4. bölüm / 5
Yürek Sancısı4. Bölüm - Hisler
Bölümler 5Şu an: 4. Bölüm - Hisler
4. Bölüm: Hisler
Keyifli Okumalar...
Odamın ışığını kısmış, yatağımın üzerine uzanmıştım. Telefonum elimdeydi, gözlerim ekranın soğuk ışığında geziniyordu. Parmaklarım, hiç düşünmeden mesaj kutuma gitti. Pars’ın adını gördüğümde, içimde belirsiz bir heyecan kıpırdadı.
Ona anonim olarak mesaj atmaya alışkındım ama bu sefer… Bu sefer doğrudan yazacaktım.
[23:07] Ilgıt:Uyumadın, değil mi?
[23:09] Pars:Hayır. Uyumak zorunda mıyım?
[23:10] Ilgıt:Değilsin. Ama uykusuz birinin sabah huysuz olma ihtimali var.
[23:12] Pars:Ben her sabah huysuzum zaten, uykuyla alakası yok.
[23:13] Ilgıt:Bu hiç şaşırtmadı. Senin gibi birinin sabahları gülerek uyandığını hayal edemiyorum zaten.
[23:15] Pars:Evet, sabahları pek konuşmam bile. Ama sen sabah insanı gibisin. Okulda bile enerjin eksilmiyor.
[23:16] Ilgıt:Ben mi? Hayır ya. Sabahları ben de içimde kriz geçiriyorum. Ama kahve içince toparlıyorum.
[23:18] Pars:Demek ki kahve = Efil’in güler yüzü?
[23:19] Ilgıt:Aynen öyle. Eğer sabahları kahve bulamazsam, ben de huysuz oluyorum. O zaman kimseye bulaşmamayı öğrenmelisin.
[23:21] Pars:Bu iyi bilgi. O zaman sabahları kahveni almış olduğundan emin olmalıyım. Yoksa sabah sabah sinirli bir Ilgıt görmek istemem.
[23:22] Ilgıt:Doğru bir tercih olurdu. Peki, neden uyumuyorsun gerçekten? Aklında bir şey mi var?
[23:24] Pars:Bilmem. Sadece bazen gece daha sessiz oluyor. Düşünmek için daha uygun bir zaman gibi.
[23:25] Ilgıt:Düşünmek… Peki, ne düşünüyorsun şu an?
[23:27] Pars:Bilmiyorum. Sanırım her şeyi. Olayları, gruptaki mesajları, bu saçma olayın nasıl çözüleceğini…
[23:28] Ilgıt:Zor bir süreç. Ama çözeceğiz, değil mi?
[23:30] Pars:Umarım. Ama en azından şu an fazla düşünmemeye çalışıyorum.
[23:31] Ilgıt:İyi yapıyorsun. Şimdi tek yapman gereken biraz rahatlamak ve en azından uyumayı denemek.
[23:32] Pars:Sen de öyle yapmalısın.
[23:33] Ilgıt:Deneyeceğim. İyi geceler, Pars.
[23:34] Pars:İyi geceler, Efil.
Telefonu kapattım, ama ekrandaki son mesajlara bir süre daha baktım. Kalbimde tuhaf bir sıcaklık vardı.
Pars'la ilk defa bu kadar normal bir sohbet ediyorduk. O, beni fark etmeye başlamış mıydı?
Yoksa ben mi kendimi kaptırıyordum?
Bilmiyordum.
Ama bilmediğim bir şey daha vardı.
Bu mesajlaşma, hiç beklemediğim bir şeyin başlangıcı olabilirdi.
***
Ettesi gün okulda ders işlerken konferansa inip, yarışmalar düzenleneceğini duymuştuk. Bizim sınıfta inmişti. Zaten bütün 12. Sınıflar iniyordu.
Konferans salonuna indiğimizde içerisi oldukça kalabalıktı. Öğrenciler, öğretmenler, hatta birkaç misafir bile vardı. Salonun büyük sahnesi parlak ışıklarla aydınlatılmıştı, sahnenin ortasında ise büyük bir ekran asılıydı. Koltukların çoğu dolmuştu, biz de grubumuzla birlikte arkalara doğru oturduk.
"Bu konferans neden bu kadar önemli ki?" diye sordu Kayra, sıkılmış bir şekilde sandalyeye yayılarak.
"Bilmiyorum ama uzun sürecek gibi görünüyor," dedi Dora, program akışına göz gezdirerek.
Ben sessizce oturup sahneyi izlerken, yanımdaki Deren de koluma eğildi. "Matematik yarışmasını gördün mü?" diye fısıldadı.
Kaşlarımı çattım. "Ne yarışı?"
Deren, programdaki satırları gösterdi. "Matematik yarışması var. Öğrenciler arasından rastgele seçilmiş. Listede ismin yok ama belki ilgini çeker diye söyleyeyim dedim."
İlgimi çekmişti, ama ben yarışmaya seçilmemiştim. O yüzden çok da önemsemedim. Sadece sahnede konuşan öğretmenin sözlerine kulak vermeye çalıştım.
Konferansın açılış konuşmaları bittiğinde, sunucu mikrofonu eline aldı ve sesi salonun her köşesinde yankılandı.
"Şimdi, okulumuzun düzenlediği matematik yarışmasına geçiyoruz! Seçilen öğrencileri sahneye davet ediyorum."
Sırayla isimler okunmaya başladı. Salondaki öğrenciler sahneye çıkarken rahatça arkamı yasladım. Ama bir sonraki cümleyle birlikte tüm vücudum dondu kaldı.
"Ve son yarışmacımız... Ilgıt Efil Soykamber!"
Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yanımdakiler de şaşkın bir şekilde bana döndü.
"Ne? Senin adın neden okundu?" diye fısıldadı Dora.
"Ben de bilmiyorum!" diye cevap verdim, panikle sahneye baktım.
Öğretmenlerden biri el sallayarak beni çağırıyordu. Deren hemen fısıldadı: "Hadi git! Senin matematiğin çok iyi, kesin kazanırsın!"
Şok içinde ayağa kalkıp sahneye doğru yürümeye başladım. Kalabalığın içinde Pars’la göz göze geldim. O da şaşkın bir şekilde bana bakıyordu. Sanki biraz gülümsemişti.
"Hocam, benim haberim yoktu," diye fısıldadım sahneye çıktığımda.
Matematik öğretmenimiz hafif mahcup bir şekilde başını kaşıdı. "Ah, evet, sana söylemeyi unuttuk. Ama senin için sorun olmaz, değil mi?"
Derin bir nefes aldım. Benim için sorun olmazdı.
Büyük ekran açıldı. İlk soru geldiğinde gözlerimi kıstım. Oldukça basitti.
Beş yarışmacı da önündeki kâğıtlara cevabı yazıp butona bastı. Sonuçlar ekrana yansıdı. Doğru cevaplar yeşille işaretlendi.
Birinci tur geçti. İkinci tur başladı. Sorular gittikçe zorlaşıyordu.
Diğer yarışmacılar hata yapmaya başlarken, ben hâlâ eksiksiz gidiyordum.
Son soruya geldiğimizde, salonda çıt çıkmıyordu. Parmaklarım hızlıca işlemleri yaparken, göz ucuyla diğer yarışmacılara baktım. Benden daha geç yazıyorlardı.
Ve sonra butona bastım.
Ekranda "1. Ilgıt Efil Soykamber" yazısını görünce salondan büyük bir alkış koptu.
Öğretmenler gülümsüyor, öğrenciler bana bakıyordu. Kalabalığın arasında Dora ve Deren havaya zıplıyordu. Ama gözlerim en çok Pars’a kaydı.
O, hafif bir gülümsemeyle beni izliyordu. Gözlerinde şaşkınlıkla karışık bir takdir vardı.
Mikrofonu elime verdiklerinde, derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım:
"Bu yarışmaya katıldığımı bile bilmiyordum. Ama sanırım bazen beklenmedik şeyler, en güzel başarıları getiriyor."
Alkışlar yükseldi. Ve o an, Pars’ın gözlerinin biraz daha uzun süre üzerimde kaldığını fark ettim.
Sahneden indiğimde, hâlâ kalbim hızla çarpıyordu. Kazandığım için değil—bunu zaten biliyordum—ama Pars’ın bakışları içimde garip bir his uyandırdığı için. Daha önce bana hiç böyle dikkatlice bakmamıştı.
"Oha, resmen parçaladın ortalığı!" diye Dora koluma atladı. Deren de başını sallayarak gülümsedi.
"Sana söylemeyi unuttuklarını iddia ediyorum ama bilerek söylemediler. Herkes kazanacağını biliyordu," dedi Deren, göz kırparak.
Kayra, Eren ve Eflah yanıma geldiğinde Kayra dramatik bir şekilde eğildi. "Kraliçemiz, sizi tebrik ederiz. Matematik tahtına hoş geldiniz!"
Gülmekten kendimi alamadım. "Saçmalama Kayra."
Ama gülüşüm kısa sürdü çünkü Pars da yanımıza yaklaşmıştı. Ellerini cebine sokmuş, yüzünde her zamanki gibi sakin ama hafif alaycı bir ifade vardı.
"Gizli bir matematik dehası olduğunu bilmiyordum, Efil."
İsmimi duyduğum anda nefesim kesildi. Efil...
Dora, yanımda kıkırdamaya başladı. Ama ben gözlerimi Pars’a dikmiş, ne diyeceğimi bilemeden öylece bakıyordum. Sonra kendimi toparladım.
"Senin bilmediğin daha çok şey var," dedim, kendimden emin bir şekilde.
Pars’ın kaşları hafifçe kalktı, dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. "Öyle mi? Öğrenmek isterdim."
Bu sözleri duyunca içimde bir şeylerin kıpırdadığını hissettim. Ama kendime engel oldum. Sakin ol, Ilgıt.
***
Konferans bittikten sonra, hepimiz kantine geçtik. Okulda hâlâ ders işlenmiyordu, herkes Şimal’in ölümünden dolayı gergindi. Ama bizim bir meselemiz daha vardı: Anonim mesajlar.
Ben ve Pars’ın olduğu grup, yani Dora, Eflah, Eren, Deren ve Kayra, kantindeki bir masaya oturduk. Konuyu açan ilk kişi Eren oldu.
"Beyler, bu işin sonu kötüye gidiyor. O kızın intiharı… ve bizim o gruba alınmamız. Biri bizi suçlamaya çalışıyor olabilir mi?"
Eflah başını salladı. "Evet, ama neden? Bizim o olayla bir ilgimiz yoktu."
Kayra omuz silkti. "Belki de bizi test ediyorlar. Ya da içimizden biri aslında bir şey biliyor ama söylemiyor."
Bu söz üzerine herkes bir an için sessizleşti.
Sonra Dora gözlerini bana dikti. "Bu arada, Ilgıt, o anonim numarayla mesajlaşmaya devam ediyor musun?"
Pars aniden bana baktı. Tüm grup dikkat kesilmişti.
Boğazımı temizledim. "Evet. Ama zararsız şeyler konuşuyoruz."
Kayra kaşlarını kaldırdı. "Zararsız mı? Sonuçta kim olduğunu bilmiyorsun."
Deren de ekledi. "Sana özel bir ilgisi var, değil mi?"
İçim sıkıştı. "Evet ama bunu grupta belli etmiyor. Sadece özel mesajlarda daha… ne bileyim, samimi."
Pars hiç konuşmamıştı. Ama bana bakıyordu. Yüzünden bir şey okumak zordu.
Eren gülerek ortamı hafifletmeye çalıştı. "Belki Ilgıt’ın gizli hayranıdır. Baksanıza, matematik birincisi kızımızı herkes takdir ediyor artık."
Herkes güldü ama Pars’ın yüzündeki hafif gerilimi fark ettim. Gözleri kısa bir an benimkilere takıldı, sonra başını yana çevirdi.
O an bir şeyler hissettim. Ama tam olarak ne olduğunu bilmiyordum.
***
Birkaç gün sonra koridorda sınav sonuçlarının asıldığını duyunca Dora, Deren ve ben hızla listelerin önüne koştuk. Kalbim heyecanla atıyordu ama içten içe sonucu tahmin ediyordum.
Ve tahmin ettiğim gibi, ismim listenin en tepesindeydi. Matematik: 100
Diğer derslerin de hepsi 90 üzeriydi.
Dora ve Deren çığlık atarak bana sarıldılar. "Kraliçemiz yine zirvede!"
Kayra ve Eren de yanımıza geldi. Kayra puanımı görünce gözlerini devirdi. "Cidden mi? Bize biraz insaf et, Efil."
Gülerken bir anda Pars’ın sessizce yanımda durduğunu fark ettim. Listeye baktıktan sonra gözlerini bana çevirdi.
"Tebrikler," dedi düz bir sesle.
Bu kadar mı? Daha fazla bir şey söylemeyecek miydi? Pars Vidar’dan daha büyük bir tepki bekliyordum.
Ama sonra gözlerimin içine bakarak ekledi: "Beklediğim gibi."
O an içimde tuhaf bir heyecan hissettim. Ama hemen kendimi toparladım. "Tabii ki, bundan şüphe bile yoktu."
Dora ve Deren kıkırdarken Kayra araya girdi. "Hadi, bunu kutlamak için kantine gidelim. Efil’in başarısını bir çayla taçlandıralım!"
Hep birlikte kantine doğru yürürken, içimde beliren garip bir hisle Pars’a kısa bir bakış attım.
O da bana bakıyordu.
***
Bugün büyük gündü. Okulun basketbol takımı, en büyük rakibimiz olan Güneş Koleji ile karşılaşacaktı. Ve ben de amigo takımının kaptanı olarak sahaya çıkacaktım.
Amigo kıyafetimi giyerken Dora ve Deren yanıma gelip heyecanla kollarımı tuttular.
"Hazır mısın, kaptan?" diye sordu Dora, göz kırparak.
"Her zamanki gibi," dedim, gülümseyerek.
Salona indiğimizde tribünler doluydu. Taraftarlar tezahürat yapıyor, büyük bir coşkuyla maçı bekliyorlardı. Pars, Eren ve Kayra sahada ısınma hareketleri yapıyordu. Gözüm farkında olmadan Pars’a takıldı. Soğukkanlı, odaklanmış ve her zamanki gibi kendinden emindi.
Ama ben de öyleydim.
Hakem düdüğünü çalmadan hemen önce, amigo takımı olarak sahaya çıktık. Gözler üzerimizdeydi. İçimde bir anlığına heyecan hissetsem de hemen toparlandım.
Müzik çalmaya başladığında, ritme ayak uydurarak hareket etmeye başladık. Kendi hazırladığım koreografiyi kusursuz bir şekilde sergiliyorduk. Tribünler alkışlarla tempo tutarken, sahada ısınan basketbolcular bir an durup bize baktılar.
Pars’ın bakışları bir anlığına benimkilerle kesişti. Gözlerimi kaçırmadım. O da kaçırmadı.
Gülümseyerek hareketlerimi daha da güçlü yapmaya başladım. Çünkü bir şeyi biliyordum—bu sahada herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştım.
Şovumuz bittiğinde tribünlerden büyük bir alkış koptu. Ben ve takım arkadaşlarım birbirimize gururla bakarak yerimize geçtik. Artık sıra basketbolculardaydı.
Hakem düdüğünü çaldı ve oyun başladı. Pars ve Eren mükemmel bir uyum içinde oynuyordu. Kayra ise her zamanki gibi rakip takımın sinirlerini bozmakla meşguldü.
Ama benim gözüm hep Pars’taydı.
Onun da benim farkımda olup olmadığını bilmiyordum. Ama bir şekilde, o sahada en çok ona odaklanıyordum.
***
Maçtan sonra her şey normale dönmüştü. Derslere giriyor, günlük rutinlerimize devam ediyorduk. Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi hissediyordum.
Okul çıkışı eve doğru yürüyordum. Hava yavaş yavaş kararıyordu, sokaklar sessizdi. Telefonumdan bir mesaj geldi, ekrana baktım:
Bilinmeyen Numara: Efil, dikkatli olmalısın.
Kaşlarımı çattım. Bu kimdi? Daha mesajı bile sindiremeden arkamda bir gölge belirdi. Tepki vermeye fırsatım bile olmadan biri beni hızla çekti. Çığlık atamadan ağzımı kapattılar.
Her şey saniyeler içinde oldu.
Bir arabanın içine sürüklendim ve kapılar kapandı. Gözlerimi açtığımda tanımadığım birkaç adam vardı. Kalbim deli gibi çarpıyordu.
"Ne yapıyorsunuz?! Beni bırakın!"
Adamlar sessizdi. Araba hızla ilerlerken, neler olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Yaklaşık yarım saat sonra, araba durdu. Kapıyı açtıklarında beni dışarı çıkardılar. Büyük bir evin önündeydik. Bilmediğim, tanımadığım bir yerdi.
Beni içeri soktular.
Ve gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi.
Pars, Kayra, Eren, Dora ve Deren de buradaydı.
Hepsi şaşkın bir şekilde bana bakıyordu.
"Siz de mi?!" diye bağırdım.
Pars, dişlerini sıkarak ayağa kalktı. "Buradan nasıl çıkacağımızı bulmalıyız."
Ev normal bir ev gibiydi. Ellerimiz, ayaklarımız bağlı değildi. Ama kapılar kilitliydi. Camlar açılmıyordu. Buradan çıkamıyorduk.
"Bizi buraya neden getirdiler?" diye fısıldadı Deren, korkuyla.
Kimse bilmiyordu.
Ama bir şey kesindi:
Buradan çıkmanın bir yolunu bulmalıydık.
Bölüm etkileşimi
