6. bölüm · Yıldız tozu

3. Bölüm-çizgi

Kayla Ikiok

Nova ertesi gün okula girdiğinde hâlâ önceki gece Uzay’ın söylediği sözün etkisindeydi. O kadar gerçek, o kadar yakındı ki… sanki o cümle göğsünde bir yerlere kazınmıştı.
“Ben senin duramadığın şey olmak istiyorum.”
Nova bunu düşündükçe hem mutlu oluyor hem de korkuyordu. Çünkü ne kadar inkâr etse de Uzay onun zaten duramadığı tek şeydi.
Koridor kalabalıktı. Kız voleybol takımından ikisi Nova’yı görünce fısıldaştı ama Nova’nın umrunda bile değildi. Aklı sadece Uzay’ın bugün nasıl davranacağıydı. Tam o sırada kaptan Çiğdem koluna girdi.
“Duydun mu?” dedi dramatik bir yüzle.
Nova kaşlarını kaldırdı. “Neyi?”
“Basket takımına yeni biri gelmiş. Transfer çocuk. Adı Ares. Acayip iyiymiş. Hem de Uzay’ın mevkisinde.”
Nova durdu. Ares mi? Bu isim bile hoşuna gitmemişti. “Ee?”
“Ee’si şu ki Uzay’ın morali pek hoş değilmiş. Çocuk bayağı dikkat çekiyormuş.”
Bu haber Nova’nın göğsünde sanki görünmez bir düğüm oluşturdu. Uzay’ın üzülmesini istemiyordu. Hele ki dün tüm duvarlarını indirecek kadar yakın olduklarından sonra… hiç istemiyordu.
Normalde yapmayacağı bir şey yaptı ve öğle arasında basket salonuna gitti.
Salonun kapısından içeri girer girmez kalabalık bir uğultu karşısına çıktı. Tribünlerde öğrenciler vardı. Saha ortasında antrenör talimat veriyordu. Ve iki kişi hemen dikkatini çekti.
Uzay.Ve Yeni Çocuk: Ares.
Ares uzun boylu, kendine güveni yüzünden okunan bir tipti. Antrenörün verdiği topu aldı, potaya koştu ve tek elle, acayip bir esneklikle smaç bastı. Tribün “woooow!” diye ayağa kalktı.
Nova istemsizce yutkundu.Evet… iyiymiş.
Uzay’ın yüzüne baktığında ise gerilimi gördü. Gözleri sertleşmişti. O an Nova’nın içi acıdı; onun böyle hissetmesine hiç alışık değildi.
Nova bir adım daha yaklaştı.Ve o anda Uzay’ın bakışı onun gözlerine kilitlendi.Sanki kalabalığın içinden yalnızca onu görmüş gibi.
Ama yüzünde dün geceki sıcaklık yoktu.Bu kez… soğuktu.
Nova küçük bir el hareketiyle selam verdi.Uzay sadece hafifçe başını eğdi.Gülmedi.
Kalbine ince bir sızı saplandı.
Antrenman bitince Uzay salon çıkışında onu fark etti. Nova konuşmak için yaklaştı.
“Merhaba,” dedi yumuşak bir sesle.
“Merhaba.”Uzay’ın sesi soğuktu.Keskin.Tanımadığı bir ton.
Nova şaşkınlıkla kaşlarını çattı. “Bir şey mi oldu?”
“Burada ne işin var?” dedi Uzay, sanki gerçekten sinirliymiş gibi.
Nova afalladı. “Seni merak ettim…”
Uzay gülmeye benzer bir hareket yaptı ama bu gülüşün içinde ne neşe vardı ne de sıcaklık. “Herkes merak ediyor onu zaten.”
“Uzay—”
“Nova,” dedi ve elini saçlarına götürdü, sinirliydi. “Bugün biraz… kötü bir gün.”
Nova yutkundu. “Ben sadece konuşmak istedim.”
Uzay gözlerini ona çevirdi.Ve o bakış… kırıcı değildi.Sadece yorgundu. Karışık. Kıskanç.
Düşünmeden söyledi:“Sen gelince dikkatimi dağıtıyorsun.”
Nova’nın nefesi kesildi. “Ben mi?”
“Evet,” dedi çocuk, sesi alçaldı. “Ne zaman girsen… kafam gidiyor.”
Bu itiraf Nova’nın içini sıcacık yaptı ama aynı anda korkuttu. “Ben seni rahatsız mı ediyorum?”
Uzay hemen, sertçe: “Hayır.”Sonra daha kısık sesle ekledi:“Tam tersi.”
Tam o sırada koridorun ucunda bir ses yükseldi:
“Ares! Koç seni çağırıyor!”
Ares geçerken Nova’ya kısa ve hafif gülümseyen bir bakış attı.Nova bir şey hissetmedi… ama Uzay’ın yüzü bir anda sertleşti.
Kıskançlık.Keskin, açık ve kontrolsüz.
Nova bunu fark etti.Ares’in samimiyetsiz gülüşünü…Uzay’ın kararan yüzünü…
Ve o an bir şey anladı:Bu sadece bir spor rekabeti değildi.Bu… bir sınavdı.
Gün sonunda Nova eve döndüğünde odasının ışıklarını bile açmadan yatağa uzandı. Uzay’ın soğukluğu, Ares’in gülüşü, kendi karışıklığı… hepsi bir düğüm olmuştu.
Telefonu titredi.
Uzay: “Konuşabilir miyiz?”
Nova bir süre baktı. Sonra yazdı:
Nova: “Bugün biraz gariptin.”
Cevap hemen geldi:
Uzay: “Biliyorum. Çünkü her şey karışık.”
Nova yutkundu.
Nova: “Biz mi?”
Bir süre sessizlik oldu.Sonra ekran yandı:
Uzay: “Evet. Ama seni kaybetmek istemiyorum.”
Nova’nın kalbi hızlandı.
Bir mesaj daha geldi:
Uzay: “Yarın çatıya gelir misin?”
Nova telefonu yavaşça kapadı.
Elbette gidecekti.Uzay’dan kaçmayı hiç beceremediği gibi