2. bölüm · Yağmurun altında

Başlangıçların oltasına takılmak

Ecrin Nisa Göktaş

Suyu yüzüne attığım an pişman olmuştum. Bunun bana misliyle geleceğini düşünmüştüm ama aksine bu düşündüğüm gibi olmadı. Aralarından diğerleri Mete'yi tutarken Mete bana doğru bir adım atıp yüzüme doğru eğildi.
"Sare biliyor musun, ilk kez bir şeyi sana ben yapmamıştım ama sanırım artık benim de mevzum." Sırıttı.
Bana doğru yaklaştığında ıslak saçlarım sallanırken bir adım gerilediğimde arkamdaki dolaba yaslandım. Diğerleri daha fazla Mete'yi tutamadığında çenemi hafifçe tutup kaldırdı.
Ve "Sanırım sen kaşındın." derken kelimeler dudaklarından dökülüyordu. Ben de geri durmadım ve diğerlerinin başaramadığını başarıp onu var gücümle ittim. "Zorbalığın bir sınırı olur aptal, ben hayatım boyunca sizinle uğraşacak değilim! Madem bunu sen yapmadın, önceki yaptıklarına sayarsın" diyerek omuz atıp geçtim.
Geçerken sebebini bilmediğim bir dürtüyle arkamı döndüm. Onun üzerinde gözlerim biraz gezindikten sonra bakışlarımı önüme çevirip hızlı adımlarla alandan uzaklaştım. Müdürden izin alıp eve gitmek istedim ama yine de bu dürtüye engel oldum; evde annem vardı, olmaz.
Dolabımda yedek kıyafetim olmadığı için soyunma odasında prize bağlı fön makinesi ile üzerimi kurutmayı denemeliydim, belki işe yarardı ancak hiç ümidim yoktu.
Birkaç kat inip fön makinesine ulaştığımda saçlarımı öncelikli olarak kurutmaya başladım, sonrasında ise fön makinesini üzerime tutup sırılsıklam üstümü kurutmaya çalıştım. O değilse kim yapmıştı?
Ya da neden yapmıştı? Bana bir garezi olmalıydı ya da zorbalıktan zevk alan bir sadist olmalıydı. Bu başka bir günün meselesiyken hafif kurumuş, nemli kıyafetlerimle kaldım. Islak çoraplarımı çıkarıp Converse'lerimi giydim. Bir şekilde kıyafete ulaşmalıydım. Aslında anneme çaktırmadan eve ulaşıp geri okula dönsem nasıl olurdu? Zaten teneffüsteydik.
Öğretmenlerimden birine de rica edebilirdim. Leyla'dan istersem belki o getirirdi, o da bir ihtimal. Gerçi onun da okulu vardı, öyle değil mi?
Soyunma odasının kapısı açıldığında elinde kapalı bir poşetle Ceren gelmişti, Ceren Demirci.
"Ne o, kardeşin bitti sen mi başladın başımda gezmeye?" diye mırıldandım.
O ise sırıttı. "Hiç mi arkadaşın yok?" dediğinde güldüm. Leyla vardı işte, o da bir var bir yok, belli değildi. "Bundan sana ne?" dememle elime bir poşet bıraktı.
"Cemil Hocaya dedim, okulun stoklarından verdiler. Beden kıyafetinden, giyersin bunu. Yapan da yarada Çınar'dı."

"Sağol sanırım." dedim şaşkınlık ve sorgulayan bakışlarla ve kabine ilerledim. Çoraptan kıyafete her şey vardı.
Poşeti açtığımda normal okul sweatshirtünü, voleybol için ayarlanmış bir şortu ve uzun çorapları gördüm. Yani kısaca detaylı değil, eski voleybol takımı için ayrılan kıyafetlerdi. Şimdi işlevi olmayan, işime gelirdi. Bir tık büyük olan şort, bol kesim baggy şort gibi durmuştu; sweatte ise okul isminin olması en azından dikkat çekmememi sağlardı biraz.
Saçlarımı çantamdaki ayna ve içindeki minik tarakla biraz düzeltip hızla çıktığımda hâlâ oradaydı. Evet, bunu da beklememiştim.
Çantamın su geçirmez olmasına bin şükür ederek telefonumu çıkardım. Ve o, "Süper olmuşsun. Sare'ydi, değil mi? Arkadaş olmak istersen beni bul." dedi. Popüler bir kızdı, benimle işi neydi çevresi varken?
Kısacık kestiğim saçlarımı toplayıp o çıktıktan sonra çıktığımda; saçını havluyla kurutup kapı ağzından havluyu atarak erkek soyunma odasından çıkan Mete'yi görmek hoş değildi. Sadece saçına gelen bütün suyu kurutmuş olmalıydı, koca kafalı.
Abisi de kardeşi de bir salmıyordu, ne güzel! Yanından geçecekken kolumdan tuttu, ne güzel!
"Ne var?" diyerek döndüğümde bana baktı. "Ayıpsın, böyle mi karşılanır insan?" dediğinde, "Asıl sen ayıpsın, sal beni artık, yeter yahu!" dedim.
"Ne o, gevşek mi buldun beni?" dediğinde bu sözüne güldü. "Ben bile inanmam, oysa sever insanlar beni." Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Güzel yüzlü, güzel huylu birisiyim ben. Neyimi beğenmedin?" dedi ve gülümseyerek baktığında apar topar yüzünü ittim.
"Yerini bilmeyi acilen öğrenmelisin!" diyerek gidecekken beni durdurdu.
"Bence cidden öğrenmelisin." dedim.
Bana bak, haddini aşma!" diyerek yaklaştı. "Senin yüzünden bu haldeyim. Bütün olayı Çınar yapmışken sen kim, kavga ayırmak kim? Niye dalıyorsun kızım ya? Bak, başına gelene..." dediğinde onu itekleyerek, "Sana ne benim başıma gelenden, sana ne? Neyimsin, abim misin? Niye umurundayım?" dedim.
Battı balık yan gider atasözü gerçek olmuştu. Gerçekten, ona neydi?
"Hakikaten, bana ne be senden! Kendin ettin, kendin buldun." ama bil kızım, bu okuldaki tek düşmanın ben değilim artık. Ancak Çınar da sağlam pabuç değil, ona olan nefretimden sana destek oluyorum."
Sustum. Ondan merhamet mi beklemiştim? Neden içime hayal kırıklığı dolmuştu bir anda? Bu hissi avucuma alıp yere atıp çiğnedim resmen ve bütün bu camdan duvarı, güveni kırdım.
Sonra seni zorbalayan birine sadakat besleyemezsin. dedi. Diğer yanım onaylayıp gülümsedim.
"Haklısın. Sen kim, ben kim? Bu yüzden yoluma çıkma!" dedim ve onu itekleyip merdivenlere ilerledim.
(Sare tarafından durmadan iteklenen Mete wknfkqmfj)
Bunu düşünmemek için telefonu açtım. Az önce ne yaşanmıştı? Saçmalık, tamamen saçmalık! Yukarı çıktığımda insanlara tahammül edemedim ve kendimi terasa attım.
Dört katlı bir lisede okuyordum. Her kat yaklaşık yirmi sınıf barındırıyordu; kalabalık bir okuldu ama bir o kadar da geniş.
Okulun bahçesi küçüktü ve çoğu alan araba ve sahalarla kaplı olduğundan tercih edilen yerlerden biri de terastı. Diğer yerlere nazaran sakindi. Bir bank bulup oturdum ve su için elimi çantama daldırdığımda suyu bulamadım; aklıma suyu attığım an ve öncesi fişek gibi geldi ve geçti.
O anı hatırlamak bana rahatsızlık verdi. Hislerime engel olamadım ve o an dişlerimi sıktım.
Daha sonra daha büyük bir bela: Annem arıyor. Sare, bugün bir rahat durmamışlardı. Sinir ki ne sinir!
Aramayı açıp alo dediğimde "O görüntüler ne Sare, ben seni okula erkek peşinde gez diye mi gönderiyorum? Söyle, o görüntüler ne? Baban felçli; ben onunla uğraşırken sen gidip erkek peşinde mi geziyorsun?" dedi, nefes almadan "Ne erkeği, ne anlatıyorsun; sen basit gel, ne görüntüsü?" dedim. Annem güldü: "Keşfetime düştün, benim salak kızım; milyonlar izlemiş sizi, milyonlar okuldaki biri çekmiş; akşam doğrudan eve geliyorsun, hesabını soracağım ben sana," dedi ve yüzüme kapatıldı.
"Annem ne görüntüsünden bahsetmişti?" Hızla sosyal medyayı açtığımda Mete'nin bana yakın durduğu anı görmemle işler yerli yerine oturdu. Bu sefer bittin çocuk!
Hızlı adımlarla ilerleyecekken birine çarpmayı beklemiyordum. Of ki ne of! Okul değişsem ne olur sanki?
"Önüne bak güzellik," diyerek beni iten Çınar'dı. Ya benden ne istiyorsunuz, yürüyün artık, çıkın of! Bütün hayatımı mahvettiniz, bir tane arkadaşım yok demek ve isyan etmek istedim. Yine de kendime yakıştıramadığım isyanı etmedim.
En azından Çınar bulaşmadan ilerlemişti. Benden ne istiyorlardı? Neden ben, neden, neden? Çok mu güçsüz duruyordum, yoksa sadece eğlenip, kullanıp halsizliğimle atılacak mıydım köşeye?Zorbalık bir insanı öldürebilirdi bile. Ömrüm hayatım boyunca buna katlanmak zorundaymışım gibi davranılıyor. İstemiyorum!Kaç, Sare... Kaçma, kaçmak bize yakışmaz!"Bittin sen, mahvedicem seni kızım bittin sen! Soracağım hesabını akşam, bittin sen!"Annenden kaç... Kaçma, kaçmak için savaşın dışında olmak gerekir."Bana bak küçük, eşyalarına sahip çıkmalısın ve bil diye söylüyorum, çok safsın galiba. Artık benim de mevzum iğrenç."Üstüme bastılar, ıslattılar, ağlattılar. Sonra da ağladığım için dalga geçtiler.
Zorbalık, insanı kendi yokuşunda sürükleyen bir canavardı; önyargı ise bunun tuzu biberi. Zorbalık bitmeliydi. Bitmesi için ise gençleri anlamak gerekliydi. Kendi etrafımda dönüp başımı tuttum.
Kimdim ben ve benden ne istiyorlardı? Neden bitmiyordu? Her gün onlarca olayla neden baş etmeye çalışıyordum? Tektim, bir Allah vardı yanımda. Anlayan kim vardı? Eşyalarımı yere atmışlardı, vurmuşlardı, kınayla yazı yazmışlar, zorbalamış, ifşa adı altında shop yapmış, alay etmişlerdi. Ne arkadaşım vardı koca okulda ne başka bir şey.
Hızla ilerlemek mecburiyetindeyim. Bir olayı daha kaldıramam. Kapatmak için bir şansım varsa yapmalıydım.
Okulun her köşesinde Mete'yi aramaya başladığımda dik bakışlar ve tabii Sedef Hanım karşıma çıktı. "Ne yaptın onunla söyle? Gerçekten orada düşündüğüm şeyi yapmadınız, değil mi?" dediğinde sinirle soludum.
"Ne düşündün bilmiyorum ama dibime gelip laf sallamak ve zorbalamak dışında bir şey yapmadı. Şimdi gördüm görselleri, onu bulup sebebini soracaktım." dediğimde öğrenci başkanı Sedefçik güldü ve "Hayhay," diyerek eliyle Mete'nin sınıfını gösterdi.
Sınıfa girmeden önce kapıyı kontrol ettim ve sınıfa girdiğimde Mete'yi köşede gördüm. Çevresindekiler imayla dağılınca yürüyüp Osmanlı tokadı misali bir tokadı indirdim ve yanağındaki kızarıklığı görünce istemsizce "Oh!" çektim.
"Senin planın mıydı, doğruyu söyle?" dediğimde, "Ne yapıyorsun sen? Pişman mı olmak istiyorsun, he?" dedi.
Yakasındaki kravatı tuttum ve çekiştirerek sınıfın dışına çıkardım. Amacım ona zarar vermek değildi ancak gördüğüm muamelenin yanında iyi bile davranıyordum.
"Millet, görün, duyun, bakın! Ben arkamdaki şahısla çıkmayı geçin, yan yana nefes bile almam! Bu yüzden o saçma imalarınızı çekin üstümden. Mete bir zorba, ben ise bu zorbalığın mağduruyum. Bu yüzden sizlerin de zorbalığa karşı bir duruş sergilemesini isterim!" dediğimde kravatı bıraktım. Bir iki öğretmen bu tarafa geldiğinde Mete'yi bırakıp çoktan gitmiştim.
***
Hello nabersinizz bölümler geç geliyor malûm iki kurgu birden yazıyorum bu yüzden bu kitabımın çıtır çerez okumalık bir kitap olduğunun uzun bir kurgu arıyorsanız sebebim sensine gitmenizi tavsiye ettiğimi şimdiden bilin kısaca kitap yazma gidişatında bir planım var
Sebebim Sensin>yağmurun altında>ismi belirsiz mitolojik kurgu> ismi belirlenmemiş fantastik kitap hepsi bittiğinde ben hedeflerimj bitirmiş ve okumalarını bekliyor olacağım bunlar sıralamaydı bilginize 🙂