir damla yaş süzüldü, o adamın adını bile bilmiyordum, ona sadece “canavar”demiştim çünkü bana yaşattıklarını ancak bir canavar
yapabilirdi, o anları düşünmek bile midemi bulandırıyordu, ellerimin farkında olmadan karnımagittiğini hissettim, o refleks… o korunma isteği, içimde yükselen çığlığı zorla bastırdım, Arven’induymasını istemezdim, onun acımasını hiç istemezdim, gözlerimden akan yaşları sertçe sildimve yavaşça ayağa kalkmaya çalıştım, ayağa kalktığım anda bacağımdaki acı keskin bir şekilde yayıldı, nefesim kesildi ama durmadım, alışkındım, sadece uzun zamandır böyle bir acı hissetmemiştim, yavaş adımlarla pencereye yürüdüm, aşağı baktım, düşündüğüm kadar yüksek değildi, gözlerim odanın içinde gezindi ve perdelerde durdu, hemen gidip perdeleri sökmeye başladım, ellerim titriyordu ama durmadım, sonunda onları bir ip haline getirdim, ucuna yatağın yanındaki ağır süsleri bağladım ve aşağı sarkıttım, birkaç saniye bekledim sonra kendimi aşağı
bıraktım, iniş sert oldu ama ayakta kalmayı başardım, zaman kaybetmeden ormanın içine doğru yürümeye başladım, izimi kaybettirmek için yön değiştirdim, mümkün olduğunca derine gittim,sonunda bir ağacın arkasına yaslandım, nefes nefeseydim, ceplerimi kontrol ettim ve telefonumu bulduğumda kısa bir an durdum,“Salak herif, insan telefonu alır.” diye mırıldandım,telefonu açtım, internetin çektiğini görünce dudaklarım hafifçe kıvrıldı, “Ne kadar şanslı bir kadınım ben.” dedim ve hemen Deniz’in numarasını tuşladım, tek çalmada açtı, sesindeki panikanında belli oluyordu, “Efsun neredesin?” dedi, onu daha fazla panikletmemek için sakin bir sesle
konuşmaya çalıştım, “İyiyim Deniz, sana attığım konuma gelip beni alırsan sevinirim.” dedim, hiçdüşünmeden tamam dedi ve kapattı, bu kadar paniklemesi garipti ama bunu düşünecek halde değildim, konumu attım ve beklemeye başladım, zaman yavaş ilerliyordu, sonunda yaklaşık kırk dakika sonra bir araba sesi duydum, başımı kaldırdım ve Deniz’in arabasını gördüm, araba durur durmaz indi, beni gördüğü anda yüzündeki ifade değişti, “Efsun ne oldu sana?” dedi ve hemen yanıma geldi, bir şey söyleyecektim ama sözümü kesti, “İyi değilsin Efsun, kendine gelince konuşuruz.” dedi ve beni bir anda kucağına aldı, neye uğradığımı şaşırdım, içimden “Buraya
kadar yürüdüm, iki adım daha atardım.” diye geçirdim ama iç sesim hemen devreye girdi, “Aynen,o bacakla yürürdün kesin.” dedi, istemsizce ona hak verdim, Deniz beni arka koltuğa oturttu,gözlerimin içine baktı, “Gözlerini kapatma Efsun lütfen, fazla kan kaybetmiş olmalısın.” dedi ve hemen sürücü koltuğuna geçti, arabayı hızlıca çalıştırdı, bu kadar panik olmasını istemiyordum,zor da olsa konuştum, “İyiyim Deniz, panik yapma.” dedim ama sesim bile beni ele veriyordu,
gözlerim ağırlaşmaya başladı, başım dönüyordu, direnmeye çalıştım ama olmadı, gözkapaklarım yavaşça kapandı, en son duyduğum şey Deniz’in sesi oldu, çaresiz, korku dolu, “Hayır Efsun!" bağırışıydı.
🪷
Deniz Altan
Gözlerimi açtığımda ilk yaptığım şey saate bakmak oldu ama ekranı açtığım anda saatten önce gözüme çarpan şey bildirim oldu, Efsun’dan mesaj vardı ve iki saat önce gönderilmişti, “Markete gidiyorum, uyanırsan merak etme.” yazıyordu, bir an durdum, iki saat… fazla uzun bir süreydi,yatakta daha fazla duramadım, kalktım ve mutfağa doğru yürüdüm, “Efsun?” diye seslendim ama cevap gelmedi, mutfağa girdim, etrafa baktım, yoktu, tekrar seslendim ama yine cevap yoktu, telefonumu elimden bırakmadım, yaklaşık yirmi dakika sonra telefonum çaldı, ekrana baktığımda arayanın Efsun olduğunu gördüm ve açtım, “Efsun neredesin?” dedim, “İyiyim Deniz, sana attığım konuma gelip beni alırsan sevinirim.” dedi, “Tamam geliyorum.” dedim ve telefonu kapattım, anahtarları alıp evden çıktım, arabaya bindim ve konuma doğru sürdüm, sonunda konuma geldiğimde arabayı kenara çektim ve indim, etrafa baktım ve onu gördüm, yerdeydi,yanına koştum, “Efsun ne oldu sana?”dedim, onu kucağıma aldım ve arabaya götürdüm, arka koltuğa yerleştirdim, sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdım ve hastaneye doğru sürdüm,dikiz aynasından baktığımda gözlerinin kapandığını gördüm, “Hayır Efsun…” dedim ve arabayı daha hızlı sürdüm, hastaneye geldiğimde arabadan indim, onu kucağıma aldım ve içeri koştum,görevliler geldi, onu sedyeye aldılar ve götürdüler. Ameliyathaneye girdi. 1 saat bekledim sadece ama bana 1 yıl gibi gelmişti beklemek. Efsun ameliyattan çıktıktan sonra odaya aldılar hemen yanına gidip iyi olduğunu görmek istedim ama izin vermediler. Doktor bir ton konuştu neden içeri girmemem gerektiği hakkında. En son sağlığı için dediği için girmemeyi kabul ettim.
Bekledim. Bekledim. Bekledim. Zaman geçmiyordu. Efsun ameliyattan çıkalı 3 saat olmuştu ama beni hala içeri almamak konusunda ısrarcılardı. Dayanamıyordum artık gözlerim ile Efsun'un iyi olmadığını görmezsem eğer rahat edemeyecektim.Doktorun yanına gittim ve
uzaktan olsa bile görmek istediğimi belirttiğimde bıkmış olmalı ki kabul etti. Beni bir odaya soktu bir sürü koruma önlüğü verdi hepsini giymem gerektiğini söylediğinde içimde bir acı hissettim. 1 gün önce Efsun'u görmek için bu kadar engel olmuyordu ama şimdi bir kere yüzünü görmek istediğim için bir sürü engel vardı aramızda. Doktorun verdiği tüm önlükleri giydikten sonra odadan çıktım. Yanıma bir hemşire geldi, onu takip etmem gerektiğini söylediğinde başımı onaylar gibi salladım ve takip etmeye başladım. Efsun'un kaldığı odaya girdiğimde bana 5 dakikam olduğunu söylendiğinde kendimi daha da kötü hissettim. 5 dakika bana yeter miydi sahi? Zaman kaybetmek istemediğim için içeri girdim yatakta öylece yatan Efsun'a bakmaya başladım. 2 dakika boyunca Efsun'u izledim. Uyuyordu sakince. Fakat içimdeki o huzursuzluk gitmedi, gidemedi. Sonra herşey bir anda gelişti, Efsun'un kalp atışlarını gösteren makine ötmeye başladığında panikledim. Hızlıca odadan çıkıp hemşireyi çağırdım. Hemşire ve doktorlarhızlıca odaya girdi ve perdeleri kapattılar. Ve ben dışarıda öylece kalakalmıştım. Efsun içeride yaşam savaşı veriyordu ve ben burada sadece öylece duruyordum.Koridorda hızlı adımlarla gidip geliyordum. Efsun hayata tekrar geri dönmüştü. Bu içime az da olsa su serpmişti. Telefonum titremeye başladığında cebinden çıkardım, arayan kişi Koraydı.Bekletmeden aramayı yanıtladığımda Koray'da en az ben kadar endişeliydi. " Deniz, geliyorum
konum at hemen " diyip telefonu kapattığında Koray'a konum attım. Yaklaşık 20 dakika sonra Koray içeri hızlı adımlarla girdi. Yüzündeki ifadeden ben gibi endişeli olduğunu anlayabiliyordum.Yanıma geldiğinde " Ne oldu lan " dediğinde ne diyeceğimi bilmiyordum çünkü Allah kahretmesin ki ne olduğunu bende bilmiyordum. Kısık bir sesle " Bilmiyorum " dediğimde Koray sesini istemeden de olsa yükseltti " Nasıl bilmiyorum, nasıl bilmiyorum Deniz. Kız içeride yaşam savaşı
veriyor ve sen bilmiyorsun " dediğinde içimdeki siniri daha fazla tutamadım ve "Allah kahretsin ki bilmiyorum. Sabah markete gitmiş ve yüksek ihtimalle saldırıya uğramış " dedim. Koray dediklerimi umursamadı ve " 1 aydır tanıdığım kız , benim kız kardeşim anlıyor musun sen. Ve
sen onu koruyamadın Deniz. KORUYAMADIN " Koray'ın bu dediklerine cevap verecekken doktor geldi. Koray ile bakışlarımız hızlıca doktora çevirdik. Doktor düşüncelerimizi okumuş gibi hemen konuşmaya başladı " Hastamızın durumu şuanlık iyi. Sadece her hangi bir tehlikeye karşın 24 saat boyunca yoğun bakımda tutacağız. Geçmiş olsun " dedikten sonra konuşmamız için bize
zaman tanıdı. Efsun'un iyi olması ikimizide rahatlatmıştı fakat ben Efsun'u görmezsem rahatedemezdim. " Ne zaman görebiliriz peki? " diye bir soru yönelttim doktora. Doktor ise " Hastamız ne zaman uyanırsa o zaman görebilirsin. Saat veremem " dedikten sonra yanımızdan ayrıldı.Bakışlarım tekrardan Koray'a döndüğünde gözlerinin dolduğunu gördüm. Şaşırmıştım. Hemde
çok şaşırmıştım. Efsun'u daha 1 aydır tanıyorduk ve benimsemiştik özellikle de Koray, Efsun'u kız kardeşi olarak görüyordu. Bu durum hoşuma gitmiyor değildi çünkü yan gözle baksaydı pekiyi şeyler olmazdı. Tam o anda iç sesim devreye girdi - ee sen yaz gözle bakıyorsun Deniz. Onu ne yapacağız- dediğinde hiç birşey diyemedim çünkü haklıydı. Koray'ın gözlerinden bir kaç damlayaş yere düştü ve kısık bir sesle "Deniz.. Efsun iyiymiş. Kız kardeşim iyiymiş Deniz" dediğindeona sarıldım. Ağzımın içinde Efsun'un iyi olduğuna dair birşeyler mırıldandım. Biraz sarıldıktan sonra geri çekildiğimiz de ikimizde birbirimize bakıp gülmeye başladık. Koray gülerken " Bu kızıl DECCAL ikimizi de ağlattı lan " dediğimde gülerek karşılık verdim " Öyle oldu".
2 saat sonra
Kafamı duvarlara vuruyordum artık. Efsun hâla uyanmamıştı. Bir sorun mu var diye doktoru darladığım için doktor bıkmıştı ve birşey olursa haber vereceğiz diyip gitmişti. Yanımıza hiç gelmemişti bu demek oluyordu ki Efsun iyiydi fakat ben onu görmezsem rahat edemeyecektim.Koray ise oturmuş telefonunda geziniyordu. Kafamı duvarlara vurduğum için çıkan ses onu rahatsız etmiş olmalı ki bakışlarını bana çevirdi ve " Oha Deniz, kızın uykusu derinmiş demekki. O yüzden giremiyoruz. Sakin ol bi ya tak tak tak sesinden başım şişti şurda "dediğinde kafamı duvarlara vurmayı kestim ve " Ya içerde iyi biliyorum ama görmezsem rahat
edemem" dediğimde Koray anladım der gibi başını salladı ve telefonu ile ilgilenmeye devam etti.Efsun'un odasına doktorlar girip çıkıyordu. Her birini durdurup " Efsun iyi mi? " sorusunu sormamdan bıktıkları için artık cevaplamıyorlardı bile. Efsun'un odasına giren doktorlardan bir tanesi çıktı ve yanıma doğru gelmeye başladığında panikledim. Efsun'a birşey mi olmuştu yoksa.Kalbim hızla atmaya başlarken doktor yanıma geldi ve " Hastamız uyandı birkaç dakika sonra kendine gelir o zaman girersiniz. Fazla yormayın ama " dedikten sonra yanımdan uzaklaştı. İlk başta duyduklarımı idrak edemedim. Efsun uyanmıştı ve artık onu görebilirdim. 2 saattir görmek için çıldırıyordum. Şimdi ise yanına gidip görebilecektim.Hiç beklemeden Koray'a haber verdim ve Efsun'un kaldığı odaya doğru yürümeye başladım. Koray ise bana yetişmeye çalışıyordu.Kapıyı tıklattığımda Efsun'un gel diyen sesini duymam yüzüme tebessüm getirmişti. Saatlerdir sesini duymuyordum ve özlemiştim.
Hiç beklemeden odaya girdiğimde hızlıca Efsun'un yanına doğru gittim. Hasta yatağının yanında bulunan koltuğa oturdun ve Efsun'un elini tuttum. Efsun elini tutmamı beklemiyor olacak ki irkildi. Benim ardımdan Koray gelince bakışları önce beni buldu ve " Oha lan adam 2 dakika da yumuşadı. Kız kızıl deccal büyü mü yaptın adama " dediğinde Efsun ile bakışlarımız aniden Koray'a döndü. Koray ellerini havaya kaldırdı ve "Bakmasınıza öyle ya gördüklerimi söyledim ben." dediğinde bu konuyu sonra masaya yatırma kararı aldım ve bakışlarımı geri Efsun'a çevirdim veen başından beri sormam gereken soruyu sordum. " İyi misin " Efsun bakışlarını Koray'dan çekip bana çevirdi ve ela gözlerindeki yorgunluk ile bana baktı " Yalan söylemeceğim. İyi değilim. Her
yerim acıyor " dediğinde içim sızladı. Onu koruyamamıştım. Ne diyeceğimi de bilmiyordum zaten.Sadece teselli edebilirdim. Yüzüne sahte bir tebessüm kondurdum içimdeki acıyı gizlemek için
Koray bunu yerdi ama Efsun yemezdi tanıyordum onu. " İyi olacaksın. İyi bakacağız sana "dediğimde Efsun minnettar bakışlarla gülümsedi. Onun gülümsemesi içimde hiç tatmadığım bir duyguyu büyütmeye başladı.
🪷
Efsun Karal
Yavaşça gözlerimi araladım. Hastane odasında olduğumu anlamam için nefes almak yetmişti.Bu kokuyu biliyordum. Alışıktım. Zaten ben hep iyi olmayan şeyleri bilirdim ve alışırdım. İyi olan şeyleri ise bilemezdim bilmediğim için de alışamazdım. Neler olup bittiğini tam hatırlayamıyordum sadece Deniz'in beni o ağacın altından aldığını ve arabaya bildirdiği anları net
hatırlıyordum. Sonrası karanlıktı. Kapı tıklatıldığında cılız sesimle gel dedim. Sesim ulaşmışmıydı ondan bile şüpheliydim. Gel dememin ardından kapı açıldı ve içeriye Deniz girdi. Onu görmek beni mutlu etmişti. Henüz 1 aydır tanımıyordum onu ve Koray'ı fakat sanki 10 yıldır tanıyormuş gibi hissediyordum. Onlar bana iyi geliyorlardı. Henüz yüzlerine açık açık siz benim ailemsiniz diyememiştim o cesareti bulamamıştım kendimde. Daha doğrusu ertelemiştim hep.Ama artık ertelemeyecektim. Onlar hakkında düşündüklerimi söylecektim. Sonrasında ise
geçmişimi açacaktım onlara. Ailem olduklarını söylüyorsam geçmişimi hayat hikayemi debilmeleri gerektiğini düşünüyordum.Deniz yanıma geldi ve bir anda elimi tuttu. Yaptığı bu hareket içimde güzel bir his oluşturmuştu ama dışarıya irkildim gibi gösterdiğim için Deniz yanlış anlamış olmalıydı. Yanlış anlaması işime
gelirdi hoşlandığımı anlamasını istemezdim utanırdım. Deniz'in gelmesinin ardından içeri
Koray'ın girmesini beklemiyordum. Deniz'in elinin elimin üstünde olduğunu gördüğünde bir anda " Oha lan adam 2 dakikada yumuşadı. Kız kızıl deccal büyü mü yaptın adama " dediğinde şokoldum büyük ihtimalle Deniz de şok olmuştu hatta içinden Koray'a sövüyor bile olabilirdi. Ama
benim şok olduğum kısım Deniz'in benim için bu kadar endişelenmiş olmasıydı. Kim daha 1 aydır tanıdığı kız için bu kadar endişelendirdi ki? Koray'a nasıl bakıyorsak ellerini havaya kaldırdı ve " Bakmasınıza öyle gördüklerimi söyledim ben " dedi. Şuan hiç onunla uğraşacak halim yoktu.Zaten yorgun ve bitkindim birde bu Koray'a laf yetiştiremezdim.Deniz " İyi misin " diye sorunca herkesin klasik yalanı olan iyiyim demeyi düşündüm ama diyemedim. Ağzımdan çıkan kelimeler bana çıkabilir miyiz diye sormamamıştı " Yalan
söylemeyeceğim. İyi değilim. Canım acıyor" dediğimde Deniz'in yüzünde mimik oynamadı ama gözleri konuşuyordu farkındayım. Üzülüyordu benim için. Canımın yanması mahvediyordu onu ve onun bu hallerini görmekte beni mahvediyordu.
Yüzüne yalancı bir tebessüm kondurdu. Anlamıştım yalandan bir tebessüm olduğunu bende yapıyordum çünkü. Denizle ortak bir noktamız daha vardı. İkimizde yaşadıklarımızı sahte bir maske ile saklıyorduk. Herkes kanıyordu bu maskemize. Ama bu maskeyi kullananlar
kanmıyordu kanamıyordu biliyorduk çünkü karşımızdakinin neler yaşadığını..." İyi olacaksın.İyi bakacağız sana " dedi. Bunu demesine gerek yoktu aslında. Biliyordum bana iyi bakacaklarını. Adım kadar emindim benim için herşeyi yaparlardı ikisi de. Özellikle Deniz. Bunları demişti çünkü ne diyeceğini bilememişti. Teselli edebiliyordu sadece. Farkındaydım bu yüzden daha fazla zorlamak istemedim onu. Köşeye sıkışıyordu ve rahat edemiyordu ben ise Deniz'in
benim yanımda rahat olmasını istiyordum.
Koray, Deniz ile aramda geçen konuşmayı sessizce dinledi hiç bir şekilde yorum yapmadı ve arayı kaynatmadı. Belli ki o da endişelenmişti benim için. Ne hissedeceğimi bilmemekten nefret ederdim ama şuan öyle değildi. Ne hissettiğimi bilmiyordum ama huzurluydum. Huzurluyduk. Ve
bu bana çok iyi geliyordu. Deniz ile aramdaki konuşma bitince Koray söze girdi ortamdaki ağır olan havayı bozmak ister gibi çıkmıştı sesi " Kızıl deccalim korkuttun bizi. " dedikten sonra gözleri ile Deniz'i işaret etti ve " Özellikle de onu." dedikten sonra sırıtmama engel olamadım.
Deniz utanmış gibi başını yere eğince Koray kendini övmeye başladı " Ben hiç korkmadım biliyor musun. Kızıl deccal olduğun için bizi kolay kolay bırakmayacağını biliyordum. " dedikten sonra Deniz gözlerini büyüttü ve " Hadi lan ordan ağlayan bendim sanki " dediğinde bu sefer benim gözlerim büyüdü. Koray benim için ağlamış mıydı? Koray, Deniz'in bu itirafına karşı " Evet sende
ağladın ya tek ben değil " dediğinde üstüme 2.bir şok daha yüklendi ve ağzım yavaşça açıldı. "Siz benim için ağladınız mı şimdi? " dediğimde ikisi de başını salladığında " Ne diyeceğini bilemiyorum şuan. " diye mırıldandım. Cidden ne diyeceğini bilmiyordum. Koray " Öyle işte kızıl
deccalim. İki tane adamı ağlattın. Helal olsun " dediğinde içim kıpır kıpır oldu. Koray'ın kızıl deccalim demesi içini tuhaf yapmıştı. Hoşuma gitmişti. Eklediği iyelik eki bir abi edasındaydı ve bu bana kendimi çok güvende hissettirmişti.
Koray daha az önce eve gitmişti. Biz bu gece Deniz ile hastanede kalacaktık. Ne kadar eve
gitmek için ısrar etsem de dinletememiştim. Ve mecbur bir şekilde 1 gece hastanede kalacaktım.
Hastaneleri sevmezdim. Zaten kim severdi ki? Hastanede ne hissedeceğimi bilmiyordu insan.
Çünkü aynı saat, aynı dakika, aynı saniye içerisinde dünyaya biri gelebiliyor, biri ise gidebiliyordu.
İnsan ne hissedeceğini kestiremiyordu.Mutlu mu olmalıydı yoksa mutsuz mu. Bu sorunun
cevabını hiç bir zaman alamayacaktım. Deniz içeri elinde bir sürü çorba ile girince şaşırmıştım.
Şaşırdığımı anlamış olmalı ki " Ne seversin bilemedim bende hepsinden aldım. " dediğinde içimde anlam veremediğim bir duygu oluşmuştu. Sadece teşekkür edebildim. Deniz yanımda olan koltuğa oturdu ve aldığı çorba çeşitlerini saymaya başladı. " Tarhana, mercimek, yayla,
domates... " diye saymaya devam ederken domates çorbasının adını duyduğum anda ağzım sulanmaya başladı ve refleksle dudaklarımı yaladım. Deniz bunu fark etti ve " Domates çorbasının seçtin anladığım kadarıyla " dediğinde hiç beklemeden " Evet. Çorbamı ver lütfen. "dediğimde güldü ve " Tamam sakin ol kızıl zambak" dedi ve çorbaya uzandı. Kapağını açtı ve
kaşık ile karıştırdı ardından kaşığı çorbaya daldırdı ve kaşığı bana doğru uzattı. Şaşırmıştım.
Kendim yiyebilirdim demeye kalmadan. " İzin vermiyorum. İyileştiğini düşünene kadar ben yedireceğim. Şimdi aç bakalım ağzını " dediğinde itiraz etmedim. Etsem de işe yaramazdı zaten.Dudaklarımı araladım ve çorbamı içmeye başladım. Çorba bittiğinde bende bitmiştim aşırı derecede doymuştum her ne kadar doydum desem de Deniz beni dinlememişti ve çorba kasesinde bir yudum çorba kalmayana kadar içirmişti. Çorbayı içtikten sonra gözlerim ağırlaşmaya başladığında Deniz uykum geldiğini anladığı için yanıma yaklaştı ve yastığımı
düzeltti ardından kısık bir sesle " İyi geceler kızıl zambağım" dedi. Deniz'in getirdiği iyelik eki beni Koray'ın dediğinin aksine daha garip hissettirmişti. Zambağım demişti. Yani benim zambağım demek istemişti. Bunu abi edasıyla da dememişti ayrıca. Ben bu hisle dolup taşarken gözlerim beni ele verdi ve yavaş yavaş kapandı.
🪷
Deniz Altan
Efsun uyumuştu ve ben az önce dediğim kelimenin yeni farkında varıyordum " Kızıl zambağım" demiştim ona resmen sen benimsin demiştim. Duymaması için dua ediyordum ama duyduğuna adım kadar emindim çünkü dudaklarındaki belli belirsiz tebessümü yakalamıştım. Belki de bir
abi edasıyla söylediğimi düşünüyordu ama ses tonum beni ele veriyordu. Hiç abi edasıyla da seslenmemiştim ki. Zaten abisi olarak görülmekte istemezdim. Fikri bile canımı sıkıyordu.Gözüme uyku gitmiyordu sabaha kadar Efsun'u izlemek istiyordum. Çok güzeldi. Bir melek gibi uyuyordu. Onu izlemek bana huzur veriyordu. Daha doğrusu Efsun'un herşeyi bana huzur veriyordu. Bunun farkındaydım. Sadece içimde büyüyen bu histen emin olmam lazımdı. Boş yere ümit vermek istemiyordum. Boş yere ümit verip yarı yolda bırakıp üzmek istemiyordum onu zaten üzülmüştü bu yaşına kadar. Birde benim tarafımdan darbe almasına gerek yoktu. 2 saat kadar aralıksız Efsun'u izledim fakat son 10 dakikadır bir değişiklik fark ediyordum ama emin değildim. Daha sık nefes alıyordu ve elleri arada karnının üstüne gidiyordu. Sanki kendinibirşeyden korumak istermiş gibi. Kabus görüyor olabilirdi. Evet evet Efsun şuan kabus görüyordu. Onu uyandırmam lazımdı bu yüzden Efsun'u yavaşca sarstım ve " Uyan Efsun. Uyan " diye sakince seslenmeye çalıştım. Efsun kısa bir süre sonra gözlerini açtı ve karşısında beni
görünce rahat bir nefes aldı. Ne olduğunu sormak istedim. Ne görmüştü de korkmuştu bu kadar.Ne yaşamıştı da rüyasına kadar girmişti. Tam ağzımı açıp soracaktım ki beni durdurdu. "Anlatacağım Deniz. Ama eve geçince. Şuan olmaz." dediğinde başımı salladım ve " TamamEfsun. Sen ne zaman anlatmak istersen.Şimdi güzelce uyu tamam mı " dediğimde " Tamam "dedi ve gözlerini tekrardan kapattı. Ben de onu izlemeye kaldığım yerden devam ettim.Bir süre daha izledikten sonra gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı. Oysa ben sabaha kadar
Efsun'u izlemek istiyordum. Gözlerime ne kadar direnmeye çalışsam da işe yaramadı ve karanlıkbeni içine hapsetti.
Sabah olduğunda içimde tuhaf bir huzur vardı. Bunun asıl nedeninin Efsun olduğunu biliyordum.
Ama kalan kısmın neden olduğunu anlamıyordum. Aslında biliyordum ama kendime itiraf etmeye korkuyordum. Efsun ile aynı odada kalmak hoşuma gitmişti ve tek gecede alışmıştım.Ve bu duruma alışmak canımı sıkıyordu fakat şuan canımı hiçbirşeyin sıkmasına izin veremezdim. Çünkü Efsun yanımdaydı ve huzurluydu. Efsun utanmadan çıkış işlemlerini
halletmek için aşağı kata indim hızlı bir şekilde işlerimi hallettikten sonra odaya geldiğimdeEfsun'un uyanmış ayağa kalmaya çalıştığını gördüğümde hızlıca yanına gittim ve onu durdurdum." Hop hop hemen ayağa kalkamazsınız küçük hanım. Daha iyileşmediniz" dediğimde dudaklarını büzdü ve " Ama yaa. Hep yat yat olmaz ki " dediğinde gülümsedim ve " Öyle bir olur
ki " dediğimde Efsun " Olur mu bilmiyorum ama başınızı şişirececeğim kesin." dediğinde "Ona şüphem yok. Şimdi eve gideceğiz. " dediğimde Efsun'un gözleri parladı ve "Şükürler olsun. " dedi ve tekrardan ayağı kalkmaya çalıştığında izin vermedim ve hızlıca kucağıma aldım. Efsun bir
anda ayaklarının yerden kesilmesine şaşırdığı için birşey diyemedi. Zaten biliyordu dese debirşey değişmeyecekti.
Efsun'u arabaya kadar taşıdım ve arka koltuğa yatırdım. Ardından kendim sürücü koltuğunageçtim ve Koray'ı aradım kahvaltı hazırlamasını söyledim ve telefonu hızlıca kapattım. 2 saat neden kahvaltı hazırlamamalıyım konuşmasını dinlemek istemiyordum. Hızlı bir şekilde eve
doğru sürmeye başladım. Çünkü Efsun ve ben artık eve gitmek için can atıyorduk.
Eve geldiğimizde Efsun'u tekrardan kucakladım ve içeri soktum. Bu yaptığıma ne kadar konuşsada yapmayı bırakmayacaktım çünkü doktor 3 gün boyunca ayağının üstüne basmamasıgerektiğini sadece arada destekli bir şekilde ayakta durup alışmaya çalışmasını söylemişti.
Bende Doktor'un dediklerinin aynısını uygulayacaktım. Efsun beni pes ettirmek için hiçdurmadan konuşacaktı ama pes ettiremeyecekti. Konu oysa benim için dünya dururdu çünkü. Koray kapıyı açtığında keyfinin yerinde olduğu belliydi kapıyı açtığında gibi " Hoş geldin kız kızıl
deccalim. " demesi bu düşüncemi kanıtlıyordu. İçeri girdiğimde oturma odasına geçip Efsun'u yavaşca koltuğa bıraktım.
Koray'ın kahvaltı hazırlayamadığından adım kadar emindim. Efsun'u aç bırakmamak adına Efsun'un yanına Koray'ı bırakmıştım. Efsun'u tanıyordum yanından ayrıldığım anda ayağa kalkmaya çalışacağından emindim. Bu yüzden yanına Efsun'un ayağa kalkmasını engellemesi için yanına bırakmıştım. Mutfağa girdiğimde gördüğüm manzara şaşırtmadı. Koray bir yumurta
bile kırmamıştı. Buzdolabının önüne geçtim ve salatalık, domates ve zeytin çıkardım. Hepsini bir kapa koyup masanın üstüne düzgünce bıraktım. Sonra çekmeceden bir tava çıkardım üstüne az bir şekilde yağ ekledikten sonra ocağın altını az bir şekilde açtım. Yumurtaları da kırdıktan sonra
üstüne tuz serpiştirdim.Tavayı masaya bıraktıktan sonra Efsun ile Koray'ın yanına geldiğimde Efsun'un güldüğünü gördüm. Gülüşü de kendisi gibi güzel diye geçirdim içimden. Dur bir dakika ne ben kıza sessiz iltifat mı etmiştim az önce. Tüm bu düşüncelerimden boş boğaz arkadaşım
Koray'ın sesi ile çıktım. " Ne yapıyorsun orda Deniz. Direk misin sen? " dediğinde bakışlarımı Koray'a çevirdim ve sorusunu pas geçip " Kahvaltı hazır gelin hadi " dedim ve Efsun'un doğru adımladım. Efsun'un onu kucağıma alacağımı bildiğinden almamam için masum bakışlar atmaya başladı. Normalde kabul ederdim ama aklımda doktor'un cümleleri dönerken kabul
etme ihtimalim sıfırdı. Efsun'un kucağıma alıp mutfağa götürdüm ve sandalyeye oturttum. Arkamızdan Koray geldi ve benimle birlikte o da masaya oturdu ve üçümüzde sessizce kahvaltımızı etmeye başladık. Kahvaltıdan sonra oturma odasına geçtiğimizde bakışlarımızın odağı Efsun'du. Kahvaltıda artık konuşmamızın zamanı geldi demişti. Koray ile ikimiz orda anlatması için ısrar etsek de faydalı olmadı. Efsun tek kelime etmeden kahvaltısını yemeye devam etmişti. Şimdi ise Efsun'un kendini hazır hissetmesini bekliyorduk. Her ne anlatacaksa onun için ağır olduğunu
bakışlarından anlayabiliyordum. Geçmişinde yaşadığı şeylerin kolay olmadığı aşikardı. Efsun derin bir nefes alıp anlatmaya başladığında nefesimi tuttum. Efsun'un anlattıklarından sonra nasıl bir tepki vereceğimi bilmiyordum. Tüm odağımız Efsun'daydı. Dinliyorduk sadece
miniklerimiz bile hareket etmiyordu, edemiyordu. Efsun küçücük yaşında neler yaşamak zorunda kalmıştı. Nasıl dayanmıştı onca acıya küçük bedeni. Nasıl yaşadıklarının altında ezilmememişti
psikolojisi. Beynimde dönen sorulara her saniye daha da yenisi ekleniyordu ama bir tanesi gitmiyordu en baş köşede duruyordu. " Bir insan neden küçük bir kız çocuğuna bunları yaşatır."Efsun anlatmayı bitirdiğinde gözlerinin dolduğunu vücudunun titrediğini gördüğümde boğazımda bir yumru oluştu. Karşımdaki Efsun değilmiş gibi geliyordu. Karşımdaki gerçek Efsundu.
Maskesini kullanmaktan yorulmuştu. Kendime kızıyordum şimdi neden anlatmasını istedin diye içimde kendimi kınıyordum. Efsun anlatmasaydı daha mı iyi olurdu yoksa daha mı kötü bunu
bilmiyordum. Net biriydim ben iyiyse iyi kötüyse kötü derdim. Beyaz ise beyaz siyah ise siyah derdim. Her şey netti. Gri kavramı, iyi gibi kavramı yoktu hayatımda. Ama Efsun hayatıma girince hiç kullanmadığım kavramlarda gelmişti peşinde. Net olamıyordum. Nasıl davranmam
gerektiğini bilmiyordum. İkilemde kalmak iğrenç bir histi. Bildiğim tüm artıları eksiler
götürüyordu bu hiç iyi değildi. Efsun'a acıyormuş gibi davranmamam gerektiğini biliyordum sadece. Öyle davranırsam daha üzülür daha canı yanardı. Biliyordum onu.
Efsun ağlamadı. Titredi hıçkırdı ama ağlamadı. Ağlasa içindeki yangın sönerdi acısı hafiflerdi ama ağlamadı. Boynundaki zambak dövmesinin anlamının bu kadar derin olabileceğini düşünmemiştim. Boynundaki dövmeye farklı bakıyordum artık. Efsun için kurtuluşu temsil
ediyordu zambak. Hikayesi hem güzel hem acıydı. Yine ikilemde kalmıştım. Efsun bana ikilemde kalmayı öğretmişti. Bu duruma artık alışmam gerektiğini bilmek ise canımı sıkıyordu.
🪷
Efsun Karal
Anlattım. Tüm geçmişimi açtım onlara. Pişman mıydım. Hayır. Geçmişim su yüzeyine çıktığı için
canım acıyor muydu. Evet. Ama geçecekti. Geçerdi biliyordum bu zamana kadar içime
gömmüştüm kendim yaşamıştım acımı. Ama şimdi kendim yaşayamazdım. İstesem bile Deniz buna izin vermezdi biliyordum.
2 saat boyunca sessizce oturduk ve ben ağlamadım, ağlayamadım. Hıçkırdım, titredim ama ağlayamadım. Ağlamak istedim ama ağlayamadım yapamadım. Çıkmadı gözyaşlarım gözlerimden.
Herşeyi anlatmak canımı çok yakmıştı ama rahatlamıştım. Korktuğum tepkileri vermemişlerdi.
Acıma duygusunu gözlerinde görmemiştim. Sadece benim için üzülmüşlerdi. İstemiyordum
bunu da benim için üzülmelerine gerek yoktu ne de olsa 13 yıldır yaşıyordum bu acıyla.
İnsanın acısını paylaşacak birinin olması güzel bir histi. Herdaim yanında olacaklarını bilmek,
anlattıklarından dolayı seni yargılamayacak insanların olması güzeldi. Acını tek başına
yaşamana gerek kalmıyordu. Paylaşıyordun acını, birazını biri kalanını başka biri alıyordu üstüne.
Kendine ise çok acıtmayacak kadar bir yük kalıyordu. Güzel birşeydi bu. İlk defa böyle
hissediyordum. Deniz ve Koray'ın beni benimsemesi hoşuma gidiyordu. Onların yanında
huzurluydum ve artık bunu söylemek istiyordum. Sesimin iyi gelmesini istediğim için sertçe
yutkundum ve " Sizinle vakit geçirmek bana iyi geliyor. " dediğimde rahatlamıştım. Üstümden
büyük bir yük almışlar gibi hissediyordum. Rahatlamam için bir şeyleri itiraf etmem gerekiyordu
demekki, bugün öğrenmiştim. Bu itirafım üzerine ikiside şaşırmıştı. Benden böyle birşey
beklemiyorlardı. Deniz hiç birşey demedi sadece içten bir tebessüm etti ama Koray 2 saatin
ardından konuştu. " Ay bizde senii kızıl deccal. " dedi ve oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi bir
anda beni kollarının arasına aldı ve " İyi ki varsın kız kardeşim. " dediğinde içim tuhaf oldu. Koray
bana kız kardeşim demişti. Beni kardeşi olarak görüyordu. Bu hissi tarif edemezdim. Kan
bağımız olmasa bile bende Koray'ı abim olarak görüyordum. Hem kardeş olmak için her zaman
kan bağı gerekmezdi. Koray'ın sarılmasına karşılık verdim ve duyabileceği bir şekilde " Sende iyi
ki varsın abi." dediğimde daha sıkı sarıldı ve saçlarıma hafif bir buse kondurdu. Koray geri
çekildikten sonra ikimizde gülmeye başladık. Koray'ın yanında olduğumuz müddetçe asla ciddi
olamıyor duygusal bir konuşma yapamıyorduk. Az önce nasıl konuştuğumuza şaşırıyordum. Biz
gülerken Deniz ise bize uzaylı görmüş teyzeler gibi bakıyordu. Az önce duygusal bir şekilde
konuşmadan çıkmamamış gibi gülüyorduk çünkü. Haklıydı bir insanın bu kadar hızlı duygu
değişimi yaşaması normal değildi. Zaten bende normal olduğumuzu düşünmüyordum.

5 gün sonra

5 gündür geceler haram olmuştu. Uyuyamıyordum. Gözlerimi kapattığımda yaşadıklarım aklıma geliyordu. Böyle olması canımı sıkıyordu fakat biliyordum ki bunları yaşamak gerekiyordu.
Unuttuğum sandığım ama aslında hiç unutmadığım sadece gün yüzüne çıkmasını engellediğim
acılarım teker teker yüzeye çıkıyordu. Kapalı tutulmaktadır bıkmışlardı. Acıyı bana hissettirmek
ve sonrasında hiç birşey olmamamış gibi gitmek istiyorlardı. Haklıydılar 13 yıldır içime
gömmüştüm hepsini gelmez sanmıştım, bitti sanmıştım, unuttum sanmıştım. Hep sanmıştım.
Ama hiç biri doğru değildi. Gelirdi, bitmezdi, unutmazdı insan yaşadıklarını. Hayatın kurallarıydı
bu. İnsan yaşadıklarını unutamazdı. Sadece hafifletirdi.
Bu gece de uyuyamamıştım. Deniz ve Koray uyuyamadığımı anlamasınlar diye dikkat ediyordum.
Şuana kadar birşeyler anladıklarını düşünmüyordum. Pijamalarımı çıkardıktan sonra altıma
eşofman geçirdim. Üstüme de ince beyaz bir bluz giyindim. Mayıs ayına girmiştik yavaş yavaş
yaz belirtilerini göstermeye başlıyordu. Yaz ayını severdim. Büyük ihtimalle İzmir'li olmamdan
kaynaklanıyordu. Evet bir İzmir kızıydım. Odamdan çıkıp mutfağa geçtiğimde kahvaltının hazır
olduğunu gördüm. Masa hazırdı ve Koray ile Deniz'de beni bekliyordu. Daha fazla bekletmek
istemediğim için masaya oturdum. Koray masaya oturduğum gibi yemeye başladı. Büyük
ihtimalle Deniz ben gelmeden başlamaması adına uyarmıştı. Ya da tehdit etmişti emin değildim.
Koray'ın bu haline güldüm ve bende kahvaltımı etmeye başladım.
Kahvaltımızı ettikten sonra ayaklandım ve odaya gideceğimi söyledim. Odama gidip bacağıma
ve boynuma pansuman yapacaktım. Yanlarından ayrılıp odama geçtim. Masada bulunan batikon
ve pamuğu elime aldım ve yatağın üstüne bıraktım. Bacağımdaki yarayı açtım ve üstüne az
batikon döküp bastırdım. Canım önceki günlere göre daha az yanıyordu yaram kabuk bağlamaya
başlıyordu. Bu durumda iyileşmeye başladığımı gösteriyordu.
Bacağıma pansuman yaptıktan sonra mikrop almaması için özel bantlardan yapıştırdım. Sonra
saçlarımı dağınık bir topuz yaptım. Boynum açığa çıkmıştı. Oraya da pansuman yaptıktan sonra
sürmem gereken kremleri sürdüm. Boynundaki yara zambak dövmemin üstündeydi. Her ne kadar
iz olsada zambak dövmem hâla güzeldi. Hatta o küçük iz farklı bir hava katmıştı.
🪷
Deniz Altan

Bugün emin olmuştum. Efsun uyuyamıyordu. Bize belli etmemeye çalışsada olmuyordu.
Gözlerindeki yorgunluğu görüyordum. Uyuyaması canımı sıkıyordu ne yapacağımı bilmiyordum.
Koray bu düşünceli halimi fark etmiş olmalı ki meraklı bir ses tonu ile " Ne oldu Deniz. Ne
düşünüyorsun?" diye sordu. Bakışlarımı Koray'a çevirdim ve sorusunu yanıtladım. "Efsun.
Geceleri uyuyamıyor Koray. Ne yapacağımı düşünüyorum. " dediğimde Koray sırıttı ve " Bu
muydu gerçekten. Beraber yatın. " dediğinde içtiğim çayı yüzüne püskürttüm. Ne diyordu bu
adam.Beraber yatın ne demekti. Yanında bekle dese olurdu ama beraber yatmak olmazdı. O
sırada iç sesim yine ortalığı karıştırdı. -şuanlık olmaz. İleride olur o- dediğinde daha da çıldırdım.
İyi ki kimse iç sesimi duymuyordu. Duysalar çok iyi şeyler olmazdı.
Oturma odasına oturmuş Koray'ı dinliyorduk. Susmak bilmiyordu. Yaklaşık 15 dakikadır kendini
övüyordu ve bunun sebebi ise doğum gününün yaklaşmasıydı. " Ya ben mükemmel bir insanım
ya. Allah bile biliyor ki beni tam Mayısın 5.'de dünyaya getirtmiş." diyordu. Susmaması bir yana
elleri de durmuyordu ki. Ellerini neredeyse Efsun ile ikimizin gözlerine sokacaktı. Daha fazla
dayanamadım ve " Evet Koray. Doğum günün yaklaşıyor. Ve biz bunu kutlayacağız merak etme"
dedim. Aslında kutlamasak daha iyi olabilirdi ama bu adamın çenesini çekmek istemiyordum.
🪷
Koray'ın Doğum Günü (05.05.2026)
Efsun Karal
Sabah Koray’ın doğum günü olduğunu hatırladığımda içimde garip bir heyecan vardı, uzun
zamandır böyle normal, sakin ve hatta güzel bir gün yaşayacak olmamız bana iyi hissettirmişti,
her şey yolundaydı, en azından şimdilik öyleydi, sonra Koray’ın birkaç gün önce söylediği şey
aklıma geldi; doğum gününde Nevin’in de olmasını istediğini söylemişti, ben de onu kırmamak
için Nevin’e yazmıştım ama açıkçası pek umutlu değildim, mırın kırın eder, gelmek istemez,
bahane bulur diye düşünüyordum, hatta mesajı attıktan sonra uzun süre cevap vermemesini
bekledim ama düşündüğüm gibi olmadı, Nevin mesajı gördükten kısa bir süre sonra cevap verdi ve beklediğimin aksine neşeli, normal hatta fazla normal bir şekilde kabul etti, hiçbir itiraz yoktu,
hiçbir sorgulama yoktu, bu durum içimde hafif bir şüphe uyandırdı ama üstünde durmadım,
sadece “garip” diye düşündüm ve kapattım konuyu.
Sonra Deniz ile birlikte Koray için bir mekan ayarladık, çok büyük bir yer değildi ama samimi ve
güzel bir ortamdı, Koray’ın seveceği türden, ardından en sevdiği pastayı da ayarladık, detaylarla
uğraşmak nedense hoşuma gitmişti, her şeyin güzel olması için içimden geleni yaptım, gün
yavaş yavaş akşama dönerken içimdeki o huzurlu heyecan artıyordu, uzun zamandır böyle bir
şey hissetmemiştim, akşam olduğunda hazırlanıp mekana doğru gittik, her şey hazırdı, Koray
geldiğinde sürpriz şekilde “İyi ki doğdun!” diye bağırdık, yüzündeki ifade görülmeye değerdi,
şaşırmıştı ama bir o kadar da mutluydu, gözleri parladı, o an içim ısındı, gerçekten mutlu olduğunu görmek bana da iyi gelmişti.
Bir süre oturduk, konuştuk, güldük, ortam zaten baştan beri sıcaktı ama zaman geçtikçe daha da
samimi hale geldi, sonra Koray hafif duygulanmış gibi ama her zamanki o şakacı tonuyla
“Yaşlandım… 28 oldum ben” dediğinde hepimiz güldük, ben de o sırada pastayı getirdim, masaya
koydum, mumlar yanıyordu, Koray mumlara bakarken yüzünde hafif bir ciddiyet oluştu, sonra
“Dilek dileyeceğim, umarım en kısa sürede gerçek olur” dedi ve gözlerini kapattı, o an onu
izledim, ne dileyeceğini merak ettim, birkaç saniye sonra gözlerini açtı, ben hemen “Ne diledin?”
diye sordum, aslında söylemeyeceğini düşünüyordum ama direkt cevap verdi, “İlk önce Nevin ile
sevgili olmamızı, sonrasında ise Deniz ile senin sevgili olmanı diledim” dediği anda herkesin ağzı
açık kaldı, bir anlık sessizlik oldu, ben ne diyeceğimi bilemedim, yüzümün ısındığını hissettim,
utandım, bakışlarımı kaçırdım, kalbim gereksiz yere hızlandı, o anı kurtarmak ister gibi Koray
gülmeye başladı, biz de onunla birlikte gülmeye başladık, ortam tekrar yumuşadı, sonra pastayı
kestik, dilimledik, hep birlikte yedik.
Ardından hediye verme kısmına geçtik, ben ona aldığım saati uzattım, gerçekten beğeneceğini
düşündüğüm bir şeydi, kutuyu açtığında yüzündeki ifade yine değişti, hoşuna gitmişti, ardından
Nevin yüzüğü verdi, o da oldukça güzeldi, Koray baya beğendi, sonra sıra Deniz’e geldi, Deniz
elindeki paketi uzatırken “Sana arkadaş aldım” dediğinde hepimiz merakla baktık, Koray paketi
açtı ve içinden çıkan uzaylı peluşu görünce bir an durdu, sonra yüzü aydınlandı, peluşu eline aldı
ve sıkıca sarıldı, o hali o kadar komikti ki hepimiz kahkaha attık, Koray da gülüyordu, ortam
tamamen neşeyle dolmuştu, o an… gerçekten huzurluydum, içimde hiçbir ağırlık yoktu, sadece
anın tadını çıkarıyordum.
Gece ilerledikçe muhabbet devam etti, gülmeler, şakalar derken zamanın nasıl geçtiğini
anlamadım bile, sonunda eve döndük, içeri girdiğimizde o dışarıdaki neşenin yerini daha sakin
bir hava aldı, Koray doğrudan odasına geçti, belli ki yorulmuştu, ben de bir süre öylece durdum,
sonra Deniz ile birlikte balkona çıktık, hava serindi ama rahatsız etmiyordu, sessizce durduk bir
süre, sonra Deniz bana dönüp “Uyuyamadığını biliyorum” dedi, ona baktım, şaşırmadım ama yine
de bir an duraksadım, “Neden?” diye sordu, ben de “Geçmişi tekrar hatırladığım için…” dedim,
daha fazla bir şey söylemedim, o da zorlamadı, sadece sessizce yanımda durdu, o sessizlik
garip değildi, rahatsız etmiyordu, aksine… iyi geliyordu.
Bir süre sonra içeri geçtik, odalara doğru yürüdük, Deniz “İyi geceler” dedi ve gidecekken ben
farkında olmadan kolundan tuttum, o da durdu, bana baktı, “Gitmesen… ben uyuyabilene kadar
beklesen?” dedim, sesim çok normal çıkmadı ama geri de almadım, Deniz kısa bir an durduktan
sonra “Tamam” dedi, birlikte odama girdik, ben yatağa uzandım, gözlerimi kapattım ama hemen
uyuyamadım, o da sessizce odada kaldı, zaman geçti, ne kadar geçti bilmiyorum ama yaklaşık
bir saat sonra yavaş yavaş uykuya daldım, o sırada onun hâlâ gitmediğini biliyordum, sonra o da
yanıma uzandı, beni yalnız bırakmadı, ve o gece… uzun zaman sonra ilk kez gerçekten huzurlu bir
şekilde uyudum.

Gözlerimi açtığımda ilk başta nerede olduğumu anlamadım, birkaç saniye boyunca sadece
tavana bakarak nefes alıp verdim, sonra yavaş yavaş bulunduğum oda zihnimde yerine oturdu,
kendi odamdaydım, her şey olması gerektiği gibiydi ama bir şey… farklıydı, bunu hissettim, tam
olarak ne olduğunu anlayamasam da içimde hafif bir huzur vardı, alışık olmadığım bir huzur,
gözlerimi hafifçe kırpıştırdım ve başımı sağa çevirmeye çalıştım, boynumdaki hafif sızı kendini
belli etti ama bu sefer dayanılmayacak gibi değildi, sadece hatırlatıyordu kendini, yavaşça nefes
verdim ve o an fark ettim, yalnız değildim.
Deniz… yanımda yatıyordu.
Bir an donup kaldım, gözlerim istemsizce büyüdü, kalbim bir anda hızlandı, sanki biri içime
küçük bir panik bırakmıştı ama bu panik korkudan değildi, daha çok ne yapacağımı
bilememekten gelen bir şeydi, gözlerimi ondan ayıramadım, yüzü bana dönüktü, saçları biraz
dağılmıştı, nefesi düzenliydi, uyuyordu… gerçekten uyuyordu, gece gideceğini düşünmüştüm
ama gitmemişti, benimle kalmıştı, bu düşünce içimde garip bir sıcaklık oluşturdu, bir süre
sadece onu izledim, hiç hareket etmeden, sanki hareket edersem o an bozulacakmış gibi.
Kalbimin sesi kulaklarımda yankılanıyordu.
Yavaşça nefes aldım, gözlerimi ondan ayırmaya çalıştım ama başaramadım, yüzündeki o sakin
ifade… içimi rahatlattı, istemsizce dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı, sonra bir an “Uyanırsa?”
diye düşündüm ve panikledim, hemen gözlerimi kapatacak gibi oldum ama tam o sırada o da
hafifçe kıpırdandı.
Donakaldım.
Gözlerimi kapatmadım, sadece öylece kaldım, nefesimi bile yavaşlattım, sanki fark edilmemek
istiyormuşum gibi ama zaten fark edilmemem imkansızdı, o kadar yakındık ki… birkaç saniye
sonra Deniz’in gözleri yavaşça aralandı, bakışları ilk başta boştu, uykulu, bulanık… sonra bana
odaklandı.
Göz göze geldik.
Kalbim o an bir anlığına durdu sanki.
Hiçbirimiz konuşmadık, sadece birbirimize baktık, o birkaç saniye… garip bir şekilde uzun geldi,
kaç saniye geçti bilmiyorum ama bakışlarını kaçırmadı, ben de kaçırmadım, sonra Deniz
gözlerini hafifçe kırpıştırdı, hâlâ tam uyanamamıştı belli ki, sesi biraz kısıktı, uykulu, ama yine de
netti.
“Gerçek mi…” dedi fısıltı gibi bir sesle.
Kaşlarım hafifçe çatıldı, ne dediğini tam anlamadım, bir şey söyleyecektim ama o benden önce
devam etti, gözlerini benden ayırmadan, hâlâ o sersem haliyle, neredeyse düşünmeden
konuşuyormuş gibi.
“İnsan uyanır uyanmaz bu kadar güzel bir şey görmemeli... "

Nefesim takıldı.
O an ne diyeceğimi bilemedim, kalbim hızlandı, yüzümün ısındığını hissettim, gözlerimi kaçırmak
istedim ama yapamadım, bakışları hâlâ üzerimdeydi, sanki söylediğinin farkında bile değildi,
tamamen o anın içindeydi, ben ise… ne yapacağımı bilmiyordum, dudaklarımı araladım ama ses
çıkmadı, birkaç saniye sonra bakışlarımı kaçırdım, tavana baktım, sonra tekrar ona baktım.
“Sen… ne diyorsun?” dedim ama sesim düşündüğümden daha kısık çıktı.
Deniz bir an durdu, sanki söylediklerini yeni fark etmiş gibi gözlerini biraz daha açtı, sonra
hafifçe nefes verdi, dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı ama bu bir gülümseme miydi yoksa
utanma mıydı anlamadım.
“Sabah… sersemliğim,” dedi kısa bir şekilde ama bakışları hâlâ ciddiydi.
Yani… geri almamıştı.
Bu daha da kötüydü.
Ya da daha iyi… bilmiyordum.
Gözlerimi tekrar kaçırdım, bu sefer gerçekten utandım, yüzümün kızardığını hissedebiliyordum,
kalbim hâlâ hızlı atıyordu, bu his… alışık olduğum bir şey değildi, rahatsız edici değildi ama
kontrol edemediğim bir şeydi, birkaç saniye sessiz kaldık, o sessizlik yine garip bir şekilde
rahatsız etmiyordu, aksine… doluydu.
Sonra Deniz hafifçe doğruldu, yatağın kenarına oturdu, ben de refleks olarak biraz doğruldum
ama tamamen oturmadım, hâlâ ona bakmamaya çalışıyordum, o ise bana dönüktü, bunu
hissediyordum.
“Uyuyabildin mi?” diye sordu.
Başımı hafifçe salladım.
“Evet… bir süre sonra,” dedim.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra ben de ona baktım, bu sefer daha kısa sürdü ama yine de baktım.

“Sen… gitmemişsin,” dedim.
Deniz omuzlarını hafifçe kaldırdı.
“Gitmek istemedim,” dedi.
Bu kadar basit söylemesi… içimde bir şeyleri daha da karıştırdı.
Ne diyeceğimi bilemedim.Gerçekten bilemedim.
Sadece baktım.
Sonra gözlerimi tekrar kaçırdım.
“İyi ki gitmemişsin,” dedim, farkında olmadan.
Bu sefer o sustu.
Sessizlik yine geldi ama bu sefer farklıydı, daha yoğun, daha belirgin, sanki söylenmeyen şeyler
havada asılı kalmış gibiydi, nefes alıp verdim, ellerimi çarşafın üstünde sıkıca tuttum, kalbim
hâlâ normal ritmine dönmemişti.
Deniz tekrar bana baktı.
“Efsun,” dedi.
İsmimi söyleyiş şekli… farklıydı.
Başımı kaldırdım, gözlerim tekrar onunla buluştu.
Bir şey diyecek gibiydi.
Ama demedi.
Sadece baktı.
Ben de baktım.
O an… hiçbir şey söylememek her şeyi söylemek gibiydi.
Ve garip olan şuydu ki… ilk defa, gerçekten korkmadım.
Deniz’in bana bakışı hâlâ üzerimdeyken gözlerimi kaçırdım, o anın ağırlığını daha fazla
taşıyamayacakmışım gibi hissettim, kalbim hâlâ hızlı atıyordu ve bu durumdan kurtulmak ister
gibi “Kahve içelim mi?” dedim, sesim normal çıkmaya çalışıyordu ama içimdeki karmaşayı ben
bile hissedebiliyordum, Deniz birkaç saniye bana baktıktan sonra başını hafifçe salladı, “Olur,”
dedi, bu kadar basit söylemesi bile içimde garip bir rahatlama yarattı, hemen yataktan kalktım
ama ayağımı yere bastığım anda hafif bir sızı hissettim, yüzüm istemsizce gerildi, Deniz bunu
fark etti, “Yavaş,” dedi, sesi bu sefer daha dikkatliydi, ben bir şey demeden mutfağa doğru
yürümeye başladım, o da arkamdan geldi, mutfağa girdiğimde kahve makinesine yöneldim,
sanki çok normal bir sabahmış gibi davranmaya çalışıyordum ama her hareketimin farkındaydım,
özellikle de onun yanımda oluşunun, arada istemeden ona bakıyordum, o da bazen bana
bakıyordu ve her göz göze geldiğimizde bakışlarımı kaçırıyordum, kahveleri hazırlarken elim
onun eline değdi, çok kısa sürdü ama o temas… gereksiz yere kalbimi hızlandırdı, hemen elimi
çektim, hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştım, kahveleri alıp masaya geçtik, oturduk, kısa bir sessizlik oldu, o sessizlik yine rahatsız edici değildi ama bu sefer içinde söylenmemiş şeyler
vardı, Deniz bardağını eline aldı ama içmedi, sadece bana baktı, “Dün gece…” dedi ve sustu,
başımı kaldırıp ona baktım, devam etmesini bekledim ama etmedi, birkaç saniye geçti, “Seni
yalnız bırakmak istemedim çünkü…” dedi ve yine sustu, cümleyi tamamlamadı, içimde bir şey o
cümlenin devamını duymak istedi ama sormadım, sadece baktım, o da bakıyordu ama devam
etmedi, sanki söylemekle söylememek arasında kalmış gibiydi, o an konuşmak yerine
kahvemden bir yudum aldım, konu kapanmış gibi oldu ama aslında kapanmamıştı, sadece
havada asılı kalmıştı.
Telefonumun sesi o an ortamı böldü, masanın üzerinde titreşiyordu, ekrana baktım, numara
kayıtlı değildi, kaşlarım hafifçe çatıldı, içimde sebepsiz bir huzursuzluk oluştu, mesajı açtım,
ekranda yazan cümleyi gördüğüm anda kalbim bir anda sıkıştı, nefesim duraksadı,
“Kaçabileceğini mi sandın?” yazıyordu, gözlerim o cümlede takılı kaldı, birkaç saniye boyunca
sadece baktım, içimdeki o huzur bir anda yok oldu, yerini tanıdık bir gerginlik aldı, ellerim
istemsizce titredi, nefesim düzensizleşti, o an sadece bir mesaj değildi bu, bir hatırlatmaydı, bir
tehditti, geçmişin hâlâ peşimde olduğunun kanıtıydı.
Deniz’in sesiyle kendime geldim, “Ne oldu?” dedi, ses tonu anında değişmişti, daha ciddiydi,
daha dikkatliydi, telefonu elimde tuttuğumu fark ettiğinde bakışları ekrana kaydı, ben bir şey
demeden telefonuma doğru uzandı, mesajı gördü, yüzündeki ifade anında değişti, çenesi sıkıldı,
bakışları sertleşti, o an içindeki bir şeyin değiştiğini hissettim, telefonu yavaşça masaya bıraktı
ama bakışları hâlâ o mesajdaymış gibi donuktu.
“Kim bu?” dedi, sesi sakindi ama o sakinliğin altında bastırılmış bir öfke vardı.
Başımı hafifçe salladım, “Bilmiyorum…” dedim ama sesim çok net çıkmadı, o da bunun
farkındaydı, birkaç saniye boyunca bana baktı, sanki benden daha fazlasını anlamaya çalışıyordu,
sonra sandalyesinden kalktı, bir anda hareketlenmesi beni şaşırttı, camlara baktı, kapıya baktı,
sanki evin içinde bir tehdit arıyormuş gibi, o an gerçektenkorktuğumu fark ettim, sadece
mesajdan değil… onun bu kadar ciddi tepki vermesinden de.
“Kapıları kilitledin mi?” diye sordu.
“Evet…” dedim ama emin olup olmadığımı bile hatırlamıyordum.
Deniz hiç vakit kaybetmeden gidip kontrol etti, kapıyı ve pencereleri tek tek kontrol etti, sonra
tekrar yanıma geldi, bu sefer bana daha yakındı, varlığı daha belirgindi, sanki aramızdaki
mesafeyi bilerek azaltmıştı.
“Telefonu ver,” dedi.
Hiç itiraz etmeden uzattım, mesajın geldiği numaraya baktı, birkaç saniye inceledi, sonra tekrar
bana döndü, “Bu ilk mi?” diye sordu.Bir an durdum.
Yalan söyleyebilirdim.
Ama söylemedim.
“…Hayır,” dedim.
Bu cevapla birlikte yüzündeki ifade daha da sertleşti, nefesini verdi, elini saçlarından geçirdi,
sinirlendiği belliydi ama bunu kontrol etmeye çalışıyordu, bana doğru bir adım attı, göz hizama
indi, bakışları netti, kararlıydı.
“Bana her şeyi anlatacaksın,” dedi.
Bu bir soru değildi.
Bir istekti ama aynı zamanda bir karardı.
Gözlerine baktım, kaçamadım, bakışlarında öyle bir şey vardı ki… reddedemedim.
“Arven…” dedim.
İsmi söylediğim anda odanın içindeki hava değişti sanki.
Deniz’in çenesi daha da sıkıldı.
“Yine o,” diye mırıldandı.
Başımı hafifçe salladım, kalbim tekrar hızlanmıştı, o mesajla birlikte geri gelen her şey… içimde
yeniden canlanıyordu.
Deniz birkaç saniye sustu, sonra derin bir nefes aldı, kendini toparladı, bana baktı.
“Korkmana gerek yok,” dedi.
Bu cümleyi çok basit söyledi ama içinde öyle bir kesinlik vardı ki… inanmak istedim.
“Ben buradayım.”
O an… içimdeki o panik biraz olsun azaldı.
Çünkü bu sefer yalnız değildim.
Deniz bir adım daha yaklaştı, aramızdaki mesafe neredeyse yok oldu, bakışları hâlâ üzerimdeydi.
Sana bir şey yapmasına izin vermem,” dedi.
Ses tonu düşüktü ama kararlıydı.
O an anladım.
Bu sadece bir söz değildi.
Bu… bir yemin gibiydi.

Deniz’in “Sana bir şey yapmasına izin vermem” sözleri hâlâ kulaklarımda yankılanırken ona
baktım, bakışları sertti ama bu sertlik bana yönelmiş değildi, aksine beni korumaya çalışan bir
şey vardı içinde, o an içimdeki korkunun bir kısmı yerini garip bir güven duygusuna bıraktı ama
tamamen geçmedi, geçemezdi de, çünkü o mesaj hâlâ aklımdaydı, hâlâ içimi sıkıştırıyordu,
Deniz gözlerini benden ayırmadan birkaç saniye daha baktı, sonra derin bir nefes alıp
sandalyesine geri oturdu ama bu sefer duruşu farklıydı, daha dik, daha hazır, sanki bir şeylere
karşı tetikteydi, ben de yavaşça karşısına oturdum, ellerimi masanın üstünde birleştirdim,
farkında olmadan parmaklarımı sıkıyordum, o da bunu fark etti ama bir şey demedi, sadece
izledi, birkaç saniye sessizlik oldu ama bu sessizlik sabahki gibi değildi, bu sefer daha ağırdı,
daha gerçekti, havanın içinde görünmeyen bir gerilim dolaşıyordu sanki.
Deniz başını hafifçe eğip yüzüme baktı, “Bunu ne zamandır yaşıyorsun?” diye sordu, sesi sakindi
ama altında bastırılmış bir öfke vardı, gözlerimi kaçırdım, “Arada…” dedim, net bir cevap değildi
ama daha fazlasını söylemek o an zor gelmişti, Deniz dudaklarını birbirine bastırdı, belli ki bu
cevap onu tatmin etmemişti ama zorlamadı, sadece başını hafifçe salladı, birkaç saniye
düşündü, sonra bir anda karar vermiş gibi doğruldu, “Tamam,” dedi, sesi bu sefer daha netti,
daha kararlıydı, “O zaman bundan sonra ne yapacağımızı ben söyleyeyim.”
Başımı kaldırıp ona baktım, bakışları tamamen değişmişti, artık sadece endişeli değildi, plan
yapan biriydi, kontrolü eline almıştı, o an konuşma şekli bile farklıydı, daha keskin, daha netti.
“Bundan sonra bensiz ya da Koray’sız dışarı çıkmıyorsun,” dedi.
Cümle o kadar netti ki bir an itiraz edesim geldi ama edemedim, çünkü haklıydı, bunu ben de
biliyordum, ama yine de alışık olmadığım bir şeydi, birinin bana bu kadar net kurallar koyması…
tuhaf hissettirdi, bir şey söylemek için dudaklarımı araladım ama o devam etti.
“Evde de tek kalmıyorsun,” dedi, gözlerimin içine bakarak, “Ya ben olacağım ya da Koray.”
“Deniz…” dedim ama sesim çok güçlü çıkmadı.
“Efsun,” dedi, ismime vurgu yaparak, “Bu bir rica değil.”
Sustum.
Çünkü bu cümlenin devamına gerek yoktu.
Ne demek istediğini çok net anlamıştım.
Bakışları hâlâ üzerimdeydi, geri adım atmayacağını biliyordum, birkaç saniye boyunca sadece
ona baktım, sonra yavaşça başımı salladım, kabul ettim, Deniz bunu gördüğünde omuzları
hafifçe gevşedi ama tamamen rahatlamadı, hâlâ tetikteydi, ellerini masanın üstünde birleştirdi,
parmaklarını birbirine geçirdi, sonra tekrar konuştu.
“Koray’a söylememiz lazım,” dedi.
Bu sefer hızlıca başımı kaldırdım, “Hayır,” dedim, bu sefer sesim daha netti, kararlıydı.Deniz kaşlarını hafifçe çattı, “Efsu—”
“Hayır,” dedim tekrar, “Onu da bu işe sokmak istemiyorum.”
Deniz birkaç saniye sustu, sanki ne diyeceğini tartıyordu, sonra derin bir nefes verdi, “Bu işin
içinde zaten,” dedi, sesi sert değildi ama gerçekti, “Sadece farkında değil.”
Bu cümle içime oturdu.
Çünkü doğruydu.
Ama yine de… istemiyordum.
“Yine de…” dedim ama cümlemi tamamlayamadım.
Deniz başını hafifçe yana eğdi, bana baktı, bu sefer bakışlarında biraz daha yumuşaklık vardı
ama kararlılığı gitmemişti, “Tamam,” dedi sonunda, “Şimdilik söylemeyiz ama bir şey olursa ilk
arayacağımız kişi o olacak.”
Bu sefer itiraz etmedim.
Çünkü bu bir orta yoldu.
Ve şu an buna ihtiyacımız vardı.
Deniz sandalyesinden kalktı, birkaç adım atıp pencereye gitti, dışarı baktı, sonra tekrar bana
döndü, o an onun bu kadar dikkatli olması, her şeyi kontrol etmeye çalışması… içimde tuhaf bir
his yarattı, korku değil, alışık olmadığım bir korunma hissi, sonra tekrar masaya gelip
telefonuma uzandı, numarayı inceleyip engelledi, birkaç ayar yaptıktan sonra telefonu yerine
bıraktı.
“Bu yeterli değil,” dedi, sesi düşük ama netti, “Bu adam pes etmez.”
Kalbim o cümlede sıkıştı.
Bunu ben de biliyordum.
Ama birinin bunu bu kadar açık söylemesi… içimdeki gerçeği daha da ağırlaştırdı.
Deniz bana yaklaştı, aramızdaki mesafe iyice azaldı, neredeyse karşı karşıyaydık, bakışları
gözlerimi buldu.
“Sana ulaşmak istiyorsa önce beni geçmesi gerekir,” dedi.
Nefesim duraksadı.
Bu cümle… çok netti.
Çok kesindi.Ve garip olan şuydu ki… inandım.
İlk defa gerçekten inandım.
Çünkü bunu söylerken tek bir an bile tereddüt etmemişti.
Sadece söylememişti… karar vermişti.
Gözlerimi ondan ayıramadım, kalbim hâlâ hızlı atıyordu ama bu sefer korkudan değildi, içimde
karışık bir şey vardı, korku, güven, şaşkınlık… hepsi birbirine karışmıştı, Deniz birkaç saniye daha
bana baktıktan sonra geri çekildi, sanki biraz fazla yaklaşmış olduğunu fark etmiş gibi, elini
ensesine attı, kısa bir nefes verdi, sonra tekrar ciddileşti.
“Bugün hiçbir yere gitmiyoruz,” dedi, “Burada kalıyoruz.”
Başımı salladım.
Zaten gitmek istemiyordum.
Şu an en son isteyeceğim şey dışarı çıkmaktı.
Deniz tekrar sandalyeye oturdu ama bu sefer gözleri sürekli etraftaydı, kapıya, pencereye,
telefona… her şeye dikkat ediyordu, ben de yavaşça sandalyeme yaslandım, nefes alıp verdim,
kalbim yavaş yavaş normale dönmeye çalışıyordu ama tam başarmış değildi.
Tam o sırada telefonum tekrar titreşti.
İkimiz de aynı anda baktık.
Kalbim bir anda hızlandı.
Deniz benden daha hızlı davrandı, telefona uzandı, ekranı gördüğü anda çenesi sıkıldı, ben de
ayağa kalktım, ona biraz daha yaklaştım, mesajı okumaya çalıştım.
Bu sefer sadece bir cümle değildi.
Bir fotoğraf vardı.
Evin bulunduğu sokağın fotoğrafı.
Boğazım kurudu.
Mesajın altında tek bir cümle yazıyordu.
“Yanında kim olursa olsun fark etmez.”
Elim istemsizce titredi.
Gözlerim fotoğrafta takılı kaldı. Bu… yakındı.
Deniz telefonu biraz daha sıkı tuttu, yüzündeki ifade tamamen değişmişti artık, sadece öfkeli
değildi… ciddi anlamda tehlikeyi fark etmişti, bir anda ayağa kalktı,perdeyi hafifçe aralayıp dışarı
baktı, gözleri hızlıca sokağı taradı, sonra perdeyi geri kapattı.
“Nerede çekilmiş bu?” dedi.
“Sokağımız…” dedim, sesim fısıltı gibi çıktı.
Deniz anında bana döndü.
Gözlerindeki o sertlik daha da arttı.
“Tamam,” dedi, bu sefer sesi daha düşük ama daha kararlıydı, “Artık bu iş ciddileşti.”
Kalbim hızlandı.
Sanki şimdiye kadar ciddi değilmiş gibi…
Ama onun bu şekilde söylemesi… durumu daha da ağırlaştırdı.
Deniz birkaç saniye düşündü, sonra bana yaklaştı, bu sefer refleks gibi, sanki beni kendine daha
yakın tutmak istiyormuş gibi, elini kolumun üstüne koydu, bu temas kısa ama güçlüydü.
“Ben buradayım,” dedi.
Bu cümle… tekrar geldi.
Ama bu sefer daha farklı hissettirdi.
Daha gerçek.
Daha ağır.
Gözlerimi kaldırıp ona baktım.
Korkuyordum.
Bu değişmemişti.
Ama…
Onun yanındayken kaçmak istemiyordum.
Ve bu… beni en çok korkutan şeydi.
Oturuyordum, kalbim deli gibi atıyor, ellerim birbirine kenetlenmiş, nefesim düzensizdi. Yanımda
Deniz sessizce oturuyordu, ama ben onun kararlı duruşunu hissedebiliyordum, bana güven veriyordu ama içimdeki panik azalmıyordu. Tam o anda dışarıdan bir ses geldi, ayak sesleri…
sessiz ama keskin, sanki biri kapıdan geçiyordu. Kalbim aniden sıkıştı, nefesim kesildi, tüm
vücudumda titreme başladı. İç sesim çığlık atıyordu: “O, Arven’in adamlarından biri…” Biliyordum,
biliyordum ve panik beynimi ele geçirdi.
Deniz duraksamadan ayağa kalktı, gözleri keskinleşti. Sanki her şeyi önceden görüyordu, her
hareketi planlıyordu. Bir an düşündüm: “Ne yapacağız? Eğer fark ederse… ne olur?” Ama Deniz
yanında, güçlü ve kararlı. Hızla Koray’ı uyandırmak için odasına yöneldi, ben hâlâ oturuyordum,
dizlerim karnıma sıkıca çekilmişti, ellerim titriyordu. Dışarıdaki adımlar daha belirgin oldu, kalbim
her sesle birlikte yeniden hızlandı. Panik içimde büyüyordu ama Deniz’in kararlılığı bana bir
nebze olsun güven verdi.
Koray uykulu ama dikkatli bir şekilde oturdu, Deniz ona sessizce durumun ciddiyetini anlatıyor
gibi görünüyordu. Ben ise tüm vücudumla tedirgin, her an tetikteydim. İçimden sürekli tekrar
ediyordu: “Bunu fark ettin… Arven’in adamı burada… bir şey yaparsa… hızlı ol… sessiz ol…” Her
saniye daha da geriliyordum, nefesim kesik kesikti, titremem durdurulamaz hale gelmişti.
Deniz ve Koray oturduk, sessizce ne yapacağımızı planlamaya çalışıyorlardı. Ama içimdeki korku
ve panik durmak bilmiyordu. İç sesim durmadan fısıldıyordu: “Ne olur bir adım daha atmasın…
dikkat et… hazır ol… hızlı ol…” Dışarıdan gelen her ses içimde patlayan bir alarm gibi çalışıyordu,
Deniz’in gözlerindeki dikkat ve kararlılık bana biraz olsun güç veriyordu ama yine de panik içimde
devam ediyordu.
Deniz sessizce gözlerimi kontrol etti, elini hafifçe dizlerime koydu, bana güç vermeye çalışıyordu.
Ben titreyerek başımı salladım, nefesimi düzenlemeye çalıştım ama panik hâlâ içimdeydi.
Dışarıdaki adımlar azaldı, sessizlik çöktü ama dikkatimiz hâlâ en üst seviyedeydi. İçimde
binlerce senaryo dönüyor, kalbim her seferinde bir kez daha çarpıyor, nefesim hızlanıyordu.
Oturmuş, sessizce ne yapacağımızı tartışıyorduk ama içimdeki korku ve panik hâlâ canlıydı.
Deniz ve Koray’la birlikte olmak, plan yapmak biraz olsun güven veriyordu. Ama her an
tetikteydim; bir ses, bir gölge, bir adım… hepsi kalbimi sıkıştırıyor, panikimi yeniden tetikliyordu.
Deniz yanımda oturuyor, kararlılığını hissettiriyordu; birlikte hareket ediyor olmanın verdiği
rahatlıkla içimdeki korkuyu biraz olsun kontrol edebiliyordum ama panik tamamen geçmemişti.
🪷
Deniz Altan

Otururken sessizliğin içinde bir anda fark ettim; Efsun yanımda, kalbi deli gibi atıyor, elleri titriyor,
nefesi kesik kesikti ve ben… ben onu korumak istiyordum. İçimde tuhaf bir karışım vardı; panik,
öfke, korku ama hepsinin üzerinde bir koruma güdüsü… bir içgüdü. Ona dokunmak, ona zarar
gelmesini engellemek, her ne olursa olsun yanında olmak… bunu hissetmek istemiyordum ama
hissettim. O an fark ettim ki, Efsun’un yanında olmanın verdiği huzur kadar, onu kaybetme
korkusu da içimde büyüyordu.
Dışarıdaki adımlar, o sesi, hatta sessizlik bile beynimde alarm çalıyor, içimdeki koruma içgüdüsünü daha da tetikliyordu. “Efsun, sakin ol, sana zarar gelmesine izin vermeyeceğim…
kimse, hiç kimse…” diye kendi kendime tekrarladım. İçimde bir söz belirdi; sessiz ama kararlı,
sanki nefesimle birlikte yükseliyordu:“Efsun’u asla yalnız bırakmayacağım. Bu gece, yarın, her
an… yanında olacağım. Bütün gücümle koruyacağım.”
Efsun titreyerek oturuyordu, gözlerindeki korkuyu görebiliyordum. İç sesim fısıldıyordu: “Hemen
harekete geç… bir adım bile geri atamazsın… dikkatli ol… her hareketin onun güvenliği için
olmalı…” Kalbim hızla çarpıyor, nefesim kesik kesikti ama her ritimle birlikte bir kararlılık daha da
büyüyordu. Ona dokunmadan, onukonuşmadan bile hissettirdiğim koruma hissi… beni
sakinleştiriyordu ama aynı zamanda tetikte tutuyordu.
Gözlerimi kapattım, sessizce düşündüm: “Ne olursa olsun, Efsun’u kaybettirmeyeceğim… onu
tehlikeye atmayacağım… kim olursa olsun, ne yaparsa yapsın, yanında olacağım… her zaman,
her an…” Bu düşünceyle içimde bir güç, bir kararlılık yükseldi. O an fark ettim ki, bu sadece bir
koruma isteği değildi; bu, onun güvenini kazanmanın, onunla birlikte olmanın verdiği bir
sorumluluk, bir yük ve aynı zamanda bir ayrıcalıktı.
Efsun’un titreyen ellerine, sıkıca kenetlenmiş dizlerine baktım ve içim sıkıştı. İç sesim tekrar
yankılandı: “Efsun, sen sadece burada oturuyorsun, ama ben her adımını, her nefesini hissetmek
istiyorum… asla yalnız bırakmayacağım… bu gece, kimse sana yaklaşamayacak…” Kendi
kendime söz verdim; yanında olacağım, sessizce, görünmez ama her an hazır bir şekilde. Onu
korumak için ne gerekiyorsa yapacağım.
Oturduk, sessizce plan yapıyoruz ama ben farkındaydım… Efsun’un yanında olmanın verdiği
huzur ve korku bir aradaydı. İç sesim sürekli tekrarlıyordu: “Hazır ol… dikkatli ol… hareket et… ne
olursa olsun, yanında ol… kimseye izin verme…” Gözlerimi onun üzerinde gezdiriyordum, her
nefesini, her hareketini izliyordum ve beynim sürekli bir senaryo kuruyordu; olası her tehlikeyi
hesaplıyor, olası her saldırıyı önceden kestiriyordum.
Ve o an anladım… bu sadece bir gece için değil, her zaman için geçerli olacaktı. Efsun’un yanında
olmak, onu korumak, her adımını güvenle atmasını sağlamak… bu artık bir görev değil, bir hayat
biçimiydi. İçimde bir sessiz fısıltı yankılandı: “Efsun, artık yalnız yürümene izin vermeyeceğim…
acını, korkunu, yükünü paylaşmak için buradayım… her zaman, her an yanında olacağım.”
İçimdeki koruma içgüdüsü her saniye büyüyordu, kalbim her çarpışında bir kez daha
güçleniyordu. Ona zarar gelirse… düşüncesi bile dayanılmazdı. Ama aynı zamanda kararlıydım;
hiçbir tehdit, hiçbir tehlike… onun güvenliğini engelleyemeyecekti. Ve o an fark ettim ki, onu
korumak için hissettiğim bu içgüdü… sadece koruma değil, ona duyduğum güven, ona olan
bağlılığım ve ona karşı hissettiğim derin sorumluluktu.
Derin bir nefes aldım, sessizce düşündüm: “Ne olursa olsun, kimse ona dokunamayacak… kimse
onun yanında olmanın verdiği güveni yok edemeyecek… ve ben her an, her nefeste hazır
olacağım…” Gözlerimi açtım ve Efsun’a baktım; o korku, panik ve titreme içinde ama yanında
olduğumu hissettiği anda… bir nebze olsun rahatlamıştı. İçimde bir kararlılık doğdu; onun
yanında olacağım, onu koruyacağım, her zaman Ve o an biliyordum… bu sadece bir başlangıçtı, ama söz verdim kendime; Efsun’un hiçbir zaman
yalnız kalmasına izin vermeyeceğim. Her nefeste, her adımda, her sessizlikte… yanında olacağım,
onu koruyacağım ve kimseye zarar vermesine izin vermeyeceğim.
Telefonun ekranı ışık saçtığında kalbim istemsizce hızlandı. Efsun’un yanındaki koltuğa
otururken ekrana bakışım takıldı ve mesajın göndericisi görünür görünmez tüylerim diken diken
oldu. Mesajda sadece birkaç kelime vardı, ama anlamı o kadar keskin, o kadar tehditkar ki…
“Seni izliyorum. Tek bir adım yanlış attığında göreceksin.” Bu kısa cümle, sessizliği delip
geçerken hem Efsun’u hem de beni harekete geçirdi. Efsun, telefonu eline aldı ve mesajı görünce
gözleri büyüdü; elleri titriyordu ama buna rağmen sakin görünmeye çalışıyordu. İçimde bir
koruma içgüdüsü yükseldi ve hemen durumu kontrol altına almak gerektiğini fark ettim.
Koray yanımıza geldiğinde aklına hızlıca bir fikir gelmişti. “Bilgisayardan mesaj atan kişinin
konumunu bulup etrafına ekip gönderilebilir,” dedi. Söylediği şey kulağa basit geliyordu ama
ciddiyetini düşündükçe tüylerim diken diken oldu. Efsun başını salladı, kabul etti; ben de onay
verdim. Hemen Koray ile birlikte Efsun’un yanına geçtik, bilgisayarı yerleştirdik ve ekran
açıldığında mesajın geldiği numarayı ve mesajın zamanını gördük. Ellerimi hafifçe titreyerek
klavyenin yanına koydum; Efsun’un korkulu bakışlarını görmemeye çalışırken kalbim deli gibi
atıyordu.
Bağlantı sağlandı ve ilk koordinatlar ekranda belirdi. Saniyeler geçtikçe adamın etrafında birkaç
silüet hareket etmeye başladı, Koray’ın ekibiyle entegre olmuşlardı. Efsun, gözlerini ekrandan
ayırmadan nefesini tuttu, yüzündeki korku ve gerginlik açıkça görünüyordu. İçimde koruma
içgüdüsü doruk yapmıştı; her an Efsun’a bir şey olabileceğini düşündükçe midem bulandı,
tüylerim diken diken oldu. Koray adamın çevresini işaret ederken, biz planı gözlemliyorduk; ekip
adımlarını sessiz ama etkili bir şekilde atıyor, adam fark etmeden çevresi güvenli hale
getiriliyordu.
Birkaç dakika sonra ekran boşaldı, adamın hareketleri durdu ve durum kontrol altına alınmıştı.
Efsun’un omzuna hafifçe dokundum ve başını bana çevirdi; yüzünde hâlâ korku vardı ama
gözlerinde bir güven de belirmişti. İçimde bir rahatlama hissettim, ama aynı zamanda tedirginlik
hâlâ vardı. Efsun’u korumak için elimden geleni yapmıştım, ama biliyordum ki bu sadece geçici
bir çözüm.
Ekranı kapattık ve Koray bilgisayarı yerine koydu. Efsun hafifçe nefesini verdi, ama gözlerini
kaçırdı; elleri hâlâ titriyordu. Yanına eğildim, sessiz ama kararlı bir sesle söyledim: “Efsun, konu
burada kapanmayacak. Eminim. Bu bir başlangıç, farkında ol. Ama sözlerim hâlâ geçerli. Benden
uzakta tek başına hiçbir şey yapamazsın.” O bakışlarını bana dikti; gözlerinde hem korku hem
minnet vardı. İçimde bir koruma ve sorumluluk hissi yükseldi, bu işin hiçbir şekilde hafife
alınamayacağını biliyordum.
Bir süre sessizce oturduk, sadece nefeslerimiz ve odadaki hafif tıkırtılar vardı. Efsun’un titreyen
ellerini görünce, bir an için zamanın durduğunu hissettim; bu dünyada ona zarar gelmemesi
gerektiğini, onun güven içinde olması gerektiğini tekrar hatırladım. İçimde söz verdim: ne olursa
olsun yanında olacağım, onu koruyacağım ve onun güvenini sarsacak hiçbir şeyiyaşatmayacağım. Kalbim hızlı atıyor, ama zihnim berraktı; planımız vardı ve bu planı
uygulayacaktık.
Efsun başını hafifçe kaldırdı ve sessizce bana baktı. Ben de ona hafif bir gülümseme gönderdim,
ama bu gülümseme sadece güven veriyordu, rahatlama değil. Çünkü biliyordum ki, bu tehdit
tamamıyla geçmedi ve önümüzde hâlâ ciddi bir risk vardı. Ama o an, Efsun’un yanında olmanın
verdiği güçle hissettim: ne kadar korksa da, ne kadar gerilse de, birlikte her şeyi atlatabiliriz.
Sessizliği bozan tek şey Koray’ın bilgisayarı yerine koyarken çıkardığı hafif ses oldu. İç sesim
sürekli fısıldıyordu: “Her an tetikte ol. Onu asla yalnız bırakma. Bir adım bile geri atma.” Efsun’un
nefes alışını dinledim, gözlerindeki korku ve güvenin karışımı bana görevimi hatırlattı. Yanında
oturuyor, her an tetikte bekliyor ve gerektiğinde onu korumak için ne gerekiyorsa yapacağıma
söz veriyordum. Bu söz, sadece bir kelime değil; kalbime kazınmış bir ant içmiş gibi
hissediyordum.
Ve o an biliyordum ki, Efsun’un güvenliği her şeyden önemliydi. Tehdit geçici olabilir, ama onun
yanında olmak, onu korumak ve her adımını güvenli kılmak, benim yapmam gereken bir görev ve
aynı zamanda bir ayrıcalıktı.
🪷
Efsun Karal
Telefonum ekranı ışık saçtığında kalbim istemsizce hızlandı, elim titredi, nefesim kesildi; bir kez
daha fark ettim ki bu evde hiçbir şey tamamen güvenli değildi. Deniz yanımdaydı, gözleri kararlı
ve keskin, içimdeki korkuyu hissetmiş gibi bana bir bakış attı, dudakları kısık bir şekilde “Sakin ol,
ben buradayım” dedi. Koray hâlâ uykulu, ama gözlerindeki ciddiyet aniden uyandı. Üçümüz
sessizce oturduk, kimse konuşmuyordu, yalnızca dışarıdan gelen tehditin sessiz ama keskin
varlığını hissediyorduk. Her saniye uzun bir ömür gibi geliyordu, kalbim göğsümde çarpmaya
devam ediyordu ve iç sesim binlerce olası senaryoyu tek tek geçirmeye başlamıştı. “Ya başıma
bir şey gelirse? Ya yanlış bir adım atarsak?” diye fısıldadım kendime, ama Deniz hemen yanımda
olmanın verdiği güçle sessizliğimi hissetmiş gibi başını hafifçe salladı.
Koray uyanmıştı, bilgisayarı getirdi ve üçümüz durumu analiz etmeye başladık. Mesajın geldiği
noktayı, olası çevresini, etraftaki hareketleri bir bir kontrol ettik. Deniz her detayda tetikteydi,
gözleri adeta ışık gibi parlıyor, her sesi, her gölgeyi dikkatle izliyordu. İçimden defalarca
“Yanımda olduğu için şükrediyorum” dedim, ama aynı zamanda korkum da büyüyordu. Koray
bilgisayar üzerinden konumu tespit ederken ben nefesimi tuttum, Deniz ise gözleri bilgisayar
ekranında, eli kolunda gerilmiş, sessiz bir koruma modunda duruyordu. Herkesin tek amacı vardı:
bu tehdit unsuru ortadan kalkana kadar hayatta kalmak, güvende olmak, birbirimizi korumak.
Konum tespit edildikten sonra ekipler gönderildi. O an üçümüz bir anda rahatladık, içimde uzun
süredir biriken gerginlik yavaş yavaş çözülmeye başladı, kalbim daha sakin atmaya başladı ama
hala tetikteydim. Deniz, bana doğru döndü ve gözlerime bakarak ciddiyetle söyledi: “Efsun,
sözlerim hâlâ geçerli. Bundan sonra tek başına evden dışarı çıkma, Koray’sız, benim yanım
olmadan asla. Bunu aklından çıkarma. Senin güvenin benim için her şeyden önemli.” Gözlerimi Deniz’in kararlı bakışlarına dikmişken, sözlerinin içimde yankılandığını hissettim; onun kararlılığı
bana güç verdi, ama aynı zamanda sorumluluğumun da farkına vardım.
“Her zorluk bir sınavdır, ama yalnız yürümek zorunda değilsin” dedim sessizce kendi iç sesime,
çünkü o an anladım ki Deniz yanımda oldukça korkularımın ağırlığı hafifliyordu. Onun varlığı
sadece bir koruma değildi; bir güven, bir sığınak, bir umut ışığıydı. Gözlerim ekranlara, odanın
köşelerine kayarken, küçük bir tebessüm bile dudaklarımı ısıttı. Bu kadar yoğun bir gerilimden
sonra, hâlâ yanında olmak, hâlâ benim yanımda durmak… insanın içini ısıtan bir huzur veriyordu.
Ekipler tehdit unsurlarını etkisiz hale getirip geri dönünce, Deniz yanımda otururken ellerimi
sıkıca tuttu, “Artık güvendesin. Ama unutma, bu iş burada bitmedi, her zaman dikkatli olmalıyız.
Sözlerim hâlâ geçerli” dedi. O an, onun bana olan kararlılığı, sessiz ama sağlam korumacılığı,
bana hem güven hem de sorumluluk verdi. İçimde bir his, tüm korkuların ve gerilimin ardından
yavaşça yerini bir tür huzura bıraktı. Derin bir nefes aldım, gözlerimi kapattım ve düşündüm:
Deniz, senin yanında olmak… sadece güvenli hissettirmek değil, aynı zamanda insanın içini de
aydınlatmak demekmiş.
O gece boyunca düşündüm, sessizliğin içinde Deniz’in sözleri kulaklarımda çınladı: “Sözlerim
hâlâ geçerli, dikkatli olacağız.” Bu söz, yalnızca bir uyarı değil, aynı zamanda bir vaattir, bir
güvence, bir koruma ve bir dostluk nişanesiydi. İçimdeki gerilimin ve korkunun yerini yavaşça bir
umut aldı; artık biliyordum ki ne olursa olsun, yanımda biri vardı. Beni koruyan, beni dinleyen ve
benim güvenim için her şeyi yapacak biri vardı.
Ve o an düşündüm: “Hayatta karşımıza çıkan fırtınalar, yanımızda duracak doğru insanları
bulduğumuzda, en şiddetli rüzgarları bile birlikte göğüsleyebiliriz. "
🪷

Bittii. Deniz'in beraber yatmayız dedikten sonra Efsun ile uyuması şoku...

Koray ve Efsun'un abi-kardeş sahnesini yazmak duygulandırdıı. Çok tatlılar bence 🫠

Koray'ın doğum günü ile övünmesi şaka mııı. Ama şaka maka çok güzel bir doğum tarihi vaarrr. Aslında bunu biraz da kendimden esinlendim benim doğum günümde 09.09 eheh. Doğum tarihlerini düşünürken neden Koray'a 05.05 yapmayayım hem o övünür falan dedim böylece ortaya çıktıı.

Umarıım bölümü sevmişsinizdirr. Düşüncelerinizin bana bildiriin olur muu 🩷

Bir sonraki bölümde görüşmeek üzere 💙

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18