Yağmur Evreni kitap kapağı

3. bölüm / 4

Bölüm 3

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Bölüm 3

Açılan kapıyla birlikte korkuyla arkasına dönen Sena, karşısında duran adamla göz göze geldi. Adam, kızın üzerinin çıplak olduğunu görünce hemen kapıyı kapattı ama o kısa anda kızın sırtındaki dehşet verici manzarayı görmüştü: Sena'nın sırtı, ağır tüplerin ve şiddetin bıraktığı koca kızarıklıklar ve morluklarla kaplıydı.
Sena aceleyle ıslak kıyafetlerini alıp mutfağın çaprazındaki banyoya bıraktı. Kızarmış yanakları ve kıpkırmızı burnuyla fazlasıyla acınası görünüyordu. Islak hırkasının cebinden, kardeşleri için tüp dağıtımından kalan küçük çikolataları çıkardı. Mutlu bir şekilde kardeşlerine koşup çikolataları dağıttığında, miniklerin yüzündeki gülümseme dünyalara bedeldi.
Sonra derin bir nefes alıp adamın odasının kapısını tıkladı.
"Gir," komutunu duyunca içeri girdi. Elindeki küçük çikolatayı masanın üzerine bıraktı ve mahcup bir sesle, "Her şey için sağ ol," dedi.
Adam, çikolataya elinin tersiyle vurarak yere düşürdü ve buz gibi bir sesle fısıldadı:
"Senden bir şey isteyen yok. Çık dışarıya."

Genç kız oradan sessizce çıktı ve kardeşlerinin yanına döndü. Kardeşlerinin üzerlerine bulaşanları temizleyip, getirdiği küçük çikolataları dikkatlice yemelerine yardımcı oldu. Hepsi bittikten sonra, "Yarın ilk işim para kazanıp size güzel yemekler almak olacak," diyerek onları teselli etti ve tek tek öperek uyuttu.
Tam o sırada kapı çaldı. Sena irkildi, kapıya doğru yönelmek istedi ama ev sahibi adam odasından çoktan çıkıp kapıya varmıştı bile.
Adam kapıyı açtığında karşısında uzun boylu, sarı saçlı bir genç kız buldu:
"Merhaba beyefendi... Kız kardeşim burada kalıyormuş, onun yanına geldim." Bu, Sema’dan başkası değildi.
Sema’nın sesini duyan Sena şaşkınlıkla ayağa fırladı ve koridora çıktı. Kapı eşiğinde duran Sema, karşısında Sena’yı görünce hemen içeri atıldı ve sımsıkı sarıldı: "Sena! Kaç gündür seni arıyorum, deliye döndüm!"
Sena şaşkınlıkla ablasına sarıldı: "Abla... Sen burayı nasıl buldun? Başka gelen var mı ailemizden, maşallah hepiniz buradasınız..." diyerek arkaya baktı ama kimse yoktu.
Sena’nın aksine Sema son derece iddialı giyinmişti; altında dar bir tayt, üzerinde göğüs dekolteli bir bluz ve onun da üstünde kısa bir crop hırka vardı. Üzerindeki ceketi ve hırkayı çıkarıp kaloriferin yanına yaklaştı. Yerde uyuyan kardeşlerini gördüğünde ise derin bir nefes alıp rahatladı. Hemen ardından karnının aç olduğunu söyleyince, adam tek kelime etmeden arkasını dönüp odasına çekildi.
Sena ablasını alıp mutfağa geçti. Su içerken ablasına yaşananları sordu:
"Abla, evimizi yıkmışlar... İnanabiliyor musun? Allah’tan ben Subay Mahallesi’ndeydim, yoksa ben de ölecektim! Artık sizi hiç göremeyeceğim sanmıştım."
Sena acı bir tebessümle sordu: "Peki neden Subay Mahallesi’ne gittin abla?"
Sema gözlerini kaçırdı: "Belki... Belki zengin birini kandırıp kardeşlerimi doyururum diye... Kaç kere olmadı ama daha ne kadar deneyecektim Sena? Başka çarem yoktu!"
Sena bu bencillik karşısında sessiz kaldı. O sırada mutfağa su almaya gelen ev sahibi adamla göz göze geldiler.
Sema hemen adamın önüne atıldı, cazibesini kullanarak tatlı dilli bir ses tonuyla konuştu:
"Çok teşekkür ederim beyefendi, bizi evinize kabul ettiğiniz için... Ben bunların büyük ablasıyım. Dışarıda her yeri yıkıyorlar, bizim evimizi de mahvettiler. Şu an subayların oradalar, hayatta bırakmazlar kimseyi. Bizi kabul ettiğinize göre çok cömert birisiniz demek ki... Ama merak etmeyin, ben ve kardeşim en kısa sürede başımızın çaresine bakıp buradan gideceğiz."
Adam elindeki bardaktan su içerken, mutfağın kapısında duran ve nasırlı elleriyle utançla oynayan Sena’ya baktı. Sorusunu Sema’ya yöneltti:
"Kardeşinle biraz işimiz var, sonra da tabi gitmek istediğiniz yere gidersiniz."
Sema şüpheyle kaşlarını çattı: "Ne işi?"
Tam o sırada adam, Sena’nın nasırlı elinden tutarak içeri çekti: "Sena, bu ne saçmalıyor? Hani benim yoluma çıkmayacaktın? Hani ölsen bile benim işimi yapmazdın dedin?"
Sena hızla kolunu kurtardı: "Bir şey olmadı! Sadece... sadece ufak tefek işler, alışveriş falan..."
Sema’nın gözleri öfkeyle parladı, sesini yükseltti: "Sen ne işinden bahsediyorsun? Yoksa sen... sen bu adamın yanında orospuluk mu yapmaya başladın?!"
Sena dehşetle öksürmeye başladı, boğazına su kaçmıştı: "Hayır! Öyle bir şey yok, saçmalama!"
Sema hırsla adama döndü: "O zaman ne alışverişinden bahsediyor bu? Ben kaç kez söyledim, ikimizin arasında ne varsa biliyorsun... Ama benim kardeşimin kuralı vardır! Eğer senin cinsel ya da başka bir ihtiyacın varsa, onu ben karşılayabilirim! Benim kardeşim öyle biri değildir!"
Sema’nın bu cüretkar ve küstah tavrı karşısında adam tiksintiyle yüzünü buruşturdu. Sema’yı baştan aşağı süzüp nefret dolu bir sesle fısıldadı:
"Sen hiçbir işe yaramazsın. Sen benim hiçbir işimi göremezsin.

Adamın kapıyı sertçe kapatmasının ardından arkasına bile bakmadan odasına yürüdü. Son cümleyi söylemezken, sadece soğuk ve net bir sesle "Sen benim işime yaramazsın," diyerek kestirip attı.
Sena, ablasını mutfağın köşesine çekip o akşam neler yaşadığını, tüp taşıdığını, paket teslimatlarını ve adamın evinde nasıl mahsur kaldıklarını bütünüyle anlattı. Sema duydukları karşısında şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemezken, günün yorgunluğu ikisinin de omuzlarına ağır bir yük gibi çöktü ve oracıkta, derin bir uykuya daldılar.
Sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte Sena hemen uyandı. Kardeşleriyle ilgilenmek için ayağa kalktığında, ablası Sema hâlâ ağzı açık bir şekilde horul horul uyuyordu. Sena mutfağa adım attığında, masada oturan adam başını kaldırmadan mırıldandı:
"Gel, çocuklara yemek yedir."
Sena hemen işe koyuldu. Kardeşlerinin hepsini mutfağa taşıyıp sıra sıra sandalyelere oturttu; en küçük kardeşi Oktay'ı ise rahat etmesi için masanın üzerine oturttu. Hepsine sıcak çay ve ekmek arası bir şeyler hazırladı. Aynı kahvaltıdan bir tabak da adama hazırlayıp önüne koydu. Ardından en küçüğünden başlayarak kendi elleriyle çocuklara ekmeklerinden lokmalar koparıp yediriyor, çaylarından içiriyordu.
Kütsyük Zehra meraklı yeşil gözlerini adama dikip ablasına sordu:
"Abla, bu abi kim?"
Sena ne diyeceğini bilemeyip sessiz kalırken, adam elindeki çay bardağını masaya bırakarak sakin bir sesle cevap verdi:
"Ben Mert. Senin adın ne küçük hanım?"
Zehra sarı saçlarını geriye atıp tatlı bir sesle yanıtladı:
"Benim adım Zehra abi. Sağ ol yemek için."
Mert hafifçe gülümser gibi oldu: "Afiyet olsun. Yemek istediğiniz başka bir şey varsa onu da alayım."
Zehra hemen ablasına baktı; Sena’nın çatık kaşlarını görünce korkuyla geri çekildi: "Yok Mert abi, Sena ablam kızar."
Sena kardeşinin bu sözü üzerine kız kardeşine kötü kötü baktı. Küçük Melek de ablasının yedirdiği lokma ağzındayken saf bir çocuk masumiyetiyle konuştu:
"O çok kızar, hep kızar..."
Mert başını kaldırıp Sena’ya baktı: "Çok kızma çocuklara."
Sena cevap vermeyerek başını öne eğdi. Kahvaltı bittikten sonra kardeşlerini oturma odasına götürdü, ellerini yüzlerini temizledi. Ancak küçük kardeşler için acilen bez ve kıyafet bulması gerekiyordu. Küçük erkek kardeşlerini lavaboya götürüp ihtiyaçlarını giderdi; altlarına çaresizlikten temiz peçeteler bağladıktan sonra hepsini tekrar odaya yerleştirdi.
O sırada Sema uyanmıştı. Mert’in mutfakta olduğunu tamamen unutarak gerine gerine içeri girdi ve adamı görünce irkildi:
"Ay, çok pardon..."
Adam hiçbir tepki vermedi, elindeki telefonla ilgilenmeye devam etti. Sema şaşkınlıkla masaya süzüldü: "Kahvaltı hazırlamışlar ama beni uyandırmamışlar ya..."
Buzdolabından kalan yemeklerden bir tabak çıkarıp çayla birlikte yemeye başlarken göz ucuyla Mert’i izliyordu. Dayanamayıp laf atı:
"Kaç yaşındasın?" Soru cevapsız kaldı. "Adın ne?" Yine çıt çıkmadı.
Sema mahcup bir ses tonuyla konuyu değiştirdi: "Şu dün kardeşimle olanlar için kusura bakmayın, ben yanlış anladım. O biraz serttir bana göre aslında... İnsanları da pek sevmez."
Mert bu cümle üzerine başını telefondan kaldırıp kaşlarını havalandırdı: "Şaşırtıcı."
Sema anlam veremeyerek sordu: "Neden şaşırdın ki?"
Mert dik dik baktı: "O kardeşleriyle senden çok daha fazla ilgilendiği halde, senin 'insanları sevmez' demen tuhaf."
Sema elindeki ekmek parçasını bitirip dudaklarını yaladı, gözlerini adamın gözlerine dikti:
"Ben çok daha kötü şeyler yaptım sırf onlar için."
Mert merakla sordu: "Ne yaptın?"
Sema gözlerini kaçırmadan fısıldadı: "Subay erkeklerin peşinden koştum..."
Mert bu sözü duyar duymaz bardağını masaya sertçe bıraktı ve sandalyeden kalkıp mutfaktan çıkarken arkasından son sözü fırlattı:
"Seninki hiç olmuş... Kız kardeşin şu an yirmi kilo ağırlığında tüp taşıyor."
Günün ilerleyen saatlerinde Sema, dün anlaştığı gibi kardeşiyle birlikte işe gitmek üzere hazırlandı. Dışarı çıkıp beyaz kamyonetin yanına vardıklarında, şişman adam Sena’nın yanında Sema’yı görünce kollarını bağladı:
"Demek iki kişi çalışacaksınız! O zaman işi ve tüpleri iki katına çıkarıyorum."
Birkaç tüp taşıyıp indirme sonrasında Sema, belinin ağrıdığını ve sırtının mahvolduğunu bahane ederek homurdanmaya başladı ve erken saatte oradan ayrılıp eve döndü. Sena ise kardeşleri ve ailesi için o ağır tüpleri tek başına sırtlamaya, yorulmaksızın devam ediyordu.

Mert odasından çıkıp oturma odasındaki çocuklara baktı. En büyük abla onlarla ilgileniyordu. Zehra’ya dönerek, "Acıktınız mı?" diye sordu.
Küçük kız başını salladı: "Yok Mert abi, sağ ol. Abla kızmaz bize, doğruyu söyle; biraz küçük kardeşim acıkmış o kadar, biz tokuz. Sena ablam bugün Sema abla ile çalışacağı için bize hem yemek hem kıyafet alabilecek, akşam yeriz biz."
Mert, küçük kızın Sema’nınkine benzeyen sarı saçlarını okşadı: "Siz çocuksunuz, böyle şeyleri büyükler dert eder, küçükler değil."
Zehra kucağında en küçük erkek kardeşi Oktay’ı sallıyor, onunla oynuyordu. Mert, Melek ile Arslan’ı kaldırıp mutfağa götürdü. Zehra arkalarından bir şeyler mırıldanıyordu.
Mert durup sordu: "Ne oldu Zehra?"
Küçük kız yeşil gözlerini kaldırıp cevap verdi: "Abi... Sena ablam, Sema ablamdan daha küçük. Büyükler düşünüyorsa böyle şeyleri, o neden düşünmüyor?"
Mert iç çekerek, "Boş ver abicim," dedi. Ardından çocuklara tavuk pişirip yedirdi. Küçük çocuğa Zehra yemek yedirirken, geri kalan iki kardeşe Mert yardım ediyordu.
O sırada kapının çalmasıyla Mert kaşlarını çatarak ayağa kalktı. Demir kulpu aşağı indirdiğinde, karşısında titreyen Sema’yı gördü. Gevşek bir gülümsemeyle içeri girdi Sema: "Selam! Çok soğuk ya dışarısı..." diyerek üzerindeki crop hırkayı çıkardı. "Çocuklar nerede?"
"Mutfakta."
Mutfaga ilerleyip kardeşlerini yemek yerken görünce, "Ooo, ziyafet yapıyor paşalar!" dedi.
Zehra ablasının arkasından bakıp küçük ablasını göremedi: "Sena ablam nerede?"
Sema, Arslan’ı kucağına çekip sandalyeye oturdu: "O çalışıyor. Sen de çalışacaktın bugün abla dedi..."
Zehra saf bir merakla sordu: "Neden geldin?"
Sema gözlerini devirip, "Zehracım, çenen açılmış senin yemek yiyince," diyerek önüne döndü ve küçük erkek kardeşine yemek yedirmeye devam etti.
Bu sefer Mert sordu: "Bir şey mi oldu?"
Sema, Sena’ya benzeyen Melek’in önündeki tavuk etini didiklerken şaşırdı: "A sen mi yediriyorsun Melek’e yemek?"
Mert sert bir sesle tekrarladı: "Bir şey mi oldu dedim?"
Sema umursamazca omuz silkti, elindeki tavuk butunu didikleyip küçük kardeşine vermeye başladı. Kendisi ise daha yemeğine başlamadan, sofranın ortasındaki koca tabaktan bir tavuk kapıp yemeye koyuldu. Ağzındaki lokmayı çiğnerken biraz daha öne doğru yaslandı; çaprazındaki adama göğüslerini açıkça sunuyordu. Bakışlarını kaçıran Mert’e sırıtarak, "Yaptığı iş çok zor ya, ben yapamam o işi, başka iş bakacağım," dedi.
Aynı dakikalarda çarşıda...
Soğuk havada boş tüpleri her zamankinden daha büyük bir hızla indiren ve doluları mahallelere taşıyan genç kız, her yaptığı işin iki katını yetiştirmek için kan ter döküyordu. Saat 12 gibi işini bitirdi. Açık olan bakkaldan kardeşlerine küçük bir paket bebe bisküvisi, bir paket tavuk, dört adet ekmek, bir paket bebek bezi ve ıslak mendil aldı.
Bakkaldaki kadına çocuk kıyafetlerini nereden satın alabileceğini sorduğunda, kadın merhametle gülümsedi: "Ay kızım, benim küçük torunlarımın kıyafetleri vardı, onları çöpe atacaktım, kısmet sizeymiş!" diyerek koca iki poşeti kızın eline tıkıştırdı.
Genç kız aldıklarının parasını ödeyip, "Allah razı olsun abla," dedi.
Kadın kız tam çıkacakken arkasından seslendi: "Dur dur, bir tane de uzun mont var, onu da al!" Çocuk için değil, kocamandı. Kadın montun önünü açarak Sena’nın kolunu koymasını bekledi. Sena poşetleri yere koyup montu giydi, gözleri dolarak tekrar teşekkür etti: "Allah sizden razı olsun abla, sağ ol."
Üç koca poşetle kapıyı çaldı. Kapıyı hızla açan Mert’ti. Poşetlerle içeri giren Sena, yiyecekleri doğrudan mutfağa taşıdı. Diğer kıyafetleri oturma odasına götürdü ama kardeşleri çoktan uyuyakalmıştı.
Oturma odasında bir tek uyanık olan Mert ile yerde uzanan Sema vardı. Mert, Sena’nın kolundan tutup onu odasına çekti. İçeri girer girer girmez kızın üzerindeki devasa montu çıkardı, ardındansa ıslak hırkayı...
Kızı neredeyse çıplak soyup sırtını döndürdüğünde gördüğü manzara karşısında dondu: Sırtındaki kırmızı izler daha da genişlemiş, derinleşmişti. Telefonunu çıkarıp kızın sırtının fotoğrafını çekti. Ardından soğuk tenli yaraya parmak uçlarıyla dokundu. Sıcak elleri donmuş tenine değdiğinde Sena hafifçe irkildi.
Tam o sırada kapının çalmasıyla Mert ellerini çekti. Sema doğrudan odaya dalmıştı: "Sena!"
Sena elleriyle bedenini gizleyerek ilerideki gardıroptan kalın bir kazak alıp üzerine geçirdi. Mert odadan çıkıp mutfağa seslendi: "Gelin mutfağa."
Sena ıslak kıyafetlerini banyoya bırakıp mutfağa geçti. Ablası ve Mert karşılıklı oturuyordu. O da poşetlerden çıkardığı ürünleri yerleştirmeye başlarken, Mert yanındaki sandalyeye oturup sert bir tonda konuştu:
"Sırtındaki yara çok kötü duruyor, hastaneye uğraman gerek."
Sema endişeyle kardeşine döndü: "Yaralandın mı kız?"
Sena ablasına bakarak başını salladı: "Hayır, biraz yoruldum sadece... Özür dilerim abla, yapabileceğim bir iş olsaydı kalırdım ama çok ağırdı, sırtım kopacak gibiydi."
Nasırlı ellerini Mert’in pijamasının dizine koyarak, "Hallederim, sorun değil," dedi.
Mert alayla güldü: "Sorun değil mi? Kaldırdığın o ağırlıklar yüzünden genç yaşta kambur kalacaksın."
Sena bunu duymazdan geldi. Sema konuyu değiştirmek için poşetleri karıştırdı: "Bir sürü şey almışsın, uyanınca çok sevinecekler! Abla, kıyafet de var... Ya şaka yapıyorsun Sena, iyi ki varsın!"
Sena, ablasının bu neşesine zayıf bir tebessümle karşılık verdi: "Siz de iyi ki varsınız abla."
O sırada Mert, kızın az önce çıkardığı ve yere bıraktığı ıslak eşyaları teker teker tekmeleyerek uzağa fırlattı. Sena şokla sandalyeden ayaklanıp yere atılan eşyaları toplamak için eğildi; ancak eğildiği anda sırtına keskin bir kramp girdi, yüzü acıyla buruştu.
Sema öfkeyle Mert’e döndü: "Neden bunu yapıyorsun?!"
Mert buz gibi bir sesle, "Git uyu," dedi. Sema, evinde kaldığı bu adamdan kovulmaktan ve ortada kalmaktan korktuğu için sessizce eşyaları tekrar masaya koydu ve oturdu.
Sena ellerini saklamaya, bakışlarını kaçırmaya çalışıyordu; Mert’ten açıkça çekiniyordu.
Mert doğrudan kıza baktı: "Yarın sana işim düştü, işe gitme. Yarın hangi saatte işin bitiyor, ona göre geleyim? İzin kullanamam deme, kullanman lazım."
Sena yutkundu: "Kullanırsam işten atılabilirim... Bir saat versen, o saate gelsem?"
Mert kafasıyla mutfak kapısını işaret etti: "Ablan gitsin yarın işe."
Sena kızarmış yanaklarıyla Mert’e döndü: "Ablam biraz naziktir, o iş ona çok ağır gelir..."
Mert ani bir kahkaha attı: "Senin işin normal de ablan mı nazik? Oradaki adamlar tüm işi sana yıkıyorlar, kendileri koca göbeklerini büyütüyorlar. Tüm tüpleri sen indirip bindiriyorsun! Böyle yaparsan erken ölürsün, kardeşlerin de ortada kalır."
Genç kız dayanamayıp sessizce ağlamaya başladı.
Mert yumuşamaya çalışan ama sert çıkan sesle, "Ağlama," dedi.
Sena gözyaşlarını silerken, "Kardeşlerim için çalışıyorum," demekle yetindi.
"Farkındayım ama tüm sorumluluğu tek başına üstüne alma."
Sena bir şey söylemedi. Yarın işe gitmemesi gerektiğini düşündü ama paraya ihtiyacı vardı. Derin bir nefes alıp yarın için hazırlık yapmaya koyuldu, yeni aldıkları ürünleri yerleştirdi. Bezleri ve ıslak mendili alıp oturma odasına geçti, iki küçük erkek kardeşinin altını sırayla temizledi. Sema ise çoktan derin bir uykuya dalmıştı.
Ertesi gün, işe gitmediği için içinde bir huzursuzlukla beyaz kapıyı tıklatıp bekledi. "Gir" sesini duyunca içeri girip kapıyı kapattı.
Mert yatağında üstü çıplak uzanıyordu. Sena elindeki parayı uzattı: "Yarın işe gidersen... her gün bu kadar para verebilirim."
Mert kızın uzattığı parayı alıp saydı: "Yüz dokuz lira. Bu çok az. Daha çok çalışırım, çok getiririm."
Sena başını salladı: "İstemiyorum, gitme. Yarın bu işten çok para kazanacağım, sana da veririm bir pay."
Mert aldırış etmeyerek bilgisayar ekranını işaret etti: "İlk çekmecedeki mavi kremi uzatır mısın?"
Sena kremi uzattı. Mert tüpün kapağını açıp okuduktan sonra kıza geri uzattı: "Bunu sırtına sür."
Sena şaşkınlıkla geri çekildi: "Ha? Ablam uyudu, yarın sürerim."
"Uzan dediğimi yap."
"Anlamadım?"
Kız daha bir şey diyemeden Mert yataktan fırladığı gibi kızın elindeki kremi aldı ve onu yatağa doğru çekti. Sena yatağın dörtte birini bile zor kaplıyordu; kemikleri sayılıyordu. Adam koca avuçlarına biraz krem alıp kızın çıplak sırtına sürdü ve profesyonel bir masajla yaymaya başladı.
Sena yüzüstü uzanmış haldeyken, Mert’in ona bir şeyler fısıldadığını duyuyordu ama çoktan derin bir uykuya dalmıştı bile. Adam avucunun içindeki bu küçük sırtın kırılmasından korkarak yavaşça masajı bitirdi. Kızın uyuduğunu anlayınca, onun nasırlı ve yaralı küçük ellerine de kalan kremden sürdü; parmak boğumları soğuktan ve ağırlıktan kıpkırmızı olmuştu.
Mert, kızın yanına kıvrılıp yüzüstü uykuya daldı. Yanındaki bu kızın hırsı ve gücü aklını çeliyor, dikkati dağıtıyordu. Ama bir yandan da ablası yüzünden dün iki kat iş yaptığı için onu saf buluyordu. "Neyse," diye geçirip o da gözlerini yumdu.
Mert gözünü açtığında oda kapısı aralıktı. Soluna baktığında, küçük erkek çocuğunun ablasının sırtına tırmanıp onu uyandırmaya çalıştığını gördü. Kafasını tekrar yastığa koyacakken, uykulu haldeki Sena doğrulup çocuğu kucağına aldı: "Gel bebeğim, gel kucağımda uyu," diyerek kolları arasına bastırdı.
Birkaç saat sonra ikisini de uyandıran şey Sema’nın tiz çığlığı oldu!
Çığlıkla uyanan Mert gözlerini açtığında karşısında Sema’yı gördü. Ama kadının baktığı şeye asıl odaklandığı an her şeyi ele verdi: Mert, kollarını Sena’nın küçücük beline dolamış, onu kendi göğsüne sımsıkı yapıştırmıştı. Sena’nın sırtı Mert’in çıplak göğsüne yaslıydı.
Sena, çıkan sesin verdiği rahatsızlıkla mızmızlanarak yüzünü Mert’e doğru döndü, kollarını adamın boynuna dolayıp yanağından öptü!
"Sena!" diye bağırdı Sema dehşetle.
Sena gözlerini yarı aralayıp uykulu bir sesle, "Bağırma abla, yeni uyuttum Oktay’ı, ..." dedi. Kollarında hâlâ o küçük çocuğu tuttuğunu sanıyordu. Mert’e biraz daha yapıştı.
Mert, Sema’ya keskin bir bakış atarak fısıldadı: "Kapıyı kapat." Ardından kafasını yastığa gömüp Sena’nın başını kendi çıplak göğsünün üzerine bastırdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…