5. bölüm / 8
Yaşayan ölülerV
Bölümler 8Şu an: V
- 1 l2.583 kelime
- 2 ll1.947 kelime
- 3 lll1.712 kelime
- 4 lV1.854 kelime
- 5 V1.746 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Vl2.424 kelime
- 7 Vll2.581 kelime
- 8 Vlll2.591 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 13: Kara kurtlar
Diego Rodriguez, Barselona Model Hapishanesi’nin C Blok’unda 12 yıldır yatıyordu. Cinayet, gasp ve çete liderliğinden ömür boyu hapis cezası almıştı. Kıyamet başladığında hapishane tam bir cehenneme döndü. Gardiyanlar kaçtı, kapılar açıldı ve mahkumlar birbirini yemeye başladı.Diego o kaosta sakin kaldı.Birkaç güvenilir adamını topladı, silah deposunu ele geçirdi ve hapishaneden dışarı çıktı. Dışarıda dünya zaten ölmüştü. Hastalıklılar sokaklarda dolaşıyor, insanlar çığlık atıyordu.İlk günlerde sadece hayatta kalmaya çalıştılar. Terk edilmiş marketleri soyuyor, geceleri terk edilmiş evlerde saklanıyorlardı. Ama Diego kısa sürede bir şey fark etti:Bu yeni dünyada kanun yoktu.Güçlü olan her şeyi alabilirdi.
İlk kurbanları küçük bir hayatta kalan grubu oldu. Diego’nun adamları onları gece bastı, erkekleri öldürdü, kadınları ve yiyecekleri aldı. Diego ilk kez o gece gülümsedi. “Korku en iyi silahtır” dedi adamlarına.
Birkaç ay içinde grup büyümeye başladı. Diego “Kara Kurtlar” adını verdi. Siyah giysiler giydirdi, kurt başı şeklinde bir işaret yaptırdı.Bir yerleşimi bastıklarında ya teslim olmalarını istiyor ya da hepsini öldürüyorlardı. Teslim olanları ise “koruma” adı altında köle gibi kullanıyorlardı.
Diego’nun kuralı basitti:
“Zayıf olanı ez, güçlü olanı yanına kat. Merhamet gösteren ölür.”
Bir yıl içinde Kara Kurtlar 200 ün üzerinde kişiye ulaştı. Diego eski bir askeri üssü ana kamp yaptı. Küçük karakollar kurdular, yolları kontrol altına aldılar. Başka gruplara “Haraç verin, sizi koruruz” mesajı gönderiyorlardı. Vermeyenler acımasızca yok ediliyor.
Bir seferinde bir kasabayı bastıklarında liderlerini herkesin önünde parçalatmıştı. “Bakın, liderleriniz sizi koruyamıyor” demişti. O günden sonra birçok insan korkudan kendi isteğiyle Kara Kurtlar’a katıldı.
Aradan 6 ay kadar daha geçti Grup 300'ü aşmıştı. Zalimlikleri efsane olmuştu. Nueva Esperanza gibi yerleşimler bile haftalık haraç vererek ayakta kalabiliyordu.
Kara Kurtlar artık sadece hayatta kalmak için değil, hükmetmek için vardı.
Dağların derinlerinde, eski bir askeri üssün kalıntıları üzerine kurulu Kara Kurtlar’ın ana kampı, etrafı dikenli tel ve yüksek beton duvarlarla çevrili dev bir kale gibiydi. Eskiden İspanya ordusunun lojistik merkezi olan bu yer, şimdi korkunun başkenti haline gelmişti.
Kampın en korkunç özelliği girişteki “koruma sistemi”ydi. Kara Kurtlar, yakaladıkları hastalıklıları tellere zincirliyor, bacaklarını ve kollarını keserek sadece gövdelerini bırakıyorlardı. Bu cansız ama hâlâ hırlayan bedenler, tellere asılı halde sürekli kıvranıyordu. Bu sayede diğer hastalıklılar buraya yaklaşımıyordu
Ana kampın ortasında eski hangarlar ve barakalar vardı. En büyük hangar liderin “taht”ı olarak kullanılıyordu eski bir tankın üzerine kurulu bir platform. Orada her akşam adamlar toplanır, yağmaladıkları yiyecekleri ve “hediyeleri” paylaşırdı.
Kara Kurtlar sadece kendi kampıyla yetinmiyordu. “Koruma” adı altında birkaç yerleşkeyi köle gibi kullanıyordu: La Granja adında bir yerleşke Eskiden büyük bir tarım alanıydı. Şimdi Kara Kurtlar’ın ana yiyecek kaynağı. 40-50 kişi burada zorla çalıştırılıyordu. Hasatın %70’ini Kara Kurtlar alıyor, kalanını ise köylülere “iyilik” olarak bırakıyordu. Kaçmaya çalışanlar tellere bağlanan hastalıklıya çevriliyor
Bir de Nehir Kenarında ki Köy olan Río Negro: Küçük bir balıkçı köyüydü. Kara Kurtlar burayı “koruma” altına almış, balık ve temiz suyun neredeyse tamamını alıyorlardı. Köylüler haftada bir “haraç günü”nde kampın kapısına gelip malzemeleri teslim etmek zorundaydı. Kadınlardan bazıları “eğlence” için kampa götürülüyordu ve bir daha geri dönmüyordu.
Bu yerleşkelerdeki insanlar artık özgür değildi. Kara Kurtlar onlara “Sizi hastalıklılardan koruyoruz, siz de bize hizmet edin” diyordu. Karşı çıkanlar ya öldürülüyor ya da kampın telleri arasına zincirleniyordu.
Kara Kurtlar’ın ana kampında ise disiplin sertti. Bu sayede adamları hem korkuyor hem de sadık kalıyordu.
Şimdi, Mateo’nun temizlediği küçük karakolun haberi kampa ulaştığında lider masasında oturuyordu. Elindeki bıçağı masaya sapladı.
“Polis ve o yeni dostları La Granja’dan ve Río Negro’dan daha fazla adam toplayın. Tellere daha fazla hastalıklı bağlayın. Onlar bize savaş ilan etti. Biz de onlara cehennemi yaşatacağız.”
Nueva Esperanza ya yaklaşmama kararı aldılar şimdilik bu karar elbet değişecek ve büyük bir savaş patlak verecekti
Kampın telleri arasında hırlayan hastalıklıların sesi gecenin karanlığında daha da yükseldi. Kara Kurtlar harekete geçmeye hazırlanıyordu.
Bölüm 14: Yıllar sonra
Kış bitmişti kara kurtlar Nueva Esperanza dan çekildi - şimdilik -Kıyametin üzerinden tam iki yıl geçmişti.
Dünya inanılmaz hızlı çökmüştü. İlk altı ayda büyük şehirlerin çoğu harabeye döndü. Hastalıklılar nüfusun %80’ından fazlasını yok etti. Elektrik, iletişim, ulaşım bitti. Geriye kalan küçük yerleşimler ya birbirini yiyordu - her iki anlamda da - ya da hastalıklı oldu. Artık “ülke” diye bir şey kalmamıştı. Sadece hayatta kalanların küçük dünyaları vardı.
Ama Nueva Esperanza ve Mateo’nun eski kasabası birleşerek bambaşka bir yer olmuştu.
İki yıl içinde “Nueva Esperanza” adı sadece Marco’nun eski yerleşimine değil, birleşik topluluğa da verildi. Duvarlar genişletilmiş, yeni kuleler yapılmış, tarlalar iki katına çıkmıştı. Küçük bir nehirden su kanalları çekilmiş, tavuk ve keçi sürüleri büyümüştü. Çocuklar bile vardı Okul gibi bir yer açılmış, Maria hemşirelik dersleri veriyor yeni hemşireler yetişiyor ve yeni savaşçıları
Mateo artık resmî lider değildi ama herkes ona Şef diyordu. Marco’yla birlikte karar alıyorlardı. Pablo savunma sorumlusu olmuş, Carlos ise tarım ekibinin başıydı. Sofia büyümüş, 23 yaşında güçlü bir genç kız olmuştu. Carlosla araları hala iyiydi
En büyük haber Elena’ydı.
Elena, Mateo’dan hamileydi. Karnı artık belirginleşmişti, yedinci ayındaydı. Mateo her fırsatta yanında oluyor, elini karnına koyup bebeğin hareketlerini hissediyordu. Elena gülümsüyordu:
“İki yıl önce o depoda kapalıyken… buraya geleceğimizi, bir çocuğumuz olacağını hayal bile edemezdim.”
Mateo da gülümsüyordu ama gözlerinde hâlâ temkin vardı.
Nueva Esperanza’da hayat gerçekten güzelleşmişti.
Sabahları tarlalarda çalışılıyor, akşamları büyük meydanda ateş yakılıp hikayeler anlatılıyordu. Müzik bile vardı eski bir gitarı bulan biri bazen şarkı çalıyordu. Üretim artmıştı; konserve yapımı, kurutma teknikleri, basit silah tamiri… Herkes bir işe yarıyordu. Çocuklar koşup oynuyor, anneler gülüyor, yaşlılar torunlarını kucağına alıyordu.
Bir akşam Mateo ve Elena ateşin başında otururken Elena karnını okşadı.
“İsim düşündün mü?” diye sordu Mateo.
Elena başını salladı.
“Kız olursa ‘Luna’. Oğlan olursa ‘Alejandro’. Ama asıl önemli olan… burada doğacak olması. Bu dünyada bir bebek doğmak… büyük bir zafer.”
Mateo elini Elena’nın karnına koydu. Bebek tekme attı. İkisi de güldü.
Pablo yanlarına geldi, elinde bir kadeh şarapla
“Şef, iki yılda burayı ne hale getirdik gördün mü? Sayımız arttı, duvarlarımız güçlendi, yiyeceğimiz bol. Kara Kurtlar bile iki yıldır sesini çıkarmadı. Belki… belki gerçekten bitti o tehlike.”
Mateo gülümsedi ama cevap vermedi. İçinden biliyordu ki tehlike hiç bitmez. Sadece bekler.
O akşam Nueva Esperanza’da herkes mutluydu. Ateş yanıyor, kahkahalar yükseliyor, çocuklar koşuyordu. İki yıl önce ölümün eşiğindeki küçük grup, şimdi güçlü ve umut dolu bir topluluk olmuştu.
Elena başını Mateo’nun omzuna yasladı.
“Burası artık evimiz. Gerçekten evimiz.”
Mateo onu öptü .Gece yıldızlar altında Nueva Esperanza ışıl ışıldı.
Yeni dostlar da bu iki yılda hayatlarına girmişti:
Lucia ve ailesi: Río Negro köyünden kaçmayı başaran bir aile. Lucia, 28 yaşında, çok iyi bir aşçıydı. Artık mutfak ekibinin başına geçmişti. Kocası ve iki çocuğuyla birlikte topluluğa sıcak bir aile havası katmıştı.
Alex : La Granja’dan kurtardıkları bir delikanlı. Çok iyi ok atıyordu. Pablo’yla birlikte savunma eğitimleri veriyordu. Mateo’ya “Abi” diye hitap ediyordu.
Dr. Miguel: Eski bir veteriner. Hayvanların bakımını üstlenmişti. İnek ve keçilerin çoğalmasında büyük rol oynamıştı. Herkes ona “Doktor Amca” diyordu.
Ana ve küçük grubu: Dağlardan gelen 8 kişilik bir aile. Temiz su sistemi kurmada yardımcı olmuşlardı. Ana, Elena’yla çok iyi anlaşıyordu, hamilelik sürecinde ona destek oluyordu.
Ama dağların ötesinde, Kara Kurtlar’ın kampında tellere bağlı hastalıklılar hâlâ hırlıyordu… ve Diego hâlâ intikam planları yapıyordu.
Bölüm 15: kanlı mesaj
Nueva Esperanza’da hayat normale dönmüştü. Elena’nın doğumu yaklaşırken herkes daha dikkatli ve mutlu görünüyordu.
O sabah sıradan bir yiyecek arama ekibi yola çıktı. Başlarında Alex vardı
Tam çantaları doldururken dışarıdan ses geldi.
Bir anda etrafları sarıldı.
On beş kadar Kara Kurtlar adamı sessizce yaklaşmıştı. Hepsi silahlı, yüzleri boyalı, kurt başı işaretleri taşıyordu. hemen silahlarını çektiler ama çok geçti. İlk kurşun Alex daha okunu çekemeden göğsüne isabet etti yere yığıldı
Diğerleri “Kaçın!” diye bağırdı ama kurşunlar onları da vurdu. Diğer iki kişi de birkaç saniye içinde yere düştü.
Kara kurtlardan biri yerde can çekişen Alex yanına geldi
“Mateo’ya selam söyle. Kara kurtların unuttuğunu sanıyorsa yanılıyor.”
Alex nefes nefese “Sizi şerefsizler” diyebildi.
Adam bıçağını çıkardı ve alex 'in kafasına acımadan sapladı. Alex son bir kez titredi ve hareketsiz kaldı.
Kara Kurtlar adamları cesetleri tek tek kontrol etti. Sonra , Alex 'in göğsüne büyük bir kâğıt parçası iğneledi. Üzerinde kanla yazılmış kalın harflerle şu yazı vardı:
"Sıra sizde.
Kara kurt unutmaz bedelini ödeyeceksiniz
Gelin, sizi bekliyoruz yada biz gelelim.”
Sonra cesetleri arabalarına yükleyip gece saatlerinde Nueva nın giriş kapısına ses çıkarmadan indirip karanlıkta kayboldular sabah cesetleri gören nöbetçi hemen Marco ve Mateoya haber verdi oraya geldiklerinde
4 kişinin cansız bedeni yerde yatıyordu. Alex ise biraz ötede, göğsünde kanlı notla…
Mateo dizlerinin üstüne çöktü. Alex’in cesedine baktı. Notu okudu. Elleri titriyordu.
Carlos gözyaşlarını tutamadı. “Alex hayır…”
Mateo notu yavaşça çıkardı. Kanlı kâğıdı sıkıca tuttu. Yüzü taş gibiydi ama gözlerinde hem acı hem öfke vardı.
“ tekrar geldiler " diye mırıldandı
Elena’ya haber verildiğinde ağladı. Lucia kocası Martin öldüğünü duyunca yere yığıldı. Dr. Miguel sessizce dua etti. Sofia ise “Onları öldüreceğiz” diye fısıldadı.
Mateo ayağa kalktı. Cesetleri sırtlarına alıp kasabanın mezarlığına götürdüler arkadaşlarını gömdüler
O gece Nueva Esperanza’da ateş yanmadı. Herkes yas tutuyordu.
Mateo, Marco’yla birlikte topluluğun önüne çıktı. Sesinde soğuk bir kararlılık vardı:
“Alex, Martin ve diğer kardeşlerimizi kaybettiğimiz bugün… Kara Kurtlar tekrar ortaya çıktı
Biz de onlara cevabımızı vermeliyiz
Artık saklanmayacağız.
Onları avlayacağız.”
Herkes sessizce başını salladı. Acı büyüktü ama korkudan daha büyüktü öfke.
Mateo Alex'in kanlı notunu cebine koydu. Ve savaş hazırlıklarına başladı aradan bir gün geçti savaş hazırlıkları sürerken hiç beklemediği bir şey oldu .
Nueva Esperanza’nın nöbetçileri birden alarm verdi.
Herkes duvarlara koştu.
Mateo da koşarak geldi ve gördüğü manzara karşısında donup kaldı.
Kara Kurtlar tüm gücüyle gelmişti.
Yüzlerce kişi…
Duvarların etrafını tamamen sarmışlardı. Arabalar, motosikletler, kamyonlar… Hepsi silahlı. En önde ağır makineli tüfekler, roketatarlar ve hatta bir tane eski tanksavar görünümlü silah bile vardı. Sayıları en az 200-300 arasındaydı.
Mateo’nun yüzü bembeyaz oldu. Şaşkınlık ve korku gözlerinden okunuyordu. Elleri titriyordu. Bu kadar hızlı ve bu kadar büyük bir güç beklemiyordu. Bir gün önce sadece küçük bir grup sandığı şey, şimdi dev bir orduya dönüşmüştü.
Dışarıdan megafonla yüksek ve korkutucu bir ses yükseldi:
“Mateo Ruiz!Duvarlarının arkasına saklanma! zamanı geldi!
Sizin güzel kasabanız, tarlalarınız, kadınlarınız ve doğacak bebeğiniz… hepsi bizim!Teslim olun!Kapıları açın!
Yoksa hepinizi tek tek öldüreceğiz"
Ses dağlarda yankılanıyordu.
Kasabanın içinde herkes panik içindeydi.
Kadınlar çocuklarını kucağına almış ağlıyordu.
Erkekler duvarlara koşuyor ama yüzlerindeki korku gizlenemiyordu.
Sofia bile titriyordu. Elena karnını tutmuş, duvara yaslanmıştı, gözleri doluydu.
Mateo barikatın arkasından dışarı baktı. Sayıları gerçekten çok fazlaydı. Ağır silahları kusanmışlardı. Birkaç roketatarı bile vardı. Nueva Esperanza’nın duvarları bu kadar büyük bir saldırıya dayanamazdı.
Mateo ne yapacağını bilemiyordu.
İlk kez bu kadar çaresiz hissediyordu. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Ağzı kurumuştu. Düşünemiyordu.
Pablo yanına geldi, sesi titreyerek sordu:
“Mateo… ne yapacağız? Sayıları… çok fazla…”
Mateo cevap veremedi. Sadece dışarıya, megafonla tehdit savuran Kara Kurtlar’a bakıyordu.
Diego tekrar gürledi:
“10 dakika veriyoruz!Kapıları açmazsanız saldırmaya başlıyoruz!Ve inanın… bu sefer acımayacağız!”
Herkes Mateo’ya bakıyordu.Bekliyorlardı.Korku dolu gözlerle.Mateo’nun eli duvara yapışmıştı.
Şaşkın, korkmuş ve ilk kez ne yapacağını gerçekten bilemiyordu.
Bölüm etkileşimi
