3. bölüm · Yaramızda kalsın

Bölüm 3: Konağın Kapısındaki Fırtına

Nazlı Önk

Mardin’de sabah, taş duvarların arasına sızan keskin bir güneşle başladı. Derin, balkondaki o ağır yüzleşmenin ardından sabaha kadar gözünü kırpmamıştı. Konağın avlusuna indiğinde, Aras’ın ablası çoktan sofrayı kurmuş, onu şefkatle karşılamıştı. Aras ise sofrada yoktu; erkenden çıkıp taş sokakların derinliklerinde kaybolmayı seçmişti. Ancak bu sakinlik, çok geçmeden yerini büyük bir sarsıntıya bırakacaktı.
Öğlene doğru, konağın o heybetli ahşap kapısı sert ve hoyratça vurulmaya başlandı. Tokmağın taş duvarda yankılanan sesi, avludaki tüm huzuru bir anda bıçak gibi kesti. Derin, kapının vurulma şeklinden bile içini kaplayan o tanıdık korkuyu hissetti. Bu vuruş, İstanbul’da arkasında bıraktığı kabusun ayak sesleriydi.
Aras’ın ablası endişeyle kapıya yönelirken, Derin korkuyla geriledi. Kapı açıldığında, eşikte beliren kişi tam da tahmin ettiği gibiydi: Derin’i defalarca aldatan, hayatını darmadağın eden eski kocası Cenk. Takım elbisesinin ceketini omzuna atmış, öfkeden gözü dönmüş bir halde avluya bakıyordu.
"Derin!" diye kükredi Cenk, ablayı ittirerek avluya adım atarken. "Buralara kadar kaçabileceğini mi sandın? O süslü boşanma kağıtlarını imzalatıp benden öylece kurtulamazsın! Yürü, İstanbul’a dönüyoruz!"
Derin, titreyen ellerini arkasına saklayarak dik durmaya çalıştı. "Cenk, git buradan! Biz bittik, anlıyor musun? Beni aldattığın gün bittik! Seninle hiçbir yere gelmiyorum!"
"Sana geliyorsun dedim!" diyerek Derin’in üzerine yürüyen Cenk, kızın kolunu sıkıca kavradı. Derin acıyla irkilirken, tam o anda konağın açık kapısından içeri masmavi gömleğiyle Aras girdi.
Aras, Cenk’in Derin’in kolunu tuttuğunu gördüğü an gözlerindeki tüm ışık söndü. Çocukluğundan beri kıyamadığı, canından çok sevdiği kadının canının yandığını görmek, içindeki tüm barajları yıktı. Adeta bir fırtına gibi avluya daldı.
"Bırak o eli!" diye kükredi Aras. Sesi konağın taş kemerlerinde yankılandı.
Cenk kafasını çevirip Aras’a baktı, küçümseyici bir tavırla sırıttı. "Sen kimsin lan? Karımın işine ne karışıyorsun?"
"Eski karın!" diye düzeltti Aras ve aralarındaki mesafeyi saliseler içinde kapatıp Cenk’in Derin’i tutan elini bileğinden yakaladı. Öyle bir sıktı ki, Cenk acıyla inleyerek geri adım atmak zorunda kaldı. "Ben Aras. Derin’in çocukluğuyum, geçmişiyim ve bu kapıdan içeri adımını attığı andan itibaren onun koruyucusuyum. Şimdi o pis ellerini onun üzerinden çek ve Cenk, yediği bu darbenin öfkesiyle yumruğunu sıktı. "Demek o yüzden buralara kaçtı bu kaltak! Eski bir aşık bulmuş kendine!" diyerek Aras’ın yüzüne doğru bir yumruk savurdu.
Aras kafasını hafifçe yana eğerek yumruktan kaçtı ve hiç düşünmeden Cenk’in suratının tam ortasına sert bir yumruk indirdi. Cenk, havuzun kenarındaki taş zemine yığılırken burnundan kanlar süzülmeye başladı. Aras öfkeyle onun üzerine atıldı, Cenk’in yakasını kavrayıp havaya kaldırdı.
"Aras yapma! Dur, lütfen!" diye bağırdı Derin, gözyaşları içinde Aras’ın kollarına yapışarak. "Onun için ellerini kirletme, değmez!"
Derin’in sesi, Aras’ın gözünü kör eden o öfke fırtınasını dindiren tek şey oldu. Aras, nefes nefese Cenk’i yere fırlattı. Üzerindeki mavi gömlek kırışmış, gözlerindeki öfke yerini Derin’e karşı duyduğu o derin koruma içgüdüsüne bırakmıştı.
Cenk, yerden destek alarak zorlukla ayağa kalktı. Burnunu silerken Aras’a ve arkasındaki Derin’e nefretle baktı. "Bu burada bitmedi," diye hırladı. "İkinizi de pişman edeceğim."
Cenk topallayarak konağın kapısından çıkıp giderken, avluya ölümcül bir sessizlik çöktü. Aras yavaşça arkasına döndü. Elleri hâlâ titriyordu. Gözleri, korkudan tir tir titreyen 25 yaşındaki o çocukluk aşkına kenetlendi. Aralarındaki kırgınlık ne kadar büyük olursa olsun, Aras’ın dünyasında Derin’in tek bir gözyaşı, Mardin’i yakmaya yeterdi.