Bölümler 5Şu an: 1. Bölüm Saklıyakaya Hoşgeldiniz!
Saklıyaka Akademisi...
Adı bile tuhaf bir güven veriyor “Saklı” diyor, sanki sırları koruyacakmış gibi. Ama ben artık öğrendim ki, bazı yerler ne kadar güzel görünüyorsa o kadar tehlikelidir.
Valizimin tekerlekleri taşlı yolda sekerek ilerlerken, gözlerimi koca demir kapılara diktim. Üstünde altın harflerle yazılmıştı:
"Saklıyaka Akademisi"
Derin bir nefes aldım. Gözüm koca kampüsü süzdü. Bahçedeki beyaz çakıl taşları, dört bir yana yayılan lavanta kokusu, mermer sütunlar, kütüphane binasının cam kubbesi… Hepsi kartpostallıktı.
“Çenem düştü yine.” dedi yanımda yürüyen Ela.
Başımı çevirdim, o her zamanki gibi güneş gözlüğünü takmış, yüzünde sinir bozucu bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
“Hayır, hayır. Gerçekten çok güzel burası.” dedim.
“O yüzden buraya geldik ya zaten? Tüm ülkenin en iyi akademisi burasıymış. Ama eminim bu kadar parıltının altında bi' ton çürüme vardır.”
Gülümsedim. Ela ne kadar lafı espriye dökse de aslında hep haklı çıkardı.
Ana binanın girişine doğru yürürken, önümdeki grup birden durdu. Kalabalık olmuştu. İçeri girişte isim kontrolü yapılıyordu. Okulun idari işler sorumlusu olduğunu sandığım kır saçlı bir adam seslendi:
“İsim?”
“Lina Soydan,” diye seslendim adama.
Göz ucuyla listesine baktı, ardından başını salladı. “Yurt binası A, oda 316. Sağ taraftaki asansörü kullan, üçüncü kat.”
Teşekkür edip yürüdüm. O an tam arkamdan biri daha konuştu, sesi netti, biraz kalın ama tok:
“Toprak Mert Aslan.”
Duraksadım.
Ela yanımda hemen kısık sesle fısıldadı, “Aaa o! O işte. Bahsettiğim çocuk.”
“Kim?”
“Toprak. Hani şu okulun sosyal medyasındaki videoda konuşma yapan, başkan olan çocuk. Müdürün sağ kolu gibi bir şeymiş.”
Dönüp baktım. Siyah tişört, koyu gri pantolon, saçları hafif dağınık ama özenli. Umursamaz ama etkileyici bir havası vardı. Gözleri... net. Karşıya bakarken hiçbir şeyi kaçırmıyordu.
Tam o an göz göze geldik. Gözlerimin içine baktı ve hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.
“Artist.” dedim içimden.
Yurt binası A’ya vardığımızda, asansör biraz bozuktu. Gıcırdayarak yukarı çıkarken Ela, “Bu kadar elit bir okulda hâlâ ses çıkaran asansör olması... ironi gibi.” diye söylendi. Güldüm.
Odamın kapısını açtığımda bembeyaz nevresimler, modern mobilyalar ve cama vuran gün ışığı karşıma çıktı. Her şey düzenli ve temizdi
Duvara yaslandım.
Yeni bir okul, yeni insanlar, yeni kurallar.
Ertesi gün, tanıtım toplantısı için toplanmıştık. Bizi amfide dizmişlerdi. Müdür Yardımcısı söz aldı ama kimse onu dinlemiyordu. Çünkü herkesin gözü arkadaki merdivenlerdeki o çocuğa kaymıştı.
Toprak.
Sakin, yavaş ama kendinden emin adımlarla sahneye yürüdü. Mikrofonu eline aldı.
“Merhaba yeni arkadaşlar.” dedi.
“Ben Toprak Mert Aslan. Saklıyaka Akademisi Öğrenci Konseyi Başkanıyım. Size burayı anlatmayacağım, çünkü burayı yaşarsınız. Sadece bir şey bilin: Saklıyaka, seçilmişlerin yeridir. Burada sadece başarı değil... sadakat de önemlidir.”
Tüm salon sessizleşti. Sadakat mi?
Ne demek istemişti?
Ela kulağıma eğildi, “Bu cümleyi not al. Kesin ileride işimize yarayacak.”
O gün öğle yemeğinde tanıştığım birkaç öğrenci daha oldu. Ceren, oldukça sessizdi. Dışarıdan “cool” ama yaklaştıkça tedirgin biri. Cem ise fazlasıyla meraklıydı. Herkesi gözlüyor, kulak kabartıyordu.
Masada otururken Toprak da uzakta bir masada oturuyordu. Yanında birkaç kişi vardı. En çok dikkat çeken ise biri... Yüzünde soğuk bir ifade olan, sarışın, kısa saçlı bir çocuk.
Ela onun adını biliyordu, “Kaan. Toprak’ın en yakın arkadaşıymış. Ama kimseye kolay kolay yanaşmaz.”
Yemeğimi bitirirken Toprak göz ucuyla yine bana baktı. Göz göze geldik. Bu sefer bir saniye daha uzun sürdü.
Ama yine hiçbir şey söylemedi.
O gece odamda camdan dışarı bakarken kampüs loş ışıklarla aydınlanıyordu. Ağaçların arkasında bir bina karanlıktı. Her yer ışıl ışılken sadece orası. Baktım... baktım... ama göremedim. Ne olduğunu bilmiyordum. Sadece hissediyordum:
Bu okul... bazı şeyleri saklıyordu.
Ve sanırım ben de yavaş yavaş içine çekiliyordum.
Bölüm etkileşimi
