Bölümler 4Şu an: Bölüm 4
- 1 Başlangıç1.934 kelime
- 2 Bölüm 21.720 kelime
- 3 Bölüm 32.627 kelime
- 4 Bölüm 41.986 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sema, uyandığı andan itibaren içinde biriken o kıskançlık ve öfkeyle birden yatak odasına koştu. Yatağın içinde Mert’in kollarının arasında duran Sena’yı görünce gözü döndü; saçlarından tutup sertçe çektiği gibi kızı yatağın kenarından yere yuvarladı.
"Oru... mu oldun başımıza?!" diye bağırarak kardeşine vurmaya, tokatlamaya başladı. Yüzüne inen sert darbelerle Sena neye uğradığını şaşırdı.
Oktay, odadaki kargaşa ve bağrışmalarla birlikte uyanıp korkuyla ağlamaya başladı.
Yataktan fırlayan Mert, üstü çıplak bir halde araya girdi. Sema’yı Sena’nın üzerinden çekip aldığı gibi kapıya doğru sürükledi ve dışarı atıp kapıyı sertçe yüzüne kapattı.
Sena, yeni uyanmışlığın ve yediği darbelerin şokuyla yerde öylece kalmıştı; saçları darmadağın dağınıktı, dudağı patlamış ve kanıyordu.
Mert hemen gardırobundan uzun gri bir kazak çıkardı, eğilip bunu Sena’ya giydirdi. O sırada Oktay’ın durmaksızın ağlayan sesini duyan genç kız, acısını unutup yandaki yatağa emekledi ve küçük kardeşini kollarının arasına alıp sırtını sıvazlamaya başladı: "Şşş... Pişş... Buradayım meleğim, ağlama..."
Üstüne kısa bir kazak daha çeken Mert odadan çıktı. Oturma odasında korkuyla büzülmüş oturan diğer çocukları görünగానే Sena’yı kolundan tutup mutfağa çekti. Sesini alçak ama sert bir tonla ayarlayarak uyardı:
"Şansını biraz daha zorlarsan kendini bu evin kapısının dışında bulursun."
Kapının arkasından hırsla bağıran Sema ise içeri girmeyi başaramasa da sesini duyuruyordu: "Hani aranızda cinsel bir şey yoktu?! O neden senin yatağındaydı, üstünüz çıplaktı?!"
Mert derin bir nefes alıp kapıya doğru döndü: "Sana açıklama yapmak zorunda değilim."
Sema öfkeden deliye dönerek içeri dalmaya çalıştı: "Bal gibi de zorundasın, o benim kardeşim!"
Mert bardağın taştığını hissederek hırsla Sema’nın saçlarını kavradı: "Bu evde gözüme görünmeden, sesini çıkarmadan yaşamaya başlasan iyi edersin!" Saçlarını bırakıp arkasını döndü.
Sema bir an duraksadı, ardından sesini yumuşatıp birden adamın koluna yapıştı:
"Mert... Ben sana aşık oldum. Tecrübeliyim ve kardeşimden de daha güzelimdir. Bana bir şans ver o zaman..."
Mert duydukları karşısında şaşırmadı; bu kızların zihniyetini çok iyi biliyordu. Çıkarı için her şeyi yapabilecek, ailesini bile satacak karakterde olduklarını zaten sezinlemişti. Tiksintiyle kolunu çekti:
"Sen yoldan geçen herhangi birisin... Seni neden kabul edeyim ki?" diyerek mutfaktan çıktı.
Oturma odasında, Zehra kucağındaki Oktay’ı yere bırakmış, dudakları titreyerek ablasına bakıyordu. Küçük kızın gözleri yaşla dolmuştu. Sena mutfaktan çıkıp yanlarına geldiğinde Zehra hemen ablasına sarıldı, parmağıyla arkadaki Mert’i göstererek ağladı:
"Abla... O mu yaptı sana bunu?"
Sena utançtan kıpkırmızı kesildi, başını önüne eğdi: "Yok ablacım... Hadi gelin, kahvaltı yapalım."
Arslan ile Melek’i ellerinden tutup mutfağa doğru adımladı. Mutfak kapısına geldiğinde Mert yol vermiştir; kızın içeri girmesine izin verip tek kelime etmeden kendi odasına çekildi ve uykusuna geri döndü.
Genç kız, elindeki son tüpü de merdivenlerden yukarı taşıdıktan sonra boş tüpü kavrayıp büyük bir hızla aşağı indirdi. Tüpü kamyonetin arkasına yerleştirip kabine ön tarafa atladı.
Ağzında sigarasıyla direksiyonu tutan şişman adam, yüzünde onaylayan bir sırıtışla başını salladı:
"Helal olsun kız, sen bu işi kaptın!"
Ardından torpido gözünden çıkardığı kalınca bir zarfı Sena’ya uzattı.
Dışarıda farksız bir şekilde bastıran şiddetli yağmur, şoförün önünü görmesini neredeyse imkansız hale getiriyordu. Kamyonet sağa doğru yanaşıp durduğunda Sena hemen indi. Sırılsıklam olmuş döşemeli kaldırımlarda adımlarını hızlandırarak ilerlemeye başladı. Artık acilen kendine ve kardeşlerine ait, başlarını sokabilecekleri kiralık bir ev bulması şarttı.
Yol boyunca evlerin camlarına, kapılarına asılı kağıtları tek tek inceliyor, gözü hep o "Kiralık Ev" yazısındaydı. İçten içe, "Acaba bize ev veren çıkar mı?" diye düşünmeden de edemiyordu. Zaten adamın evinde kalıp başına yeterince iş açmıştı, burada daha fazla misafir kalamazlardı.
Tam sağında, diğer evlerden çok daha kötü durumda, adeta derme çatma bir gecekonduyu andıran eski bir yapı çarptı gözüne; daha ziyade hurda bir konteynırdı. Kapısına asılı duran kiralık ilanını koparıp katladı ve titreyen elleriyle cebine tıktı.
Eve ulaştığında üzerindeki ıslak kıyafetleri çıkardı. Artık mutfakta her an hazır bulunan o kıyafetler sayesinde rahatça kuru şeyler giyebiliyordu. Kardeşlerini ve günün yorgunluğundan sızıp kalmış olan Sema’yı akşam uykusuna yatırmıştı. Bu akşam eve yine geç dönmüştü ve yeni bir ev tutmak için paraya ihtiyacı vardı, o yüzden bu zarf her şey demekti.
Mutfağa geçip masada karşılıklı oturan ablasına ve adama baktı. Bugün yediği o sert dayağın ardından araları biraz limoni olsa da, Sema’nın "Hoş geldin" demesiyle bu buzlar biraz olsun erimişti.
Sena hafifçe, "Hoş bulduk," dedi.
Kapüşonlusunun cebinden çıkardığı buruşuk kağıdı masaya koyup açtı. Elindeki telefonla meşgul olan, bir yandan da yemek yiyen adama doğru döndü:
"Telefonunu bir dakikalığına kullanabilir miyim?"
Mert, tabağından başını kaldırıp kızın yüzüne baktı. Gözleri doğrudan Sena’nın yüzündeki izlere takıldı; dünkü kavgadan kalma küçük kan izleri ve morluklar hâlâ net bir şekilde seçiliyordu. Adam hiç konuşmadan elindeki telefonu masanın üzerinden hafifçe kınza doğru ittirdi.
Sena kağıttaki numaraları sırayla tuşlayıp telefonu kulağına götürdü. O sırada Sema, elindeki kahve kupasını yudumluyor, bir yandan da karşısında oturan Mert’e dik dik bakarak diliyle dudaklarını ıslatmakla meşgulce süzüyordu adamı.
Birkaç kez çalan telefon sonunda açıldı.
"Merhabalar, ben kiralık ev için aramıştım..." diye söze başladı Sena. Karşı tarafın dediklerini evet diyerek onayladı, fiyatı ve şartları öğrendikten sonra yarın anlaştıkları saatte gidip evi yerinde göreceğini söyliyerek randevulaştı.
Telefonu kapatıp adamın tabağının hemen yanına bıraktı ve mahcup bir sesle, "Teşekkür ederim," dedi.
Ay, kiraya mı çıkıyoruz?" diye şaklabanlık yaptı sarı saçlı, yeşil gözlü Sema.
Sena hafifçe gülümsedi: "İnşallah..."
Sema cıvıl cıvıl bir edayla ayağa kalktı: "Ay ben sana da kahve yapayım, üşümüşsündür!"
Sena iç çekerek, "Yok ya, teşekkür ederim," dedi ama ablasının çoktan yaptığı kahveden bir yudum almaktan kaçamadı.
Masada iki kardeş sessizce birbirine bakarken, Mert onları pürdikkat dinliyordu. Sema ellerini birleştirip hülyalı hülyalı konuştu: "Ay, umarım paramız yeter... Hem ben de çalışırım artık. Kira tek kişinin çalışmasıyla ödenmez ki!"
Sena hemen araya girdi: "Kardeşlerimiz evde tek kalamaz abla. Ben kendime ikinci bir iş bulurum."
Bu söz üzerine Mert, elindeki kaşığı masaya sertçe bıraktı. Çıkan tıkırtı mutfakta buz gibi bir sessizlik yarattı.
"Yarın her şeyinizi toplayın, evimden çıkın," dedi soğuk bir sesle. Ardından masadan kalkıp arkasını bile dönmeden odasına gitti.
Ertesi sabah Sena erkenden yollara düştü. İşe gidip tüp taşıma işini büyük bir hızla bitirdi ve ev sahibi adamla anlaştığı konteynerın önüne geldi. Adam elindeki anahtarla kapıyı açtı; 1+1 büyüklüğündeki küçük konteyneri gezdirdi. Fiyat oldukça makuldü, el sıkıştılar.
Sena sokakta sevinçle yürürken yüzünde büyük bir heyecan ve kendi imkanlarıyla bir şeyleri başarmış olmanın gururu vardı. En büyük hayali kardeşleri için bir şeyler yapmaktı ve bu hayal için yanıp tutuşuyordu.
Ancak sağ sokaktan dönüp adımını atar atmaz, arkasından uzanan koca bir el ağzını sımsıkı kapattı. Çırpınmaya fırsat bulamadan, ağzını kapatan o devasa elin sahibinin kucağında bilincini kaybederek karanlığa gömüldü.
Sokağın başında, nehre bakan, sarıya boyalı ve bahçesi kırmızı güllerle dolu dubleks, müstakil bir evin önünde durdu adam. Elindeki kartla lacivert demir kapıyı kolayca açtı. Kahverengi parkelerde adamın ayakkabılarının tok sesi yankılanıyordu.
Kocaman salonda kahverengi koltuk takımları, minicik kristal oval bir avize, şampanya rengi duvar boyası ve krem rengi bir halı vardı. Adamın çamurlu botları o tertemiz krem halının üzerinde derin izler bırakıyordu.
Kucağındaki kızı yavaşça kahverengi koltuğa bıraktı. Ardından büyük Fransız camının köşesindeki kumandayı eline alıp tek bir tuşa bastı. İçeriye milim dahi ışık sızmayacak şekilde tüm otomatik panjurlar kapandı ve ev derin bir karanlığa büründü.
Adam ahşap merdivenlere yöneldi, uzun bacaklarıyla basamakları hızla tırmandı. Girdiği odada çalışma masası, küçük bir sandalye ve masanın üzerindeki kâğıt ile kalemden başka hiçbir şey yoktu; bir de odayı tamamen karanlığa boğan siyah perdeler haricinde.
Üzerindeki sırılsıklam yağmurluğu çalışma masasının siyah deri sandalyesine astı. Sandalyesine oturup, yağmurdan sırılsıklam olmuş dağınık saçlarını elleriyle geriye doğru iterken derin bir nefes aldı. Önüne çektiği boş kâğıdın üzerine kalemi bastırdı ve ilk başlığı attı:
1. Evre: Bağlanma Stili
Adam elindeki defteri doldurmaya başladı. Uyguladığı plan tıkırında gidiyordu; hiçbir duygu barındırmayan yüzüyle ciddiyetle yazıyordu. Elindeki kalemin mürekkebi bitince kalemi salladı, tekrardan yazmayı denedi fakat kalem yazmamakta inat ediyordu. Deri sandalyeyi geriye ittirerek ayaklandı, aşağı kata inerek kapısı olmayan mutfağa ilerledi. Beyaz küçük Fransız camının önündeki yemek masası ve açık yeşil mutfak dolapları dikkat çekiyordu. Elindeki kalemi masanın yanındaki siyah çöpe attıktan sonra, en alt çekmeceden yeni bir kalem çıkardı.
Arkasından gelen hareketliliği hissedince hızla en alt çekmeceye yöneldi; kalemlerin altından yüzünü tamamen kapatacak siyah bir maske çıkararak kafasına geçirdi. Artık yüz detayına dair dışarıda kalan tek şey, keskin bakışlı göz rengiydi. Arkasına döndüğünde, ağzı bir karış açık şekilde kendisini izleyen kızla göz göze geldi. Adam yavaş adımlarla ona doğru yaklaşmaya başlarken, kız korkuyla geriye doğru koştu ve dış kapının kulpunu var gücüyle indirip aşağı çekti, ancak kapı kilitliydi, açılmıyordu.
Hızla merdivenlerden yukarıya doğru koşmaya başladı, fakat daha ikinci basamakta ayağı kaydı. Ayağa kalkmaya çalıştığı o an, koca bir el genç kızın kolunu çoktan yakalamıştı bile. Kız korkudan hareket edemez hale gelmişti; adam onu kolundan tutup sürüklercesine üst kata çıkardı.
Evre odasındaki deri sandalyeye oturduktan sonra, kızın karşısındaki sandalyeyi gösterdi. Genç kız korkuyla gösterilen yere oturdu. Adam, önündeki deftere yeni kalemiyle bir şeyler yazdı ve yaprağı koparıp kıza uzattı. Saniyeler öncesine göre şaşırtıcı derecede sakindi; adamın verdiği kağıdı elleri titreyerek de olsa sesli bir şekilde okudu:
"Merhaba... Burası bir evre evi, amacımız sana zarar vermek değil. Sadece duygu durumunun evrelerini görmek istiyoruz."
Size yardımcı olurum tabii... Beni ve özellikle kardeşlerimi evinizde ağırladığınız için minnettarım, hayatımı kurtardınız. Fakat bu yaptığınız çok kötü bir hareket. Bakmam gereken dört kardeşim olduğunu bile bile bunu yapmanız sizi kötü biri kılar. Üstelik daha iki gün önce aynı çatı altında yaşadığınız birini neden kaçırırsınız ki? Evdeyken sorsaydınız odanızda..."
Mert, elindeki kalemi sinirle masanın üzerine bıraktı. Demek kız onu tanımıştı.
Elini başına götürüp kafasındaki siyah maskeyi çıkardı, rahat bir nefes aldı. Kısa saçlarının uçları dağılmıştı. Gözleri, eskisinden çok daha boş ve duygusuz bakıyordu kıza.
"Beni nasıl tanıdın?" diye sordu.
Sena, parmağıyla adamın ellerini gösterdi. "Parmağınızda koca bir ben var. Bir de kısa tırnak kesiminizden..."
Mert kalemi geri eline alıp kağıda bir şeyler karaladı. "Çok dikkatlisin," dedi.
"Aslında dikkatli değilim. Sadece daha önce parmak arasında bu şekilde bir ben görmemiştim."
"Hoşuna mı gitti?" diye sordu Mert, bakışlarını kaldırmadan.
"Hayır, sadece farklı."
"Farklı şeyler hoşuna gitmiyor öyleyse?"
Sena hafifçe yutkundu. "Bu değişir..."
Mert kağıda birkaç not daha karaladı.
Sena pes etmeyerek konuşmayı sürdürdü: "Bunu beni kaçırmadan da yapabilirdiniz. Lütfen... Evde kardeşlerim beni bekliyor, onlara söz verdim. Evi kiraladım, ablam da beni bekliyor."
Mert cevap vermek yerine soğukkanlılıkla not almaya devam ediyordu. Genç kız dayanamayıp sandalyeden ayaklandı, pencereyi kapatan siyah perdenin ardındaki deniz manzarasını görünce perdeyi nasıl açacağını bulmaya çalıştı. Ancak sistemin kumandalı olduğundan haberi yoktu.
"Yerine geç," dedi Mert, otoriter bir sesle.
Kız çaresizce yerine geri oturdu.
"Bunu yapamam," diye devam etti Mert. "Çünkü 1. Evre'ye başladık. Bu evrede bebeklik ve çocukluk döneminde ailenle kurduğun bağın kalitesini inceleyeceğiz. Sen anlatmak ister misin?"
Sena nasırlı ellerini birbirine kenetledi. "Benimle oyun mu oynuyorsun?" diye bağırdı birden. "Pis işler yapan adamdan psikiyatri doktorluğuna mı geçiş yaptın? Ben senin kuklan değilim! Aç şu kapıyı, bir daha karşılaşmayalım bile!"
Mert onu sakince dinledi. "Bittiyse, sorumun cevabını verir misin?"
Sena kontrolden çıkmıştı. Ayaklandı, adamın önündeki defteri sertçe çekip aldı. "Senin karşında deli yok!" diyerek, gözlerinin içine baka baka defteri parçalara ayırdı ve yere fırlattı.
Mert yavaşça ayağa kalktı, kızın tam karşısına geçti. Sena, küçük burnunu dikleştirerek ona baş kaldırıyordu.
"Yerdeki kağıtları toplar mısın?" dedi Mert soğukça. "Burası benim için özel bir oda."
Sena alaycı bir tebessümle yüzüne baktı. "Ailem de benim için özeldi ama senin yüzünden onlardan mahrum kalıyorum. Sen mi haklısın ben mi şimdi?"
Mert elini uzatıp kızın çenesinden tuttu, başını biraz daha kaldırarak doğrudan gözlerinin içine bakmasını sağladı. "Çok manipülatif birisin. Evimde kaldığınızda, söylediğim şeylerden utancından benimle konuşamıyordun."
"Çünkü o zaman iyilik yapıyordunuz, şimdi ise kötülük!"
"İyiliğimin karşılığı yok bence," dedi Mert düz bir sesle. "Kardeşlerin benim sayemde hâlala güvende."
Sena'nın gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Ellerini yumruk yapıp Mert'in göğsüne vurdu. "Sandığım kadar iyi biri değilmişsin! Senin yardıma ihtiyacın olsaydı —hele ki ailen için— hiç düşünmeden koşar, yardım ederdim! Karşılıksız hem de! Senin aksine, küçük bir karşılık senden bir şey eksiltmeyecek diye avuturdum kendimi... Mert, beni kaçırdın resmen, ne saçmalıyorsun?!"
Mert elinin tersiyle hafifçe kızın dudaklarının üzerine vurdu. "Şşş... Sesini yükseltmemelisin."
Sena sesini alçaltarak fısıldadı: "O zaman bırak beni..."
"Seni bırakmam. Sana ihtiyacım olduğunu söylediğimde kabul etmiştin."
"Konunun bu olduğunu bilmiyordum! Lütfen..." dedi kız. Yüzünde, Sema'nın attığı tırnak izleri hâlâ duruyordu, geçmemişti.
Mert, kızın yüzündeki o izlere bakarak son noktayı koydu: "Kardeşlerin ve ablan güvende, karınları tok. Onlara bir iş için bir süre gelemeyeceğimizi, bizi burada beklemeleri gerektiğini söyledim. Her hafta market çalışanı ile anlaştım, eve gıda malzemesi götürecek."
Bölüm etkileşimi
