9. bölüm · Yüzlerce Kez Ölmek

9. Bölüm - İtirafların Gecesi

Seide Meherremova

Depodaki o kanlı geceden sonra dünyam altüst olmuştu. Uyuduğumda kulaklarımda hâlâ silah sesleri çınlıyordu. Gözlerimi kapattığımda yerde yatan adamların görüntüsü zihnimde canlanıyordu. Ama en çok da Aras'ın beni korumak için kendini siper ettiği anı hatırlıyordum.

Korkumdan çok kalbim acıyordu. Çünkü onun her şeye rağmen beni yanında tuttuğunu biliyordum.

Bir hafta boyunca kendisinden haber alamadım. Ne aradı ne mesaj attı. Bu sessizlik beni yavaş yavaş delirtiyordu. Sanki kalbimi göğsümden söküp almıştı.

Bir gece dayanamadım. Çıktım, onun evine gittim. Kapının önünde nöbet tutan adamlar beni görünce şaşırdı. İçlerinden biri sert bir ifadeyle sordu:
— “Kimi arıyorsun?”

— “Aras'ı,” dedim titrek bir sesle.

Adamlar birbirlerine baktı. Bir süre sonra kapı açıldı, Aras göründü. Üzerinde siyah bir gömlek, gözlerinde yorgun ama öfkeli bir bakış vardı. Beni görünce bir an durdu, sonra ağır adımlarla yanıma geldi.

— “Burada ne işin var?” dedi sert bir sesle.

— “Seni görmeye geldim,” dedim fısıldar gibi.

Kaşlarını çattı.
— “Sana o depodaki geceyi unutturmak istedim. Seni uzağa göndermek istedim. Sen hâlâ anlamıyor musun? Bu dünyada senin yerin yok.”

Gözlerim doldu.
— “Ama benim yerim sensin. Sen olmadan hiçbir yerim yok.”

Sözlerim onu susturdu. Yüzünde bir anlık kırılma oldu, ama hemen toparlandı. Başını iki yana salladı.
— “Beni sevmek, kendini öldürmektir Asel.”

— “O zaman öleyim,” dedim hıçkırarak. “Ama sensiz yaşamak istemiyorum.”

Bir an bana baktı. Gözlerindeki sertlik yavaşça çözüldü. İçindeki zincirlerin kırıldığını hissettim. Sonra aniden elimi tuttu, beni içeri çekti.

Salonun ortasında durduk. Aras'ın elleri hâlâ kan ve barut kokuyordu, ama dokunuşunda bir titreme vardı. Gözlerimin içine baktığında ilk kez o kabuğun altındaki adamı gördüm. Kırık, yalnız, ama sevmekten korkan bir adamı.

— “Beni anlamıyorsun,” dedi fısıldayarak. “Benim içim karanlık. Senin ışığını söndürürüm.”

Başımı iki yana salladım.
— “Hayır. Belki de benim ışığım senin karanlığını aydınlatır.”

O an sessizlik oldu. Zaman durdu. Sonra Aras bir adım daha attı. Dudaklarımız birbirine değdiğinde kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Bütün korkular, bütün yasaklar, bütün acılar o an buhar oldu.

Ama öpücüğünün içinde bile acı vardı. Dudakları sertti, nefesi ağırdı. Sanki bana sarılırken hem sahipleniyor hem de bırakmak istiyordu. O an anladım: Bu aşk bizim için hem cennet hem cehennem olacaktı.

Gece boyunca konuşmadık. Sadece yan yana oturduk. Onun kalbini ilk defa bu kadar yakından hissettim.

Ama sabah olduğunda yüzü yeniden sertleşmişti. Pencerenin önünde durmuş sigarasını içiyordu. Bana dönmeden konuştu:
— “Dün gece olanları unut. Bu sana zarar verecek.”

Gözlerim doldu.
— “Ben unutmak istemiyorum.”

Aras başını çevirdi. Gözlerinde fırtına vardı.
— “O zaman bil ki bundan sonra geri dönüş yok. Benimle kalırsan, hayatın da kaderin de bana ait olacak. Ve bu yolun sonu mutlu bitmez, Asel.”

Onun sözleri beni korkuttu. Ama aynı zamanda daha çok bağladı. Çünkü içimde çoktan kararımı vermiştim.

O an anladım: Ben Aras'ıseçmiştim. Hem aşkını, hem karanlığını, hem de mutsuz sonunu.