Yağmur Evreni kitap kapağı

1. bölüm / 4

Başlangıç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Başlangıç

Her gün aralıksız yağan yağmurlar yüzünden bu evrene adını vermişlerdi: Yağmur Evreni. Üstelik gökyüzü sadece ağlamakla kalmıyor, her geçen gün bir önceki günden daha fazla donduruyordu. Bu kasvetli evren, kendi içinde üç keskin sınıfa, üç ayrı mahalleye bölünmüştü.
Birinci mahalle, Teğmen Mahallesi’ydi. Yüksek gelirli bireylerin oturduğu, kimsenin açlık çekmediği, sokaklarında çıt çıkmayan sessiz ve sakin bir refah adasıydı. İkinci mahalle, Subay Mahallesi’ydi. Orta gelirli elitlerin yaşadığı bu yerde açlık az da olsa baş gösteriyor, zaman zaman ufak pürüzler çıkıyordu.
En kötüsü ise üçüncü mahalleydi; Asker Mahallesi.
Burada kimsenin düzenli bir geliri yoktu. Hırsızlık, fuhuş ve açlık had safhadaydı. Asker Mahallesi sakinleri, diğer iki mahalleye ancak işçi olarak girebiliyorlardı; onda da binbir türlü devlet takibinden ve sıkı denetimden geçmek zorundaydılar.
Ancak Subay Mahallesi gün geçtikçe kaynıyordu. Sebebi, orta gelirli ailelerin çocuklarının Asker Mahallesi’nden insanlarla kurduğu gizli çıkar ilişkileriydi. Basit birer hevesle başlayan yasak aşklar zamanla büyüyor, geride kalanları birer köleliğe mahkum ediyordu. Asker Mahallesi’nin genç kızları; binbir türlü oyun, çalıntı kıyafet ve peruklarla iradesi zayıf Subay Mahallesi sakinlerini kandırıyor, bu sayede zengin mahallelerine sızıp hırsızlık, yolsuzluk ve gizli fuhuş ağı kuruyorlardı. Hayatlarını kurtarmak, daha iyi şartlarda yaşamak için ailelerini yok saymaktan çekinmiyorlardı.
Teğmen Mahallesi ise bu kirlilikten uzaktı; onların düzenini kimse bozamıyordu. Subay Mahallesi’nin aksine, Teğmenler mahallesindeki zenginler bu kızları sadece birer oyuncak gibi görüp işleri bitince geldikleri pisliğe geri yolluyorlardı.
Yağmurlu ve buz gibi bir akşamda, Asker Mahallesi’nin sokaklarında devlet memurları devriye geziyordu. Artık polislerin yetkileri alınmıştı; çünkü birçoğu yumuşak davranmış ya da taraflı çıkmış, sonunda devlet bu işe bizzat el koymuştu. Sokaktaki her gecekondu kapısının önünde elleri silahlı, kafaları kasklı devasa memurlar dikiliyordu. Mahalleli bununla bir nebze güvence altında olduğunu düşünüp rahat etmeye çalışsa da, korku her köşede sinirli bir nefes gibi hissediliyordu.
Yan yana dizilmiş gecekonduların en solundaki, boyası tamamen dökülmüş harabe evin içinden gelen ağlama sesleri, o kasvetli havayı iyice gerdi. Bir an sonra kapı, bir memur tarafından kırılacakçasına sertçe yumruklandı.
Sonunda kapı aralandı. Karşısında duran genç kız; boyu kısa, çelimsiz ve zayıftı. Titreyen sesle, "İyi akşamlar abi, bir şey mi oldu?" dedi.
Memur, tek eli doğrudan silahının kabzasında, öfkeyle bağırdı:
"İçeride işkence mi ediyorsunuz lan? Ne bu sesler?"
Genç kız, korkudan titreyen ellerini iki yana açarak kapıyı sonuna kadar araladı ve içeriye davet edercesine gülümsemeye çalıştı:
"Buyur abi, gel kendin kontrol et. Ben neden aileme işkence edeyim ki?"
Memur, kızın üzerindeki tüm hareketleri şüpheyle süzdü. Ardından sertçe "Sessiz olun!" diye fısıldayıp, kızın araladığı kapıyı eliyle iterek kapattı.

Genç kız, yüzüne sertçe kapanan ahşap kapının önünde bir an duraksadı. Ardından duvardaki çiviye asılı eski hırkasını üzerine geçirdi.
Yerde büzülmüş oturan ablasına döndü. Ablası; uzun boylu, sarı saçlı ve derin yeşil gözlü bir kadındı. Sena ona bakarak soğuk bir sesle, "Ben işe çıkıyorum. Onlara dikkat et," dedi.
Yerde oturan ablası Sema yavaşça ayağa kalktı. "Sena, burası buz gibi ve açız... Açlıktan ölmeden önce bize yiyecek bir şeyler getir!"
Sena, ablasına göre daha kısa boyluydu. Gözlerini devirerek küçümser bir edayla mırıldandı: "O kadrına rağmen hâlâ karnımız aç. Bedenini boşu boşuna kullandırtıyorsun."
Bu sözler üzerine Sema’nın gözleri öfkeyle parladı. Uzanıp Sena’nın saçlarını kafa derisini acıtacak şekilde sertçe kavradı. Sivri tırnaklarını batırarak başını geriye doğru çekti: "Benimle düzgün konuş! Eğer ben de diğer kızlar gibi Subay Mahallesi’nden birini kandırabilseydim, hepinizi bu bataktan kurtaracak olan kişi bendim!"
Sena, ablasının bileğini kavrayıp saçlarındaki elleri hırsla geriye doğru itti. "Ama başaramadın!"
Sema adeta çıldırdı, sesi gecekondunun soğuk duvarlarında yankılandı: "Senin başarabileceğin ne malum? Belki de devlet memurları evden kaçtığını fark ettiğinde cesedini bile bulamayacağız!"
Ablasının bu zehirli sözlerini arkasında bırakan Sena, odanın gerisindeki küf tutmuş perdeyi araladı. Birkaç saniye dışarıyı kolladıktan sonra camı sessizce açtı ve kendini dışarı bıraktı. Ablası Sema, onun ardından camı çoktan kapatmıştı bile.
Sena, ayağındaki çamurlu lastik ayakkabılarla koşarak karanlık ormanlık alana daldı. Ağaçların arasından sıyrılarak Subay Mahallesi’ne orman yolundan sızmayı başardı.
Mahallenin tenhada kalan arka sokaklarından dolanarak küçük bir kahve dükkanının önüne geldi. Kapıdaki çamurlu ayakkabılarını dışarıda çıkarıp içeri adım attı.
Kasa kısmında oturan, saçları beyazlamış orta yaşlı, kısa boylu adama yöneldi: "Selamın aleyküm Ayberk amca. Bu akşam iş var mı?"
Ayberk amca, karşısında duran genç kızın üzerindeki eski kıyafetleri ve ellerindeki çamurlu ayakkabıları kederle süzdü. "Sena kızım... Subay Mahallesi’nde artık iş bulmak kolay değil, biliyorsun olanları. Buranın da sizin oradan pek bir farkı kalmadı artık."
Sena dudaklarını ısırdı. Eve eli boş dönemezdi, buna mecburdu. "Amca, başka mahallede de olur, hatta başka evrende de... Sorun değil. Lütfen, işe çok ihtiyacım var."
Adam elindeki kalemi ve defteri masaya bıraktı, derin bir iç çekti: "Bak kızım, ben seni uzun zamandır tanıyorum. Eğer 'iş yok' diyorsam, sana göre iş yok demektir."
Sena’nın gözleri doldu, yalvaran bir ses tonuyla öne atıldı: "Amca, lütfen..."
"Ah Sena, ah..." dedi adam başını sallayarak. "Bu kadar büyük riskler almaktansa, açlıktan ölmek daha iyi değil mi kızım?"
Sena dik durmaya çalışarak kararlı bir sesle cevap verdi: "Değil amca."

Ayberk amca, masanın üzerinde duran tükenmez kalemle deftere birkaç satır karaladıktan sonra, kopardığı kağıt parçasını kızın ellerine tutuşturdu.
"Şu sokağa git. Orada senin yapabileceğin türden işler var. Sakın ana caddelerden, canlı sokaklardan geçme; hep arka yolları kullan. Yapacağın iş basit: Teker teker evlere tüp çıkartacaksın, boşları alıp doluları vereceksin."
Sena adamın uzattığı kağıdı hızla kavradı, gözlerinde minnetle karışık bir inat parladı: "Allah razı olsun Ayberk amca." Ardından arkasına bile bakmadan kafeden ayrıldı.
Subay Mahallesi’nin karanlık arka sokaklarından sıyrılarak, adı gibi ürkütücü olan Termal Sokaklar üzerinden Teğmen Mahallesi’ne giriş yaptı. Hayatında ilk kez buradaydı; bugüne kadar tüm işleri Subay Mahallesi’yle sınırlı kalmıştı. Elindeki kağıtta yazılı talimatları takip ederek izbe ve sessiz patikalardan ilerliyordu. Diğer mahallelere kıyasla burada yağmur nedense daha seyrek, adeta çekinerek yağıyordu.
Elindeki adresi bulmaya çalışırken, ileride büyük, eski ve beyaz bir kamyonet ve kasasının etrafında dikilen üç beş adamı fark etti. Hızlıca durdu; saçlarının tek bir telinin bile görünmemesi için kapüşonunu başına geçirdi ve ipini sıkıca sıktı. Kapüşon o kadar bol ve büyüktü ki, küçük bedeni kumaşın içerisinde tamamen kaybolmuştu.
Temkinli adımlarla beyaz kamyonete doğru yaklaştı. Sesini olabildiğince kalın ve erkeksi çıkmaya zorlayarak, "Selamünaleyküm," dedi ve elindeki kağıdı kamyonetin en sağında duran, en uzun, yapılı ve kalın bıyıklı adamın avucuna sıkıştırdı.
Uzadam, kağıdı açıp üzerindeki yazıyı inceledikten sonra kafasını salladı: "Tamam, işe alındın. Sakın ha, aksatayım deme; bir daha gelmemezlik yaparsan işten atılırsın. İş basit: Boş tüpü getireceksin, dolu tüpü götüreceksin."
Sena başıyla onayladı: "Tamam abi."
Uzun bıyıklı adam kamyonetin kasasına yönelirken, diğer iki adamdan tıfıl olanı sürücü koltuğuna, şişman olanı ise şoförün yanına geçti. Sena’ya ise içerideki sıkışık üçüncü koltuk kaldı. Genç kız hızla içeri süzülüp yerine oturduğu anda, motor homurdanarak çalıştı ve kamyonet çamurlu yolda sarsılarak hareket etti.

Akşam saatleri hızla akıp gidiyordu. Sena, otuzuncu evin boş tüpünü teslim edip yenisini taşımıştı bile. Tüpler o kadar ağırdı ki, küçük bedeniyle onları iki koluyla kucaklıyor, sırtına yükleyip dik merdivenleri tırmanmaya çalışıyordu. Kapıyı açan insanlar ise ona tiksintiyle bakıyor, üzerindeki bol kıyafetlerin altındaki kişinin kız mı yoksa erkek mi olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
Otuz birinci eve geldiklerinde, yanındaki şişman adam kaba bir sesle, "Hadi, bunu da götür," dedi.
Sena hemen aşağı indi, beyaz kamyonetin arka kapağını açtı. Kasanın içinden koca bir tüpü kucaklayıp sırtına yüklüyor, başını öne eğip hızla daireye doğru koşturuyordu ki... Sert bir çarpışmayla sarsılarak yere yuvarlandı. Tüp gürültüyle asfaltın üzerinde yuvarlanırken kendisi de kapaklanmıştı.
Çarptığı kişi, üzerinde lüks siyah bir mont olan, uzun boylu ve yapılı bir adamdı. Yerden kalkan adam, devrilen tüpü tek hamlede düzeltti ve soğuk bir "Pardon," diyerek yoluna devam etti.
Sena hızla doğruldu, düşen tüpü tekrar sırtlayıp daireye ulaştırdı. Boş tüpü alıp aşağı indirdiğinde ise gözlerine inanamadı: Kamyonet kapının önünde yoktu.
"Birazdan gelir, beni unutmazlar..." diye düşünerek beklemeye başladı. Ancak 10 dakika geçmesine rağmen gelen giden olmadı. Onu bırakayıp gitmişlerdi.
Sena’yı uzaktan izleyen —az önce çarptığı siyah montlu— adam, saklandığı duvarın arkasından çıkarak yavaşça kıza yaklaştı. Kendisine doğru gelen adama bakan Sena, ürkerek bakışlarını kaçırdı.
"Kamyonet gitti," dedi adam sakince. "Saat 22:00 oldu. Bu saatten sonra kimse dışarıda adım atamaz, bu mahalleden de çıkamaz."
Sena şaşkınlıkla mırıldandı: "Anlamadım..."
"Sanırım bu mahallede yenisin," dedi adam.
Sena, çaresizlikle "Evet, yeniyim ama eve gitmem gerekiyor. Ailem beni bekliyor," karşılığını verdi.
Adam başını iki yana salladı: "Ormanlık alandan bile çıkmaya çalışsan, devlet memurları sınırda nöbette. Bunu denemeni hiç önermem."
Sena ellerini üzerindeki siyah bol pijamasına silerek ne yapacağını düşünmeye başladı. Kurnaz adam, kızın bu çaresiz halini süzüp lafa girdi: "Eğer istersen bu akşam benim malımda... yani evimde kalabilirsin."
Sena hemen geri çekildi: "Hayır, teşekkür ederim. Ben normal bir tüpçüyüm, hayatımı bu şekilde geçindiriyorum."
"Sana kötü bir şey teklif etmedim zaten," dedi adam, sesine savunmacı bir ton vererek. "Sokakta kalırsan devlet memurları tarafından gözaltına alınıp sorgulanacaksın."
Sena etrafına bakındı: "Burada kalabileceğim başka bir yer yok mu?"
Adam umursamaz bir edayla arkasını döndü: "Yok. Sen bilirsin."
Başka çaresi olmayan Sena, çaresizce adamın peşine takıldı.
Sonunda tek katlı, dışı lüks bir kahverengi tonuna boyanmış, küçük bir bahçesi olan evin önüne geldiler. Adam, arka cebinden çıkardığı bir kartı okutarak koca kahverengi kapıyı açtı. İçeri adım atıp kapıyı arkasından açık bıraktı. Sena, dışarıdaki dondurucu soğuğa daha fazla dayanamayarak yavaşça içeri süzüldü ve kapıyı kapattı.
Evin içi oldukça garipti; tertemiz küçük beyaz halılar ve şık kahverengi perdeler vardı ama salonda tek bir koltuk bile yoktu. Sena, Teğmen Mahallesi’ndeki lüks bir adamın evinde nasıl koltuk olmadığını sorgulayamadan, adam kare salonun sağ tarafındaki beyaz kapıyı açıp içeri girdi ve kapıyı kapattı.
Sena salonda öylece ayakta bekliyordu. Birkaç dakika sonra adam odadan çıktı ve salona adımladı: "Üzerindeki hırkayı çıkar."
Sena hırkasına daha da sarındı: "Hayır, ben böyle iyiyim."
Adam soğuk bir sesle, "Sana nasıl olduğunu sormadım, çıkar dedim," diye üsteledi. Sena cevap vermedi ama hırkasını da çıkarmadı.
Adam derin bir nefes verdi: "Neyse, hırkan umurumda değil. Ama bak... Bu akşam burada senin hayatını kurtaracağım, sen de bana küçük bir iyilik yaparsın."
Sena’nın dünyası başına yıkılmış gibi oldu. Elini korkuyla arkasındaki kapının koluna attı.
Adam hemen ellerini kaldırdı: "Sakin ol, sana kötü bir şey teklif etmeyeceğim." Uzanıp elindeki kahverengi paketi kıza doğru uzattı. "Bunu saat 01:00’de çarşıdaki parka bırakacaksın, o kadar. Ve oradaki bankta duran diğer paketi alıp bana getireceksin."
Sena rahatlayarak, "Bu kolay, bunu yaparım," dedi.
Adam, kızın bu saflığına ve kendi kurnazlığına içten içe tek bir tebessüm kondurdu. Ardından tekrar odasına çekildi.
Sena salondaki halının üzerine oturdu; bir yandan saatin gelmesini bekliyor, bir yandan da evde aç bekleyen ailesini düşünüyordu. Bu akşam kazandığı parayla eve yiyecek götürecekti... Ama hem parasını alamamış hem de burada mahsur kalmıştı.
Zaman su gibi aktı ve saat 00:30 oldu. Adam odasından çıkıp yerde sızıp kalmış kızın yanına geldi. Omuzuna dokundu; kız uyanmayınca bu sefer ayağıyla hafifçe dürttü. Sena irkilerek gözlerini açtı ve hızla ayağa kalktı.
Adam dış kapıyı araladı ve uyardı: "Sakın paketi açma. Getireceğin paketi de aynı şekilde asla açmayacaksın! Çok hızlı ol. Hızlı olmazsan başına geleceklerden sen sorumlu olursun."
Sena başıyla onaylayıp kendisini dışarı attı.
Üzerindeki henüz kurumamış nemli hırkayla, gecenin dondurucu soğuğunda tenhalardan koşmaya başladı. Arkasına bile bakmıyor, kimseyle göz göze gelmemek için başını öne eğip sadece adımlarına odaklanıyordu.
20 dakikalık tehlikeli bir koşunun ardından çarşıdaki park alanına vardı. Etrafı dikkatle kolaçan etti. İleride, bir binanın arkasında kalan ve kimsenin görmediği bir bankın üzerinde bir paket duruyordu. Hızlı adımlarla yaklaştı; elindeki paketi banka bırakıp, banktaki paketi kucakladı.
Adam ona paketi bıraktıktan sonra biraz beklemesini söylemişti. Sena bir dakika bekledi... İki dakika bekledi... Üçüncü dakikanın sonunda, karanlığın içinden siyah giyimli adamlardan birinin parka doğru yaklaştığını görünce hızla arkasını dönüp oradan uzaklaştı.
20 dakika boyunca devlet memurlarına yakalanma korkusuyla ecel terleri dökerek, sonunda kendisini kurtaran o tek katlı evin önüne vardı. Bahçeden girip kapıyı vurdu. Açılmadı. Bir dakika daha bekleyip tekrar kapıya vurdu.
Bu kez kapı hızla açıldı; adam Sena’yı kolundan tuttuğu gibi içeri çekti. Sena savrularak halının üzerine kapaklandı. Adam, düşerken bile sıkıca tuttuğu paketi kızın elinden çekip aldı. Ardından yerde yatan kızın önüne bir adet eşofman ve bir sweatshirt fırlattı:
"Bunları giy," emrini verdikten sonra arkasını dönüp tekrar odasına girdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…