2. bölüm / 5
Yürek Sancısı2. Bölüm - Buruk Tebessüm
Bölümler 5Şu an: 2. Bölüm - Buruk Tebessüm
2. Bölüm: Buruk Tebessüm
Keyifli Okumalar...
Ertesi gün okuldaydık ama kimse gerçekten burada değildi.
Şimal’in ölümü her yere sinmişti. Koridorlar normalden daha sessiz, sınıflar tedirgin edici derecede boştu. Öğretmenler bile derse girmiyordu. Konuşmak istemeyenler kafalarını sıralarına gömmüş, fısıldaşanlar ise sürekli aynı şeyi tekrarlıyordu:
“Gerçekten intihar mıydı?”
“Yoksa biri mi…?”
Bu cümle bile tamamlanamıyordu.
Ama bizim için daha büyük bir mesele vardı. O lanet mesaj grubu.
Dora ve Deren, sabah gelir gelmez beni buldu. Kayra, Eflah ve Eren de okulun içinde gölgeler gibi hareket ediyordu. Hepimiz tedirgindik. Ve en sonunda derslerin boş geçeceği kesinleşince, kendimizi kantine attık.
Okulun en köşesindeki masaya oturduk. Konuşmalar kısa, cümleler yarımdı. Kayra, önündeki meyve suyuyla oynuyordu. Dora ve Deren sessizce birbirlerine bakıyordu. Eflah ise, her zamanki gibi duygularını saklıyordu.
Ve sonra, Pars geldi.
Normalde birinin gelişi dikkat çekmezdi. Ama o, masaya yaklaştığında herkes sustu. Pars, gözleriyle hızlıca masadakileri taradı, sonra boş olan sandalyeye oturdu.
Direkt bana döndü.
Ve ilk kez, Pars Vidar benimle konuştu.
Ama diğer adımı söylemedi.
“Efil.”
Kalbim durdu.
İnsanların bana seslenme şekline alışkındım. Ilgıt. Ilgıt Efil. Ama sadece diğer ismimle çağrılmak? Garip bir his bıraktı içimde.
Ne diyeceğimi bilemedim. Ama Pars gözlerini üzerimden çekmedi.
“O mesaj hakkında ne düşünüyorsun?” dedi.
Bir an duraksadım. Sonra, başımı hafifçe iki yana salladım. “Bilmiyorum.”
Pars, bana birkaç saniye boyunca baktı. Yüzü ifadesizdi ama gözlerinde bir şeyler saklıydı. Sonra sandalyeye yaslandı ve herkesin duyacağı şekilde konuştu:
“Kimse intihar eden biriyle uğraşmak istemez. Ama birileri özellikle bizi seçti. Bunun bir sebebi olmalı.”
Eren başını salladı. “Ya sadece rastgele seçildiysek?”
Pars başını yana eğdi. “Peki ya değilsek?”
Bu soru masanın ortasına düştü ve kaldı.
Herkes sessizleşti.
Ben hâlâ onun bana “Efil” deyişini düşünüyordum. Ama bir yandan da aklımdaki düşünce değişmiyordu.
Gerçekten bir katil mi vardı?
Ve eğer varsa aramızdan biri olabilir miydi?
Kantinde geçen sessiz ve gergin dakikaların ardından Dora, birden ellerini masaya vurdu.
“Tamam! Öylece oturamayız.”
Herkes başını ona çevirdi. Dora'nın gözleri parlıyordu.
“O mesajı gönderen kişi ipucu bulmamızı istiyorsa, o zaman bulacağız.”
Deren, kollarını göğsünde kavuşturarak ona baktı. “Ve bunu nasıl yapacağız?”
Dora hafifçe gülümsedi, sanki çoktan her şeyi planlamış gibiydi. “Gruplara ayrılacağız. Okulun her yerine bakacağız. Kim bilir, belki gerçekten bir şey buluruz.”
Kayra başını yana eğerek sordu, “Peki grupları kim seçecek?”
Dora umursamazca omzunu silkti. “Tabii ki ben.”
Bu cümleyi söylerken bana çaktırmadan göz kırptığını fark ettim. İçimde garip bir his oluştu.
Ve Dora grupları saymaya başladı:
“Ben ve Eflah.”
İkisi de ses çıkarmadı.
“Eren, Deren ve Kayra."
Deren hafifçe homurdandı ama karşı çıkmadı.
Ve en sonunda Dora, o bombayı patlattı.
“Efil ve Pars.”
Kelimeler havada asılı kaldı.
Bir anda herkes suskunlaştı. Pars herhangi bir tepki göstermedi, sadece gözlerini bana çevirdi. Kalbimin hızlandığını hissettim. Dora bunu bilerek yapmıştı.
Ama kimse itiraz etmedi. Pars da sessizce kabullendi.
Bu kadar basitti işte.
Ve sonra, herkes harekete geçti.
***
Sabahın erken saatlerinde okulun koridorlarında gezinirken hâlâ o karanlık geceyi, mesaj grubundaki o uyarıları aklımdan silemiyordum. Her şey bir sis perdesi gibi üzerimize çökmüştü. O an, Dora’nın bizi gruplara ayırma kararı zihnime kazındı. Bilerek, Pars ile beni aynı gruba koymuştu; sanki o ikimizin arasında var olan bilinmez bir çekim, bu karanlık olayı aydınlatacak ipuçlarını saklıyordu.
Ben ve Pars, kütüphanenin tozlu koridorlarında yavaşça ilerlerken, kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Her adımımda, geçmişin sessiz fısıltıları kulağımda yankılanıyordu. Pars’ın yanındaki duruşu, soğuk ve mesafeli görünse de, gözlerinde bir parıltı, bana söylemek istediklerinin izlerini taşıyordu. Kütüphanenin dar koridorlarında, rafların arasında yürürken, içimde beliren soru işaretleriyle boğuşuyordum: "Neden bizim ikimizi bir araya getirdiler? Ne saklıyorduk bizde?"
O an, yerde unutulmuş bir kağıda takıldım. Parmağımla onu yerden kaldırdığımda, üzerindeki tek cümle, o geceyi yeniden canlandırdı:
“O geceyi unutmayın. Kimse unutmamalı.”
Pars, kağıda uzun uzun baktı; sanki o kelimeler, aramızdaki sessizliğin ta kendisiydi. "Bu not… Bizi izleyen birinin mesajı mı?" diye mırıldandı, ama ben içimdeki fırtınayı dindiremiyordum. O an, yalnızca onun bakışları değil, aynı zamanda kelimelerin de bir ağırlığı vardı üzerimize.
O sırada, grup dağılımı başka odalarda da farklı izler bırakmıştı. Dora, Eflah’ın yanında gizemli bir not bulurken, Kayra, Eren ve Deren, spor salonundan çıkan bir günlük ve bilgisayar laboratuvarında Şimal’in e-postasıyla uğraşıyordu. Her bir ipucu, Şimal’in ardında bıraktığı sessiz çığlıklar gibiydi; ama hepsi bana, ve özellikle Pars’la aramızdaki bağa işaret ediyordu.
Okulun bu sessiz, donuk atmosferinde, dersler neredeyse işlenmez olmuştu. Zihnim, her an o mesajın, o ipucunun peşine düşmüştü. Grup içinde yalnızca Pars’la beraber yürürken, diğerlerinin uğultusu kulaklarımda çınlıyordu. O an, sadece ikimizin kalabalık içinde küçük bir ada oluşturduğunu hissettim.
Pars aniden bana döndü:
“Efil.”
Bu tek kelime, içimde bir şeylerin kıpırdamasına, cesaretin, belki de korkunun yerini almasına neden oldu. İlk kez, o soğuk ve mesafeli duruşunun ötesinde, bana açılmak istiyordu. "Neden bu notu bulduk, neyin izindeyiz?" diye sordu bakışlarında.
Ben, içimdeki karmaşaya rağmen, yavaşça cevap vermeye çalıştım:
“Bilmiyorum. Ama her şeyin ardında bir gerçek var. Şimal'in, o gece yaşananların belki de hepimizin içindeki bir sır.”
Pars, hafifçe kaşlarını çattı. "Sırların peşinde koşarken, bazen kendimizi de sorgularız."
İşte o an, kelimeleri arasında kaybolan duygular, o notun sessiz çağrısıyla birleşti. Her şey öyle belirsiz, öyle uçuktu ki, ben de kendi varlığımı, kimliğimi yeniden sormaya başlamıştım.
O an, diğer grupların da kendi arayışları devam ederken, ben ve Pars kütüphanenin köşesinde yalnızca notun gizemine odaklandık. İçimde, hem korku hem de umut vardı; belki bu ipuçları, karanlıkta kaybolan gerçekleri ortaya çıkaracak, belki de biz, hepimizin masumiyetini kanıtlayacaktık.
Ben, Ilgıt; kalbimdeki sancı, aklımdaki soru işaretleriyle, bu labirentten çıkış yolunu arıyordum. Ve Pars’la birlikte, belki de o yolu bulacaktık…
Bu, yaşadıklarımın ve hissettiklerimin sadece bir yansıması. Kafamda dönen düşünceler, sessizliğin içinde yankılanırken, gerçeğe ne kadar yaklaştığımızı anlamaya çalışıyorum. Her ipucu, her kelime, her bakış… Hepsi beni, belki de beklediğimden daha derin bir gerçekle yüzleştirecek.
***
O akşam grup toplantısı planlandığı gibi devam ederken, içimde hep bir gariplik vardı. Oda, daha önceki gibi sessiz ve ağırdı; ipuçları havada asılı kalmış, gerçeğe dair soru işaretleri her köşeyi sarmıştı. Tam o sırada, kalabalığa beklenmedik bir isim daha eklendi: annem. Annem, adli tıp doktoru olarak grubumuzda yer alıyordu.
Onun varlığı, beni hem gururlandırıyor hem de şaşırtıyordu. Göz göze geldiğimizde, annemin bakışlarında her zaman olduğu gibi derin bir ciddiyet ve bilgi vardı. Grup toplantısının başlamasına az bir süre kala, annem kendini ortaya attı.
Sessizliği bozan annem, tonunu hafifçe yükselterek konuşmaya başladı:
“Şimal’in bedenini inceledim.”
O an, tüm gözler ona çevrildi; ben ise yüreğimde hızlıca çarpan bir heyecan hissettim.
“İntihar olarak görülmesi beklenirken, vücudunda beklenmedik morluklar fark ettim.”
Bu sözler, odamızda yankılandı. Morluklar... Sadece intiharın soğuk sessizliğini anlatmazdı; sanki bir başkası tarafından yapılan müdahalenin izleri gibiydi.
İçimde, “Acaba…?” diye başlayan sorular birer birer cevap bulmaya çalışıyordu. Annem, gözlerini etrafa gezdirip eklemeye devam etti:
“Bu morluklar, Şimal’in yalnızca kendi kendine verdiği zararların ötesinde, zorlanmış bir mücadeleyi ya da bir darbenin izlerini taşıyor. Belki de bu, bizim düşünmediğimiz bir şeyin işareti.”
O an, grubumuzdaki tüm insanlar, ipuçlarının ardındaki gerçeğin peşinde daha da derin bir sorgulamaya çekildi. Dora, Eflah, Pars, Eren, Deren ve Kayra'nın yüzlerinde şok ve endişe karışımı ifadeler belirdi.
Ben, Ilgıt olarak, bu yeni bilgiyi sindirmeye çalışırken içimdeki karmaşık duygulara hakim olamıyordum. Annemin sözleri, daha önce hissettiğim o belirsizliğe somut bir ağırlık katmıştı.
“Masumiyetimizi ispat etmeliyiz,” diye fısıldadı Kayra, ama ben, içimdeki o sarsıcı gerçekle yüzleşirken, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordum.
Gecenin karanlık perdesi aralandıkça, ipuçları birbirine kenetleniyor; Şimal’in ölümü, gizemli morluklar ve annemin söyledikleri, bizleri acı gerçeklerin izini sürmeye zorluyordu.
Ben, Ilgıt, o an, sadece bir lise öğrencisi değil, aynı zamanda bu karmaşık gerçeğin ortasında savunmasızca adım atan bir yüreğim. Ve şimdi, gerçeğe ne kadar yaklaşacağımızı görmek, belki de kendimizi yeniden tanımamız için kaçınılmazdı…
Okul çıkışının ardından kantindeki gergin hava hâlâ aklımdaydı. Annemin gruba eklenmiş mesajı, içimde hafif bir sızı bıraktı. Telefonumda annemden gelen mesajda,
"Ilgıt, bu akşam eve gelemeyeceğim."
yazıyordu. Annemin yokluğu, her zaman olduğu gibi bana güç veren bir limanın eksikliği gibiydi; ama yine de kendimi yalnız hissetmeye başladım.
Eve vardığımda kapıyı sessizce kilitledim ve odama çekildim. Yorgunluk ve o akşamın ağır yükü arasında, telefonum bir bildirimle çaldı. Ekranda anonim bir numara beliriyordu. Mesajı açtığımda, satır aralarında sadece benim için özel hislerin izlerini görebiliyordum:
Anonim:Efil, söyleyeceğim çok şey var ama bilmeni isterim; sen benim için gerçekten özelsin.
Bu kelimeler, içimde beklenmedik bir sıcaklık ve hafif bir merak uyandırdı. Çok derin ya da saplantılı değildi; sanki sadece kalbimin bir köşesinde sakladığım değeri hatırlatmak istiyordu. Mesaj, tek başına, bana özel bir ilgi gösteriyordu.
Bir süre sonra telefonumun titreşimi yine durdu. Bu sefer grup sohbetimizden bir mesaj gelmişti. Grup adı hâlâ "Gerçekler Saklanmaz" idi ve mesaj akışı, o gecenin ağırlığına rağmen arada sırada neşeli bir tını taşıyordu. Kayra, esprili bir dil kullanarak yazdı:
Kayra:Efil, sanırım Anonim seni öyle özel bir şekilde yakaladı ki, mesajlar artık sadece şahsi sohbet havasında olmalı. :)
Eren ise hemen araya girip gülümseyerek ekledi:
Eren:Bu ilgi takıntı değil, ilgi demek daha doğru; ama öyle gözüküyor ki, sadece senin için ayrıcalıklı bir köşe açmışlar.
Grubun genel havasında hafif bir şakalaşma vardı; ama herkes, anonim mesajın sadece bana özel, nazik ve samimi bir ilgi taşıdığını anlıyordu. Grup sohbetinde anonim kişinin sözleri konusunda tartışma yoktu; esprili yorumlar, bu ilginin abartılmadığını, ama fark edilir olduğunu ortaya koyuyordu.
O an, ben, Ilgıt olarak, yalnızlık içinde kendime sormaya başladım:
"Bu özel ilgi, gerçeğin izini sürebilmemiz için bir anahtar mı, yoksa sadece kalbime dokunan zarif bir dokunuş mu?"
Telefonumdaki özel mesaj, içimde yeni sorular uyandırdı; ama bir yandan da, grubumuzun sıcak ve esprili yanıtları beni biraz olsun rahatlattı. Annemin yokluğu hissedilse de, bu gece yalnız değildim; hem gizemli bir ilgi hem de arkadaşlarımın şakacı yansımaları, beni hem düşündürüyor hem de gülümsetiyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, tüm bu mesajların arasında kendi içimde, gerçeklerin ve sırların daha da derinleştiğini hissediyordum. Belki de bu özel ilgi, sadece bir başlangıçtı…
Gece yarısına doğru, evimin sessizliğinde kendi kendime düşündüğüm anlarda, içimde kabaran hisleri kelimelere dökmek istedim. Pars'la paylaştığım o karmaşık duygular artık sessizce, ama ısrarla beni çağırıyordu. O an, ben—Ilgıt—kendimi öyle bir anlık dürtüye kaptırdım ki, gerçek kimliğimi saklayarak Pars’a anonim bir mesaj göndermek istedim.
Telefonumun ekranına titrek parmak uçlarımla yazdım:
ANONİM:Pars, sana uzun zamandır söyleyemediklerimi artık kelimelere dökme vaktim geldi. Her adımında, her bakışında senin varlığını hissediyorum.
Bu sessiz duygular, bazen umut, bazen tarifsiz bir yalnızlık getiriyor. Kimliğimi bilmesen de, her gece aklımda senin resmi canlanıyor.
Belki de bu mesaj, aramızdaki görünmez bağı biraz olsun aydınlatır. Lütfen, bu satırlarda saklı içtenliği hisset. Ben, senin farkında olmadan, hep yanında olmayı arzulayan biriyim.
Gönderdikten sonra kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarptı. Kendi kendime, "Ne yaptım?" diye fısıldadım. Bu mesaj, sıradan bir mesajdan öte, ruhumun en derin köşelerinden kopup gelen, sana dair saklı hislerin yansımasıydı.
Ertesi sabah, grup sohbetimizde yine hafif esprili yorumlar akıyordu. Kayra’nın bir mesajı geldi:
Kayra:Anonim mesajlar işte bazen akılları baştan alır.
Mesajlar arasında Pars’ın ifadesi ise her zamanki soğukluğunu koruyordu. Fakat ben, içimdeki o sessiz çağrının yankısını duyabiliyordum. Bu mesaj, belki de aramızdaki fark edilmek istenmeyen duyguların, gizli bir dilinin başlangıcıydı.
Ben, Ilgıt olarak, o gece atılmış bu adımın ağırlığını hissediyor, hem korku hem de umut arasında gidip geliyordum. Anonim kalmak belki de benim içsel dünyamı daha net yansıtıyordu. Şimdi geriye kalan tek soru, Pars’ın bu mesajı nasıl karşılayacağıydı. Ve ben, bu bekleyişin içinde, gerçeklerin ve duyguların hangi yöne evrileceğini merak ediyordum.
Bölüm etkileşimi
