10. bölüm · ZAMANIN BEDELİ
10.BÖLÜM=Hiçlik ve her şey
Mete gözlerini açtığında, tavanın ne kadar yüksek olduğunu fark etti. Beyni, binlerce yabancı hayatın içinden geçip gitmesinin ardından, içi boşaltılmış bir kovan gibi sızlıyordu. Doğrulmaya çalıştı ama kasları komut almıyordu. Az önce babası olan o metal yığınına baktı; devrelerinden dumanlar sızan o soğuk gövde artık sadece bir heykeldi.
"Kimim ben?" diye sordu Mete. Sesi, boş odada yabancı bir yankı gibi dolaştı.
Kendi ismini aradı; bulamadı. Annesinin yüzünü çağırdı; sadece gri bir sis geldi. Gümüş saat, şehre anılarını geri vermişti ama bedel olarak Mete'nin tüm varlığını emip götürmüştü. O artık Sıfır’dı.
Kulenin dışından gelen sesler yükselmeye başladı. Sirenler değil, haykırışlardı bunlar. Şehrin insanları sokaklarda birbirlerine sarılıyor, isimlerini bağırıyor, ağlıyordu. Pas Bölgesi'ndeki o yaşlı kadın artık evladının adını biliyordu. Hurdacı, kaybettiği yılların yasını tutabiliyordu. Dünya yeniden "insan" dolmuştu.
Kulenin ağır kapıları aşağıdan zorlanarak açıldı. Ayak sesleri merdivenleri döverek yukarı çıkıyordu. Mete, babasının cansız elinin hemen yanında duran, patlamadan sağ çıkmış küçük bir metal parçasını fark etti. Bu, gümüş saatin arka kapağıydı.
Mete titreyen parmaklarıyla kapağı ters çevirdi. Kapağın iç yüzünde, tırnakla kazınmış gibi duran çok eski bir yazı vardı:
"Zamanı kurtardın oğlum, şimdi kendi zamanını yarat."
Kapı aniden açıldı. İçeriye girenler Muhafızlar değil, kasklarını çıkarmış, gözleri yaşlı insanlardı. En önde Aras vardı. Aras, Mete’nin yanına diz çöktü ve elini onun omzuna koydu.
"Seni bulduk," dedi Aras. Sesi minnet doluydu. "Herkes seni konuşuyor. Bize her şeyi geri verdin."
Mete boş gözlerle Aras’a baktı. "Ben kimim?" diye fısıldadı.
Aras gülümsedi, cebinden Mete’nin 5. bölümde masanın altına sakladığı o notu çıkardı. Notu Mete’nin avucuna bıraktı. Notun arkasında, babasının el yazısıyla tek bir kelime eklenmişti:
"METE."
Mete ismini okuduğunda, kalbinin derinliklerinde küçük bir kıvılcım çaktı. Belki çocukluğunu, belki babasının sesini asla tam olarak geri kazanamayacaktı ama artık bir ismi vardı. Ve dışarıda, ilk kez sahte ışıklarla değil, gerçek bir şafak söküyordu.
Mete, Aras’ın yardımıyla ayağa kalktı. Kulenin camından aşağı baktı. İnsanlar saatlerine bakmıyordu; birbirlerinin yüzüne bakıyorlardı. Zaman artık bir hapishane değil, yaşanması gereken bir boşluktu.
Mete gümüş saatin kırık parçalarını kulenin tepesinden aşağı, gümüş yağmurun dindiği sokağa bıraktı. Artık saate ihtiyacı yoktu. Çünkü artık kendi zamanının sahibiydi.
SON🖤
