Yanımdaki Yalancı kitap kapağı

53. bölüm / 53

Yanımdaki Yalancı

52. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 53Şu an: 52. Bölüm

Yüzüme vuran rahatsız edici sıcaklıkla yerimde rahatsızlıkla kıpırdandım. Sonra boğuk birkaç ses işittim. Yüzüme vurmaya devam eden o sıcaklıkla istemeye istemeye gözlerimi aralamak zorunda kaldım. Gözlerimi açtığım anda pencereden içeriye sızan güneş ışığına maruz kalmıştım. Elimi yüz hizama kadar kaldırarak güneş ışığından kurtulmaya çalıştım. Yattığım yerden doğrularak üzerimde ki ince örtüyü yan tarafıma attım. Yeni uyandığım için hala üzerimde olan uyku mahmurluğundan kurtulmak adına sertçe yüzümü sıvazladım.

Yataktan kalktım. Baran'ın evindeydim. En son olduğu gibi. Yeni bir güne uyanmıştım. Dün akşamın koşuşturmasından kaynaklı hala bedenimde ağrılar vardı. En çok da başım ağarıyordu. Yatağın yanında duran beyaz terlikleri giyinerek odadan çıktım. Ayaklarımı sürüye sürüye banyoya geçtim. İlk iş olarak elimi-yüzümü soğuk bir suyla yıkadım. Yüzümü yanda bulunan temiz havlu ile kuruladıktan sonra saçlarımı toplamak için başımı kaldırdım. Başımı kaldırır kaldırmaz aynada ki yansımam ile göz göze geldim. İrkilerek görüntüme baktım. Bu baktığım kişi gerçekten ben miydim? Gözlerimin beyazı kıpkırmızıydı, göz altlarım ise sanki saatlerce durmaksızın ağlamışım gibiydi. Parmak uçlarımla inanamazca göz altlarıma dokundum. Hayal görmüyordum. İğrenç bir haldeydim. En son akşam yatmadan önce iyiydim. Hiçbir şeyim yoktu.

Aceleci tavırlarla saçlarımı tepeden topuz yaptım. Ardından vakit kaybetmeden banyodan çıktım. Uzun koridorda ilerlerken diğer yandan da Baran ile Rüya'yı bulmaya çalışıyordum. Bütün kapılar kapalıydı, koridor ise oldukça sessizdi. Merdivenlere yönelerek aşağıya inmeye başladım. Merdivenin son basamakların kadar gelmiştim ki mutfaktan gelen birkaç boğuk ses ve tabak sesiyle adımlarımı hızlandırdım.

Mutfağa giriş yaptığım anda beni fark eden Rüya ile Baran anında konuşmayı kesti. Olduğum yerde kaldım, tek kaşım şüpheyle havalandı. Gözlerimi ikisinin üzerinde gezdirirken Baran'ın elindeki kahveyi fark ettim. "Yeni katmış olmalısın," ona sormadan kahve bardağını parmaklarının arasından çektim. "Teşekkür ederim." Sıcak olmasını umursamadan büyük bir yudum aldım. Damağıma yayılan kahvenin acı tadıyla gözlerim istemsizce kapandı. "Neden bu kadar sessiz olduğunuzu sormayacağım," kahvemden bir yudum daha alırken Rüya'nın yanında ki boş sandalyeye oturdum. "Gece çok kötü bir rüya gördüm. Hatta ona rüya bile denmezdi tam bir kabustu."

"Ne gördün?" Aklıma dolaşan görüntüler ile anında tüylerim diken diken oldu. "Çok değişikti... Nasıl anlatsam?" Parmaklarımın arasında bulunan bardağı derin bir nefes eşliğinde masaya bıraktım. "Uzun bir zamanın ardından evime gidiyorum. Böyle Rüya ile telefonda konuşuyoruz. Yeni bir vaka olmuş diye. Sonra onunla konuştuktan sonra yine telefonum çalıyor, bu sefer arayan Rüya değil katilin ta kendisi," son dediğim cümle üzerine Baran ile Rüya şaşkınlıkla birbirine baktı. "Katil seni mi aradı?" Baran'ın şaşkın ses tonunu görmezden gelerek başımı olumlu anlamda salladım. "Evet ama rüya işte. Neyse ondan sonra adliyeye gidiyorum falan. Sonra başsavcı ile konuşuyoruz derken olay yerine gitmek için adliyeden ayrılmak üzereyken seninle karşılaşıyoruz," elimle Baran'ı işaret ettim. "Bana, Semih'in kaçtığını söylüyorsun. Rüya da olsa cidden çok korkutucu. Sonra Ilgaz ile karşılaşıyorum beraber olay yerine gidiyoruz. Maktul bir kadındı. Böyle insanı kendine hayran bırakacak türden kızıl saçları vardı. Bileklerini kesmesi için zorlanmış. O şekilde öldürülmüş. Sonra Ilgaz ile oradan ayrılıyoruz derken adliyeye geliyoruz. Tam arabadan indiğimde karşımda Hande beliriyor. Sonra bir ses bir çığlık derken bir bakıyorum Hande..." durdum.

Derin bir nefes alma ihtiyacı duydum. Bu kısmı en zor olanıydı. O görüntüler sanki gerçekmiş gibi gözümün önünde canlanıyordu. "Hande vuruluyor. Hastaneye kaldırılıyor. Sonra Ekin'i gördüm. Beni suçluyordu. Hande'nin başına gelen şeylerin sorumlusunun ben olduğunu hatta Hande'yi vuran kişinin Semih olduğunu söylüyor. Sonra bir hemşire geliyor ve Hande'nin öldüğünü söylüyordu." Zor da olsa anlatmak beni rahatlatmıştı. "İzgi..."

Rüya'nın başladığı cümleyi hızla kestim. "Biliyorum çok saçma-" bu sefer benim cümlemi yarıda kesen tanıdık bir kalın sesti. Elim havada, cümlem yarıda, ağzım açık kalmış bir şekilde kaldım. Sırtım kapıya dönük olduğundan yavaşça dönmek zorunda kaldım. O, buradaydık. Ilgaz Yargıç tam karşımdaydı. Aralıklı olan ağzım ardına kadar açıldı. Hızla başımı Baran'a çevirdim. Bana anlamadığım bir şekilde bakıyordu. Burada ne haltlar dönüyordu? "Uyanmışsın." Ilgaz, Baran'ın yanına ilerledi, oldukça rahat bir tavırla kendisine bir bardak çıkardı ve Baran'ın yeni hazırladığı kahveden kendisi için doldurdu. "Sen burada ne arıyorsun?"

Kahvesinden bir yudum almak üzereyken sorum üzerine bardağı tutan eli havada kaldı. Gözleri yanımda oturan Rüya'ya kaydı. Gözümün kenarıyla Rüya'ya baktığımda Ilgaz'a başını olumsuz anlamda iki yana salladığını gördüm. İnanamazca güldüm. İşaret parmağımı havaya kaldırdım. "Bir dakika," havada ki işaret parmağımı Ilgaz'a doğrulttum. "En son git demiştim. Sabah uyanır uyanmaz burnumun dibinde bit manasında değildi bu." Söylediğim cümlelerle kaşları sanki mümkünmüş gibi daha da çatıldı. Ardından işaret parmağımı onun yanında huzursuzca dikilen Baran'a çevirdim. "Ve sen. Ilgaz'ın kapına dayanmasını falan mı bekliyordun? Hemen evine almışsın." İnanamaz gözlerle ona bakarken kolumda Rüya'nın elini hissettim. "İzgi..."

"Neler oluyor burada? Yine benim bilmediğim bir şeyler var!" Ilgaz elinde ki kahve bardağını tezgahın üzerine bırakarak bana doğru yaklaştı. Benimle aynı boya kadar gelmek için dizlerinin üzerine çöktü. Kucağımda duran ellerimi sıcak elleriyle sarmaladı. "Anlatacağım, ama sakin kalmalısın."

Gözlerimi Baran'a çevirdim. Ondan bekledim. Ne olduğunu söylemesini ya da bir şakanın ortasında falan olduğumu söylemesini istedim. "O gecenin üzerinden tam bir hafta geçti."

Durdum. Söylediği cümlenin gerçekliğini beynimde ölçüp tartmaya başladım. Sonra bir anda gülmeye başladım. "Bu kadar şaka yeterli. Kulağa hiç inandırıcı gelmiyor." Ilgaz derin bir nefes aldı. Ne Rüya ne de Baran gülüyordu. Onların hala aynı ciddiyetle durduğunu fark edince gülmem yavaşladı, birkaç saniye sonra da tamamen soldu. "Anlamıyorum..."

"Bize anlattıkların... Rüya değildi İzgi. Hepsini yaşadın." Rüya'nın söyledikleriyle beraber tekrar o görüntüler gözümün önüne gelmeye başladı. "Olamaz..." oturduğum yerden ayaklanmak istedim. Ama daha ben ayağa kalkamadan Ilgaz benden önce davrandı. Gitmemem için önümü kapattığında başımı kaldırıp dolu gözlerimle elalarına baktım. "Ölemez. Ilgaz..." ela gözlerini buruklukla kaçırdı benden. Bir umutla arkamda kalan Baran ile Rüya'ya döndüm. Bana bakmamak için başlarını çevirdiklerinde az önce kalktığım sandalyeye düştüm. İşte şimdi gerçek bir kabusun ortasındaydım. Yıllarım, ailem, annem, babam, kardeşim, her şeyim... artık yoktu. Beni bu iğrenç dünyada bir başıma bırakıp gitmişti. "Yalan söylüyorsunuz."

Gözlerimden akmaya başlayan yaşlar eşliğinde başımı kaldırıp karşımda duran Ilgaz'a çevirdim. "Lütfen... yalvarırım. Bana bunun gerçek olmadığını söyleyin. Ben bunu kaldıramam. Bu kadarını yükleyemem. Yaşayamam, nefes alamam." Oturduğum yerden kalkmak için masadan destek almak zorunda kaldım. Dudaklarımın arasından bir hıçkırık kaçarken Ilgaz'ın gömleğinin yaklarına sarıldım. Bir anda ona saldırmam ile dumura uğrasa da bana karşı çıkmadı. "Hadi söyle! Her zaman yaptığın gibi bir yalan daha söyle! Onun ölmediğini söyle bana! Yaşıyor İzgi de! Söylesene!" Acıyla gözlerinin sıkıca yumdu. Ilgaz Yargıç bana tepki vermiyordu.

Her zaman söylediği o lanet yalanlarından bir tanesini bile söylemedi. Ellerim yakalarında hıçkırıklara boğulurken çaresizce halime baktı. Bir şey yapmak istiyordu, gözlerinden okunuyordu. Ancak benim bile kendime yapabilecek bir yoktu. Çaresizdim.

Ellerimi zorlukla yakalarından çektim. Bir anlık sendelemem ile geriye doğru düşecek gibi oldum. Anında Ilgaz bileklerimden yakalayarak düşmemi engelledi. Dudaklarımın arasından bir hıçkırık daha koparken yalvarırcasına baktım.

"Beni ona götür."

...

Araba ıssız bir sokakta, mezarlığın hemen yanı başında durdu. Gözlerim mezarlığın giriş kapısı olan siyah demir kapıya takılı kaldı. Ağlamaktan acıyan gözlerimi kırpmadan oraya diktiğim için daha fazla acıyordu. Oturduğum tarafta ki kapının açılmasını beklemediğinden irkilerek gözlerimi oradan çekmek zorunda kaldım. Ilgaz'ın hangi ara arabadan inip de yanıma kadar geldiğini fark edememiştim. "Hadi..." inmem için uzattığı eline birkaç saniye öylece baktım. Gözlerim ela gözlerine tırmandığında beklentiyle bana baktığını fark ettim. Buz gibi soğuk olan elimi onun sıcak ve büyük olan eline bıraktım. Arabadan inmem de yardımcı olduktan hemen sonra kapıyı kapattı. Koluma girerek beni yönlendirmesine ses çıkartmadım.

Siyah demir kapının önüne gelince kapının üstünde ki demir kilidi kaldırdı, ardına kadar açtı. Birkaç dakika boyunca hiç durmadan çamurlu yollardan geçtik. Etrafta kimsecikler yoktu, çok sessizdi. Ilgaz'ın yönlendirmesiyle sağ tarafta ki yoldan devam ettik. Saniye demeden durduğumuzda gözlerim toprağa dikilmiş olan tahta parçasına takıldı. Gerçekti. Orada Hande'nin ismi yazıyordu. Dizlerimin üzerine bıraktım bedenimi. Ilgaz düştüğümü sanaraktan beni tutmaya çalışsa da başarılı olamadı.

Parmaklarımı nemli olan toprağa sapladım. "Bunun bana yapmış olamazsın. Gitmiş olamazsın..." başımı mezarından kaldırdığım sırada hemen yanında ki yeni gömülmüş küçük bebek mezarını fark ettim. Tüylerim diken diken olurken aklıma doluşan ihtimalleri düşünmek istemedim. Başımı iyice kaldırıp Ilgaz'a baktım. Gözleri az önce baktığım bebek mezarındaydı. Ağır ağır, acele etmeden yanıma çöktü. Gözleri yeniden beni bulduğunda gözlerini yumdu, başını eğerek benden kaçtı. Beklemediğim şey beni hıçkırıklara boğmaya yetmişti. "Burada olması gereken kişi bendim. Bunların hiçbirisini hak etmedin, hak etmedik. Özür dilerim... keşke seni kurtarabilseydim. Bilemedim ki... bilsem izin verir miydim sence? Yine o kurşunun önüne atlar seni kurtarırdım."

"Sen!" Bir anda arkamdan gelen bağırışla sıçradım. Başımı Hande'nin mezarından kaldırdığımda Ekin ile karşılaştım. Bütün siniriyle bana doğru geliyordu. Onu fark eden Ilgaz anında oturduğu yerden kalkarak önüme geçti. Onun önüme geçmesiyle Ekin görüş alanımdan çıkmıştı. Yavaşça ellerimi toprağın üzerinden çektim, bulduğum güç kırıntıları ile zorlukla ayaklandım. Ilgaz'ın boyu benden uzun olduğu için hala Ekin'i göremiyordum. Bir adım öne çıktığım da Ekin de yanımıza kadar gelmişti. "Hangi yüzle buraya gelebiliyorsun?"

"Ekin! O da en az senin kadar acılı!"

Ekin şaşkınlıkla Ilgaz'a döndü. "Sadece annenden koruduğun bir kadını bu kadar umursaman göz yaşartan cinsten Ilgaz!" İşittiğim cümleler üzerine sertçe yutkundum. Ekin hiddetle bana döndü, işaret parmağını tehditkar bir tavırla bana doğrulttu. "Sevdiğim kadını da çocuğumu da benden aldın!" Her bir hücreme kadar sarsıldığımı hissettim. "Ben yapmadım..."

"Sen yaptın! Hande senin yüzünden o toprağın altında!"

"Gidelim..." Ilgaz koluma girerek beni buradan götürmek istese de kolumu sertçe kendime çekerek henüz gitmek istemediğimi belli ettim. "Baksana sen bir bana! Eğer burada suçlanacak birisi varsa o da sensin! Onu koruyamayan sensin. Semih onu kaçırdığında hiçbir şey yapamadın! Onu aylarca bulamadın! Eğer onu koruyabilseydin şimdi bu durumda olmazdık. Eğer bir suçlu arıyorsan uğraman gereken ilk yer ayna karşısı!" Ilgaz'ı kolundan çekiştirerek hızlı hızlı yürümeye başladım.

Kendimi arabanın içine nasıl attığımı bilmiyorum. Kalbim göğüs kafesimin altında delicesine atarak nefes almamı daha da zorlaştırıyordu. Yumruk halini alan elimi sertçe iki göğsümün arasında bulunan boşluğa doğru bastırdım. Gözlerimi sıkıca yumarak öne doğru eğildim. Ilgaz sessizce arabayı çalıştırıp topraklı yolda ilerlemeye başladığımızda bile kalkmadım. Tüm yol boyunca o pozisyonda kaldım.

Acımı yaşamama bile izin yoktu. Bu kadarını hak etmiyordum. Canımı benden almışlardı. Ama kimse görmüyordu. İnsanların ne kadar bencil olduğunu bir kez daha anlamıştım bugün. Belki de Ekin haklıydı. Hande en başından hiç hayatımda olmamalıydı. Ama bu insanın elinde olan bir şey değildi ki. Tıpkı ölüm gibi...

Bende isterdim, Hande'nin yerine orada yatmayı her şeyden çok isterdim. Onu korumayı, onu yaşatmayı. Arkamdan ağlardı belki ama sonra ailesini kurunca unuturdu beni. Mutlu olurdu. Ama ben hiçbir zaman bu sıraladıklarını yapamayacaktım. Suçlu ya da suçsuz olayım. Fark etmez. Ben her zaman bundan kendimi sorumlu tutacağım.

Araba durduğunda zorlukla başımı kaldırdım. Gözlerimin gördüğü ilk şey devamı olmayan bir yol oldu. Ilgaz'ın bana bir şey demeden arabadan inmesiyle etrafa bakınma ihtiyacı duydum. Çevremizde hiçbir şey yoktu. Dağın taşın olduğu ıssız bir yerdeydik. Yavaş hareketlerle kapımı açtım, arabadan indim. Ilgaz arabanın önüne yaslanmış az ilerimizde bulunan uçurumu seyrediyordu. "Neden geldik buraya?" Aynı onun gibi kalçamı arabaya yasladım. Başımı gökyüzüne doğru kaldırıp derin bir nefes almak istedim. Alamadım.

"Uzaklaşmaya ihtiyacın olduğunu düşündüm."

Sert bir rüzgarın esmesiyle kollarımı birbirine doladım. Soğuktu. Başını bana çevirdiğini fark edince omzumun üzerinden ona baktım. Üşüdüğümü fark etmişti. Üzerinde ki büyük ceketini çıkarttı, bana sorma gereksinimi bile duymadan omuzlarıma bıraktı. "Bir hafta..." nasıl olmuştu bilmiyorum. Uyandığımda gece kötü bir kabus gördüğümü düşünmüştüm. Meğerse hepsi gerçekmiş. "Haberi duyunca bayıldın. İlk iki gün uyanmadın. Bedenin güçsüz düştü. Doktor bir süre daha uyumanın iyi geleceğini söyleyerek seni uyutmaya devam etti. Normalde birkaç gün içerisinde uyanman gerekirken uyanmadın. Doktorun yaşadığın olayın etkisiyle beyninin seni uyuttuğunu, gerçeklikten kaçtığın ihtimalinden bahsetti."

"Cenazesine bile katılamadım." Kollarını göğsünün üzerinde birbirine bağladı, başını geriye doğru atarak gökyüzüne baktı. "Üzgünüm, ama senin için en iyi yol buydu." Bir şey diyemedim. Bağırmalıydım, kızmalıydım belki de saldırmam gerekirdi. Ama olan olmuştu. Bunları yaptıktan sonra elime ne geçecekti ki? Zamanı geriye alabilecek miydim? Hayır. Hiçbirisinin anlamı yoktu. O yüzden sustum. "Benim yüzümden. Kimin hayatına girsem ona zarar veriyorum. Ekin haklı-" bir anda yükselmesiyle başladığım cümleme devam edemedim. "Ekin haklı falan değil. Kendini suçlamayı bırak."

Sertçe yutkundum. Yeniden rüzgar esmeye başlamasıyla omzuma bıraktığı ceketine sarıldım. Üzerimde onun sıcaklığı vardı. Saçma bir şekilde rahatlatıcıydı. Yorgunlukla gözlerimi etrafta dolaştırdı. Gözlerim gökyüzünde asılı duran aya takıldı. Saat gündüz vakitleri olduğundan tam belirgin değildi ama oradaydı. "Neden Selene? Neden ben?"

Başımı çevirip ona baktığımda ayı seyrettiğini gördüm. Derin bir nefes verdi. "Selene, Yunan mitolojisinde ay tanrıçası anlamına geliyor. Hatırlıyor musun? Ailenin öldüğü o geceyi," kaşlarım merakla çatıldı. O gece ile ne alakası vardı tam olarak anlayamamıştım. "Evet?"

"Ağlayarak bir parka girmiştin. Ayağının bir taşa takılması sonucunda yere düşmüştün." Hatırlıyordum. Hem de en ince ayrıntısına kadar. Aklıma doluşan acı anılarla birlikte göğsüme bir ağrı saplandı. Korkuyordum, bununda arkasından bir yalan çıkmasından korkuyordum. "O gece sen gelmeden önce ben gelmiştim. Annemin öldüğünü görmüş ve evden kaçmıştım. Daha önce de demiştim, babam sırf annengile yakın olmak için yakınınıza taşınmıştı. Tabi o zamanlar bunu bilmiyordum. Sonra seni gördüm. Acılı acılı ağlıyordun. Dayanamadım. Yanına geldim." Kulaklarımın işittiği gerçeklerle bedenim anında kaskatı kesildi. Üzerimde ki cekete rağmen üşümeye başladım. "O çocuk sen miydin?" Bana dönmeden başını aşağı-yukarı sallayarak onayladı. "Bendim. O günden sonra seni okulda daha sık görmeye başladım. Dikkatimi çektin. Sessizdin, dışlanıyordun, masumdun, saftın..."

"Her an her yerden bir Hızır misali ortaya çıkıp beni kurtaran da sendin?" Aynı şekilde başını sallayarak onayladı. "Bendim. Her zaman bir adım arkandayım. Sonra senin hakkında bazı şeyler duydum. Yetimhane de kaldığını falan. Dayanamadım, peşine düştüm. Sonra bir gece cama çıktığını gördüm. Korkuyordun, sarhoş adamların sesinden, silah sesinden. Hepsinin farkındaydım. O an aklıma gelen ilk şeyi yaptım," dudaklarım buruklukla kıvrıldı. Islık çalmıştı o gece benim için. Hala melodisi kulaklarımda çınlıyordu. "O geceden sonra hayatından çıkamadım. Her an her saniye artık yanındaydım. Sen beni tam olarak görmesen de bilmesen de hep peşindeydim."

"Neden saklandın? Neden çıkmadın karşıma?" Bedenimi ona doğru çevirerek beklentiyle baktım. Göğsünde bağladığı kollarını çözdü, arabadan uzaklaşarak bana döndü. Gözlerimin tam içine baktı. "Eğer karşına çıksaydım beni kabul etmezdin İzgi."

"Neden? Çıksaydın karşıma, ben seni her halinle kabullenirdim ki... Ben kötü bir insan değilim Ilgaz." Dudakları hüzünle yukarıya doğru kıvrıldı. "Biliyorum, sen benim bu yeryüzünden tanıdığım en masum şeysin İzgi. Ama o zamanlar tek dışlanan kişi sen değildin. İnsanlar benden korkardı. Beni gördükleri an kaçmaya başlarlardı. Annemin öldürüldüğü tüm okulda duyulmuştu. Ve her kim yaptı bilmiyorum ama annemin öldüren kişinin ben olduğumu yaymıştı." Kaşlarım anında ardına kadar çatıldı. Hafızamı zorlayarak yıllar öncesine dönmeye ve böyle bir şey duyup duymadığımı hatırlamaya çalıştım. Ama yoktu. Böyle bir şeyi hiçbir zaman duymamıştım. "Daha öncesinde duymadım." Duymamam kadar doğal bir şey yoktu bence. İnsanlar benimle muhattap olmaz, yüzüme bile bakmazlardı. Anca zorbalık yapmaya çalışırlardı.

Yüzünde ki şaşkınlığı saklama gereği duymadan bakmaya devam etti. "Hande, o beni bilmiyordu. O, seninle kendi isteğiyle arkadaş oldu. Sadece ona Semih'ten uzak durmanız gerektiğini ve seni uyarmasını istedim. Eminim yüzümü bile görmemiştir. Gördüyse hatırlamasına imkan yoktur. Çok küçüktük İzgi." Kafamın içerisinde yankılanan geçmiş de kullanılan bir cümle yankılandı. "O, sadece annemden koruduğum bir kız. Onda karşı tek hissettiğim şey nefret." Dudaklarımın arasından dökülen bu cümlelerin ona ait olduğunda omuzları gerildi. " o zamanlar kameralardan birilerinin beni izlediğinin farkındaydım. Senin benim zayıf noktam olduğunu bilmemesi gerekirdi. Ama beni izleyeninin sen olduğunu bilmiyordum. O kadarına erişememiştim. Bilseydim, o cümlelerin hiçbirisini sarf etmezdim." Derin bir nefes aldı. Ellerini uzatarak ceketin içine sakladığım ellerime ulaştı.

"İlk gördüğüm andan beri peşindeyim. Yıllarca karşına çıkmak ve her şeyi itiraf etmek istedim. Varlığımı biliyordun ama kim olduğumu bilmiyordun. Korktum. Ama gerçekleri söylemeyerek salaklık ettim. Bunlar için pişmanım ama tek pişman olmadığım bir şey var: o da kalbimin seni seçmesi. Doğru kişiyi ben o gece bulmuştum. " şaşkınlıkla aralanmış olan dudaklarım ile duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum. Bir şeylerin farkındaydım. Ama bunların bu şekilde dile getirilmesi çok tuhafıma girmişti. Kalbim hızlı hızlı atmaya başladığında istemsizce nefesimi tuttum. "Böyle bir günde bu konuşmayı gerçekleştirmek istemezdim ama artık dayanamıyorum İzgi. Benden uzak olmana, benden kaçmana, bana karşı cephe almana dayanamıyorum. Benim yerim senin kalbinin yanı. Bir şans ver bana. Tanıdığın en dürüst adam olacağım. Sana karşı açık bir kitap olacağım."

Konuşmaya başlamadan hemen önce sertçe yutkundum. Dilimi kurumuş olan dudaklarımın üzerinde gezdirdim. "Her ne yaparsam yapayım, kim olursam olayım yanımda olacak mısın?" Gözleri ışıltıyla parladı. "Olacağım."

Beni kollarının arasına çekerken gözlerimi yumdum. Onun yanındayken kendimi küçük bir kız çocuğu gibi hissediyordum. Sevgiye, ilgiye, korunmaya aç küçük bir kız çocuğu...
Her ne kadar ona karşı bu kadar çabuk yenilsem de pişman değildim. Hissediyordum, onun yanında olmanın nasıl olduğunu.

Kararımı vermiştim. Artık her şey netti. Yarından itibaren yapacağım şey belliydi: Semih Güney Yargıç'ı ölümüne süründürmek.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18