2. bölüm · Yaramızda kalsın
Bölüm 2: Gecenin Nefesi ve Eski Defterler
Ablasının şaşkınlık ve şefkat dolu çığlığı, konak avlusunda asılı kalan o buz gibi havayı bir nebze olsun dağıtmıştı. Aras’ın ablası, Derin’e sımsıkı sarılıp onu teselli etmeye çalışırken, Aras elindeki kahve fincanını masaya bırakıp arkasını döndü ve sert adımlarla avludan uzaklaştı. Mavi gömleğinin rengi, konağın loş koridorlarında kaybolurken Derin’in içinden de bir parça kopup gitmişti sanki.
O akşam konakta zaman çok ağır aktı. Derin, bavulunu bile açamadan konağın en üst katındaki, Mardin ovasına bakan o yüksek tavanlı misafir odasına yerleştirildi. Aras’ın ablası, İstanbul’dan gelen bu yorgun ve hırpalanmış kıza sıcak bir çorba ikram etmiş, elindeki sararmış zarfı alırken gözyaşlarını tutamamıştı. Mektupta geçmişe dair çok büyük sırlar vardı ama bu gece, o sırları konuşmanın sırası değildi. Derin’in ruhu da bedeni de iflas etmek üzereydi.
Gece yarısını çoktan geçmişti. Mardin, gökyüzündeki yıldızların yeryüzündeki yansıması gibi parıldayan binlerce ışığıyla sessizliğe bürünmüştü. Derin, yatağında ne kadar dönse de uyuyamadı. Göğsündeki o sıkışma hissi, eski kocasının ihanet dolu sözleri ve üvey annesinin sevgisiz evi zihninde dönüp duruyordu. Ama en çok da Aras’ın o mavi gömleği içindeki sert, kırgın duruşu canını yakmıştı.
Nefes almakta zorlanınca odanın taş balkona açılan ağır kapısını araladı. Serin Mardin rüzgarı yüzüne çarptığında gözlerini kapattı. Tam o sırada, hemen yan taraftaki bitişik balkondan bir çakmak sesi yükseldi. Küçük bir alev karanlığı aydınlattı ve ardından tütün kokusu rüzgara karıştı.
Aras oradaydı. Üzerindeki mavi gömleğin kolları hâlâ katlıydı, ellerini taş korkuluklara dayamış, ovaya bakıyordu.
Derin irkildi, tam içeri kaçmak üzere hamle yapmıştı ki Aras’ın sesi karanlığı böldü:
"Kaçma," dedi. Sesi, gündüzki kadar öfkeli değil, aksine çok yorgundu. "Zaten yedi yıl boyunca kaçmadın mı?"
Derin durdu. Yavaşça korkuluklara doğru yaklaştı. İki balkon arasında sadece bir metrelik bir boşluk vardı ama aralarındaki kırgınlık bir uçurum kadar derindi.
"Ben kaçmadım Aras," dedi Derin, titreyen sesiyle. "Sadece... hayatta kalmaya çalıştım. 18 yaşındaydım. Annem öldüğünde babamın o kadınla evlenmesini, beni evde bir fazlalık gibi görmelerini kaldıramadım. O adam beni sevdiğini söylediğinde, bana bir yuva vaat ettiğinde inandım. Yanıldığımı anlamam çok uzun sürdü."
Aras sigarasından derin bir nefes çekti, dumanı Mardin’in gökyüzüne doğru bıraktı. "Peki ya biz?" diye sordu, gözlerini Derin’in yüzüne çevirerek. "Biz seninle aynı gün doğduk Derin. 2 Aralık’ta, bu dünyaya aynı anlarda gözümüzü açtık. Pastamızdaki mumları beraber üflerken bana 'Biz hiç ayrılmayacağız' diyen kız nerede? Sen o adamın elini tutup giderken, benim kalbimi o düğün salonunun kapısında bıraktın. Ben sırf senin o mutlu (!) gününü görmemek için bu şehre kaçtım."
"Mutlu değildim!" diye hıçkırdı Derin. Gözyaşları taş korkulukların üzerine damlıyordu. "Düğün günü gözüm hep kapıdaydı. Seni aradım Aras. En yakın arkadaşımı, ruh ikizimi aradım. Gelmedin."
"Gelemezdim," dedi Aras, sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü. O fısıltıda yedi yıllık bir aşkın ve acının yükü vardı. "Bir insan, canından çok sevdiği kadının bir başkasına 'evet' deyişini izleyemez Derin. Ben oraya gelseydim, o düğünü yıkardım. Ama sen o evden kaçmayı o kadar çok istiyordun ki... senin özgürlüğün olmak istedim. Sustum ve gittim."
Derin, Aras’ın bu sözleriyle sarsıldı. Yıllardır içten içe Aras’a düğününe gelmediği için kırgındı, oysa Aras onu kaybetmenin acısıyla kavrulmuştu. İkisi de 25 yaşındaydı şimdi. Gençliklerinin en güzel yılları ayrı, kırık ve darmadağın geçmişti.
Aras sigarasını parmaklarının arasında ezerek söndürdü. Derin’e doğru döndü, aralarındaki o bir metrelik boşluğa bakarak elini uzattı ama dokunmadı.
"Şimdi buradasın," dedi Aras, gözlerinin içine bakarak. "Ablamın misafirisin, annenin emanetisin. Ama bana sorma Derin. İçimdeki o 18 yaşındaki çocuğun yarasını nasıl saracağız, bana sorma. Çünkü o yara... hâlâ kanıyor."
Aras arkasını dönüp odasına girerken, Derin taş balkonda yapayalnız kaldı. Mardin rüzgarı fısıldamaya devam ediyordu: Bu hikaye burada bitmeyecekti; çözülmeye çalışılan her düğüm, onları birbirine daha da bağlayacaktı.
