6. bölüm / 6
Yavuz Polat: Ankara’nın GölgesindeBölüm 6 — Geri Dönen Adam
Bölümler 6Şu an: Bölüm 6 — Geri Dönen Adam
Murat Kaya karşımda duruyordu.
Altı yıl boyunca öldüğüne inandığım, dosyalarda adı geçmiş zamanla yazılmış, hakkında konuşulurken insanların sesini alçalttığı adam… Şimdi birkaç metre önümdeydi. Yüzü daha zayıftı. Saçlarına kır düşmüş, sol kaşının üzerindeki eski yara derinleşmişti. Üzerinde koyu renk bir mont, boynunda yıpranmış bir atkı vardı.
Ama gözleri aynıydı.
İnsanın yalan söylediğini anlamak için bazen tek bir bakış yeterdi. Murat bana yıllar önce bunu öğretmişti.
Şimdi onun gözlerine bakıyordum ve neye inanacağımı bilmiyordum.
Elif, silahını kaldırarak yarım adım önüme geçti.
“Polis! Ellerini görebileceğim şekilde kaldır!”
Murat başını hafifçe yana eğdi.
“Elif Demir,” dedi sakince. “Seni de tanıyorum.”
Elif’in yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.
“Ellerini kaldır dedim!”
Murat itiraz etmedi. Ellerini yavaşça omuz hizasına kaldırdı. Avuçları boştu.
Ben hâlâ konuşamıyordum.
Sonunda boğazımdan güçlükle bir ses çıktı.
“Sen… öldün.”
Murat gözlerini benden ayırmadı.
“Öyle görünmesi gerekiyordu.”
İçimde bir şey koptu.
“Üç yıl önce ölüm raporun tutuldu. Altı yıl önce ortadan kayboldun. İnsanlar senin için cenaze törenine katıldı. Ben senin öldüğüne inandım!”
Sesim eski garajın duvarlarında yankılandı.
Murat ellerini indirmek için hareket ettiğinde Elif’in silahı yeniden yükseldi.
“Olduğun yerde kal!”
“Tamam, Komiser Hanım.”
Murat ellerini tekrar kaldırdı.
“Yavuz’la yalnız konuşmam gerekiyor.”
“Buna sen karar veremezsin,” dedi Elif.
Murat kısa bir an ona baktı. Sonra gözlerini bana çevirdi.
“Babanı buraya getirmediğine sevindim.”
Bu cümle içimdeki öfkeyi daha da büyüttü.
“Babamın adını ağzına alma.”
“Ahmet seni korumaya çalıştı.”
“Beni korumak mı?” Bir adım attım. “Altı yıl boyunca nerede olduğunu biliyor muydu? Neden sustu? Neden bana tek kelime etmedi?”
Murat cevap vermedi.
Yaklaştım.
“Bana bak!”
Baktı.
“Kim seni kaçırdı?”
Murat’ın çenesi gerildi.
“Bunu burada konuşamayız.”
“Yıllardır beklediğim cevap bu mu? Burada konuşamayız mı?”
“Yavuz, bizi buraya getiren dosya artık yalnızca geçmişle ilgili değil.”
“Ne demek istiyorsun?”
Murat gözlerini garajın karanlık köşelerine çevirdi.
“Buraya geldiğinizi birileri biliyor.”
Elif, silahını indirmeden çevreyi kontrol etti.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü ben gelmeden önce buradaydım. Arka kapının kilidi zorlanmış. İçerideki evrakların bir kısmı karıştırılmış.”
Başımı çevirip masaya baktım. Birkaç dakika önce üzerinde Murat’ın dosyasını bulduğumuz metal masanın çekmecesi açıktı. Kâğıtların bazıları yere saçılmıştı.
Bunu fark etmemiştik.
Elif bana kısa bir bakış attı. İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk: Burada yalnız değildik.
Tam o sırada dışarıdan metalik bir ses geldi.
Tak. Tak. Tak.
Birisi garajın büyük kapısına üç kez vurmuştu.
Murat’ın yüzündeki ifade değişti.
“Lanet olsun.”
Elif kapıya doğru döndü.
“Kim var orada?”
Cevap gelmedi.
Elif bana işaret etti. Ben sağ taraftaki beton kolonun arkasına geçerken o girişin açısını kontrol etti. Murat ise olduğu yerde kaldı.
“Sen de bir yere geç,” dedim.
“Beni dinle, Yavuz.”
“Şimdi değil!”
Kapının altından ince bir ışık çizgisi geçti. Birinin dışarıda el feneri tuttuğu belliydi.
Ardından bir erkek sesi duyuldu.
“Murat! Bitti. Dışarı çık.”
Murat gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
O sesi tanıyıp tanımadığını anlamaya çalışıyordum.
Sonra adam konuşmaya devam etti.
“Polat da yanındaysa işimiz kolaylaşır.”
Elif’in bakışları bir anda bana döndü.
Bizi bekliyorlardı.
Murat sessizce konuştu.
“Silahlarını hazır tutun. İçeri girerlerse konuşmaya gelmediklerini anlayacaksınız.”
“Bunlar kim?” diye sordum.
Murat cevap vermek yerine belindeki boşluğu yokladı. Silahı yoktu.
“Yavuz, beni dinle. Ne olursa olsun dosyayı onlara bırakma.”
“Dosya nerede?”
“Ceketinin içinde.”
Elimi istemsizce göğsüme götürdüm. Garajdaki evrakları incelerken cebime koyduğum ince dosya oradaydı.
Kapının dışından bu kez daha sert bir ses geldi.
“Son kez söylüyorum, Murat!”
Elif telsizini kaldırdı.
“Merkez, burası Komiser Elif Demir. Eski otogar yakınındaki terk edilmiş garajdayız. Takviye istiyoruz. Olası silahlı şahıslar var.”
Telsizden cızırtı geldi.
Ardından kısa bir cevap duyuldu:
“Konumunuzu tekrar edin.”
Elif kaşlarını çattı.
“Merkez, sesim geliyor mu? Takviye istiyoruz!”
Cevap yerine yalnızca cızırtı duyuldu.
“Çekmiyor,” dedi.
Murat başını iki yana salladı.
“Tesadüf değil.”
Dışarıda bir motor çalıştı. Sonra ikinci bir motor sesi geldi. Kapının önünde en az iki araç vardı.
Elif bana yaklaştı.
“Arka çıkış?”
Murat başıyla karanlık köşeyi gösterdi.
“Koridorun sonunda dar bir servis kapısı var. Eski bakım alanına çıkıyor.”
“Sen nereden biliyorsun?” diye sordum.
Murat gözlerimin içine baktı.
“Çünkü altı yıl önce buradan kaçmaya çalıştım.”
İçimdeki öfke bir anlığına yerini buz gibi bir ürpertiye bıraktı.
“Burada mı tuttular seni?”
Murat cevap veremeden kapının kilidi büyük bir gürültüyle kırıldı.
“Yere yat!” diye bağırdı Elif.
Kapı içeri doğru açıldı.
İlk silah sesi patladığında kendimi yere attım. Kurşun, arkamızdaki beton kolona çarparak kıvılcımlar çıkardı. Elif karşılık vermek için kısa bir an doğruldu, ardından yeniden siper aldı.
“Arka kapıya!” diye bağırdı.
Murat karanlık koridora koştu. Ben peşinden gittim. Elif geri çekilerek bizi takip etti.
Arkamızdan iki el daha ateş edildi.
Koridor dardı; duvarlardan rutubet kokusu yükseliyordu. Ayaklarımızın altında kırık camlar eziliyordu. Sonunda paslı bir servis kapısına ulaştık. Murat omzuyla yüklendi. Kapı açılmadı.
“Çekil!” dedim.
Bir kez vurdum. Sonra bir kez daha.
Kapı gıcırdayarak açıldı ve soğuk gece havası yüzüme çarptı.
Kendimizi eski otogarın arkasındaki dar servis yolunda bulduk. Sağımızda kullanılmayan bir bakım binası, solumuzda paslı tel örgüler vardı. Uzakta Ankara’nın gece trafiği akıyordu; buraya kadar ulaşan motor sesleri, sirenlerden ve silah seslerinden daha sıradan bir dünyanın varlığını hatırlatıyordu.
Elif hemen çevreyi kontrol etti.
“Arabamız nerede?”
“Girişin diğer tarafında,” dedim.
“Oraya dönemeyiz.”
Murat servis yolunun sonundaki karanlığa baktı.
“Benim bir aracım var.”
Elif sertçe döndü.
“Senin aracına binmemizi beklemiyorsun herhâlde.”
“Başka seçeneğiniz yok.”
Tam o sırada tel örgünün öteki tarafından bir el feneri üzerimize çevrildi.
“Oradalar!”
Üçümüz aynı anda hareket ettik.
Servis yolunun sonunda, yarısı karanlıkta kalmış eski bir gri sedan duruyordu. Murat cebinden anahtar çıkardı, kapıyı açtı ve sürücü koltuğuna geçti.
Ben ön yolcu koltuğuna oturdum. Elif arka kapıyı açarken bir kez daha arkasına baktı. Karanlığın içinden iki kişi koşarak geliyordu.
“Çabuk!” diye bağırdı.
Elif kapıyı kapatır kapatmaz Murat motoru çalıştırdı. Lastikler ıslak zeminde patinaj çekti. Araç dar yola fırladı, ardından köşeyi dönerek ana yola çıktı.
Arkamızda bir far çifti belirdi.
Sonra bir tane daha.
Elif arka camdan baktı.
“İki araç peşimizde.”
Murat direksiyonu sıkıca kavradı.
“Biliyorum.”
“Bizi nasıl buldular?” diye sordum.
Murat cevap vermedi.
Önümüzdeki kavşakta kırmızı ışık yandı. Sağdan gelen araçlar hızla geçiyordu. Murat frene basıp durdu. Arkadaki siyah SUV mesafeyi kapattı. Diğer araç sol şeride geçti ve yanımıza yanaştı.
Ön yolcu camı yavaşça indi.
İçerideki adamın yüzünü göremiyordum. Başında koyu renk bir bere vardı. Elini camın kenarına koydu ve bize baktı.
Sonra ağzının kenarıyla gülümsedi.
Murat alçak sesle konuştu.
“Başınızı eğin!”
Bir silah sesi patladı.
Camın sağ üst köşesi çatladı. Elif kendini aşağı çekti. Murat gaza bastı; gri sedan kavşaktan fırladı. Arkadaki araçlar da peşimizden geldi.
“Bizi öldürmeye çalışıyorlar!” diye bağırdı Elif.
“Bunu fark ettim!” dedim.
“Yavuz, kemerini kontrol et!”
Kemerimi çektim. Murat ana yola çıktı, hızını artırdı ve önündeki kamyonun arkasından geçmek için sol şeride yöneldi. Siyah SUV tamponumuza yaklaşmıştı. Bir kez çarptı. Araç sarsıldı.
Elimi kapı koluna dayadım.
“Murat, sağa çek!”
“Sağda bariyer var!”
SUV bir kez daha çarptı. Bu defa arka tarafımız savruldu. Murat direksiyonu toparlayıp aracı yol çizgilerinin içinde tuttu.
Elif arka camdan baktı.
“Plakasını göremiyorum. Bilerek kapatmışlar.”
Önümüzdeki ışıklarda trafik sıkışmıştı. Murat sağa kırıp bir akaryakıt istasyonunun girişinden geçti, ardından istasyonun arka çıkışından yan yola bağlandı. Siyah SUV da aynı manevrayı yaptı; diğer araç ise ana yolda devam ederek önümüzü kesmeye çalışıyordu.
“Bizi iki taraftan sıkıştırıyorlar,” dedi Elif.
Murat dişlerini sıktı.
“Eski sanayi yoluna gireceğim. Orada ayrılabiliriz.”
“Hayır,” dedim. “Önce cevap vereceksin. Altı yıldır neredeydin?”
“Şimdi mi soruyorsun bunu?”
“Evet, şimdi soruyorum!”
Murat bana bir an baktı.
“Altı yıl boyunca bir depoda tutulmadım, Yavuz. Beni kaçıranlar yalnızca bir yere kapatmak istemiyordu. Benden bilgi istiyorlardı. Dosyanın nerede olduğunu, kimlerin kopyasını aldığını, babanın hangi belgeleri sakladığını…”
“Kimler?”
“Bunu bilseydim şu anda kaçmıyor olurduk.”
Bu cevap bana yetmedi.
“Sen bir polissin. İsimleri biliyor olmalısın.”
“Bildiğim isimlerin çoğu değişti. Bazıları öldü. Bazıları emekli oldu. Bazılarıysa hâlâ üniforma giyiyor.”
Arka taraftan bir çarpma sesi geldi. SUV yeniden yaklaşmıştı.
Murat direksiyonu sola kırarak dar bir sanayi sokağına girdi. Sokak boyunca kapalı atölyeler, istiflenmiş paletler ve paslı konteynerler vardı. Aracın farları duvarlarda hızlı gölgeler oluşturuyordu.
Bir köşeyi döndük. Önümüzde bir kamyonet duruyordu.
Murat frene asıldı.
Lastikler öttü.
Gri sedan kamyonetin arkasında birkaç metre kala durdu. Arkadaki SUV da sokağın girişini kapatmıştı.
Önümüzdeki araçtan iki adam indi.
Elif silahını çekti.
“Polis! Silahlarınızı bırakın!”
Adamların biri elini montunun içine attı.
Her şey bir saniyede oldu.
Murat vitesi geriye takıp aracı sertçe geri sürdü. SUV’nin ön tamponuna çarptık. Metal gürültüyle ezildi. Adamlar kenara atladı. Murat direksiyonu kırıp dar bir yan geçide girdi; sedanın aynası duvara sürtünerek koptu.
Geçidin sonunda küçük bir avlu vardı. Çıkışında yarı açık bir sürgülü kapı görünüyordu. Murat gaza bastı ve kapıdan dışarı fırladık.
Bu kez arkamızdaki motor sesi duyulmadı.
Bir süre kimse konuşmadı. Yalnızca motorun uğultusu ve hepimizin hızlanmış nefesi vardı.
Sonunda Murat aracı karanlık bir ara sokağa çekti.
“Burada birkaç dakika bekleyeceğiz.”
Elif silahını indirmedi.
“Önce ellerini direksiyonda tut.”
Murat itiraz etmedi.
Ben ona döndüm.
“Şimdi konuşacaksın.”
Murat derin bir nefes aldı. Yüzünde ilk kez yorgunluktan başka bir şey gördüm. Korku değildi. Pişmanlıktı.
“Altı yıl önceki operasyonu yapan ekipte üç kişi vardı,” dedi. “Baban, ben ve üçüncü bir polis.”
“Fotoğraftaki adam.”
Murat başını salladı.
“Evet.”
“Kim?”
Bir an sustu.
“Komiser değil artık. Daha yukarıda.”
Elif’in yüzü gerildi.
“Emniyet müdürlüğünde mi?”
Murat gözlerini ön cama dikti.
“Evet.”
İçimdeki bütün sesler sustu.
“Adını söyle.”
Murat bana döndü.
“Adını söylersem bu gece burada kalmayız. Çünkü o adam yalnızca bu dosyanın içinde değil. Sizin dosyalarınıza da erişimi var. Kimlerle konuştuğunuzu, hangi araçları kullandığınızı, hangi raporları açtığınızı biliyor.”
“Adını söyle!”
Murat dudaklarını araladı, ancak kelime çıkmadı.
Sonra cebinden eski bir telefon çıkardı. Ekranı kırılmıştı. Telefonu açıp bir fotoğraf buldu ve bana uzattı.
Fotoğrafta bir polis merkezi girişinin önünde üç kişi duruyordu. Solda babam Ahmet Polat vardı. Ortada Murat. Sağdaki adamın yüzünü net biçimde görebiliyordum.
Onu tanıyordum.
Onu defalarca toplantı salonunda görmüştüm. Brifinglerde konuşmuş, operasyonlara onay vermiş, gerektiğinde beni makamına çağırmıştı.
Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Selçuk Arman.
Fotoğrafın arkasında el yazısıyla bir tarih vardı:
17 Ekim — 23.15.
Altında ise tek bir cümle:
“Tanıklar susturulacak.”
Elif fotoğrafa baktı. Sonra bana.
“Yavuz… Bu iş artık yalnızca bir cinayet ya da kaçırılma soruşturması değil.”
Fotoğrafı elimde sıktım.
“Biliyorum.”
Murat telefonu geri aldı.
“Hayır,” dedi. “Henüz bilmiyorsun.”
Bana doğru eğildi.
“Çünkü o gece kaçırılan tek kişi ben değildim.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
“Başka kim vardı?”
Murat’ın gözleri gözlerime kilitlendi.
“Sen.”
Arabanın içindeki hava ağırlaştı.
“Ne saçmalıyorsun?”
“Altı yıl önce, o gece depoya geldiğinde sana ne olduğunu hatırlamıyorsun. Çünkü baban sana gerçeği anlatmadı.”
Başımı iki yana salladım.
“Ben o gece orada değildim.”
Murat’ın sesi alçaldı.
“Bunu sana kim söyledi?”
Cevap veremedim.
Çünkü o anda, yıllardır hatırladığım o gecenin görüntüleri zihnimde birer birer yer değiştirmeye başladı.
Bulanık bir depo.
Yağmur sesi.
Birinin bağırışı.
Babamın kanlı gömleği.
Ve karanlıkta bana uzanan bir el.
Murat.
Birden başım ağrıdı. Elimi şakağıma bastırdım.
Elif hemen bana döndü.
“Yavuz? İyi misin?”
Cevap vermeye çalıştım ama sesim çıkmadı.
Murat’ın yüzündeki ifade değişmişti.
“Hatırlamaya başladın.”
Ona baktım.
“Bana ne yaptınız?”
“Ben sana hiçbir şey yapmadım.”
“Öyleyse neden hatırlamıyorum?”
Murat cevap vermeden önce dışarıdan bir telefon sesi geldi.
Elif kendi telefonunu çıkardı. Ekranda bilinmeyen bir numara görünüyordu. Aramayı açtı, hoparlöre aldı.
Karşıdan sakin bir erkek sesi duyuldu.
“Komiser Demir. Yanınızdaki adamı emniyete teslim edin. Bu iş artık sizin yetkinizi aşıyor.”
Elif’in yüzü taş kesildi.
“Kim konuşuyor?”
“Bunu bilmeniz gerekmiyor.”
“Bence gerekiyor.”
Ses kısa bir kahkaha çıkardı.
“Yavuz Polat’a söyleyin… Babasının sakladığı ikinci dosyayı bulmasın. Aksi hâlde bu kez onu kurtaracak kimse kalmayacak.”
Hat kapandı.
Elif telefonu yavaşça indirdi.
Murat gözlerini kapattı.
Ben ise yalnızca tek bir şeyi düşünüyordum:
Babamın sakladığı ikinci dosya.
Ve o gece gerçekten nerede olduğum.
Çünkü eğer Murat doğru söylüyorsa, geçmişimi hatırlamıyordum.
Ya da biri, hatırlamamam için elinden gelen her şeyi yapmıştı.
Bölüm etkileşimi
