8. bölüm · Yangın yeri Küllerinden doğan aşk
Parçalanmış ruhlar
Babam. Diyar Soylu. Hayatımın ta kendisi, beni hayatta tutan tek sebep. Yıllarca bana intikamı, bu uğurda ne kadar can yakmam gerektiğini o öğretti. Ama şimdi, o sesin sahibi olan bu adama karşı içimde tarifsiz bir şüphe var. Bir yanım, "O haklı, her şeyi onun için yaptım" diye bağırırken, diğer yanım, Rezzan’ın anlattığı hikayelerle çelişen bu karanlık gerçeği sorguluyor.
Elimdeki telefonda, bana uzatılan bir kurtuluş ipi mi, yoksa yeni bir yalanın başlangıcı mı olduğunu bilmiyorum. Babam bana neden bu kadar gizli yollardan ulaşıyor? Neden doğrudan yanıma gelip her şeyi anlatmıyor?
Onu aramak için parmağım duraksadı. Sesini duyarsam, bildiğim her şeyin yıkılmasından korkuyordum. Telefonun mesajlar bölümünden çıkıp, dosyalara göz gezdirdim. Diyar’ın benim hakkımda topladığı bilgiler, tıpkı onun gibi soğuk ve düzenliydi. Gözlerim, bir dosyanın başlığında takılı kaldı:
'𝙉𝙚𝙣𝙚 𝙝𝙖𝙩𝙪𝙣 ç𝙤𝙘𝙪𝙠 𝙚𝙨𝙞𝙧𝙜𝙚𝙢𝙚 𝙠𝙪𝙧𝙪𝙢𝙪 '
Bu isim, beynimde bir şimşek çakmasına neden oldu. Tıpkı bir yapboz parçası gibi, her şey yerine oturmaya başlıyordu. Gözümün önüne silik, bulanık görüntüler geldi. Ağlayan bir kız çocuğu, demir kapılar ve bana elini uzatan bir adam. Diyar… Ben o adam tarafından o esirgeme kurumundan alınmıştım.
Beynimdeki parçaları birleştirmeye çalıştıkça, baş ağrım şiddetlendi. Bir an için, İçimde büyük bir boşluk hissi oluştu. Kendimi ve kimliğimi kaybetmiştim.
Bu boşluğu doldurmam gerekiyordu. Gerçekleri bulmak için tek bir yol vardı. Babamı aramadan, Rezzan’a hiçbir şey söylemeden, tek başıma o esirgeme kurumuna gitmeliydim. Oraya gidip tüm gerçekleri öğrenmeli, bu kâbusa bir son vermeliydim.
Dışarısı çoktan karanlığa gömülmüştü. Sessizce yataktan kalktım ve üzerimi değiştirdim. Kimseye görünmeden evden çıkmak zorundaydım. Adımlarım bana ait, ama gideceğim yolun nereye çıkacağını bilmiyorum. Belki de bu yol, beni hayatımın en büyük gerçeğiyle yüzleştirecek...
Evden gizlice ayrılmak, beklediğimden daha kolay oldu. Ayaklarım, evde kimsenin uyanık olmadığına emin olmak için merdivenlerden sessizce süzülürken, ciğerlerimde biriken havayı usulca bıraktım.Kiler olarak kullanılan odaya girdim evin arka bahçesine açılan dar küçük bir kapı. Kapı kolunu çevirdiğimde çıkan tık sesi, kalbimin atış hızıyla yarışıyordu.
Dışarıdaki soğuk hava, yüzüme bir tokat gibi çarptı. Birkaç adım attım ve Rezzan’ın evinin geniş bahçesini geçerek sokağa çıktım. İçimde hem büyük bir özgürlük hissi hem de tarifsiz bir endişe vardı. Ne yapıyordum ben? Bir anda tüm hayatımı sorgulayan, kim olduğumu bile bilmeden bir maceraya atılıyordum.
𝘬𝘰𝘳𝘶𝘮𝘢𝘭𝘢𝘳ı𝘯 𝘥𝘦ğ𝘪ş𝘪𝘮 𝘴𝘢𝘢𝘵𝘪𝘯𝘦 𝘥𝘦𝘯𝘬 𝘨𝘦𝘭𝘮𝘦𝘬 𝘦𝘯 𝘣ü𝘺ü𝘬 ş𝘢𝘯𝘴ı𝘮!
Sokağın başında bekleyen boş bir taksiyi gördüğümde, içime bir umut ışığı doldu. Hızla taksiye bindim ve adresi verdim. "Nene Hatun Çocuk Esirgeme Kurumu." Şoför, dikiz aynasından bana baktı ama bir şey sormadan gaza bastı.Yol boyunca, zihnimde bir fırtına koptu. Babamın sesi kulağımda yankılanıyordu: "Seni buldum. Seni kurtaracağım." Ama kurtarılmam mı gerekiyordu? Rezzan'ın gözlerindeki o samimiyet, bana olan ilgisi ve onun anlattığı hikayeler, babamın dediklerinin aksini iddia ediyordu. Hangisi doğruydu? Onlar mı yalan söylüyordu, yoksa benim hayatım bir yalandan mı ibaretti?
Kendimi bir labirentin ortasında gibi hissediyordum. Her yol, beni başka bir bilinmeze götürüyordu ve çıkış yolunu bulamıyordum. Tek umudum, bu kurumun duvarları arasında, unuttuğum geçmişimin kapısını aralayacak bir ipucu bulmaktı.
Taksi, eski, yıkık dökük bir binanın önünde durduğunda, şaşkınlıkla irkildim. Burası, Nene Hatun Çocuk Esirgeme Kurumu olamazdı. Harabe olmuş binaden İçimdeki korku, yavaş yavaş endişeye dönüşüyordu. Taksi şoförüne dönüp, "Emin misiniz?" diye sordum. O ise sadece, "Evet, burası." diye yanıtladı.
Binanın ön kapısı açıktı ve içeriden loş bir ışık süzülüyordu. Ayaklarım titremeye başladı. Burası, hafızamdaki kurum gibi aydınlık ve umut dolu değildi. Burası, bir kabustan fırlamış gibi duruyordu. İçeriden gelen sesler, korkumu daha da artırıyordu.
Kapının önünde durup bir an düşündüm. Babamın bana gönderdiği telefon, bir tuzak mıydı? Yoksa tüm bunlar, beni bir oyunun içine çekmek için kurulan bir düzen miydi? Rezzan'ın o endişeli bakışları, birden zihnimde canlandı. Sanki beni bir şeyden korumaya çalışıyordu.
Ne duruyorsun elzem,ilerle!
Tam bu kâbus gibi binanın önünde durmuş, ne yapacağımı düşünürken, gözüm o harabeliğin hemen yanındaki sokağa kaydı. Orada, bambaşka bir dünya vardı. Yemyeşil, bakımlı bir bahçe, banklar, asmalarla süslenmiş bir giriş ve masallardan fırlamış gibi duran süslü merdivenleri olan beyaz, zarif bir bina...
O bina, hafızamdaki o silik görüntülerle birebir örtüşüyordu. İçimde bir şeyler canlanmaya başladı.
Nefesim kesildi. Şimdi ne yapacaktım? İlerleyip bu karanlık kapıdan içeri girmeli miydim, yoksa geri dönüp Rezzan'a mı güvenmeliydim?
Aklım, babamın söyledikleri ve Rezzan'ın anlattıkları arasında gidip gelirken, kalbim beni diğer binaya, o bembeyaz ve masum görünen yere doğru çekiyordu. İçimdeki o derin boşluk hissi, sanki beni oraya gitmeye zorluyordu.
Taksiden indim ve diğer binaya doğru yürümeye başladım. Her adımımda, aklımdaki bulanıklık biraz daha dağılıyor gibiydi. Belki de bu yol, beni hayatımın en büyük gerçeğiyle yüzleştirecek...
☠️
Her adımı, her nefesi... Her şeyi biliyorum. Onun o evden çıkışını, korkuyla ve umutla attığı her adımı pencereden izledim. Ayaklarının çıplak zeminde çıkardığı o sessiz tıkırtıyı bile duyuyordum sanki. O, zarafetiyle gecenin içine karışırken, ben de gölgelerin arasına karıştım.
Rezzan'ın ona olan sevgisini de biliyordum, Diyar'ın ona oynadığı oyunu da. Elzem'in içindeki o fırtına, sanki benim ruhumda da esiyordu. Ne kadar masumdu, ne kadar yabancıydı bu kirli dünyaya. Bu savaşta, o bir piyondu, ve ben de o piyonu korumak zorundaydım.
Taksinin kapısı açıldığında, onun titrek sesle söylediği adresi duydum. "Nene Hatun Çocuk Esirgeme Kurumu." Gülümsedim. Ne aptalca bir adres. Ne kadar da tahmin edilebilirdi. Diyar, onu bilerek o terk edilmiş, yıkık dökük binanın adresine göndermişti. Bir an için, onunla alay etmek için onu takip eden bir gölgeye dönüştüğümü düşündüm. Ama amacım farklıydı. Amacım, ona doğru yolu göstermekti.
Taksi, o harabe binanın önünde durduğunda, Elzem'in yüzündeki hayal kırıklığını, ruhundaki yıkılışı hissettim. Ama benim için oyun yeni başlıyordu. Yüz metre ötedeki o masum, beyaz binanın kapısını aralayacak olan oyundu bu.
Elzem, oraya yürüdü. İçindeki o karmaşaya rağmen, doğru yolu buldu. O asmalarla kaplı, süslü merdivenli binaya doğru ilerledi. O kapı, onun geçmişinin, onun gerçeklerinin kapısıydı.
Ve ben, şimdi onu izliyorum. O, içeri girerken, benimle ilgili hiçbir şey bilmeden, hayatının en büyük yüzleşmesine doğru ilerliyor. Bu oyun, şimdi başlıyor. Ve ben, bu oyunun kurallarını biliyorum.
☠️
Kapının kapalı olduğunu görünce hayal kırıklığıyla etrafa bakındım. O anda, binanın yan tarafına doğru, gözden uzak, üzeri sarmaşıklar ile örtülmüş küçük bir kapı fark ettim. İçimdeki bir ses beni oraya itti.
Usulca kapıya yaklaştım ve kolunu çevirdim. Kapı gıcırdamadan açıldı. Bu, hafızamın en derin köşelerinden bir izdi. Ne olduğunu tam olarak bilmesem de, bu kapı bana tanıdıktı. Yüreğim hızla çarparken, yavaşça içeri süzüldüm. Koridorda attığım her adım, beni geçmişimin karanlık bir köşesine yaklaştırıyordu. Loş koridorda ilerlerken, merdivenlerin başında durdum.
O an her şey durdu.
Başımda bir ağrı ve tüm dünya sessizliğe büründü. Koridor, bir anda o günkü haliyle canlandı. Işıklar, insanların silüetleri... Ve merdivenlerin hemen dibinde, kanlar içinde yatan sarı saçlı küçük bir kız. Her yer kanla kaplıydı.
Gözlerimden yaşlar süzülürken, o günkü kendimi gördüm. Yerdeki kan birikintisinin yanında diz çökmüş, titreyen ellerimi yüzüme kapatmıştım. "Ben istemedim, böyle olsun istemezdim!" diye fısıldayarak ağlıyordum. Kulağımı dolduran uğultu, etrafı saran koruma ve bakıcıların fısıltılarıydı.
O sırada, o sert ses duyuldu. "Neler oluyor burada?" Müdür hanım, yerdeki kanları ve o küçük kızı görünce dehşetle bağırdı. "Aman tanrım!" Durumu sanılandan daha kötüydü. Müdürün gözleri, beni buldu. Yüzündeki öfke, tüm koridoru aydınlatacak kadar yakıcıydı.
"Senden bıktım artık! Yapabileceklerinin bir sonu yok mu senin?"
Sert parmakları, bileğimi bir mengene gibi kavradı. Canım acımıştı ama bu, ruhumdaki acının yanında bir hiçti. "Dua et seni koruyan var, yoksa şimdiye kadar çoktan göndermiştim seni buradan!"
Bileğimi bırakmadan, beni koridor boyunca sürükleyerek bodrum katına indirdi. Rutubet kokulu, karanlık bir yere kapattı. Kapıyı kilitlerken sesi yankılandı. "Bir hafta burada kalda aklın başına gelir."
Kapı kapandığında, tek başıma kalmıştım. Zifiri karanlık, beni boğuyordu. "Lütfen müdüre anne, ben bir şey yapmadım!" diye ağlamaya başladım. "Lütfen çıkarın beni buradan!"
Karanlıktan korkardım. Her zaman korkardım. Çırpınmaya, yardım istemeye devam ettim, ama o anda kimse benim sesimi duymayacaktı.
Kendime çeki düzen vermek için derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim koridoru takip ederken ayaklarım beni yönlendiriyor 'arsiv' yazılı odanın kapısında durdum etrafı kısaca inceleyip kapı kolunu indirdim lakin kilitli olması beni durduramazdı bina ne kadar yeni gibi görünse de eski bir yapı bu yüzden kolay olacak. Koridorda sessiz adımlar ile bir alt kata indim hızlıca kontrol edip mutfağa girip kapıyı kapattım küçük ama eski cama ilerleyip sürgüsünü açıp bedenimi dışarı çıkardım camın hemen yanında bulunan gider borusunun demir ve vida kısımlarına basarak bir üst kattaki camın mermerine uzanıp kendimi yukarı çektim. Ayağım ile borudan destek alırken hafif bir zorlama ile açılan camdan içeriye bedenimi bıraktım.
Herhangi bir yerimde kalıcı hasar bırakmadan çıkabilirsem mükemmel olucak, oluşan baskı ile kolumun acısı arttı ve belimin dikdurmamı bile zorlaştırması içimde buna sebep olanlar için bir küfür tufanı yaratıyor.
Demirden raflar üzerinde sayısız dosyaların arasında parmaklarımı gezdirirken istediğimi bulmak adına kaç tane raf kontrol etmiştim bilmiyorum henüz iyileşememiş olmalıyım ki ağrım ve yorungunluk ile vazgeçmek üzereyken sonunda onu buldum "0847"
Elimdeki dosya, tüm hayatımı baştan yazıyordu. Titreyen ellerimle her satırı okurken, gözümden süzülen yaşlar ruhumdaki yeni yaraların kanıtıydı. O gün, o sarı saçlı küçük kızın kanıyla kirlenmiş o merdivenler... Bütün o kâbus, o utanç, o acı, şimdi bir anlam kazanıyordu. Diyarın beni evlat edinmesi geçmişim ve daha birçok şey vardı.
𝙖𝙨ı𝙡 𝙖𝙞𝙡𝙚𝙢𝙞 𝙗𝙚𝙣 𝙠𝙖𝙮𝙗𝙚𝙩𝙩𝙞𝙢...
Ben o masum kızı öldürmemiştim. Ama benim bu zayıflığımı gören Diyar, o anı kendi kirli oyununda kullanmıştı. Dosyada, o kızın yaşadığı yazıyordu. O, sadece, beni kendi intikamı için bir silaha dönüştürmek amacıyla bir plan yapmıştı.
"Senin canını acıtmak istedim," diyordu dosyadaki bir not. "Sana, güçlü olman gerektiğini öğretmek için bunu yaptım."
Midem bulandı. Duyduğum tüm o fısıltılar, yaşadığım tüm o korku ve intikam hissi... Hepsi bir yalandan, bir manipülasyondan ibaretti. İşte bu yüzden, müdürün beni koruyan birinden bahsettiği kişi, Diyar'dı. Ve müdür, beni o bodrum katına kapatmıştı çünkü ben, Diyar'ın en büyük projesiydim.
Elimdeki dosyada bir satır daha dikkatimi çekti diyarın el yazısını bilirsin bu ona ait değildi: "Elif'i ona gösteremeyiz. 'Küçük kız çocuğu onu yeniden zayıflatır'. Haklıydım elzem sen hep zaafları olan bir kadındın."
Tüm bu gerçekler, başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi bir his yarattı. Gözümdeki perde kalkmıştı. Acı dolu bir fısıltı dudaklarından firar etti;"Elif..."
