7. bölüm · Yürek
7
Bu bölüm önceki bölümün devamı niteliğinde iyi okumalar🫶🏻🫶🏻
Birkaç saniye kendime toparlanmak için zaman verdikten sonra boğazımı temizleyip konuşmaya başladım "Ben... Kazadan sonra hafıza kaybı geçirdim." Biraz duraksayıp şok olmuş ifadesine bakarken gerçeği bilmeme rağmen "Bunu bilmiyor muydun?" Diye sormadan edemedim.
Hafif bir mırıldanmayla "Bilmiyordum," dedi. Duymayacağımı düşünerek olduğunu düşündüğüm bir sesle "Ben senin yaşadığını bile bilmiyordum ki..." dedi.
Annemin söylediğine göre ebeveynlerime hayatımı anlatan bir çocuk değilmişim, dolayısıyla benim hayatımı bilmiyorlardı ve onlardan hayatım hakkında bilgi alamamıştım. Arkadaşım yoktu, beni hastanede bekleyen, geçmişimi anlatan hiç arkadaşım yoktu. Varsa bile benim bundan haberim yoktu. Arkadaşı bile olmayan biri olduğumu düşündüğüm için sevgilim olabileceği ihtimalini hiç düşünmemiştim.
Çünkü arkadaş edinemeyecek kadar asosyal birisi nasıl olur da birini severdi ki? Görünüşe bakılırsa ben sevmiştim.
Önüme bundan daha iyi bir fırsat çıkmayacağını bildiğimden konuşmayı burada bitirmemek adına bir soru yönelttim.
"Ben nasıl bir gençtim peki, arkadaşım olduğunu sanmıyorum uyandığımda liseye dair pek bir şey görememiştim etrafımda."
Konuya bu kadar çabuk adapte olmamı beklemiyor olduğunu belli edercesine kaşlarını kaldırıp, bana baktı.
Açıklama yapmam gerektiğini hissedercesine "Ben lise yıllarımı hatırlamıyorum, çoğu senemi sonradan hatırladım ama lisenin özellikle son iki yılı hiç yok ve... O zamanlar hakkında bir şeyler bilmek istiyorum. Senden başka bilgi alabileceğim kimse yok." Böyle de biraz kaba ve onun hissettiklerini düşünmediğimi yansıtan sözler ettiğimi fark edince ufak bir ekleme yapıp, "Sende anlatmak istersen tabii." Dedim.
Yüzünde buruk ama sahici bir tebessüm oluştuğunda "Anlatırım." Dedi tüm gençliğimi biliyormuşcasına.
Diliyle dudaklarını ıslatıp konuşmaya başladı, "Lise üçüncü sınıfta aynı sınıfa düştüğümüzde tanıştık. Sen derslerine odaklı kendi halinde takılan biriydin ama arkadaşın yok değildi, Derin diye bir kız vardı."
Açık konuşmak gerekirse biraz şaşırmıştım çünkü ne üniversite yıllarımda ne de meslek hayatımda arkadaş edinememiş, bu durumun lise yıllarımdan süregelen bir durum olduğunu düşünmüştüm. Fakat görünüşe bakılırsa öyle değildi.
Hakan'a meraklı bakışlar atmaya başladığımda çok geçmeden bakışlarımı fark edip beni bekletmeden konuşmaya devam etti. "Alan seçiminde yanlış hatırlamıyorsam o sayısala gitmişti ve sende eşit ağırlığa geçmiştin. Orada sınıflarınız ayrılmasına rağmen arkadaşlığınız bitmemişti."
Konuşmasına devam edecekken masamıza doğru yaklaşan garsonu fark edip dudaklarını birbirine bastırdı. Garson çok geçmeden masamıza ulaştığında "Ne istersiniz?" Diye sormuş ve elindeki defterle beklemeye başlamıştı. Hakan sade bir Türk kahvesi isterken bende orta şekerli bir Türk kahvesi istemiştim.
Garson siparişleri alıp yanımızdan uzaklaşırken Hakan yeniden konuşmaya başladı. "Ama bunun dışında Derin hakkında hiçbir şey bilmiyorum, sen onun hakkında konuşmak istemezdin. Birkaç kez üstelesem de anlatmadın, bende bir yerden sonra rahatsız olduğunu fark edip sormayı bıraktım."
Dudaklarımı birbirine bastırırken neden o konuda konuşmak istemediğim hakkında bir fikrim olmadığı için kendime kızdım.
Türk kahvelerimiz geldiğinde ben hala bir şeyleri hatırlamaya çalışıyor, aklıma bir şey gelirse diye aklımdaki tüm lise anılarımı zihnimde ayıklıyordum.
Ben düşüncelerimin içine dalmışken Hakan'dan bir boğaz temizleme sesi yükseldi.
Başımı kaldırıp Hakan'a doğru baktığımda onun zihninde geçen karmaşayı tıpkı bir ayna gibi yüzüne yansıttığını gördüm. Gözlerindeki düşünceli ve bir çıkış yolu arayan bakışları adeta yüzüne yansımıştı, Hakan Özsoy duygularını saklamayı gerçekten bilmiyordu.
"Başka sorun yok mu?" Diye sorduğunda sorulabilecek onlarca soru olmasına rağmen başımı olumsuz anlamda salladım. Bugün her şeyi soracağımı düşünsem de duyduğum şeyleri çok düşünmemden olsa gerek başım ağrımaya başlamıştı.
İkimiz de içmediğimiz kahvelerin soğuduğunu bildiğimizden kahveleri içmeyip oldukları gibi bıraktık.
Hesap öderken ikimiz de iki tane kahvenin lafını yapacak insanlar değildik, en azından ben öyle biri değildim, ama Hakan'ın tekrar buluşmak için bahane aradığını apaçık belli eden 'Ben öderim bir dahaki sefere sen ödersin.' Sözlerini kabul ettim. Ne yalan söyleyeyim daha fazla şey öğrenmek için bir kez daha buluşmayı kabul edebilirdim. Hem olaylar oturunca soracağım soruları da daha rahat kestirebilirdim.
Hesap işi hallolduktan sonra kafeden dışarı çıktık, aklıma gelen soruyla bedenimi Hakan'a çevirdim.
"Burayı bilerek mi seçtin?"
Kafasını onaylarcasına sallarken "Evet." Demiş ve liseye doğru bakmıştı.
Saate baktığımda gerçekten geç olduğunu görmüş, Hakan'a iyi geceler dileyip arabama gitmiştim.
Arabamı çalıştırmadan son bir kez Hakan ile göz göze geldikten sonra daha fazla oyalanmayıp eve doğru yol almaya başladım.
Bölüm sonu
Derin kim?
Açelya olaya neden bu kadar çabuk adapte oldu?
Neden kahvelerini içmediler?
Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?
Görüşürüz
