25. bölüm · Yangın yeri Küllerinden doğan aşk

Oyun

Talewind _1234

Kafamı çatışmanın ortasına doğru çevirdiğimde, dışarıdaki harabe avlusunu aydınlatan tek şey, artan silah seslerinin alevleri ve tenekelerdeki yangının gölgeleriydi. Rezzan, Zafer'in yanına koşmuş, adamlarını bir duvar gibi ön cepheye yığmaya başlamıştı.
Dışarıdaki sesler aniden değişti. Daha keskin, daha tehditkâr bir ton almıştı.

"Önceliğiniz elzem! Onun yanına yaklaşmaycaklar!" diye bağıran Rezzan’ın sesi kulaklarıma ulaştı.

Silah seslerinin arasında, avluya iki figür girdi. Biri, yüzünü ve geçmişimi en iyi bildiğim lanetli Efkan. Yanındaki diğer figür ise, daha sakin ve heybetli duran, yüz hatlarından sakiliğinin bile tehlikeli tarafı olduğu belli olan Artem’di. Efkan'ın burada olması, Atıf’ın fısıltısının kanıtıydı;

Bu korkuydu onu buralara getiren!

Rezzan'ın elime tutuşturduğu silahın emniyetini açtığımda, refleksle kendimi en yakın arabanın arkasına attım. Tenekelerdeki alevler yüzümü yalarken, kalbimdeki panik yerini fazlasıyla bir öfkeye bıraktı. Silahın namlusunu havaya kaldırıp, avludaki çatışmanın sessizleştiği kısa bir aralığı yakaladım ve tüm gücümle bağırdım:

"Buralara kadar zahmet etmeseydin, Efkan!"

Kısa bir duraksama oldu. Efkan, sesi takip ederek arabanın arkasına baktı. Gözlerindeki şaşkınlık, hızla öfkeye dönüştü.

"O adamı bana ver!"

Yüzümde şeytani bir gülümseme yayıldı. Silahımın ucunu havaya doğrultup, yirmi yıllık yalanın tabutuna son çiviyi çaktım.

"Geç kaldın, Efkan. Küçük sırrın benle güvende!"

Oluşan anlık sessizlik, kulakları sağır edecek cinstendi. Efkan'ın yutkunma sesi, etraftaki yanan tenekelerin çıtırtısından daha gürültülüydü sanki. Silahlar yeniden patlamaya başladığında, yüzümdeki ifadeyi hiç bozmadan gizlendiğim yerden usulca ve dikkatle ayrıldım. Silahın ucunu havaya kaldırıp, iki elim teslim olur edasıyla cüretkar adımlar ile merkeze geçtim. Zafer ve Rezzan'ın kulağıma gelen bağırış ve uyarılarını görmezden geldim.

Merkez konumda durduğumda, bütün silahlar sustu. Avludaki tüm gözler benim üzerimdeydi.
Efkan, sinirli ve sert adımlarla üzerime gelirken, arkasındaki Artem’in kayıtsız bakışları sadece bizi izliyordu. Tam karşı karşıya geldiğimiz o anda, bir gölge gibi bir şey geçti.
Efkan, yüzüne aldığı şiddetli darbe ile geriye savruldu ve yere düştü. Rezzan, göğüs hizasına oturmuş, kömür gözlerinden alev fışkırırken, birbiri ardına yumrukları indirmeye başlamıştı.

Artem ise bu durumu yalnızca izliyordu.
"Rezzan, bırak onu!"

"Onu bırakmak yok! Lime lime edicem!"

"Her şeyin bir zamanı var ve şimdi onu bırak!"

Rezzan duraksamadan yumruklarına devam ediyordu. Kan ve kemik sesleri birbirine karışıyordu.
"Saçmalamayı kes!"

"Bırak!"

Rezzan, nihayet vazgeçmiş bir şekilde Efkan'ı yakasından savurdu. Adam yerde boylu boyunca uzanırken, kıvırcık tutamları gözlerini kapattı. Son kez Rezzan bir tekme daha attığında, bana sinirlenmiş bir şekilde geriye çekildi. O an, bu kavganın devamının evde mutlaka yaşanacağını biliyordum.
Kulağımın dibinde duyduğum fısıltı ile dikkatimi Zafer'e verdim. Vücudunu siper etmiş, gözleri ise Artem'i süzüyordu.

"Bundan sonrası için plan nedir? İstersen şu Rus'u ben oyalarım, sen de Efkan’ı alıp uzarsın."

"Kalsın Zafer, ben ne yapmam gerektiğini biliyorum."

Hızla Zafer’i arkamda bırakarak Efkan’a doğru yürüdüm. Kalkması için elimi uzattığımda, Efkan ters bakışları ile uzattığım eli iterek ayağa kalktı. Ağzında biriken kanı tükürdü.Omuzlarını dikleştirdi, gözlerini sinirle harlanmış şekilde yüzüme kilitledi. Kaşı ve dudağı patlamış şekilde duruyordu.Sadece onun duyabilmesi için aramızda çok kısa bir mesafe bıraktım. Sessiz ve tehditkâr şekilde fısıldadım:

"Geç kaldın Efkan, hatta hiç yetişememiştin."

"Oyuna getirdin..."

"Günaydın. Sindiremiyorsun belki ama senden hep bir adım öndeyim."

"Ne istiyorsun?"

Gözlerim Artem’i bulduğunda, işime karışmaması gerektiğini iyi biliyordu. Bu yüzden sadece gözlemlemek için gelmişti, belli ki sadece benimle konuşmak istiyordu. Efkan ise olacak olanı bekliyordu, gelecek her şeyi kabul ettiriyordu.

"Elif ile ilgili durumda yapman gerekeni biliyorsun."

"Onu isteme benden."

"O zaman şöyle yapıyoruz Efkan, Bana zaman kazandır. O kız çocuğunu yanıma alana kadar zaman kazandır. Aksi hâlde—"

"Tamam!"

Memnun kalmış bir şekilde geriye adımlayıp ondan uzaklaştım. Arkasında duran Artem, Efkan'ın yanına gittiğinde geri çekilmesi için emir verdi. Efkan nefret dolu bakışlar ile uzaklaştığında, Artem yanıma doğru adımladı. Tabii ki bu fark eden Rezzan hızla yanımda belirdi.
Artem, umursamaz tavırları ile konuşmaya başladı:

"Diyar seni kafaya takmış durumda. Ne yapmayı planlıyorsun?"

"Onun ne planladığından sana ne?"

"Sana sormuyorum. Benim muhatabım belli."

Rezzan sinir ile atak yaptığında Artem de buna karşılık verirken, bıkmışlık ile ikisinin arasında yerimi alıp ikisini birbirinden uzaklaştırdım:

"Yeter bu kadar."

"Elzem, geliyorlar bana!"

"Rezzan, sakin olacak mısın? Yoksa daha sakin bir ortamı ben yaratayım mı?"

Sessizlik ile karşılık aldığımda derin nefes alıp yüzümü Artem’e döndüm. Sırtımı Rezzan’ın göğsüne yasladım. Kollarını belime doladığında Artem anlık gözlerini kaçırdı. Derin bir nefes çektiğinde yeniden bana odaklandı.

"Neler olduğunu bana anlatacak mısın?"

"Diyar seni istiyor. Bu yapılanlardan sonra çok daha fazla takılmış durumda."

"Çok az kaldı. Ona güzel bir geri dönüş planlıyorum."

"Bunun altında sadece varis durumu olduğundan emin misin?"

"Ne demek istiyorsun?"

"Bilmiyorum Rokovaya, ama çok başka şeyler dönüyor gibi."

"Sorun değil, halledebilirim."

"Tek başına halletmek zorunda değilsin."

"Evet, çünkü tek değil. Ben varım ve başka kimseye ihtiyacı yok."

Rezzan'ın inatçı bakışları ile Artem'e verdiği cevap, Artem’i daha fazla sinirlenmiş bir şekilde çenesini sıkıyordu.

"Nişanlımın sana ihtiyacı yok. Ben her zaman onun yanında olurum."

Rezzan ellerimi elleri arasına alıp hafif yukarıya kaldırıp parmaklarımı işaret etti: "Parmağında senin yüzüğünü bile taşımayan kadın mı senin nişanlın? Ya da kalbinde senin için yeri olmayan?"

"Her şey için az bir zamana ihtiyacım var. Sonra ona dair her şey benim."

"Beyler, dağılın. Yeter bu kadar. İşim gücüm var. Sizin boş muhabbetinize karşı sabrım yok."

Sinir ile Artem’e döndüğümde:
"Ve sen, sarı kartları bu kadar açık oynama. Sonra verdiğin sözler seni yarı yolda bırakabilir."

Artem içten bir gülümseme ile geri geri adımlayıp göz kırpıp uzaklaştı.
"Niye bırakmıyorsun şunun ciğerini sikeyim Elzem?"

"O şimdilik bana lazım."

"Ulan varya... Yürü gidelim şuradan."

Uzaklaşan adamın ardından Efkan sinirle bir süre olduğu yerde kaldı. Nefretini daha fazla artırdığımı biliyordum ama benim elime kozu veren kendisiydi. İstediğini alamadan buradan gitmesi onun için kötüydü, hem de çok kötü. Hızla arabasına binip uzaklaştığında, adamlara döndüm. Önce Sinan ve Serhat'a konuştum:

"Siz ikiniz buraları halledin. Geride bir iz kalmadan. Ömer, sen benimle geliyorsun."

Zafer kafası karışık bir şekilde sordu:
"Elzem, nereye gidiyorsun?"

"Önemli bir şey değil. Elif'i görmeye gideceğim sadece."

"Emin misin? Diyar—"

"Sorun değil. Şu anda üzerime oynamak isteyeceğini sanmıyorum."

"Gelmemi ister misin?"

"Gerek yok. Rezzan ve Ömer benimle. Sen de son zamanlarda çok bunaldın. Biraz kafanı dağıtmaya ihtiyacın var."
İçi rahatlamış bir ifadeyle beni onayladı. Ardından sarılıp saçlarıma bir öpücük bırakıp "Dikkat et kendine" diyerek uzaklaştı.

Giden Zafer'in ardından Rezzan'a, gideceğimiz konumun Ömer'in ilettiği yer olduğunu belirttim. Sinan'ın arabasının sürücü kısmına geçtiğimde, Rezzan kendi arabasıyla güvenlik için önden gitmeyi teklif etti ve sorgulamadan yola koyulduk. Rezzan önde, ben arkasında, en arkada Ömer olacak şekilde bir süre hareket ettiğimizde, bir saate yakın bir zaman sonrasında küçük bir mahalleye varmıştık.

Çevredeki küçük müstakil evler samimi bir hava veriyordu. Dar sokaklarda bir süre ilerlediğimizde, küçük bahçeye sahip mavi ve gri renkler ile bezenmiş bir evin önünde durduk. Arabadan indiğimde Ömer yolu gösterdi.
Bahçeden içeriye girdiğimizde evin giriş kapısına geldik. Demirden kapının üst kısmı camlıydı. Ömer anahtarı ile kapıyı açtı, geçmem için yol verdi. İçeriye usulca adımlayıp koridorda öylece bekledim. Yanımda beliren Rezzan'ın bakışlarını yüzümde hissederken, neden burada olduğumuzu sorguladığını biliyordum. Az sonra her şeyi anlayacaktı.
Ömer, küçük bej rengi koltuklar ile döşenmiş, az eşyalı salona ilerlediğinde biz de içeri girdik. İleride tekli koltukta oturan adam ile göz göze geldim.

"Hoş geldin Elzem."

"Hoş bulduk Atıf Bey."

Atıf Bey'in bakışları sakindi. Yüzünde sorgulanan, kanlar içinde kalmış bir adamın izi yoktu. Bu, Rezzan'ın neden kaşlarının çatıldığını ve ne zaman konuşması gerektiğini anlamak için beni izlediğini gösteriyordu.

Rezzan, kaşlarını çatarak bana döndüğünde, yüzündeki karmaşık ifade neler döndüğünü anlamıyordu. Karşısındaki adam, yüzünü kanlar içinde bıraktığı adama hiç benzemiyordu. Üstelik adam bize karşı gülümserken, kafasının karıştığı konuların olduğu barizdi.

Demiştim: Her zaman bir adım önde.

Rezzan'ın şaşkın bakışları eşliğinde bir diğer tekli koltuğa kuruldum. Erkeklere dönüp, "Otursanıza beyler," dedim.

"Burada neler oluyor?"

"Biraz sakin ol ve beni dinle."

"Ben sakinim! Bana şimdi neler olduğunu anlat!"

Ömer çiftli koltuğa kuruldu ama Rezzan cevabını almadan öylece durmaya kararlıydı. Sakince bir nefes alıp Atıf Bey'i işaret ettim:
"Bu beyefendi, Atıf Kor... ve bu beyefendi de Rezzan."

"Memnun oldum evlat."

"Ne demek Atıf lan? Biz kimi öldürdük o zaman orada?"

"O zaman anlatıyorum." Dişlerini sıkarken gözlerini yüzüme kenetledi ve cevabı bekledi. "Atıf Bey ile bundan üç sene önce tanışmıştık aslında—"

"Bir dakika! Biz bu adamı niye aradık amına koyayım o zaman?"

Atıf Bey, kısık, kibar bir gülümseme ile konuşmaya başladı:
"Sakin ol evlat, Elzem haklı. Bundan üç yıl önce beni büyük bir beladan kurtardı. Bir iş sonucu büyük bir borcun altına girdim ve ödeyemedim. Ardından ölüm tehditleri almaya başladım. Gittiğim her yerden izleniyordum. İş durumum zaten berbattı ve günden güne ailem ve benim üzerime geliyorlardı. Bir gün Elzem'e ulaştım. Para konusunda sıkıntıda olduğumu ama yardımcı olursa bu konuda ona hisse verebileceğimi ya da senet imzalayacağımı söyledim."

Rezzan sessi çıkmadan bu durumun nereye varacağını beklerken dikkatini tamamen Atıf'a vermişti.
"Şimdilik bir şey istemediğini, günü gelince söyleyeceğini belirtti ve anlaştık. Üstüne düşeni yaptı, başımdaki beladan ve borçtan beni kurtardı."

"Birileri, bir şekilde geçmişten tanıştığımızı bilmeden Atıf Bey'e ulaşmaya çalıştı. Ama Atıf Bey o günden sonra kendi ismi altında işi yürütmesi için ortağını geçirmişti. Dolaylı olarak ulaştıkları aslında Atıf Bey'in ortağı Kudret'ti ve o da işler ona teslim edildiğinden beri organ kaçakçılığı ve birçok toz ürünü satışı için aracılık yapmaya başlamıştı."

Rezzan şaşkınlıkla konuşmaya çalıştı:
"Bu demek oluyor ki, anlaştıkları kişi Atıf değildi, Kudret'ti. Yani ölen adam, sizin işlerinizi yöneten ortağınız."

"Durumu fark ettiğinde ilk bana ulaştı Elzem. Tabii ki Kudret'in bu işleri yaptığına ihtimal vermemiştim."

"Ve bir süredir fark ettiğim şey, birinin ihanet ettiğiydi. Yaptığım her atak bir şekilde Diyar'ın ya da Efkan'ın kulağına gidiyordu. Bu yüzden sakladım bu durumu bir süre."

"Ömer bu duruma şaşırmış gibi durmuyor."

Ömer, koltukta rahatça gerinerek cevapladı:"Şaşırmadım çünkü burası zaten benim evim."

"Noluyor amına koyayım, kafam karıştı iyice!"

"Ömer yıllardır çevremdeydi ama karşıma çıkması hafızamı kaybettiğimde oldu."

"Elzem'i notlarla yetimhaneye çektim. Elimde bulunan bir sürü kanıt ve evraklar ile karşısına çıktım. Çünkü hafıza kaybı ile onu komple kaybetme ihtimalim vardı."

"Bana her şeyi anlattığı gün, yine gecenin bir yarısı yetimhaneye gittiğimde oldu. Yöntemin iğrençti bu arada."

İçten bir kahkaha ile gülen Ömer'e şaşkınlık içinde bakıyor, bir şeyler söylemek istese de ne diyeceğini bilmiyordu.

"Biraz oyun oynadık, fena mı?"

"Beni bayıltıp sonra da bağladın!"

"Ahh, biraz gerçekçi olalım. Seninle normal konuşmaya kalksam belamı sikerdin."

"Siz ne anlatıyorsunuz amına koyayım?"

"Neyse, bu kısımları geçelim. O gece bana bütün evraklar ile ailemin ölüm haberini, Diyar'ın beni evlat edinmesi gibi şeyleri anlattı. Sonrası zaten yerine oturdu ve kim olduğunu da öyle. Sonrasında ortadan yeniden kayboldu."

Rezzan, başını elleri arasına aldı:
"Bunu hazmedemiyorum artık."

"Rezzan, lütfen kendine gelir misin? Dikkatimizi sana veremeyiz şu an."

"Sustum, tamam."

"Bir gün Elif’e gittiğimde, Ömer’e iletmesi için bir not bıraktım. Tek güvenebileceğim oydu. Hatırlıyor musun Rezzan, birinin Elif’e gidip onu oradan yakın zamanda çıkaracaklarını söyleyen..."

"Ömer'di..."

Ömer umursamazca başını salladı ve sırtını koltuğa yasladı."Aynen öyle."

"Notta Atıf Bey’i güvenli bir yere saklamasını istedim. O da sorgulamadı ve yaptı. Sonrasında ise geriye gerçekten birinin ihanet etme ihtimali olup olmadığını anlamak kalmıştı. Bu yüzden Kudret'i araştırıyormuş gibi yaptım. O yere götürdüm. Herhangi bir baskın olmasının ihtimali olmayan bir durumdu, çünkü bunu bilen kişiler belliydi."

Rezzan, şok olmuş bir ifadeyle durumu bağladı:"O baskın oldu. Bu demek oluyor ki haklısın, biri var. Diyar’a çalışan biri."

"Aynen öyle. Atıf Bey’i öldü bilecekler şimdilik. Bu kişinin kim olduğunu öğrenmemiz lazım."

Rezzan sessizce koltuğa oturduğunda, başını ellerinin arasına sıkıştırıp sert bir nefes çekti. Bitmeyen bir karmaşanın içinde benimle birlikte savaşmaya çalışıyordu. Duyduklarını bir süre hazmetmesi gerekecekti, çünkü bu iş daha burada bitmemişti.

"Bu arada o herif boşuna ölmedi ayrıca atıf beyden izin aldım öldürmek için bilginize"

"Ahh ne hoş şuan tam olarak bütün sorunlarımızın çözümüydü izin almış olman elzem."