Bölümler 5Şu an: 2. Bölüm İlk Gerçekler ve Kargaşa
Kahvaltı salonuna adımımı attığımda, içimde garip bir karışıklık vardı. Hem yeni bir başlangıç yapmanın heyecanı hem de içimde büyüyen o gizemli endişe... Saklıyaka Akademisi’nin ışıl ışıl dış cephesi altında, neler döndüğünü az çok hissedebiliyordum ama tam olarak bilmiyordum.
Ela’nın dediği gibi, “Burada her şey göründüğü gibi değil.”
Salonun köşesinde bir grup toplanmış, kendi aralarında gürültülü bir şekilde konuşuyordu. “Saklıyaka’nın en havalı grubu” diye dalga geçiyorlardı.
Tam o sırada yanımda beliren Ceren, o ince yapılı, mavi gözlü kız, “Lina, dün gece odamda tuhaf bir şey oldu, anlatmam lazım.” dedi alçak bir sesle. Gözleri biraz korkmuş gibiydi.
“Ne oldu?” diye sordum merakla.
“Şey… Gece geç saatlerde, koridorlardan garip sesler geliyor. Ve… odamın kapısı biraz aralıktı ama ben onu kapattığıma eminim.”
“Aman tanrım, korktum şimdi!” dedim, biraz dalga geçer gibi. “Demek ki Saklıyaka sadece isimde değil, gerçekten gizemliymiş.”
Ela araya girdi, “Bunlar bizim gece gündüz yaşadığımız şeyler. Ben bir keresinde odamda patlayan su borusundan daha az korktum.”
O sabahın ders programı da farklıydı. İlk dersimiz ‘Kurumsal Sadakat ve Liderlik’ diye bir şeydi. Çok havalı duruyordu ama ilk kez bu kadar resmi bir derste öğrenci başkanı Toprak Mert Aslan’ı görme şansı bulacaktım.
Amfiye girdiğimizde o hava yine vardı. Toprak kürsüde duruyor, gözleri salonun dört bir yanını tarıyordu. Sanki herkesi tek tek okuyordu.
“Sadakat...” dedi. “Bazen zordur, bazen acıtır. Ama vazgeçmek yok.”
Yanımdaki Ela, gözlerini devirerek fısıldadı, “Abi şunun TED konuşması var mı, youtube’dan çıkarayım.”
Ders bittiğinde, kampüsün içindeki küçük kafe alanına gittik. Öğrenciler çaylarını, kahvelerini almış, dedikodu yapıyorlardı.
Tam o sırada, Kaan ortaya çıktı. Yanında Toprak’ın çocukluk arkadaşı olduğunu öğrendiğim Cem vardı. İkisi de birbirlerine laf atıyor, şakalaşıyorlardı.
Kaan, “Bak, Lina! Eğer bu okulun sırlarını çözmek istiyorsan, önce beni geçmen lazım.” dedi gülerek.
“Şaka mı bu?” dedim. “Sen kimsin ki benle yarışıyorsun?”
“Ben mi? Seni geçmek? Bu benim için çok zor olur.” Kaan espriyi bırakıp göz kırptı.
Ela da araya girdi, “Yani bu, ‘Lina’yı bu okulun kralı yapacağız’ demek. Hazır olun!”
Biraz sonra Toprak yaklaştı, elinde kahvesiyle. Yanımıza geldiğinde hafif bir tebessüm vardı yüzünde.
“Lina, Ela... İyi misiniz?”
“Gayet iyiyiz, teşekkürler.” dedim hafif mahcup.
Toprak, “Biliyorum, buraya yeni geldiniz. Her şey biraz karmaşık gelebilir ama...” dedi.
Bir an durdu, gözlerimle göz göze geldik.
“Burada sadece güçlü olanlar ayakta kalır.”
Ela tam espri yapacaktı ki, sesiyle ortamı dağıttı:
“Yani, aslında demek istediğin, ‘Ayağımı kaydırırsam beni hemen yutacaklar’, değil mi?”
Toprak gülümseyerek başını salladı. “Evet, tam olarak.”
O akşam odamda, günün karmaşasını düşünürken birden telefonum titredi. Mesajdı:
“Burası sandığın gibi değil. Saklıyaka seni bekliyor.”
Gönderen bilinmiyordu.
Ela’ya gösterdiğimde kahkahalarla güldü:
“İlk mesaj bu ya, seni batırır bu okul.”
Ve böylece, Saklıyaka Akademisi’nin ışıl ışıl yüzünün altındaki karanlık ile tanışmış oldum.
Öğle yemeğinden sonra kampüsün kocaman koridorlarında yürüyordum. Okulun dışı ne kadar ihtişamlıysa, içi o kadar kalabalık ve karmaşıktı. Solumda Ela, telefonuyla uğraşıyor, sağımda Ceren sessizce bana bakıyordu.
“Bir sonraki ders neydi?” diye sordum.
“Kimya,” dedi Ela, hafif burun kıvırarak. “Ama burada kimya dersleri bile biraz farklı. Geçen sene laboratuvarda deney patlamış.”
“Öyle mi?” dedim gülerek.
Koridorun sonunda öğretmenler odasından çıkan yaşlı, sakallı ve biraz da huysuz görünen bir adam gördüm. Bu Bay Korkmaz’mış, kimya öğretmeni. Adı yetiyordu bana.
Kimya laboratuvarına girdik. Herkes masalarının başında yerini almıştı. Bay Korkmaz, elinde kalın gözlükleriyle kapıyı kapattı.
“Bugün, yeni bir bileşik üzerinde çalışacağız. Ama dikkat edin, yanlış yaparsanız, okulda yangın alarmı devreye girebilir.” dedi. Sınıftan hafif bir kahkaha yükseldi.
Ela gözlerini devirerek fısıldadı, “Yani yangın çıkartacağız, harika.”
Kimya dersinin ardından “Modern Edebiyat” dersine koştuk. Öğretmenimiz genç ve enerjikti; adı Melis Hanım’dı. Öğrencileri rahatlatıyor, tartışmaya açık bir sınıf ortamı yaratıyordu.
“Bugün, favori kitaplarınızı getirin,” dedi. “Ve neden sevdiğinizi anlatın.”
Ceren öne çıktı ve “Kafka’nın Dönüşüm’ünü çok seviyorum. Çünkü insanın iç dünyasındaki yabancılaşmayı çok iyi anlatıyor.” dedi.
Ela araya girip, “Ben favorim ‘Harry Potter’. Çünkü büyü olmadan da hayat zor.” dedi.
“Ela’nın favorisi çok daha eğlenceli,” diye gülümsedi Melis Hanım.
Sonra, öğrenci konseyi üyeleri tarafından verilen “Topluluk Önünde Konuşma” atölyesine gittik. Toprak burada gerçekten liderliğini konuşturuyordu.
“Heyecanlanmak normaldir,” dedi. “Ama önemli olan, o heyecanla ne yaptığınızdır.”
Ela, kulağıma eğilip fısıldadı:
“Heyecanımı unutmak için düşünmeye başladım, ama aklıma sadece tatlılar geldi.”
Günün sonunda kafede otururken Kaan yanımıza geldi ve dedi ki,
“Lina, derslerin sıkıcı olmasına izin verme. Bu okulda biraz eğlenmek gerek.”
Ela da “Kaan’ın esprileri böyle kötü olmasa, belki biraz daha fazla gülürdük.” dedi.
Böylece bu Akademisi’nde sırlarla dolu ama aynı zamanda bir o kadar da normal bir okul hayatının içinde olduğumu daha iyi anladım.
Günün yorgunluğunu her adımda hissederek, Akademi’nin geniş kampüs yollarından yürüyorduk. Akşam güneşi, yaprakların arasından süzülerek yere altın rengi lekeler bırakıyordu. Hava hafif serinlemiş, rüzgar ağaçların yapraklarını hafifçe sallıyordu.
Ela yanımda, omzuna takılı küçük sırt çantasıyla yürürken, “Bugün çok yoğun geçti, değil mi?” dedi. “Kendimi maraton koşucusu gibi hissediyorum.”
Gülümsedim. “Evet, ama başka türlü olamazdı. Buraya alışmak kolay değil.”
Yurt binasına geldiğimizde, geniş kapılar ağır ağır açıldı. İçeri adım attığımızda koridorların sessizliği hemen üzerimize çöktü. Duvardaki ışıklar loş, ama odalar sıcak bir ışıkla parlıyordu.
Ela kapısını açarken, “İyi ki seninle aynı katta kalıyoruz,” dedi hafifçe. “Gece yarısı korku hikayeleri için harika bir ekip oluruz.”
“Olur tabii. Ama korku hikayelerini biz yazıyoruz galiba.” diye cevap verdim.
Odamda valizimi açarken, camdan dışarı baktım. Kampüsün ışıkları yavaş yavaş yanıyordu. Uzakta, ormanın kıyısında eski bir bina karanlıkta silüetini belli ediyordu.
Yatağıma oturdum, günün tüm anları zihnimde canlandı. Yeni arkadaşlar, dersler, o garip mesajlar... Hepsi birleşip büyük bir bulmaca oluşturuyordu.
Telefonuma gelen bir mesaj sesiyle irkildim. Açtım, ekranda sadece şu yazıyordu:
“Gözlerini açık tut.”
Ela kapıdan girdi, “Neyin var, neden bu kadar tedirginsin?” dedi.
“Bir mesaj aldım. Yine bilinmeyen birinden.” diye cevapladım.
Ela gülerek, “Saklıyaka’da uyumak mı? Önce mesajlara cevap ver, sonra uyku.” dedi.
Bir an için gülümsedim. Bu karmaşanın içinde, onun esprili tavrı iyi geliyordu.
Yatağıma uzandım, gözlerimi kapatırken düşündüm;
Bu okulun sırları beni bekliyor.
Ve ben, artık onları çözmek zorundayım.
Bölüm etkileşimi
