3. bölüm / 6
Yavuz Polat: Ankara’nın GölgesindeBÖLÜM 3 Zarf
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 3 Zarf
Zarfı elimde birkaç saniye boyunca öylece tuttum.
Üzerinde yalnızca tek bir kelime vardı.
POLAT.
Ne isim vardı ne tarih ne de başka bir açıklama.
Sadece soyadım.
Fenerin ışığı zarfın üzerinde geziniyordu. Eski binanın içindeki sessizlik o kadar ağırdı ki kendi nefesimi bile duyabiliyordum.
Elif yanıma yaklaştı.
"Yavuz..."
"Bekle."
Zarfı çevirdim.
Arka tarafında mühür yoktu. Yapıştırılmıştı ama açılmış gibi görünmüyordu.
"Dokunmadan önce fotoğrafını çekelim."
Elif telefonunu çıkardı.
"Tamam."
Zarfın önünü, arkasını ve bulunduğu dolabı tek tek görüntüledi.
Sonra bana baktı.
"Şimdi?"
"Delil prosedürüne göre açacağız."
"Burada mı?"
"Hayır."
Zarfı dikkatlice delil poşetine koydum.
Tam o sırada dışarıdan bir ses geldi.
Metal bir şey yere düşmüş gibiydi.
İkimiz de aynı anda sustuk.
Elif elini silahına götürdü.
Ben fenerimi kapattım.
Karanlıkta birkaç saniye bekledik.
Ses tekrar gelmedi.
Elif fısıldadı.
"Birisi mi var?"
"Bilmiyorum."
Elimi kaldırıp diğer ekiplere sessiz olmalarını işaret ettim.
Koridorun sonuna doğru ilerledik.
Ayak seslerimizi mümkün olduğunca azaltmaya çalışıyorduk.
Binanın dışından gelen rüzgâr kırık camlardan içeri giriyor, eski metal parçalarını hafifçe titretiyordu.
Sonunda arka kapıya ulaştık.
Kapı aralıktı.
Ben öne geçtim.
Elif arkamdaydı.
Kapıyı yavaşça açtım.
Dışarı çıktığımızda soğuk hava yüzümü kesti.
Fenerimi sağa çevirdim.
Boş.
Sola çevirdim.
Yine boş.
Sonra uzaktan bir motor sesi duydum.
"Elif."
"Ben de duydum."
Ses gittikçe yükseliyordu.
Binanın arkasındaki dar yoldan bir araç geçiyordu.
Farları birkaç saniyeliğine duvarın üzerine vurdu.
Sonra hızla uzaklaştı.
Elif telsize sarıldı.
"Merkez, eski sanayi bölgesinin kuzey çıkışına doğru hareket eden şüpheli bir araç var. Ekip yönlendirin."
Ben araca doğru koşmaya başladım.
"Yavuz!"
"Takip edeceğim."
"Tek başına gitme!"
Koşarak devriye aracına ulaştım.
Elif de arkamdan geldi.
Motoru çalıştırdım.
Siren açıldı.
Aracı yola çıkardığım anda siyah otomobilin arka lambalarını uzakta gördüm.
"Orada."
Elif telsizden bilgi verdi.
"Merkez, şüpheli araç gri renkli sedan. Plaka okunamıyor. Takip ediyoruz."
Gaza bastım.
Araç hızlandı.
Ben de peşine düştüm.
Dar sanayi yolundan ana yola çıktık.
Şehir bu tarafta daha karanlıktı. Sokak lambalarının bazıları yanmıyor, yolun belirli bölümleri tamamen karanlıkta kalıyordu.
Gri sedan sağa döndü.
Ben de döndüm.
"Plakayı görebiliyor musun?"
"Hayır."
"Aradaki mesafeyi koru."
Elif bana baktı.
"Ben mi sana söyleyeceğim?"
"İşini yapıyorum."
"Ben de yapıyorum."
Gülümsedim.
Ama gözüm yoldaydı.
Araç bir kavşağa geldiğinde aniden fren yaptı.
"Ne yapıyor?"
Gri sedan sola kırdı.
Ben de kırdım.
Bir anda karşımıza büyük bir kamyon çıktı.
Frene bastım.
Lastikler kısa bir süre asfalt üzerinde kaydı.
Kamyonun birkaç metre önünde durduk.
Elif koltuğa yaslandı.
"Yavuz!"
"İyiyiz."
"Bir daha böyle bir şey yaparsan..."
"Sonra konuşuruz."
Gri araç çoktan gözden kaybolmuştu.
Telsizden ekiplerin sesleri gelmeye başladı.
"Şüpheli araç kaybedildi."
Dişlerimi sıktım.
Direksiyona hafifçe vurdum.
Elif bana baktı.
"Onu kaybettik."
"Evet."
"Belki de bizi oradan çıkarmak için gönderildi."
Başımı ona çevirdim.
"Ne demek istiyorsun?"
"Bence bizi takip ediyorlardı."
Bir an sustum.
Sonra eski binadaki zarfı düşündüm.
POLAT.
"Ben de aynı şeyi düşünüyorum."
---
Emniyete döndüğümüzde saat 04.42 olmuştu.
Zarfı delil odasına teslim ettik.
Çantadan çıkan diğer malzemeler de incelemeye alınmıştı.
Ben sorgu odasının camından Mehmet Arslan'a baktım.
Tek başına oturuyordu.
Başını eğmişti.
Masada bir bardak su vardı.
Ona bakarken içimde garip bir his oluştu.
Bu adam her şeyi biliyor olabilirdi.
Elif yanıma geldi.
"İçeri girelim mi?"
"Evet."
Kapıyı açtık.
Mehmet başını kaldırdı.
Sandalyeyi çektim.
Karşısına oturdum.
Elif yan tarafıma geçti.
"Mehmet Arslan."
Cevap vermedi.
"Bu gece neden kaçtın?"
Sessizlik.
"Aracın senin olmadığını biliyoruz."
Gözlerini kaldırdı.
İlk kez yüzünde bir değişiklik gördüm.
"Ben sadece arabayı kullanıyordum."
"Kim verdi?"
Cevap vermedi.
"Kim verdi o arabayı?"
Mehmet ellerine baktı.
"Adını bilmiyorum."
"Yalan söyleme."
"Yalan söylemiyorum."
Elif dosyayı açtı.
"Çalıştığın şirketi araştırdık. Son altı ay içinde üç kez iş değiştirmişsin."
"İş bulmak zor."
"Son işyerinden neden ayrıldın?"
"Ben ayrılmadım."
Elif başını kaldırdı.
"İşveren seni kovmuş."
Mehmet sustu.
Ben masaya biraz yaklaştım.
"Bak Mehmet. Şu anda burada oturuyor olmanın sebebi, gece dur ihtarına uymaman. Eğer bize yardımcı olursan olayın ne olduğunu anlamaya çalışabiliriz."
Mehmet bana baktı.
Sonra gözlerini kaçırdı.
"Size yardım edersem beni öldürürler."
Odadaki hava bir anda değişti.
Elif bana baktı.
Ben Mehmet'e döndüm.
"Kim?"
Mehmet cevap vermedi.
"Kim seni öldürecek?"
Dudaklarını sıktı.
"Ben hiçbir şey bilmiyorum."
"Az önce söylediklerinle çelişiyorsun."
"Ben..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Koridorun dışından bir telefon sesi geldi.
Elif'in telefonu değildi.
Benimki de değildi.
Ses sorgu odasının içinde yankılanıyordu.
Mehmet'in yüzü bir anda bembeyaz oldu.
"Ne oldu?" dedim.
Telefon sesi devam etti.
Mehmet'in gözleri cebine kaydı.
Üzerini aramıştık.
Telefonu yoktu.
Ses nereden geliyordu?
Elif ayağa kalktı.
Ben de kalktım.
Ses masanın altından geliyordu.
Eğildim.
Sorgu odasının masasının altına küçük bir telefon bantlanmıştı.
Elif şaşkınlıkla bana baktı.
"Bu ne?"
Telefonu yerinden çıkardım.
Ekranda tek bir numara görünüyordu.
Arayan gizli numaraydı.
Mehmet sandalyesinde geriye doğru çekildi.
"Ben bilmiyorum."
Telefon çalmaya devam ediyordu.
Elif bana baktı.
"Açacak mısın?"
Telefonu birkaç saniye elimde tuttum.
Sonra açtım.
"Polis."
Karşıdan birkaç saniye boyunca hiçbir ses gelmedi.
Sonra erkek bir ses duyuldu.
Sakin.
Soğukkanlı.
"Komiser Yavuz Polat."
Odadaki herkes sustu.
Adam benim adımı biliyordu.
"Sen kimsin?"
"Zarfı buldun."
Kaşlarım çatıldı.
Elif bana baktı.
"Ne zarfı?"
Adam devam etti.
"Eski depodaki zarfı."
"Sen kimsin?"
"Henüz önemli değil."
"Benim adımı nereden biliyorsun?"
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra adam konuştu.
"Çünkü seni bir süredir izliyoruz."
Elif'in yüzü gerildi.
"Ne istiyorsunuz?"
"Dosyayı."
"Hangi dosya?"
"Arşivde bulduğun dosyayı."
Bir an sustum.
Adam devam etti.
"Onu açma."
"Yoksa?"
Telefonun diğer ucunda hafif bir nefes sesi duyuldu.
"Yoksa bir sonraki zarf senin değil, Elif Demir'in adıyla gelir."
Elif'in yüzündeki ifade değişti.
Ben telefonu daha sıkı tuttum.
"Elif'e dokunursanız—"
Adam sözümü kesti.
"Bu bir tehdit değil, Komiser."
"Ne o zaman?"
"Bir uyarı."
Telefon kapandı.
Odadaki sessizlik birkaç saniye devam etti.
Elif bana baktı.
"Dosya bende."
"Ne?"
Az önce arşivden aldığımız dosyanın bir kopyasını çıkarmıştı.
Dosyayı masanın üzerine koydu.
Ben kapağına baktım.
Altı ay önce kapatılmış bir soruşturma.
Kaçakçılık.
Kayıp ekipmanlar.
Eski depo.
Ve şimdi benim soyadımı taşıyan bir zarf.
Dosyayı açtım.
İlk sayfayı çevirdim.
İkinci sayfayı.
Üçüncü sayfada bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı elime aldım.
Bir adam.
Eski deponun önünde duruyordu.
Yüzünü görünce elim dondu.
Çünkü o adamı tanıyordum.
Altı yıl önce benimle aynı birimde çalışmıştı.
Ve resmi kayıtlara göre...
üç yıl önce hayatını kaybetmişti.
Elif fotoğrafa baktı.
"Yavuz..."
Cevap veremedim.
Fotoğrafı tekrar çevirdim.
Arkasında el yazısıyla tek bir cümle vardı:
"Ölmediğini biliyorsan, neden sustun?"
Ve o anda geçmişte kapandığını sandığım bir dosyanın aslında hiç kapanmadığını anladım.
Bölüm etkileşimi
