3. bölüm · YANLIŞ NUMARA, DOĞRU FELAKET
BÖLÜM 3: GEÇMİŞTEKİ GÖLGE
🎵 Bölüm Playlist
* Perdenin Ardındakiler – Kaçıncı
* Madrigal – Dip
* Mavi Gri – Altüst Olmuşum
* Dolu Kadehi Ters Tut – Belki
Teoman- Paramparça
⸻
İnsan bazen en çok korktuğu şeye doğru yürürdü.
Hem de kendi ayaklarıyla, bile bile.
Sabah aynanın karşısında dururken kendime yabancı birini izliyordum. Üzerimde lacivert ceketim, saçlarım tepemde sıkı bir atkuyruğu. Dün gece o kolyeyi çekmecenin en dibine gömerlerken kendime bir söz vermiştim: Artık zırhımı giyecektim.
Telefonum titredi.
irem: uyandın mı
(09:11)
doğa: hayır rüyamda cevap yazıyorum
(09:11)
irem: espri yapacak enerjin varsa iyisin
(09:11)
doğa: emin değilim
(09:12)
irem: kahvaltı yaptın mı
(09:12)
doğa: yapıyorum.
(09:13)
irem: yalan söylüyosun
(09:13)
doğa: bir insan mesajdan bunu nasıl anlar
(09:14)
irem: çünkü sen açken noktalama işareti kullanıyosun
(09:14)
doğa: tamam yapmıyorum
(09:14)
irem: doğa
(09:14)
doğa: iştahım yok
(09:15)
irem: iki lokma ye
(09:15)
doğa: denicem
(09:15)
irem: denemiceksin yiyeceksin
(09:16)
Telefonu masaya bırakıp mutfaktaki yarım tostdan zorla birkaç lokma ısırdım. İçimde sebebini çözemediğim devasa bir gerilim vardı. Sanki adımlarımı benden bağımsız yönlendiren gizli bir el, beni kaçmaya çalıştığım o büyük hesaplaşmaya doğru sürüklüyordu.
⸻
Astra Danışmanlık.
Bina bugün dünkünden bile daha soğuk, daha heybetli görünüyordu. Güvenlik görevlisi kartımı uzatırken gülümsedi. "Doğa Hanım, sizi bekliyorlar. Asansör doğrudan kırk ikinci kata çıkıyor."
Özel asansörle kırk ikinci kata çıktığımda beni loş, gri halılarla kaplı ağır bir koridor karşıladı. Koridorun sonındaki devasa maun kapının önünde durdum. Derin bir nefes alıp kapıyı iki kez vurdum.
"Gelin."
İçeri adım attığımda tavandan yere kadar uzanan devasa camların önünde, ellili yaşlarında ciddi ve karizmatik bir adam ayağa kalktı.
"Hoş geldiniz Doğa Hanım. Ben Kemal Aras. Şirketin baş kıdemli ortağıyım."
"Memnun oldum Kemal Bey."
Gösterdiği koltuğa oturdum. Kemal Bey masadaki dosyamı açtı, gözlüğünü takıp sayfaları tek tek incelemeye başladı.
"Özgeçmişinizi ve okul derecenizi inceledim Doğa Hanım. Hukuk fakültesini birincilikle bitirmişsiniz. Ceza hukuku üzerindeki makaleleriniz de oldukça etkileyici."
"Teşekkür ederim," dedim dik durmaya çalışarak. "Teorik bilgimi pratikle birleştirmek için sabırsızlanıyorum."
Kemal Bey başını dosyadan kaldırıp gözlerinin üstünden bana baktı. "Ancak dosyanızda dikkatimi çeken bir şey var. Mezuniyetinizden sonra tam beş yıl boyunca hiçbir yerde çalışmamışsınız. Hiçbir staj, hiçbir danışmanlık kaydı yok. Bu kadar başarılı bir mezun için beş yıl çok uzun bir süre. Sebebi nedir?"
Zırhımı iyice kuşandım. "Sağlık sebepleri Kemal Bey. Ağır bir ameliyat ve ardından gelen uzun bir iyileşme süreci geçirdim. Hayatımı yeniden düzene sokmam zaman aldı."
"Anlıyorum," dedi Kemal Bey anlayışlı bir ifadeyle başını sallayarak. "Şu an aktif, yoğun ve stresli bir tempoda çalışmanıza engel sağlık durumunuz var mı?"
"Kesinlikle yok. Tamamen iyileştim ve buradayım."
Kemal Bey başını dosyadan kaldırıp gülümsedi. "Beş yıllık sağlık aranızı sorun etmiyorum. Astra olarak Ceza Hukuku departmanında tam da sizin gibi azimli insanlara ihtiyacımız var. Ben dosyanızı onaylıyorum Doğa Hanım. İşe alındınız, aramıza—"
Cümlesi tamamlanamadı.
Arkamızdaki ağır maun kapı vurulmadan, yavaşça açıldı. O an odadaki bütün hava bir anda çekildi sanki. İçeri giren o tanıdık, ağır ve karartılı aura saniyesinde her yeri kapladı.
Kemal Bey şaşkınlıkla ayağa kalktı. "Taha? Geleceğini haber verseydin keşke..."
Gelen kişi içeri adım attı. Siyah kabanı, kusursuz lacivert takımı ve o hiç değişmeyen, buram buram tütünle karışık odun kokan varlığıyla...
"Toplantının bittiğini düşündüm Kemal."
O ses... Kalbim göğüs kafesimin ortasında öyle bir tepti ki nefes borumun tıkandığını hissettim.
Başımı yavaşça çevirdim.
Taha.
Karşımda duruyordu. Kanlı canlı.
Beş yıl önce vurulduğum o ameliyat masasında, beni kendi karanlık, tehlikeli dünyasından korumak için çekip giden... Beni tehlikeden uzak tutmak için terk eden ama beş yıl boyunca her gece gizlice sokağıma gelip pencereme bakan, adımlarımı gölge gibi takip eden Taha...
Gözlerimiz buluştu.
Taha’nın o simsiyah gözlerinde çakan devasa yangını gördüm. O soğuk, karanlık adam maskesinin arkasında beş yıllık bir açlık, deli divane bir özlem ve koruma arzusu yatıyordu. Bana bakarken sanki odada başka kimse yokmuş gibi bakıyordu.
Kemal Bey aramızdaki gerilimi anlamaya çalışarak konuştu: "Doğa Hanım, sizi şirketimizin ana yatırımcısı ve stratejik ortağıyla tanıştırayım. Taha Kurtiz."
Taha Kurtiz.
Taha ağır adımlarla bana doğru yürüdü. Tam önümde durdu. Boyu üzerime devasa bir gölge gibi düştü. Elini uzattı. Elinin hafifçe titrediğini sadece ben fark edebilirdim. Bana dokunmamak için kendisini ne kadar zor tuttuğunu gözlerindeki o karanlık dalgalardan anladım.
"Memnun oldum Doğa Hanım," dedi. Sesindeki o boğuk, derin ton doğrudan ruhuma dokundu.
Ayağa kalktım. Eli elime temas ettiği an ikimizin de bedeninden bir elektrik akımı geçti. Parmakları elimi kenetledi.
"Memnun oldum Taha Bey," dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak.
Taha elimi bıraktı ama gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadan masanın başına oturdu. Dosyamı Kemal Bey'in önünden çekip kendi önüne aldı.
"Güzel bir özgeçmiş," dedi sesi kısılarak. "Ama Doğa Hanım Astra'da çalışmayacak."
Kaşlarımı çattım. "Efendim?"
Taha arkasına yaslandı, gözlerini doğrudan gözlerime dikti. "Doğa Hanım doğrudan benim masama bağlı çalışacak. Kurtiz Holding'de."
Kanım beynime sıçradı. "Ben Astra için başvurdum Taha Bey. Kemal Bey de az önce işe alındığımı söyledi. Kabul etmiyorum. Ben Astra'da çalışacağım."
Taha'nın dudaklarının kenarı tehlikeli bir şekilde kıvrıldı. Doğa'nın bu dik duruşu hoşuna gitmişti ama geri adım atmaya niyeti yoktu. Yavaşça başını çevirip Kemal Bey'e baktı.
"Kemal," dedi sesi buz gibi bir sakinlikle. "Astra'nın bu çeyrekteki ağır borç tablosunu konuşuyorduk, hatırlıyor musun? Ben de tam şirkete yeniden büyük bir sermaye aktarımı yapmayı, sıcak para akışını sağlamayı düşünüyordum..."
Kemal Bey'in yüzündeki renk bir anda attı. Taha'nın ne demek istediğini şıp diye anlamıştı. Eğer Doğa'yı işe alırsa, Taha yatırımı çekecek ve Astra'yı batıracaktı.
"Taha, bu etik değil.”
“Etik mi?” Taha hafifçe güldü. “Şirket ay sonunu göremezse etiğin pek bir anlamı kalmayacak.”
Kemal Bey yutkundu, sıkıntıyla terleyen alnını sildi. "Taha... yani..."
"Yatırım kararımı gözden geçirmeli miyim Kemal?" diye sordu Taha, sesindeki o mutlak güçle.
Kemal Bey derin bir mahcubiyetle bana döndü. Gözlerini benden kaçırıyordu. "Doğa Hanım... Gerçekten çok üzgünüm. Şirketimizin şu anki bütçe kısıtlamaları ve idari yapılanması sebebiyle... Maalesef sizi Astra bünyesine alamayız."
Dudaklarım hayretle aralandı. "Kemal Bey? Az önce kabul etmiştiniz!"
Kemal Bey cevap veremedi, başını önüne eğdi.
Öfkeyle Taha’ya döndüm. Masaya iki elini dayamış, zafer kazanmış karanlık bir kralla yüz yüzeydim. Beni köşeye sıkıştırmıştı. Beni kendi krallığına çekmek için koca şirketi tehdit etmişti.
"Şerefsizlik bu," dedim fısıltıyla, gözlerimden alevler fışkırarak.
"Seçenek sunmadığımı söylemiştim Doğa," dedi Taha gayet sakin bir tonla. "Yarın sabah sekizde Kurtiz Holding'de olacaksın."
"Seninle hiçbir yere gelmiyorum!" diye kestirip attım. Çantamı masadan hırsla kaptım ve Taha'nın arkamdan gelen derin nefesini dinlemeden odadan fırladım.
⸻
Plazadan dışarı çıktığımda öfkeden ve nefessizlikten bacaklarım titriyordu.
İnanılmazdı! Beş yıl sonra karşıma çıkmış, tek bir kelimesiyle Astra'daki kapıları yüzüme kapatmış ve beni kendi holdingine mahkûm etmeye çalışıyordu.
Kaldırımda hırsla yürürken arkamda acı bir fren sesi yankılandı.
Siyah, camları filmli devasa bir SUV tam yanımda durdu. Sürücü koltuğunun camı yavaşça indi.
Taha.
Direksiyonu tek eliyle tutmuş, simsiyah gözlerini bana dikmişti.
"Arabaya atla," dedi. Sesinde tek bir itiraz kabul etmeyen o otoriter ton vardı.
Duraksadım. Nefes nefese ona baktım. İçimdeki beş yıllık öfke ve incinmiş gurur sokağın ortasında patladı.
"Hiçbir yere gelmiyorum seninle!" diye bağırdım. "Şirketi tehdit edip beni işsiz bırakabilirsin ama beni o arabaya bindiremezsin Taha Kurtiz!"
Taha kaşlarını çatıp arabadan indi. Siyah kabanının etekleri rüzgârda savrulurken ağır adımlarla üzerime yürüdü.
"Doğa, uzatma. Arabaya biniyosun."
"Binmiyorum!" dedim geriye doğru bir adım atarak. "Git kendi holdinginde patronculuk oyna! Ben senin oyuncağın değilim!"
Arkamı dönüp hızlıca yürümeye başladığım an, Taha'nın ağır adımları arkamda bitti. Daha üç adım atamadan kolumdan yakalandım. Beni tek bir hamlede kendine doğru çevirdiğinde göğsüm onun sert göğsüne çarptı. Buram buram tütün ve odun kokan varlığı etrafımı sardı.
"Bırak beni!" diye bağırdım, ellerimle göğsüne vurarak. "Dokunma bana!"
"Sana biniyorsun dedim Doğa," dedi alçak, boğuk ama buram buram tutku kokan bir sesle.
"Binmiyorum dedim, anla artık binmi—"
Cümlemi tamamlayamadan Taha tek bir seri hareketle belimden kavradı. Beni bir kuş kadar kolayca havaya kaldırdı.
"Taha n'apıyosun! İndir beni! Taha!"
Sokaktaki insanların şaşkın bakışları arasında ben bacaklarımı sallayıp omzuna vurmaya başladım. Ama Taha istifini bile bozmadı. Beni kucağında, tıpkı eski günlerdeki gibi sarsılmaz bir güçle taşıyarak arabanın yanına getirdi.
"Taha rezil oluyoruz serbest bırak diyorum sana!"
Cevap vermedi. Arabanın ön yolcu kapısını tek eliyle açtı ve beni koltuğa adeta kurulayım diye bıraktı. Ben daha hamle yapıp dışarı fırlamaya çalışırken üzerime eğildi.
Aramızda milimler vardı. Dudakları dudaklarımın hemen üstündeydi. Sıcak, hırçın nefesi yüzüme çarptığında ikimiz de donup kaldık. Gözleri doğrudan dudaklarıma kaydı, sonra gözlerime çıktı. Beş yıldır bu ana açmış gibi baktı bana.
"Bir adım daha atarsan," diye fısıldadı karanlık, tehlikeli bir sesle, "seni burda kucağımdan düşürmem Doğa. Emniyet kemerini tak."
Kapıyı yüzüme pat diye kapattı.
Arabanın önünden dolanıp sürücü koltuğuna geçti. Kapıyı kapatıp gaza basarken, araba hızla caddeden fırladı. İçeride ölümcül, alev alev yanan bir sessizlik vardı.
Başımı ona çevirdim. Taha direksiyonu sıkarken çenesindeki kaslar kasılıyordu.
Savaş daha yeni başlıyordu ve biz ikimiz aynı arabanın içinde, patlamaya hazır bir bomba gibi yan yana oturuyorduk.
Arabanın içi barut ve yoğun tütün kokuyordu. Siyah filmli camlar dış dünyayı tamamen silmiş, bizi hapseden dar bir kapana dönüştürmüştü.
Caddeler, binalar, insanlar ışık hızıyla yanımızdan kayıp gidiyordu. Taha direksiyonu öyle bir sıkıyordu ki parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Çenesindeki kaslar seğiriyor, bakışlarını bir saniye bile yoldan ayırmıyordu.
"Beni nereye götürüyorsun?" diye bağırdım, sessizliği yırtarak. "Taha sana diyorum! İndir beni bu arabadan!"
Cevap vermedi. Vitesi sertçe büyüttü.
"Ben senin emrindeki adamlardan biri değilim!" Ellerim kenetlenmiş, göğsüm öfkeyle kalkıp iniyordu. "Beş yıl boyunca sırra kadem bastın! Öldün mü, kaldın mı, beni neden bir başıma bıraktın tek bir kelime bile etmedin! Şimdi karşıma geçmiş, hayatıma el koyabileceğini mi sanıyorsun?"
"Sessiz ol Doğa," dedi Taha. Ses tonu alçaktı ama ivmesi bir felaketin habercisi gibiydi.
"Olmayacağım!" dedim hırsla kapı koluna uzanarak. "İndir beni yoksa—"
Daha kapı kolunu çekemeden Taha tek eliyle direksiyonu tutarken, diğer eliyle bileğimi yakaladı. Parmakları cildime temas ettiği an avucunun sıcaklığı bütün vücuduma yayıldı. Beni kendine doğru çekip durdurdu.
"Bırak!"
"O kapıyı açmaya kalkarsan," dedi sağa doğru hızla kırarken, "seni bu arabaya kilitlerim Doğa. Beni zorlama."
"Sen zaten beni kilitledin!" diye haykırdım, gözlerim dolmuştu ama öfkeden ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. "Beş yıl önce o hastane odasında kilitledin beni o karanlığa! Neredeydin Taha? Neden gittin?"
Taha gözlerini yoldan ayırmadan bileğimi bıraktı ama elini vitesin üstüne çekip derin bir nefes aldı. Sesindeki o boğuk hırıltı içimi cız ettirdi:
"Seni yaşatmak için gittim."
Cümlesi arabada yankılandı. Nefesim boğazımda tıkandı.
"Ne...?"
"Lafı uzatma," dedi kestirip atarak. "Gidince öğreneceksin."
⸻
Araba devasa bir yapının önünde durdu.
Gündüz vakti bile şehrin üzerine gölge düşüren, kapkaranlık camlarla kaplı devasa bir gökdelen: Kurtiz Holding.
Taha kontağı kapattı. Emniyet kemerini çıkarıp bana döndü. O kapkara gözleri doğrudan benimkilere kilitlendi.
"İn," dedi.
Arabadan indiğimde rüzgâr saçlarımı yüzüme savurdu. Taha arabanın önünden dolanıp yanıma geldi. Elini belimin çukuruna yerleştirdi. Dokunuşu sahiplenici, hırçın ama bir o kadar da korumacıydı. Geri çekilmeye çalıştım ama beni sarsılmaz bir güçle kendine yakın tuttu.
Holdingin devasa döner kapısından içeri girdiğimiz an lobideki hareketlilik bıçak gibi kesildi.
Güvenlikler, resepsiyondakiler, şık takımlı takım elbiseli adamlar... Herkes Taha’yı gördüğü an saygıyla başını eğdi.
"Hoş geldiniz Taha Bey."
"İyi günler Taha Bey."
Taha hiçbirine bakmadı. Kimseye başını bile sallamadı. Yanındaki tek gerçek benmişim gibi beni doğrudan yönetim asansörüne yönlendirdi. Asansörün kapıları kapandığında camdaki yansımamıza baktım.
Taha tam arkamda duruyordu. Boyu benden katbakat uzundu, omuzları arkamda geçilmez bir duvar gibiydi. Ailesinin, yani Kurtizlerin imparatorluğunun tam merkezindeydik. Ve ben, onun koruma çemberinin tam ortasındaydım.
Asansör en üst katta açıldı. Koridor tamamen siyah mermerlerle kaplıydı. Taha önüme geçip koridorun sonundaki çift kanatlı devasa ahşap kapıyı açtı. İçeri girdiğimizde kapıyı arkamızdan kilitledi.
O sesle birlikte kalbim boğazımda atmaya başladı.
Oda bir patron makamından çok, karanlık bir kaleyi andırıyordu. Taha kabanını çıkarıp tek hareketle koltuğun üzerine attı. Kravatının düğümünü hafifçe gevşetip bana doğru bir adım attı.
"Evet," dedi, sesi karanlık bir fısıltı gibi odayı doldururken. "Şimdi konuş."
"Kapıyı neden kilitledin?" dedim geriye doğru bir adım atarak.
"Gitmeyesin diye," dedi, adımlarını durdurmadan üzerime yürürken. "Beş yıldır kaçtığın yeter Doğa. Artık buradasın."
"Ben senden kaçmadım!" diye bağırdım. Arkam soğuk ahşap masaya çarptığında kaçacak yerim kalmamıştı. Taha durmadı. Tam önümde durdu. İki elini masaya, kalçalarımın iki yanına dayayarak beni kendi gövdesiyle masa arasına hapsetti.
Aramızda tek bir milim bile yoktu.
"Senden kaçmadım Taha," dedim fısıltıyla, gözlerinin içine bakarak. "Sen beni terk ettin. Beni bir hastane odasında ölüme bıraktın."
Taha'nın gözlerinde çakan o acıyı gördüm. Çenesi kasıldı. Öne doğru eğildi, sıcak nefesi doğrudan dudaklarıma çarptı.
"Seni terk etmedim," dedi hırçın, boğuk bir sesle. "Seni o ameliyat masasından canlı çıkarabilmek için düşmanlarıma kendi kellemı sundum. Seni korumak için kendi hayatımı cehenneme çevirdim!"
"Yalan söylüyorsun..."
"Yalan mı?" Taha elini kaldırıp yüzüme yaklaşan saç telini kulağımın arkasına itti. Parmakları yanağıma değdiğinde ikimiz de titredik. "Beş yıl boyunca her gece sokağının köşesinde bekleyen bendim Doğa. Işığının sönmesini izleyen, pencerene bakmadan tek bir gece bile uyumayan bendim. Seni o sokakta tek bir çakal incitmesin diye arkanda gölge gibi yürüyen bendim!"
Donup kaldım. Göğsüm hızla kalkıp iniyordu.
"Sen... beni izledin mi?"
"Seni yaşattım," diye fısıldadı Taha. Bakışları dudaklarıma kaydı. Aramızdaki o beş yıllık özlem, yangın ve bastırılmış tutku odayı patlamaya hazır bir bombaya çevirmişti. "Ama bitti. O kadar uzaktan izlemek bitti. Artık gözümün önünde olacaksın."
"Ben senin emrinde çalışmam Taha Kurtiz," dedim nefes nefese, gözlerindeki o tehlikeli çekime karşı koymaya çalışarak. "Beni zorla burada tutamazsın."
Taha masanın üstündeki siyah dosyayı alıp önüme bıraktı.
"Bu bir zorlama değil Doğa. Bu senin sözleşmen. Kurtiz Holding'in Baş Ceza Hukuku Danışmanı olacaksın. Yarın sabah sekizde bu masada olacaksın."
"Ya kabul etmezsem?"
Taha öne doğru biraz daha eğildi. Dudakları yanağımın tam hizasındaydı.
"Kabul edeceksin," dedi alçak, karşı konulmaz bir sesle. "Çünkü beni ne kadar cezalandırmak istersen iste... Sen de benim yanımda olmayı beni özlediğin kadar çok istiyorsun."
Cümlesi bittiğinde bakışlarımız kilitlendi. Cevap veremedim. Çünkü haklıydı. Öfkem kadar devasa bir hasret yakıyordu içimi.
Taha geriye çekilip masadaki kilit anahtarını aldı ve kapıyı açtı.
"Şimdi gidebilirsin," dedi gözlerini benden ayırmadan. "Şoför seni eve bırakacak. Ve yarın sabah sekizde... Burada, benim yanımda olacaksın."
