6. bölüm · Yadigârların Esiri

Buzun Ruhu; Serenity Haven Sinclair’ın Hikayesi

Venus ⭑

Sarayda çalışacak herkesin bütün araştırması Sinclair Ailesine aittir, ya onlara hizmet edersin, yada ağzın kokarak ölmeyi beklersin.

Yani, söylentiler böyle der.

Sinclair ailesinin 17. Varisi Vivian Lynn Sinclair, asla ailesi veya bu krallıktaki soylular kadar gaddar bir kadın değildi. Ailesinin kanı, kadınların soyunda akıyordu. Vivian her zaman bunun bilincinde hareket etmiş, zeki ve cömert bir kadındı.

Onun hikayesinde yanlış hiç bir şey yoktu, yanlış adamlar dışında.

Yadigarı aldıktan tam olarak 3 sene sonra annesi Vivian için bir aday teklifinde bulundu. Bu garip bir durum değildi, soylu leydiler, özellikle düşes mevkisindeki yüksek soylu hanımefendiler ailelerinin uygun gördükleri kişilerle evlenmeyi normal görüyorlardı.

Aslına bakarsanız Vivian’da normal görüyordu... Yani en azından... 2 sene önce normal görüyordu. Şimdi aklına ve kalbinde damga vuran bir beyefendi varken nasıl başka bir adamın kollarına atılmaya zorlanabilirdi..?

Düşesin kalbini çalan kişi pek de uzak sayılmazdı.. İlk prens Zane Quintell Kamski.. Düşesin kalbi çoktan prensi kabul etmişti ancak aile buna kesinlikle izin vermezlerdi. Kraliyet ailesinden biri ile evlenmek, onun soyuna geçmek demekti. Kadınların yönetimini sürdürdüğü Sinclair ailesi için bu intihardı, hainlikti!

... Yine de düşes kalbindekini o kadar kolay kesip atamadı. Prens ile gece kaçamakları devam etti, bakışmaları Tanrı izin verse günler sürerdi, hele o ufak temaslar, sanki kıvılcımlar titrerdi kalplerinde. Kadın kalbinin buzdan olduğuna emin olmasa eridiğini düşünürdü..

İki aşık uzaktan cenneti yaşıyor, ama iki ayrı cehennemde yaşıyorlardı. Prens Zane’in omuzlarında çok fazla yük vardı, aşık olduğu kadına bile zaman ayıramayacak kadar..
Günler geçti, haftalar aktı ardından, sonrasında aylar toz oldu..

Vivan’ın düğün gününden 1 hafta önceydi. Zane kendi içinde düşüncelerle yanıyordu, Vivian ise hisleri ile donuyordu. Birbirine dayanamayan iki genç ruh kendilerini her zaman onları kabul eden kütüphanedeki gizli odaya attılar.

“Zane..”

“Ah, Vivian.”

Belirsizliğin verdiği sıkıntılı sessizlik ile Vivian derin bir nefes aldı. Yavaşça Zane’in karşısındaki koltuğa oturdu. İkiside bir süre birbirlerine bakmadılar, bunu sona erdiren Zane oldu.

“Evleniyormuşsun.”

“..Kuzey bölgesinden bir kont’un oğlu.”

Zane yutkununca adem elması hafifçe yukarı çıkıp aşağıya indi.

“Vivian-“

“Biliyorum, bende seni seviyorum Zane. Ama ben.. yapamam.”

Genç prens ağır ağır başını salladı.

“Biliyorum.. Vivian, yaşa.”

“Ne?”

Prens derin bir nefes aldı, bakışlarını kaçırdı, belki de buğulu gözlerini sevdiği kadından kaçırmak için yere baktı.

“Vivan ben... Ben uyuşuyorum.”

Kadının gözlerinin büyümesi ve hızla ayağa kalkıp karşısındaki adamın yanına geçmesi uzun sürmedi. Hava gayet sıcaktı ama kadın titriyordu.

“Hayır, hayır.. neden bu kadar erken?! En fazla 5 sene sonra etkisi görülmeliydi!”

“Çok fazla kullandım. Laneti hızlandırdım.”

“Zane.. hayır, lütfen..—“

Zane karşısındaki kadını kendine doğru çekti, dokunmaya kıyamadığı o gül kurusu saçlarını okşadı onu göğüsünde tutarken.

“..Yaşa Vivan. Yaşa.. Evlen, çocukların olsun.. benim yasımla kendini kapatma,”

Zane zorlukla bir nefes aldı.

“Oğlun olursa ona bakıp hatırlarsın beni, yiğit bir lord yetiştirirsin.. Kızın olursa adını cennet koy, gittiğim yeri an, yine beni hatırla.. çünkü ben seni hiç unutmayacağım..”

O gece ikisininde bilmediği şeyler vardı, Vivian kendisini neyin beklediğini bilmiyordu, Zane ise sevdiğinin o uzun kollu elbiseler ve etekler altında çoktan donuk izlerin oluşmaya başladığını.

O geceden 1 hafta sonra Vivian Lynn Sinclair ve William Kai Enderson birlikte dünya evine girdiler. William kendi yetkisini ve otoritesini Sinclair ailesinin damadı olarak aileye devretti ve resmen soyadını değiştirdi, William Kai Sinclair’ın gözünü kör eden güç o soyadını almasından sonra başladı.

Vivian nerdeyse her gün bir mazeret ile Dükalıktan ayrılır ve Zane’i görmeye giderdi. Başta normal sohbetlerdi bu aykırı görüşmeler, sonra Zane çökmeye başladı, Vivian her anını gördü. Aylar sonra Zane yataktan kalkamayacak kadar kötü hale geldi, üzerinden geçen zaman laneti daha da kötüleştirdi, adam önce yürüme yetisini yitirdi, daha sonra kolları uyuştu, sonrasında konuşma yetisini yitirdi. Bir zamanların görkemli prensi şimdi cansız bir kuklaydı...

William ise Sinclair soyadı ile açabildiği kapılar tarafından kör olmuştu. Sinclair ailesinin mirasından kendi ailesine para geçiriyordu, arkadaşının, bir zamanlar içinin yanmasına neden olan adamın yasını tutarken Vivian bunları göremeyecek kadar kördü..

Diğer yadigar taşıyıcıları ve Vivian haftanın belirli günlerinde her zaman Zane’in yanındalardı. Yıllar geçti, Zane yattığı yerde yaşlanırken Vivian William’dan hamile kaldı. Hamileliğinin en riskli dönemlerinde bile Zane için oradaydı..

Vivian’ın hamileliğinin 7. Ayında Zane’in ölümü bütün krallığın yasla yanmasına neden oldu. Vivian yaşarken yasını tutmaya başladığı adamın cenazesine katılamadı. Onu bir daha göremeyecek olma düşüncesi ona verdiği sözü çiğnemesine neden olacaktı, Zane’in kendinden istediği son şeyi yaptı, yaşadı.

“Bir kız leydim! Tanrı’ya şükürler olsun.."

Minik bebek kucağına verildiğinde Vivian’ın bilinci zar zor oralardaydı. William bebeği ondan aldı ve sanki saf altına batırılmış bir vazo gibi bebeği inceledi.

“Adı belli, Serenity olacak.”

“Minik leydimiz adı ile yaşasın Arşidük Hazretleri..”

O sırada Vivian yarı bilinçliydi, o halde bile ne yapmak istediğini biliyordu.

“Haven..”

William karısından gelen fısıltı ile ona döndü.

“Haven?”

“..Cennet demek..”

...

Serenity annesinin neden büyürken yanında olmadığını her zaman babasına sorardı. Cevaplar çok değişkendi, ama yokluğu gerçekti.

“Annen dünyayı geziyor Serenity, eğitimine devam et, aptal bir leydiyi kim umursar?”

“Hiç kimse baba..”

Kimse Vivian Sinclair’a ne olduğunu öğrenemedi, bazıları kaçtığını söyledi, bazıları delirdiğini, bazıları ise dünyayı gezen bir şifacı olduğunu. Eğer bilselerdi, Sinclair Dükalığının büyülerle korunan kapıları ardında tamamen buzla kaplanmış donuk bir heykel olduğunu, bu laneti kaldırmaya çalışan onlarca kadınla aynı yerde, donmuş bedeninin durduğunu, yargılar olur muydu bu kadar gaddar? Sanmıyorum.. Vivian’ın kendini buzullara tamamen terk ettiği gün Dükalıkta bir mantra duyuldu, daha önce Vivian bunu onlarca kez duymuştu, bu raddeye gelene kadar, kendi buzları bütün bedenini sarıp onu asla bitmeyecek, erimeyecek bir hapishanede ölüme terk edene kadar onlarca duymuştu bu mantrayı..

“Buzun ruhu,
Soğuğun anası,
Çek bakalım cezanı,
Alacağız kanını,
Vücudundaki her sıcaklığı,
Kendi buzun olacak en acısı...”

Seneler rüzgarda savrulan yapraklar gibi birbiri ardına düştü... Kaderin cilvesi bu ya, henüz 8 yaşındaki Serenity, saraya ilk gidişinde beyaz saçlı yeşil gözlü bir çocuğa kilitledi bakışlarını... Çocuk ona kaşlarını çattığında ise Serenity kabalık yaptığını düşünerek yere baktı. Saniyeler sonra başına değen minik bir dokunuşla tekrar yukarı baktığında çocuğun dibinde olduğunu gördü. Çocuk böbürlenerek konuştu onunla.

“Az önceki saygısızlığın için seni affedebilirim! Ben kral olacağım, babam krallar affedici olur dedi!”

Daha sonra beyaz saçlı çocuk minik kıza elini uzattı.

“Benim adım Taylor, ben prensim! senin adın ne?”

Minik kız ilk başta utandı ama sonra çocuğun sürekli kendine prens demesi ona şapşalca gelmiş olacaktır ki gülümsedi ve çocuğun elini sıktı.

“Serenity.”

... O an bir şey olmadı. Ama bir yerlerde donmuş bir buzdan ufak bir damla aktı, toprağa bir damla yağmur düştü.

Bu krallıktan bir Sinclair Arşidüşesi ve Kamski Prensi geçti, birbirlerinin olamadan.

Bu krallığa bir Sinclair Arşidüşesi ve Kamski Prensi geldi, birbirlerinin olmak için yaratılan.