Yürek Sancısı kitap kapağı

5. bölüm / 5

Yürek Sancısı

5. Bölüm- Oyunlu Ev

Vaveyla Yazarı: Mediha Nur Horasan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 5. Bölüm- Oyunlu Ev

5. Bölüm: Oyunlu Ev

Keyifli Okumalar...

Bu evde her şey "normal" görünüyordu. Ama normal değildi.

Kapılar kilitliydi. Camlar açılmıyordu. Her odada, her koridorda kameralar vardı.

Ve bizi izleyen biri vardı.

X.

Hepimize birer oda verilmişti. Odalar sade ama rahattı. Gardıroplarımızda bizim için hazırlanmış kıyafetler vardı. Banyo, mutfak ve oturma odası her şey eksiksizdi.

Ama çıkış yoktu.

Pars kapıları zorladı. Eren camları kırmaya çalıştı. Kayra, mutfaktan bulduğu bıçaklarla kapı kilidini açmaya çalıştı. Dora ve Deren, evi inceleyerek bir ipucu aradılar.

Ben ise sadece izliyordum.

Çünkü biliyordum.

Buradan öylece çıkamayacaktık.

Ve X bunu biliyor gibiydi.

Bir süre sonra pes ettik. Çıkış olmadığını kabullenmek zorunda kaldık.

İlk kez yemek masasına hepimiz birlikte oturduğumuzda, garip bir sessizlik vardı.

"Bizi burada ne kadar tutacaklar?" diye sordu Deren.

Kimse cevap veremedi.

Pars, çatalını masaya koyup sert bir sesle konuştu: "Bunu yapan her kimse, bir hata yaptı. Bizi bir arada tuttu. Bu onların son hatası olacak."

Göz göze geldik. O kadar emin konuşuyordu ki bir an gerçekten de çıkabileceğimize inandım.

Ama nasıl?

Zamanla buraya alışmaya başladık.

Sabah kalkıyor, kahvaltı yapıyor, odalarımıza çekiliyorduk. Spor yapıyor, televizyon izliyor, bazen sohbet ediyorduk.

X, bize zarar vermiyordu. Ama bizi izliyordu.

Her adımımızı, her hareketimizi, her kelimemizi...

Ve bu gerçek, geceleri uyumamı zorlaştırıyordu.

Uyandığımda odanın beyaz duvarlarına bir süre boş boş baktım.

Burada kaç gündür olduğumuzu bilmiyordum. Günler birbirine karışmıştı.

Yatakta doğrulup derin bir nefes aldım. İçimde garip bir huzursuzluk vardı.

Bu ev içinde yaşanabilir bir yer gibi görünüyordu ama bir hapishaneydi.

Ve biz, buranın mahkumlarıydık.

Kahvaltı için mutfağa gittiğimde herkes çoktan toplanmıştı. Dora ve Deren bir şeyler pişiriyordu. Pars, kollarını bağlamış, duvara yaslanarak düşünceli bir şekilde etrafı süzüyordu. Kayra ve Eren masaya oturmuş, konuşuyorlardı.

Ben de bir sandalyeye oturup onları izledim.

“Günaydın,” dedim yorgunca.

Deren hafifçe gülümsedi. “Günaydın Efil.”

Pars’ın sesi sert çıktı. “Hâlâ buradan çıkmanın bir yolunu aramıyorsak, hiçbir şey ‘günaydın’ değil.”

Kayra gözlerini devirdi. “Kardeşim, her yeri denedik. Kapılar kilitli, camlar açılmıyor. Buradan çıkış yok.”

“Bir çıkış olmalı,” diye mırıldandım.

Pars başını kaldırdı. “Kameralar...”

Hepimiz aynı anda başımızı çevirdik.

Tavandaki siyah kameralar...

Bizi izleyen gözler...
Pars aniden yerinden kalktı. “Bir şeyi deneyeceğim.”

Kimse ne yapacağını bilmiyordu ama hepimiz onu takip ettik.

Salonun ortasına geçti ve doğrudan kameraya bakarak konuştu:

“Hey! Sen! Bizi buraya kilitleyen her kimsen! Amacın ne?”

Sessizlik.

Aramızda gergin bakışmalar oldu. Pars dişlerini sıktı. “Ses ver lan!”

Tam o anda tavandaki panel açıldı ve içinden uzun namlulu bir silah çıktı.

Hepimiz donup kaldık.

Silah, doğrudan Pars’a çevrilmişti.

Kimse hareket etmedi.

Gözlerimi açıp kapadım. Silah oradaydı. Gerçekti.

Eren yutkundu. “Bu şaka falan değil, değil mi?”

Kayra soğuk terler içinde fısıldadı: “Bizi öldürebilir...”

Silah, bir süre öylece durdu. Sonra, hareket eden başka biri olmadığı için yerine geri çekildi.

Ama hepimiz o anı gördük.

Burada özgür değildik.

Ve bir hata yaparsak, gerçekten de ölebilirdik.

Pars sessizce yerine oturdu. Masaya yumruğunu sertçe koydu.

“Bu... savaş demek.”

O an hepimiz fark ettik.

X bizi sadece izlemiyordu.

Bizi kontrol ediyordu.

Kahvaltıyı zorla bitirdik. Herkes sessizdi. Silahları gördükten sonra, buranın sadece bir hapishane değil, aynı zamanda bir ölüm tuzağı olabileceğini anlamıştık.

Pars, sinirle çatalını tabağa attı. “Bu X her kimse, bizi sadece kilitlememiş. Bizi kontrol ediyor.”

“Ya da bizimle oynuyor,” dedi Dora sessizce.

Tam o anda, kapının altından bir şey sürüklendi.

Hepimiz donduk.

Kayra eğilip aldı: Siyah bir kutu.

Kutunun üzerinde sadece tek bir şey yazıyordu:

"Efil Soykamber"

Gözlerimi kırptım.

“Bunu açmam mı gerekiyor?” diye fısıldadım.

Kimse cevap vermedi. Ama herkes bana bakıyordu.

Ellerim titreyerek kutunun kapağını kaldırdım.

İçinde, katlanmış bir zarf vardı.

Zarfı açtım.

İçinden çıkan not kısa ve netti:

"Görevin hazır. Kimseye söyleme. Bunu yapmazsan, cezan olacak.

Görev: Pars'a yazan anonim sen olduğunu söyle, (ister herkesin içinde, ister sadece Pars'a.)

Soluk soluğa kağıda baktım. Kimseye söyleyemezdim.

Başımı kaldırdığımda herkes bana bakıyordu.

Eren, “Ne yazıyor?” diye sordu.

Hiçbir şey belli etmemeliydim.

Kağıdı buruşturup cebime attım.

“Sadece saçma bir uyarı.”

O gece uyuyamadım.

Kimse bana soru sormadı ama herkesin kafasında aynı şey vardı: Bu kutular herkese gelecek miydi?

Ve cevabı sabah aldık.

Çünkü kahvaltı sırasında kapının altından bir kutu daha sürüklendi.

Bu sefer, ismi yazılan kişi Pars’tı.

Herkes sırayla görev alacak ve bu görevlerin ne olduğu bilinmeyecekti.

Ama önemli olan soru şuydu:

Bu görevler bizi birbirimize düşürmek için miydi?

(Pars’ın Anlatımı)

Zarfı açarken ellerim hafifçe titredi. Ama bunu kimseye belli etmedim.

Masadaki herkes bana bakıyordu. Gözlerimi kısmıştım. Bütün dikkatimi kağıda verdim.

"Görevin hazır. Kimseye söyleme. Bunu yapmazsan, Efil Soykamber ölecek."

O an nefesim kesildi.
Gözlerimi kısıp tekrar okudum. Yanlış okuyor olmalıyım.Ama hayır.Açık ve netti. Eğer görevi yapmazsam, Efil ölecekti.
Dudaklarımı sıktım. Yutkundum. Masada herkes beni izliyordu.

Başımı kaldırdım. "Sadece saçma bir uyarı," dedim umursamaz bir tavırla.

Efil kaşlarını çattı. Gözleri doğrudan bana kilitlenmişti.

Ama ben de yıllardır yalan söyleme konusunda ustaydım.

"Geçelim şu saçmalıkları," diyerek kağıdı buruşturup cebime attım.Ama içimdeki fırtına gitgide büyüyordu.

X benden Efil’i belirlediği bir yere götürmemi istiyordu.Ama bunu yaparken oyun oynamalıydım.
Efil’e yakın olmalıydım. Ona güven vermeliydim. Beni takip etmesini sağlamalıydım.
Ve sonra... onu teslim etmeliydim.

Eğer yapmazsam...

Efil ölecekti.

Dişlerimi sıktım. Yumruğumu masanın altına sakladım.

X kiminle oynadığını bilmiyordu.

Bu oyunu oynamam gerekiyorsa, kuralları ben koyardım.

Efil, oturma odasında sessizce düşünüyordu.
Yanına oturdum. İlk defa ona gerçekten yakındım.
Biraz daha fazla yaklaşarak ona doğru eğildim. "Ne düşünüyorsun?"

Efil başını kaldırdı. Gözleri beni süzdü. "Sence buradan çıkabilecek miyiz?"
Tamam. Şimdi samimi görünmeliyim.

Kaşlarımı çattım, dudaklarımı büzdüm, iç çekerek gülümsedim. "Beraber hareket edersek, evet."

Efil gözlerini kısıp baktı.
Sakın şüphelenme, sakın...

Efil hafifçe gülümsedi. "Beraber, ha?"

Bunu söylediğinde içimde bir şey sıkıştı.
Efil’in bana inanmasını sağlamak için ne kadar ileri gidecektim?

Ve en önemlisi...

Bu oyunu gerçekten oynayabilecek miydim?

Odama geçtiğimde, kapıyı sessizce kapatıp duvara yaslandım.
Ne yapacağım?

Efil’i kandırıp X’in belirlediği yere götürmek mi? İmkânsız.

Ama yapmazsam...

Ölecek.

Dişlerimi sıktım. Yumruklarımı sıktım. Ama sonra derin bir nefes aldım.
Tamam. Eğer bu oyunu oynayacaksam, bunu mükemmel yapmalıydım.
Gerçekten yakınlaşmalıydım.
Onu ikna etmeli, bana güvenmesini sağlamalı, sonra da…

Sonra da?

Hayır. O noktaya geldiğimde başka bir yol bulacaktım. Bulmak zorundaydım.
Elimde iki kahve bardağıyla Efil’in kapısına geldim.
Derin bir nefes alıp, kapıyı tıklattım.
İçeriden bir homurdanma geldi. "Kim?"

Sesi uykulu çıkmıştı. Hafifçe gülümsedim. Sıcak ol. Samimi görün.

"Benim," dedim. "Uyumadıysan içeri gelebilir miyim?"

Sessizlik. Sonra ayak sesleri duyuldu ve kapı yavaşça açıldı.

Efil’in gözleri mahmurluktan hafifçe kısılmıştı. Saçları dağınıktı. Üzerinde büyük bir tişört ve tayt vardı.

"Beni neden bu saatte rahatsız ediyorsun, Pars?" dedi yavaşça.

Elimdeki kahveyi gösterdim. "Senin için yaptım."

Şaşkınlıkla gözlerini kırptı. "Kahve mi?"

Başımı salladım, sahte bir utangaçlıkla kaşınarak. "İkimiz de uyuyamıyoruz. Belki biraz konuşmak iyi gelir diye düşündüm."

Efil, beni tartar gibi baktı.

Birkaç saniye süren bu sessizlik, içimdeki gerginliği artırdı. Şüphelendi mi?

Sonra omuz silkip kapıyı açtı. "Gel içeri."

İlk hamle başarılı.

Efil yatağın ucuna oturdu. Ben de sandalyesine yerleştim.

Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra bana baktı.

"Neden buradasın, Pars?"

Gözlerimi kaçırmadım. Direkt bak. Rahat ol.

"Konuşmak için."

Gözlerini kısıp dudaklarını büktü. "Pek senin tarzın değil."

Gülümsedim. "Belki de burası beni değiştiriyor."

Efil bir an duraksadı. Sonra başını eğip kahvesini karıştırmaya başladı.

Bir şeyler düşünüyordu.

Sormalıyım.

"Efil," dedim yumuşak bir sesle, "Buraya geldiğimizden beri çok sessizsin. Gerçekten iyi misin?"

Başını kaldırıp bana baktı. Gözleri bulanıktı.

"İyi miyim?" diye tekrarladı. "Buraya kaçırıldık. İzleniyoruz. Tehdit altındayız. Ve çıkış yolu bulamıyoruz. Sence iyi olabilir miyim?"

Sesindeki kırılmayı fark ettim.

Ama aynı zamanda, bu kırılma bana bir kapı açtı.

Ayağa kalkıp yanına oturdum.

Bir şey yapmalıydım. Samimi görünmeliydim. Gerçekten onunla ilgileniyormuş gibi.

Elimi yavaşça omzuna koydum.

Efil başını kaldırıp bana baktı.

"Efil," dedim alçak sesle, "Ne olursa olsun, yalnız değilsin. Buradan birlikte çıkacağız. Sana söz veriyorum."

İnandım mı?

Hayır.

Ama Efil inandı.

Ve bu oyunu oynayacaksam, o da oynamak zorundaydı.

***

Sabah olduğunda, her şey bir nebze olsun daha normal hissettirdi.
Normalmiş gibi davranmalıyız.
İnsan beyni garip bir şeydi. Esiriz, izleniyoruz, tehdit altındayız. Ama güneş hâlâ doğuyordu, mide hâlâ acıkıyordu ve insanlar hâlâ gülmek istiyordu.
Mutfakta buluştuk. Burası ev gibi tasarlanmıştı, ama herkes bunun bir hapishane olduğunu biliyordu.
Eren, elinde iki ekmek dilimiyle havaya kaldırıp bağırdı: “KİM TOST İSTER?”

Kayra hemen atladı. “Ben! Ama içinde sen olma.”

Eren ona ters ters baktı. “Komik mi oldun sen?”

Dora gülerek ekmekleri Eren’in elinden aldı. “Sen bırak, ben yaparım. Senin elinden yemek istemiyoruz.”
Eren üzgün taklidi yaptı. “Kalbim kırıldı.”

Deren göz devirdi. “İlk önce bir tane kalbin olması lazım.”

Herkes gülmeye başladı. Gülmek...

Gülmek iyi geliyordu.

Ben masaya oturdum, Efil de tam karşıma geçti. Göz göze geldik.

Dün geceyi düşündüm. Yalanlarımı, sahte güvenimi.

O ise sadece çayını karıştırıyordu.

Sonra Eren tekrar konuştu: “Bence buradan çıkınca birlikte tatile gitmeliyiz. Sahile. Şezlong, güneş gözlüğü ve yanımda bir sürü kız.”

Dora kaşlarını kaldırdı. “Seninle tatile gitmek? Bu, hayatımın en kötü kabusu olurdu.”

Kayra hemen atıldı: “Bana bakın, bence Eren denize girince onu geri almamalıyız. Deniz kabul ederse, biz niye etmeyelim?”

Herkes kahkahalarla güldü.

Ve sonra...

Hoparlörlerden gelen o mekanik ses her şeyi susturdu.

“GÜLMEYİN. SİNİRLERİMİ BOZUYORSUNUZ.”

Bir anda hava buz kesti.

İçimdeki her şey dondu.

X bizi izliyordu. Ve şu an bizi susturuyordu.

Herkes birbirine baktı. Hiç kimse konuşmadı.

Çünkü X’in şaka yapmadığını hepimiz biliyorduk.

Sabahki kahvaltı sahnesinden sonra herkes daha temkinli davranıyordu. X’in bizi izlediğini, her an tepemizde olduğunu bilerek yaşamak korkunçtu. Ama yine de insan, alışıyordu. Tıpkı karanlık bir odada gözlerinin zamanla alışması gibi…

Gün içinde herkes kendi köşesine çekilmişti ama ben Efil’in yanına gittim. Görevim gereği…

Hayır.

Bunu düşünme Pars.

Ona oyun oynuyorum. Ama kendimi bile inandırmaya başlamıştım.

Efil kanepeye kıvrılmış, elinde bir kitap vardı. Yanına oturdum, hafifçe eğilip göz ucuyla sayfaya baktım.

“Ne okuyorsun?”

Başıyla kitabı gösterdi. “Psikoloji üzerine bir şeyler. Belki X’in beynini çözebiliriz diye düşündüm.”

Güldüm. “X’in beyni olduğunu varsayıyorsun.”

O da hafifçe gülümsedi. “Evet, çok iyimserim değil mi?”

Kitabı kapatıp bana döndü. Bir an yüzüme baktı, sonra gözlerini kaçırdı.

Efil’in bana karşı hala temkinli olduğunu biliyordum ama yavaş yavaş aramızdaki buz kırılıyordu.

Ona bir kahve uzattım. “Sana yaptım.”

Şaşkınca kaşlarını kaldırdı. “Bana kahve mi yaptın?”

Omuz silktim. “Sen de insan sayılırsın, değil mi?”

Güldü, ama alaycıydı. “Çok naziksin, Pars.”

Bardağı aldı, yudumladı. Sonra şaşkınlıkla bana döndü.

“Sen gerçekten güzel kahve yapıyormuşsun.”

Sırıttım. “Benim daha bilmediğin bir sürü yeteneğim var.”

Gözlerini devirip kahvesini içmeye devam etti.

Ama bu sırada, salonun diğer tarafında Eren ve Deren’in atışmasını duyuyordum.

Deren, kollarını kavuşturmuş Eren’e ters ters bakıyordu.

“Sen gerizekalının teki misin?”

Eren umursamazca omuz silkti. “Bilmiyorum, belki de sadece senin sinirini bozmaktan hoşlanıyorum.”

Deren gözlerini kıstı. “Senden o kadar nefret ediyorum ki, yüzüne bakınca tırnaklarımı avuçlarımın içine geçirmem gerekiyor.”

Eren keyifle gülümsedi. “Vay be. Demek bana karşı fiziksel tepkiler veriyorsun.”

Deren’in yüzü kıpkırmızı oldu. “Öldüreceğim seni.”

Eren geri adım atmadı. “Ama önce biraz daha sinirlenmelisin.”

Deren tam yumruk atacak gibi bir harekette bulununca, Kayra araya girdi.

“Tamam tamam! Hepimiz kapalı bir alandayız, birbirimizi öldürmeyelim lütfen. X zaten bizim için bunu planlıyordur.”

Eren ve Deren birbirlerine ters ters bakarken, Kayra başını iki yana sallayıp Dora ve Eflah’a döndü.

“Bakın dostlar, bu iki manyağa kıyasla siz gayet normalliğinizi koruyorsunuz.”

Dora gülerek Eflah’a döndü. “Kayra’ya katılıyorum. Biz gayet normalliğimizi koruyoruz.”

Eflah hafifçe sırıttı. “Demek hala normal olduğumu düşünüyorsun?”

Dora kaşlarını kaldırdı. “Henüz garip bir şey yapmadın.”

Eflah gözlerini ona dikti, bir an sessizlik oldu. Sonra hafifçe Dora’nın kolunu tuttu ve yavaşça başını yaklaştırdı.

“O zaman, seni şaşırtmam için doğru anı bekleyeyim.”

Dora ne diyeceğini bilemeyerek gözlerini kaçırdı ama hafif bir gülümseme yüzüne yayıldı.

Kayra ise ikisini izleyip ellerini çırptı. “Aha! Yavaş yavaş birbirimize ısınıyoruz!"

Eren derin bir nefes alıp Kayra’nın omzuna vurdu. “Senin cidden çok boş vaktin var.”

Kayra sırıttı. “Tabii ki var, çünkü buradan çıkamıyoruz.”

Herkes bir an sustu.

Gerçek yüzümüze çarptı.

Buradan gerçekten çıkamıyorduk.

Ve X bizi izliyordu.

Kayra, gözlerini devirdi ve kanepeye yayılmış halde esnedi. “Abi, lise hikayesi yazıyorduk, nasıl polisiye oldu bu?”

Eren kaşlarını kaldırdı. “Ne yani? Kaçırılıp hapis tutulmamızın lise hikayesiyle çeliştiğini mi düşünüyorsun?”

Kayra kollarını açtı. “Aga, bak olaylara bir. Normalde ne olmalıydı? İşte okulda hocaların anlattığı dersten sıkılmalıydık, kantinde saçma sapan goygoy yapmalıydık, sınavdan önce ‘abi ben kesin kaldım ya’ diyip 80 almalıyorduk. Ama bak şu hale! Matematik yarışması, amigo takımı, basket maçı derken BAM! Kaçırıldık.”

Deren araya girdi. “Bence en büyük problem X’in bizi izliyor olması değil. Senin şu anda bu olayı bir tür senaryo gibi analiz ediyor olman.”

Kayra ciddi bir yüz ifadesi takındı. “Bir karakter derinliği lazım Deren. Yani, hikaye bu noktada aksiyon aldı ama biz genç ve enerjik liselileriz. Polisiye olmamalıydık. Romantik-komedi falan daha mantıklıydı.”

Pars gözlerini kıstı. “Sen şu an kaçırıldığımız gerçeğini bir kenara mı attın?”

Kayra iç çekti. “Abi, yok sayınca biraz daha az korkutucu oluyor. Sen de dene, fena değil.”

Efil hafifçe gülümsedi. “Bence X bunu duyunca sinirlenmiştir.”

Tam o sırada, o korkutucu mekanik ses hoparlörden yankılandı:

“Gülmeyin. Sinirlerimi bozuyorsunuz.”

Odaya sessizlik çöktü.

Kayra kollarını bağlayıp ciddi bir şekilde başını salladı. “İşte şimdi tam bir polisiye oldu.”

***
(Ilgıt'ın anlatımı)

X’in sesi yankılandığında midemde rahatsız edici bir düğüm oluştu. Kahvaltı masasında herkesin aniden gerildiğini hissedebiliyordum. Gözlerimi çayımın yüzeyine diktim, ama ellerimin hafifçe titremesini durduramıyordum. Kayra hala durumu espriye vurmaya çalışıyordu, ama o bile sesinin önceki kadar neşeli çıkmadığını fark etmiş olmalıydı.

Kendi odama çekildiğimde, bir süre tavana bakarak yatakta uzandım. Aklımda dönüp duran sorular bir türlü durulmuyordu. Burada ne kadar daha kalacaktık? X’in amacı neydi? Ve en önemlisi… bu zarf meselesi nereye varacaktı?

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Rahatlamam gerekiyordu. Ama ne zaman gözlerimi kapatsam, kafamda X’in mekanik sesi yankılanıyordu.

Derken kapımın altından bir şeyin içeri süzüldüğünü fark ettim. Hemen doğrulup yatağın kenarına oturdum. Küçük, siyah bir zarf…

Yavaşça eğilip aldım. Parmaklarımın titremesini engelleyerek dikkatlice açtım. İçinde tek bir satır yazılıydı:

“Pars’a güvenme.”

Kalbim anında hızlandı. Gözlerim defalarca o kelimeleri taradı, beynim anlamlarını çözmeye çalışıyordu. Bu ne demekti? Pars’a neden güvenmemeliydim?

Ona bir şey mi yaptıracaklardı? Yoksa… zaten bir şey mi yapmıştı?

Zarfa boş boş bakarken kapım aniden çaldı. İrkildim, zarfı hızla yastığımın altına sıkıştırıp kapıya yöneldim.

Kapıyı açtığımda karşımda Pars vardı. Elinde iki kahve bardağı tutuyordu. Gülümsemesi her zamanki gibi kendinden emindi ama gözlerindeki belli belirsiz gerginliği fark edebiliyordum.

“Umarım şekerli içiyorsundur,” dedi, elindeki bardağı bana uzatırken.

Tereddüt ettim. Ellerim istemsizce titredi ama belli etmemeye çalıştım. Zarfın etkisini üzerimden atamamıştım. Pars’a güvenmemem gerektiği söylenmişti. Ama neden?

Yavaşça kahveyi aldım ve ona baktım.

“Teşekkür ederim.”

Sesim düşündüğümden daha sakin çıkmıştı.

Pars bana bakarken başını yana eğdi. “Bugün biraz dalgınsın.”

Dikkatlice onu süzdüm. Her zamanki samimi tavırları… ama gerçekten öyle mi?

X’in sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Bugün herkes odasında olacak. Size yeni bir zarf göndereceğim. Bu sefer işler daha ciddi olacak.

Ve bana gelen zarf… Pars’a güvenme.

Boğazım düğümlendi ama bir şey belli etmemeye çalışarak hafifçe gülümsedim.

“Sadece… çok fazla düşünüyorum sanırım.”

Pars kahvesinden bir yudum aldı ve bana dikkatlice baktı. “Burada fazla düşünmek tehlikeli olabilir.”

Bu cümlesi içimde tuhaf bir ürperti oluşturdu.

Elimdeki bardağı sıktım. X’in oyunları daha yeni başlıyordu ve ben şu an bunun tam ortasındaydım.

Kahve bardağını sımsıkı tutarken Pars’ın gözlerinin içine bakmaya çalıştım ama başaramadım. İçimde beliren huzursuzluk hissi, neredeyse derimi yakıyordu. Bana gelen zarfın içindeki tek cümle, beynimin içinde yankılanmaya devam ediyordu:

“Pars’a güvenme.”

Ama neden?

Pars, her zamanki gibi davranıyordu. Gülümsemesi sahte gibi görünmüyordu ama… ya gerçekten sadece iyi bir oyuncuysa?

Bardağın kenarına parmaklarımı vurarak onu izledim. O sırada Pars rahat bir şekilde yatağımın köşesine oturdu. Sanki burası onun için gayet sıradan bir yerdi.

“Efil,” dedi aniden, sesinde hafif bir ciddiyet vardı. “Buraya geldiğimizden beri fazla sessizsin.”

Gözlerimi kırpıştırdım. “Öyle miyim?”

Başını hafifçe yana eğdi. “Öylesin. Seni ilk tanıdığımda daha konuşkandın. Şimdi ise sürekli düşüncelere dalıyorsun. Burada hepimiz endişeliyiz ama… sende farklı bir şey var.”

Bunu nasıl fark etmişti?

Kelimeleri dikkatlice seçmem gerekiyordu. X’in bizi izlediğini unutmuş değildim ve bir an bile yanlış bir şey söylersem işler benim için daha da kötü bir hale gelebilirdi.

“Belki de buraya alışmaya çalışıyorumdur.” Kahvemden küçük bir yudum aldım. Şekerli ve sıcak… ama boğazımdan geçerken içimdeki soğukluğu ısıtamadı.

Pars, bardağını masanın üzerine koydu. Gözleri beni inceliyordu.

“Benimle ilgili bir sorun mu var?”

Elimdeki kahveyi sıkmamaya çalıştım. Pars’a güvenme.

Bu uyarıyı aklımdan çıkaramıyordum. Ama neden? Gerçekten bir şey mi yapmıştı? Yoksa X, aramıza güvensizlik ekmek için mi bunu yapmıştı?

Bilmiyordum.

Ama bilmemem, güvenmem gerektiği anlamına gelmiyordu.

Hafifçe gülümsedim. “Hayır, neden böyle düşündün?”

Pars’ın gözleri birkaç saniye boyunca gözlerimde sabitlendi. Bir şeyler anlamaya çalışıyormuş gibi bakıyordu.

Sonra aniden gülümsedi. O sahte mi, gerçek mi olduğunu anlayamadığım gülümsemeyle…

“Tamam, sadece kontrol etmek istedim.”

Sırtını yatağıma yaslayarak gözlerini tavana dikti. Sanki odada bizden başka kimse yokmuş gibi rahat görünüyordu. Ama biliyorduk ki X bizi izliyordu.

Sessizlik içinde kahvemi bitirirken içimdeki gerginlik biraz olsun dağılmadı.

Ve o an kapımın altından bir zarf daha süzüldü.

Bunu hem ben, hem de Pars fark ettik.

Pars, hafifçe başını kaldırarak kapının altındaki siyah zarfa baktı. Sonra bakışlarını bana çevirdi.

“Senin için mi, benim için mi?” diye sordu hafif bir tebessümle.

Boğazım kurudu.

Zarfı elime aldım ve arkasına baktım. Üzerinde ismim yazılıydı.

Bu benim içindi.

Gözlerim kısa bir an Pars’a kaydı. O da aynı anda bana bakıyordu. Gözlerinde belli belirsiz bir şey vardı. Anlam veremediğim bir şey.

Ama X’in burada ne yapmaya çalıştığını artık anlamaya başlıyordum.

Bizi izliyordu. Bizi yönlendiriyordu. Ve en kötüsü… bizi birbirimize düşürmeye çalışıyordu.

Ve ben bu oyunun içine düşmemek için elimden geleni yapacaktım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18