8. bölüm · Yasaklı kapler
Sekizinci bölüm
Havai fişeklerin ışıkları yavaş yavaş gökyüzünden silinirken sahil yeniden sessizliğe büründü. İrem ile Aras aynı anda birbirlerine baktılar.
İkisi de gülümsedi.
Aras: "Biraz daha yürüyelim mi?"
İrem: "Olur."
Sahil boyunca yan yana yürümeye başladılar. Dalgaların sesi ikisine de huzur veriyordu.
Bir süre sonra Aras cebinden telefonunu çıkardı.
Aras: "Bir fotoğraf çekilelim mi?"
İrem şaşırdı.
İrem: "Ben fotoğraflarda hiç güzel çıkmam."
Aras: "Bence tam tersi."
İrem gülümseyerek yanına geçti.
Aras telefonu kaldırdı.
Tam fotoğraf çekilecekken İrem istemsizce Aras'a baktı.
Aras da tam o anda ona bakıyordu.
İkisi de objektife değil, birbirlerine bakarken fotoğraf çekildi.
İrem: "Aaa! Düzgün çıkmadı."
Aras fotoğrafa baktı.
Aras: "Bence en güzel fotoğraf bu."
İrem: "Neden?"
Aras: "Çünkü ikimiz de gülümsemeyi unutmuşuz."
İrem merakla telefonu istedi.
Fotoğrafa bakınca hafifçe utandı.
Gerçekten de ikisi birbirine bakıyordu.
Sessizce telefonu geri verdi.
İrem: "Silme."
Aras: "Asla."
Yürümeye devam ederlerken küçük bir sokak müzisyeninin gitar çaldığını gördüler.
Melodi oldukça sakindi.
Aras cebinden birkaç bozukluk çıkarıp gitar kutusuna bıraktı.
Müzisyen gülümseyerek teşekkür etti.
Müzisyen: "Mutluluğunuz daim olsun."
İrem ile Aras birbirlerine bakıp aynı anda utandılar.
Bir süre sessizce yürüdüler.
Sonra Aras yavaşça konuştu.
Aras: "Bir şey söyleyeceğim ama gülmek yok."
İrem: "Söz."
Aras: "Sabahları ilk aklıma gelen kişi sen oluyorsun."
İrem'in adımları yavaşladı.
Kalbi öyle hızlı atıyordu ki sanki sesi duyulacaktı.
İrem: "Gerçekten mi?"
Aras başını salladı.
Aras: "Evet."
İrem birkaç saniye sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
İrem: "Ben de... Telefonuma her bildirim geldiğinde sen yazdın sanıyorum."
Aras bunu duyunca gözleri parladı.
İlk kez bu kadar açık konuşuyorlardı.
Tam o sırada hafif bir rüzgâr esti.
İrem üşüyünce kollarını birbirine sardı.
Aras bunu fark etti.
Aras: "Üşüdün."
İrem: "Biraz."
Yakınlarda sıcak içecek satan küçük bir büfe vardı.
Aras iki sıcak çikolata aldı.
Birini İrem'e uzattı.
İrem: "Teşekkür ederim."
Bardaklardan yükselen buhar yüzlerine vururken sahile karşı oturdular.
Denizi izliyorlardı.
Aras: "Biliyor musun?"
İrem: "Ne?"
Aras: "Senin yanında zaman çok hızlı geçiyor."
İrem gülümseyerek denize baktı.
İrem: "Ben de eve gidince saatlere bakıyorum. 'Nasıl bu kadar çabuk akşam oldu?' diyorum."
Aras hafifçe güldü.
Aras: "Demek aynı şeyi hissediyoruz."
Gökyüzü artık tamamen kararmıştı.
Sokak lambalarının altında yürürlerken İrem'in bileğindeki ince bileklik koptu.
Minik taşlar yere dağıldı.
İrem: "Aaa..."
Aras hiç düşünmeden eğildi.
Tek tek taşları toplamaya başladı.
İrem de ona yardım etti.
İkisi aynı taşı almak için uzanınca elleri yine birbirine değdi.
Bu kez ikisi de ellerini hemen çekmedi.
Birkaç saniye boyunca göz göze kaldılar.
İrem'in yanakları kıpkırmızı olmuştu.
Aras gülümseyerek bilekliği dikkatlice onardı ve İrem'in avucuna bıraktı.
Aras: "Sanırım artık daha dikkatli olmalısın."
İrem: "Belki de."
Aras: "Yoksa seni kurtarmak için sürekli yanında olmam gerekecek."
İrem gülerek başını eğdi.
İrem: "Belki buna itiraz etmem."
Aras bunu duyunca istemsizce gülümsedi.
İkisi de hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.
Bazen en güzel cümleler söylenmeyenlerdi.
O gece eve dönen İrem, odasının ışığını kapatmadan önce telefonuna baktı.
Aras'tan tek bir mesaj gelmişti.
Aras:
"Bugün birlikte çekildiğimiz fotoğrafı her açtığımda istemsizce gülümsüyorum. Sanırım bunun sebebini biliyorum."
İrem mesajı okudu.
Uzun süre ekrana baktı.
Sonra sadece tek bir cevap yazdı.
İrem:
"Ben de..."
Mesaj gönderildi.
İkisinin de yüzünde aynı sıcak gülümseme vardı.
