Yanımdaki Yalancı kitap kapağı

38. bölüm / 55

Yanımdaki Yalancı

37. Bölüm

Yazar: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 55Şu an: 37. Bölüm
  1. 1 Giriş1.074 kelime
  2. 2 1. Bölüm3.694 kelime
  3. 3 2. Bölüm3.374 kelime
  4. 4 3. Bölüm3.240 kelime
  5. 5 4. Bölüm1.476 kelime
  6. 6 5. Bölüm3.046 kelime
  7. 7 6. Bölüm3.018 kelime
  8. 8 7. Bölüm2.402 kelime
  9. 9 8. Bölüm2.563 kelime
  10. 10 9. Bölüm2.064 kelime
  11. 11 10. Bölüm2.143 kelime
  12. 12 11. Bölüm1.805 kelime
  13. 13 12. Bölüm2.188 kelime
  14. 14 13. Bölüm2.170 kelime
  15. 15 14. Bölüm2.396 kelime
  16. 16 15. Bölüm2.628 kelime
  17. 17 16. Bölüm2.511 kelime
  18. 18 17. Bölüm1.571 kelime
  19. 19 18. Bölüm2.028 kelime
  20. 20 19. Bölüm1.839 kelime
  21. 21 20. Bölüm1.825 kelime
  22. 22 21. Bölüm1.782 kelime
  23. 23 22. Bölüm1.872 kelime
  24. 24 23. Bölüm1.090 kelime
  25. 25 24. Bölüm2.135 kelime
  26. 26 25. Bölüm3.039 kelime
  27. 27 26. Bölüm2.049 kelime
  28. 28 27. Bölüm3.718 kelime
  29. 29 28. Bölüm1.388 kelime
  30. 30 29. Bölüm1.240 kelime
  31. 31 30. Bölüm1.445 kelime
  32. 32 31. Bölüm1.405 kelime
  33. 33 32. Bölüm2.030 kelime
  34. 34 33. Bölüm1.486 kelime
  35. 35 34. Bölüm1.473 kelime
  36. 36 35. Bölüm1.772 kelime
  37. 37 36. Bölüm2.278 kelime
  38. 38 37. Bölüm1.968 kelime · Okuduğun bölüm
  39. 39 38. Bölüm2.003 kelime
  40. 40 39. Bölüm1.818 kelime
  41. 41 40. Bölüm2.450 kelime
  42. 42 41. Bölüm1.233 kelime
  43. 43 42. Bölüm1.347 kelime
  44. 44 43. Bölüm1.703 kelime
  45. 45 44. Bölüm1.705 kelime
  46. 46 45. Bölüm1.457 kelime
  47. 47 46. Bölüm1.546 kelime
  48. 48 47. Bölüm2.064 kelime
  49. 49 48. Bölüm2.005 kelime
  50. 50 49. Bölüm2.006 kelime
  51. 51 50. Bölüm2.113 kelime
  52. 52 51. Bölüm1.637 kelime
  53. 53 52. Bölüm2.636 kelime
  54. 54 53. Bölüm1.514 kelime
  55. 55 54. Bölüm1.995 kelime

Sen yoksun
Deniz yok
Yıldızlar arkadaşım

Gözlerimi dakikalardır yaptığım gibi art arda kırptım. Yeni uyanmış sayılmazdım. Daha doğrusu hiç uyumamıştım. Tüm gece boyunca kafamda türlü planlar kurmuştum. Bu evden nasıl kaçmam gerektiğini, nikah için en merkez yerin neresi olduğunu, Kara'ya güvenip güvenemeyeceğim... Ve daha fazlası.

Yastığın altında birleştirdiğim ellerimi çıkartarak havaya kaldırdım. Ellerimi göz hizama kadar getirdim ve uyuşmuş parmaklarımı yavaşça açıp kapatmaya başladım. Bu akşam nişan yapılacakmış. Dün akşam Lale gitmeden önce haber etmişti. Kafamı karıştıran bir diğer noktalardandı bu da. Neden kendisi gelmiyordu?

Parmaklarımı açıp kapatmaya son vererek yumruk yaptım ve ellerimi kucağıma indirdim. Nişanla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Sadece bu akşam yapılacağını biliyordum. Bir şekilde bundan yararlanmalıydım. Eğer Semih Güney Yargıç nişana davetli çağırırsa işim daha da kolaydı. Kalabalıktan faydalanarak birkaç dakikalığına ortadan kaybolabilirdim. Bu sırada da Kara'ya ulaşmaya çalışırdım. Telefonu hemen kullanmak istemiyordum. Kara'ya hala güvenemiyordum ama buradaki çıkışım o olabilir.

Oflayarak oturur pozisyona geldim. Bağdaş kurarak ellerimi kucağıma koydum. Başımı geriye atarak gözlerimi tavana diktim. Kafam fazlasıyla allak bullaktı.

Artık tavanla bakışmaya bir son vermem gerektiğini düşünerek yataktan inmek için hareketlendim. Tam o sırada kapının tıklatılmasıyla olduğum yerde kaldım. "Benim İzgi Hanım." Sessiz bir nefes kaçtı dudaklarımdan. "Gel Lale."

İlk önce kapı aralandı ardından da elinde kutuyla Lale belirdi. Kaşlarımı çatarak ona bakarken o, ardından kapıyı kapatarak içeriye girdi. Yüzünde ki gülümseme bir an bile eksilmezken yanımdan geçerek kutuyu yatağın üzerine bıraktı. Başını kaldırdı ve göz göze geldik. Lale ilk defa otuz iki diş sırıtıyordu. "Kutuyu üstünüzü giyineceğiniz zaman banyoda açmanızı tavsiye ederim." Dudaklarını oynatmadan mırıldanarak konuşmasıyla şaşırmıştım. Ama bunu yüzüme yansıtmamam gerekiyordu. Sonuçta kaldığım oda da kameralar tarafından izleniyordum.

"Teşekkür ederim." Aynı samimiyetle ona karşılık verdiğimde hafifçe başını salladı. "Başka bir isteğiniz olursa aşağıdayım İzgi Hanım." Onu başımla onaylamamla birlikte yavaşça odadan ayrıldı.

Yatağın üzerinde ki kutuyla baş başa kaldığımda ellerimi belime koyarak gözlerimi diktim. Neydi şimdi bu? semih Güney Yargıç'ın yeni oyunu falan mı? Gözlerimi devirerek pes ettim. Kutuyu bir kenara koyarak dağınık olan yatağı toparladım. Ardından giysi dolabına yönelerek bir tişört ve eşofman alarak banyoya geçtim.

Banyoya girdiğim gibi ilk işim ardımdan kapıyı kilitlemek olmuştu. Elimdeki kıyafetleri bir kenara koyarak dolabın önüne çöktüm. Havluların arkasında ki küçük gizli bölmeme uzanarak telefonuma uzandım. Kara'nın verdiği telefonu da buraya saklamıştı. En güvenilir yerim burasıydı.

Sırtımı soğuk mermer duvara vererek telefonu açtım. Mesaj uygulamasına girdim. İlk bir kaç saniye ekranda ki tek isimle bakıştım. Titreyen ellerimle ismine bastım.

Galiba yine kendi düşüncelerimin arasında kayboluyorum

Nasıl kurtulabilirim bilmiyorum

Benden isteneni yapacağım ama korkuyorum

Bana zarar gelmesinden değil

Ona zarar gelmesinden

Gözümden akan bir damla bir yaş telefonun ekranına düşesiye kadar ağladığımın farkında bile değildim. Mesajlardan çıkıp da nasıl telefonu kapattığımı bilmiyorum. Kara'ya bundan bahsetmemiştim, bahsedememiştim...

Ben kendi başımın çaresine bakabilirdim. Ancak asıl Semih'in elinde olan oydu. Yanlış yaptığım her hareketimde ona zarar veriyordu. yine yakalanmaktan ve ona zarar gelmesinden korkuyordum.

Ellerim titremesi gittikçe şiddetlenirken nemli yanaklarımı sertçe sildim. Oturduğum yerden kalktım. Sakin kalmaya çalışarak ellimi yüzümü yıkadım. Gözlerimden akan yaşlar durmak bilmiyordu. Yine de sessiz olmaya çalışarak dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım. Yanımda getirdiğim tişört ve eşofman altına bulanık gözlerimle kısa bir bakış attım. İstemeye istemeye üzerimde ki geceliklerden kurtularak onları giyindim. Kendimi iyi hissetmiyordum. Göğsümün ortasında koca bir boşluk vardı. Ne yaparsam yapayım kapanmayacak kadar büyük bir boşluk...

Pijamaları katladıktan sonra koltuk altımın altına sıkıştırdım. Banyodan ayrılmadan hemen önce durdum. Topuklarımın üzerinde aynaya doğru döndüm ve yansımamla göz göze geldim. Yanlarımda sarkan ellerimin tersiyle hızlıca nemli yanaklarımı sildim.

Gözlerimin içi ağlamaktan kızarmıştı. Çok dikkat çekici değildi ancak fark edilmeyecek gibi de değildi. Yavaşça gözlerimi yumdum. Ancak bunu yaptığıma anında pişman olmuştum. Gözlerimin acısına rağmen birkaç saniye daha öyle kaldım. Ta ki beklemediğim bir anda banyonun kapısı tıklatılasıya kadar.

Korkuyla olduğum yerde sıçramıştım. Kapı bir kez daha tıklatıldığında hemen ardından onun sesini duydum. "İzgi?" Yanlarımda sarkan ellerim anında yumruk olurken sertçe dişlerimi birbirine bastırdım. Artık katlanamıyordum. Ne yüzüne bakmaya ne de sesini duymaya katlanamıyordum. Sesini duymak bile midemi bulandırmaya yetiyordu. "Efendim?" Çatallaşan sesimle hızlıca boğazımı temizledim. "Aşağıda bekliyorum."

"Tamam, geliyorum." Kapının arkasından herhangi bir ses gelmezken yavaşça kapıya yaklaştım ve kulağımı dayadım. İlk önce ayakkabısının tahta zeminde çıkarttığı tok sesi işittim. Banyo kapısından uzaklaşıyordu. Ayak sesleri kesildiği anda kapı sesi yankılandı.

Rahat bir nefes eşliğinde omuzlarımı düşürdüm. Sürekli beni kontrol edip duruyordu. Ve bu çok can sıkıcı bir durumdu.

Daha fazla zaman kaybetmemek adına banyodan çıktım. Elimde ki pijamayı dolaba koyduktan sonra yavaşça cama doğru yaklaştım ve bahçeye bakındım. Hava kapalıydı, güneş kendisini gri bulutların arkasına gizlenmişti.

Gözlerimi bahçede ki korumaların üzerinde gezdirirken bir çift kara gözü bulmaya çalışıyordum. Ancak onu görememiştim. Sıkıntılı bir nefes dudaklarımın arasından kaçtı. Yavaşça camdan uzaklaştım.

Alt kata inen merdivenin son basamaklarına kadar gelmişken duyduğum seslerden dolayı durma ihtiyacı hissettim. "Ne dediğinin farkında mısın sen? Nasıl kaçırdın? Size ne için para ödüyorum ben!" Galiba telefonla konuşuyordu. Tam olarak neyden bahsettiğini ya da kiminle konuştuğunu anlayamamıştım. "Kara!" Bir anda daha yüksek bir sesle bağırmasıyla olduğum basamakta sıçradım.

Evin dış kapısı açıldığında Kara ile anlık göz göze geldik ancak çok durmadı. Hızlı adımlarla önümden geçip gitti. Bir basamak geriye çıkarak oturdum. Ellerimi kırık dizlerimin üzerine koyarak içeride ki konuşmalara kulak kesildim. "Buyurun Semih Bey."

"Şehir dışında ki eve yapılan baskını anlat bana nasıl oldu?"

"Öğlene karşı saat on bir sularında gerçekleşmiş. Büyük bir ihtimalle evi korumakla sorumlu olan arkadaşlara ikram edilen çayın içerisine çok güçlü uyku ilacı katılmış. Korumalar uykuya daldığı anda kimliği belirsiz bir adam eve giriş yapıyor ve evin aşçısıyla misafirinizi kaçırıyor. Şu an da elde ettiğimiz bilgiler bunlarla sınırlı. O saatlerde kamera devre dışı bırakıldığından ancak tahmin yürütebiliyoruz."

Duyduklarımın etkisiyle oturduğum basamaktan kalktım. İçim içimi yerken dişlerimi sertçe alt dudağıma sapladım. Kurtulmuş muydu? Kimliği belirsiz her kimse onu Semih'in elinden kurtarmış mıydı?

"Bana hemen bu işin arkasında olanları bulmanızı istiyorum Kara. şüphelendiğin her kim varsa hepsini tek tek atlamadan araştırıyorsun. En küçük deliğe kadar bakıp bana o kızı geri getiriyorsun. Ayrıca bunların hiçbirisinden kimsenin haber olmayacak. Yalnızca ikimizin arasında kalacak. En önemlisi de İzgi bunları duymamalı. Anladın mı beni?"

"Anladım Semih Bey. İzninizle işimin başına dönüyorum."

"Çıkabilirsin." Kalbim büyük bir hızla çarparken yaklaşan adım sesleri kulağımda uğulduyordu. Kara tam dış kapının önüne geldiğinde durdu ve omzunun üzerinden bana doğru döndü. Boşta olan ellerinden birisinin baş parmağını havaya kaldırarak göz kırptı. Hemen ardından hızla kapıyı açarak çıktı.

Doğru anlamıştım. Güvendeydi. Kara onu kurtarmıştı onu. Elimi hızlı atan kalbimin üzerine koyarak rahat bir nefes verdim. Omuzlarımdan koca bir yük kalkmıştı. Ellerimin titremesinden kurtulmak amacıyla boşlukta salladım. Sessizce indiğim basamakları geri çıktım. Yüzümde ki sırıtmadan kurtulmam gerekirdi belki de bilmiyorum ama mutlu olmuştum.

Ayaklarımı vura vura merdivenleri indim. Salona girdiğimde Semih'i büyük camın önünde dışarıyı seyrederken buldum. Sırtı bana dönüktü ancak burada olduğumu bildiğine eminim. "Günaydın." Sessiz kaldı. Gözlerimi ondan ayırmadan üçlü koltuğa oturdum. Kollarımı göğsümde bağladım, bacak bacak üstüne attım. Dışarıya mutlu havası vermeye çalışıyordum. "Pekala bende geri odama döneyim. Anlaşılan umurunda falan değilim." Koltuktan kalmış tam salondan çıkıyordum ki istediğim gibi oldu. Semih beni dirseğimden yakaladı. Bu sefer ona engel olmadım. Her ne kadar istemesem de.

"İzgi," Kollarını belime dolayarak başını omzuma koydu. Bu kadarını ben bile beklemediğimden bedenim kaskatı kesilmişti. "Seni duymadım, üzgünüm..." Boşlukta sallanan kollarımı zorlukla sırtına doladım. Bunu yapmaya mecburdum. İğrenç bir durumun ortasındaydım. "Sorun değil."

Yavaşça belime doladığı kollarını çözdü ve bir adım gerileyerek yüzünü daha net görmemi sağladı. "Karar verdin mi?" Kaşlarımı hafiften çatarak gözlerine baktım. "Neye?" Kısık tonda gülüşü kulaklarımda yankılandı. "Nikahı nerede nasıl yapmak istiyorsun?"

Gözlerim anında parladı. Yüzüme samimi olmasını umduğum bir gülümseme yerleştirdim. "Şey..." yüzümdeki gülümseme hafiften soldu. Çok geçmeden endişe onun yerini aldı. "Ne? Bir sorun mu var?"

Başımı eğerek ellerime baktım. "Bir yer var aslında ama..." başım eğikken gözlerimi hızlı hızlı kırpıştırdım. Bu birazda olsa gözlerimin dolmasına yardımı olmuştu.

"Ama ne İzgi?" Başımı kaldırdım ve dolu gözlerimle ona baktım. "İzin vermemenden korkuyorum." Elini kaldırdı hiç acele etmeden saçlarımda gezdirdi. "Söyle." Emir veren ses tonunu görmezden geldim. Şu an onunla ilgilenmemem daha iyi olurdu. "Büyük hastanenin yanında ki oteli biliyor musun? Orası tam hayallerimdeki yer. Biliyorum izin vermeyeceksin. Ama orası benim senelerdir hayalini kurduğum yer. Her zaman orada olmasını istemişimdir." Semih'in eli saçımda gezintisine devam ederken hiçbir şey demedi.

İçimdeki umut kırıntıları tek tek yok olurken yüzüm asıldı. "Boş versene. Saçma bir düşünceydi zaten. Hiç söylememem gerekirdi-" Cümlemi tamamlamama izin vermeyen şey dudaklarımın üzerine kapanan eli olmuştu. "Azıcık dur da bende fikrimi söyleyeyim."

Sertçe yutkundum. Elini dudaklarımın üzerinden indirdiğinde dudaklarımı birbirine bastırarak diyeceklerini beklemeye başladım. "Olur,"

"Anlamadım?" Kirpiklerimi kırpıştırarak alttan alttan baktım. "Tamam, orası olsun. Bunu istememiş miydin?" Gözlerim ardına kadar açıldı. Kabul etmişti. Ciddi ciddi kabul etmişti. Hızla ayak parmak uçlarımda yükselerek kollarımı boynuna doladım. "Teşekkür ederim, teşekkür ederim." Midemden boğazıma doğru yükselen bulantıyı engellemek amacıyla yanağımın içini sertçe ısırdım.

Birbirimizden ayrıldığımızda bir bahaneyle odama kaçmak zorunda kalmıştım. Odaya girdiğim anda hiçbir yere bakmadan banyoya koştum. Arkamdan kapıyı bile kapatma gücü bulamadan kendimi klozetin önünde buldum.

Elimi ve yüzümü yıkamak bile beni az da olsa rahatlatabilmişti. Kenarda asılı duran havluya uzandım, hafiften titreyen ellerimle yüzümü kuruladım. Rahatlamış bir şekilde banyodan çıkarak yatağa doğru ilerledim. Gözlerim merakla duvarda asılı olan saate kaydı. Çoktan öğle yarısını geçmişti. Şu sıralar geçmek bilmeyen zaman hızlıca akıp gidiyordu. "İzgi Hanım, girebilir miyim?" Kapının arasından başını içeriye uzatmış bana bakan Lale'ye girmesi için elimle işaret ettim.

Yavaşça odaya girdi, ardından kapıyı kapattı. Gözleri yavaşça kameranın olduğu tarafa kaydığında başımı çevirmemeye çalışarak o tarafa baktım. Kırmızı yanıyordu ama her an yeşil yanabilirdi. "Kara nikah için yeri halledebildiniz mi diye soruyor." Beklemediğim bu cümle ile afalladım. Ancak hızlıca kendimi toparlayarak başımı olumlu anlamda aşağı yukarı salladım.

Aceleci adımlarla yatağın yanına ilerledim ve çekmeceden küçük bir kağıt ile kalem çıkarttım. Her an kameranın aktif olması durumuna karşın kameraya doğru sırtımı döndüm. Hızlı hareketlerle çıkarttığım kağıda otelin adresini yazdım ve dörde katladım.

Lale'ye doğru yaklaştım ve alttan kağıdı uzattım. "Burada adresi yazıyor, ona iletebilirsen çok sevinirim." Gülümseyerek elimdeki kağıdı aldı ve avuç içine hapsetti. "Siz merak etmeyin."

Gözleri kameraya kaydığı anda yüzünde ki gülümseme daha da büyüdü ve hemen bana döndü. "İzgi Hanım, beni Semih Bey gönderdi. Yarım saat içerisinde hazır olmanız gerektiğinizi iletmemi istedi." Derin bir nefes alarak başımı salladım. "Bir isteğiniz olursa aşağıdayım."

Lale odayı terk ettikten sonra bir süre olduğum yerde dikilmeye devam ettim. Mutlu mu olmam gerekiyordu? O, Semih'in elinden kurtulmuştu ve belki de bir-iki gün sonra bende kurtulabilecektim. Heyecanlanmam yersiz miydi?

Başımı iki yana sallayarak kafamın içerisinde ki soru işaretlerini bir kenara itekledim. Sabah kenara koyduğum kutuyu kucaklayarak banyoya geçtim. Bu banyo da olmasa ne yapardım acaba?

Ardımdan kapıyı kilitlemeyi de unutmadım. Büyük beyaz kutuyu lavabo tezgahının üzerine koydum. Kutunun üzerine bağlanmış olan kırmızı kurdeleyi hızlıca çözdüm. Elimde kalan kurdeleyi kenara bıraktım ve beyaz kapağı kaldırdım.

Beni ilk karşılayan elbisem olmuştu. İlk başta yutkunamadım bile. Elimdeki kapak ile öylece dondum kaldım. Bu elbiseyi ben seçmemiştim. Böyle bir şeyden haberdar bile değildim. Elimde ki kapağı yere bıraktım ve titreyen ellerimle kutunun içerisinde ki kırmızı elbisenin yakalarından kavradım. Koyu kırmızı elbisenin omuzları düşük ve hafif göğüs dekolteliydi. Üzerinde bir kat ince siyah tülü ve küçük bir de yırtmacı bulunuyordu. Kırmızı... O günden sonra bir daha bu rengi giymemiştim.

Elbiseyi tamamen kutusundan çıkarttığım sırada ikiye katlanmış olan beyaz bir kağıt yere düştü. Elbiseyi yavaşça kutunun içerisine bıraktım, dizlerimin üzerine çökerek yere düşen kağıda uzandım. Parmaklarımın arasında ki kağıdı açtım.

O, benimle güvende. S.

S, Suilet demek mi oluyordu? Ya da başka bir isim? Yanlış bir anlam çıkartmaktan ve boş bir ümide kapılmaktan çok korkuyordum. Lütfen, bu gelen Suilet'ten olsun. Onda başka sırtımı yaslayabileceğim kimse kalmadı.

Elbiseyi giyinmek için kutudan çıkarttığım sırada içerisinde ki kadifemsi kırmızı kutu dikkatimi çekti. Bunu daha yeni fark ediyordum. Kocaman kutunun içerisinde minicik gözüküyordu. Zaman kaybetmemek adına kutuyu kavradım ve kapağını kaldırdım. İlk önce beni küçük bir kağıtta not karşılamıştı. Yolumda yönümde hep sana çıkıyor...

Küçük not kağıdını elime aldığımda pusula şeklinde kolye ile karşılaşmam bir oldu. Gümüş, ne çok büyük ne de çok küçük bir kolyeydi. Çok kibardı. Bu elbise her kimden geldiyse kolyeyi de gönderen aynı kişi olmalıydı.

Banyoda çok vakit kaybettiğimi düşünerek bunları düşünmeyi bıraktım. Ya da kaçtım. Kaçmak kolaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…