2. bölüm · Yarım Kalan Pirüet: Mucize
2. BÖLÜM; “Vatan uğruna gidilen her yol, şerefle yazılmış bir destandır.”
18 Yıl Sonra, Bingöl (2020)
Kıdemli Üsteğmen Noyan Boratav
Üsteğmen Abay Türker
Astsubay Kıdemli Başçavuş Ülgen Yılmaz
Astsubay Kıdemli Üstçavuş Hakan Dağdelen
Astsubay Üstçavuş Olcay Talat
Astsubay Çavuş Devin Numanoğlu
Uzman Çavuş Kağan Karabay
Uzman Onbaşı Mete Çelikkol
Onlar kim miydi? Onlar Pars Timi'ydi. Yeryüzünde kurt gökyüzünde kartaldı.
...
Gece, karargâhın üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Koridorlarda normalden daha fazla hareket vardı. Bir yerlerde telsizler susmadan çalışıyor, kapılar açılıp kapanıyor, asker botu sesleri taş zeminde yankılanıyordu. Ülgen, Olcay, Devin operasyon için silahları hazırlarken Hakan ve Kağan çoktan hazırlanmış kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Abay ise her zamanki gibi sessizdi. Mete'nin ise saç davası sürüyordu. Ülgen birkaç metre öteden bir yandan eşyalarını hazırlarken bir yandan sürekli gözü Mete'nin üstündeydi. En sonunda dayanamayıp konuştu. "Napıyorsun lan iki saattir orada?" Mete göz ucuyla aynadan Ülgen'e baktı ve geri kendine dönüp saç jölelemisene devam etti. "Hazırlanıyorum kardeşim." Ülgen tövbe estağfurullah der gibi bir hareket yaptı. "Operasyona mı pavyo-" Abay minik bir öksürük ile boğazını temizler gibi yaparak Ülgen'i uyardı. Ülgen bunun üzerine sözlerini geri yuttu ve cümlesini yeniledi. "Operasyona hazırlandığına emin misin? Dışardan bakınca pek öyle durmuyor." Mete güldü. Ciddi ciddi anıra anıra gülüyordu şu an. "Sizce komutanım beğenir mi?" Hakan hayır anlamında cıkladı. "Şepti şeker olmuşsun, der. O jöleyide götüne sokabilir." Tüm tim aynı anda kahkahalara boğuldu. Abay ise alttan alttan sırıtıyordu. Mete'nin yüzü düşmüştü. "Ne varsa bir kere hevesimi kırmasanız, ölür müsünüz sanki?" Bu sefer Kağan devam etti. "Oy, oy, oy. Kıyamam ben sana. Üzüldün mü sen?" Alaycı bir tonu vardı. "Buna komutan zorbalığı denir Parazit. Alış aslanım." O sırada içeriye komutanları girdi ve anında tüm sesler kesildi. Hepsi aynı anda ayağı kalktı. Mete ise ayakta iken jöleyi saklamaya çalışıyordu. Asker selamlarını verdiler. Noyan önce kendisi en baştaki koltuğa oturdu sonrada "Oturun," emri verdi. Bu sefer hepsi aynı anda oturdu. "Bugün Albayım Adem yok." Elindeki kağıdı masaya koydu. "Sıkı bir operasyona gideceğimizi biliyorsunuz." Sonra Mete'ye döndü. "Senin o saçın ne?" Mete güldü. "Beğendiniz mi komutanım?" "Şepti şeker olmuşsun." Noyan, Hakan'ın sırıttığını fark edince Emir verdi. "Gülmeyi kes sende." Hakan anında doğrulup boğazını temizledi. "Emredersiniz komutanım." "O jöleyide götüne sokmamı istemiyorsan git ve temizle saçını." Mete utanarak başını yere eğdi. "E-emredersiniz komutanım." Noyan ayağa kalktığında hepsi aynı anda kalktı. "5 dakika sonra toplantı odası." Hepsi birlikte "Emredersiniz," diye arkasından seslendi. O sırada Noyan çoktan gitmişti. Mete eliyle yüzünü ovuşturarak söylendi. "Sıçtım. Nasıl temizlerim ben bunu? Fikir verin!" Devin kahkaha patlattı. "Ee iş öyle sadece saç jölelemeye kalmaz." Olcay fikir verdi. "Saçlarını yıka istersen. Kurularsın sonra zaten." Mete güldü ve dostça Olcay'ın omzuna vurdu. "Sağol ve kardeşim." Sevinçle tuvalete koştu. Eline biraz şampuan sıkıp saçını yıkadı.
...
5 dakika sonra hepsi toplantı odasındaydı. Noyan en başta diğerleri ise masaya yerleşmişti. Noyan sonunda konuşmaya başlamıştı. "Operasyon sınırda olacak. Sivil tehlikesi çok fazla. Bu yüzden önceliğimiz sivil güvenliği. Kırağı ve Nöbet, doğu hattı sizin." Hakan ve Kağan aynı anda baş salladı. "Emredersiniz komutanım." "Dönemeç ve Mihenk, kuzey hattı sizin" Ülgen ve Olcay'da aynı şekilde onayladı. "Emredersiniz komutanım." "Kuzgun ve Parazit, güney hattı sizin." İkisi aynı anda "Emredersiniz komutanım," diye karşılık verdi. "Bizde Kilit ile batı hattına gideceğiz." Abay'da aynı şekilde başını salladı. Bunlar onların lakaplarıydı. Askeriyede Abay'a Kilit, Ülgen'e Mihenk, Hakan'a Kırağı, Olcay'a Dönemeç, Devin'e Kuzgun, Kağan'a Nöbet, Mete'ye Parazit, Noyan'a ise Başbuğ derlerdi. "Tek bir hata istemiyorum. Oradan hepsi leşleri ile çıkacak. Unutmayın. Biz sadece bu üniformayı giymiyoruz; onun taşıdığı onuru, sorumluluğu ve ardımızda bıraktığımız milyonlarca insanın güvenini de omuzlarımızda taşıyoruz. Attığımız her adımda vatanı, ettiğimiz her yeminde birbirimizi hatırlayacağız. Çünkü biz yalnızca asker değiliz; gerektiğinde tek yürek olan, yanındaki kardeşini asla geride bırakmayan bir aileyiz. Allah hepimizin yardımcısı olsun." Hepsi aynı anda ayağa kalktı. "Sağolun komutanım." "Sizde sağolun." Aslında onlar için sağol kelimesinin iki farklı anlamı vardı.
...
Yaklaşık 13 dakika sonra iki tane ZPT¹ askeriyenin önünde durmuştu. Birinci arabada Noyan,Abay,Hakan ve Kağan, ikinci arabada ise Olcay,Ülgen,Devin ve Mete vardı. Görev yerine geldiklerinde hepsi aynı anda araçlardan inmişti. Gölgeleri bile biz burdayız der gibi bağırıyordu adeta. Endamları bile büyük bir göz şenliği yaşatıyordu. Noyan eliyle dağılın işaretini verir vermez herkes kendisine verilen yöne doğru ilerledi. Hava ise her zamankinden daha karanlıktı. Gece, dağların arasına ağır bir sessizlik bırakmıştı. Noyan ve Abay, kendilerini süper altına almak adına bir kayalığın arkasına geçmişti. sırtlarını soğuk kayalığa yasladılar. O sırada Abay her an vuracakmış gibi etrafı kontrol ederken
__________
Zırhlı Personel Taşıyıcı¹
Noyan konuşmak için telsizine uzandı. İkisinde gözleri, karanlığın içinde belli belirsiz seçilen hareketi takip ediyordu. "Dikkatli olun," dedi alçak ama kararlı bir sesle. "Yerimizi fark etmiş olabilirler." Telsizden kısa bir cızırtı duyuldu. "Anlaşıldı, komutanım." Bir anda sessizlik bozuldu. Uzaklardan gelen silah sesleri dağlarda yankılanırken Noyan hızla siper aldı. Abay ise arkayı kolluyor, her gelen teröriste sıkıyordu. "Sol taraf!" diye seslendi Noyan. "Kimse yerinden ayrılmasın!" Karanlığın içindeki silahlı kişi yeniden hareket etti. Noyan, timini koruyacak şekilde bulunduğu yerden yön verdi. Herkes birbirine güveniyor, tek bir işaretle hareket ediyordu. Derken bir kurşun sesi duyuldu. Kafalarını çevirip baktıklarında ise kanlar içinde yatan Ülgen ile karşılaştılar. Öylece kanlar içinde kalmıştı. Noyan dişlerinin arasından "Hassiktir," diye mırıldandı. "İlerlemiyoruz," dedi. "Önce çevreyi güvene alacağız." Dakikalar, saatler kadar uzun geliyordu. Devin ise arkadan bağırdı. "Dayan kardeşim! Az daha dayan!" Çoğu operasyonda illaki en az bir asker şehit düşüyordu. "Komutanım, destek çağırmamız lazım!" Noyan başını evet anlamında salladı. Mete atıldı. "Ben çağırabilirim komutanım." "Çağır." Mete destek isterken diğerleri etrafı temizlemeye çalışıyordu. Fakat bu arkadaşları gözlerinin önünde şehit olurken pekte kolay değildi. "Komutanım, kanaması çok fazla. Bu gidişle şehit düşecek," dedi Olcay. Abay atıldı. "Destek ne kadar hızlı gelirse o kadar iyi. Ama bir şeyler yapmalıyız. Gözümüzün önünde şehit düşmesine izin veremeyiz." Kağan "Komutanım ya ölürs-" diyecekti ki Abay onu böldü. "Asker ölmez, şehit düşer." O sırada Mete durumu bildirdi. "En az 15 dakika komutanım." Noyan nasıl yani der gibi bir bakış attı. "15 dakikaya kalmaz! Kalamaz. O kadar dayanacak durumda değil!" Ülgen tüm bunlar yaşanırken gözlerini hafif aralayıp zorda olsa konuştu. "İyiyim ben. Kendinizi koruyun." Sonra ise sessizce mırıldandı. "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh" Dağların arasında yankılanan sesler kesildiğinde Noyan başını kaldırdı. Karşıdan destek arabasını görünce hepsi çok mutlu olmuştu. Hatta deliler gibi kahkahalar atıyorlardı. "Aslan parçaları." "İyi misiniz?" diye sordu desteğe gelen askerler. "İyiyiz." Önce etrafı temizlediler sonra ise arkadan gelen ambulansa Ülgen'i yerleştirdiler. Desteğe gelen tim sordu. "Siz geliyormusunuz?" Noyan hayır anlamında başını salladı. "Bizim birkaç işimiz daha var." Etrafı kontrol etmeleri gerekiyordu. "Peki komutanım." Olcay, Ülgen ile beraber gitmişti. Kalanlar etrafı taramaya başladı. Tam bitti deyip araca bineceklerdeki Noyan aniden bağırdı. "Durun! Burada bir sivil var!" Hepsi aynı anda Noyan'ın başına toplandı. Kısık bir sesle devam etti. "Bir saniye..." Gözleri dolmuştu. Elzem'i görüyordu. Hafif yırtık elbisesi, dalgalı açık kahve saçları, gözü kapalı, kanlar içinde yatıyordu. "Biri bana hayal görüyorsunuz desin." Kimseden cevap gelmeyince yükselerek aynı şeyi tekrarladı. "Hayal görüyorsunuz komutanım deyin!" Bu sefer Hakan'dan geldi ses. "Maalesef komutanım." Saat 10.06'yı gösteriyordu. Elzem ile ayrıldıkları saat...
