YABANCI kitap kapağı

1. bölüm / 6

YABANCI

YABANCI

Vaveyla Yazarı: Rainbooks 💗

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: YABANCI

Hayat bir şaşırtmacadır derdim hep. Çünkü hiç bir zaman beklediğimiz şeyler tam tamına bizim istediğimiz gibi olmazdı. Güneş doğardı ve en beklenmedik olaylar sizi karşılardı. Güneş batardı ve olaylar sizi karşılamaya devam ederdi.
Hayata anlam veremezdiniz. Hayatı kısıtlayamazdınız. Kontrol edemezdiniz. Hayatı siz yaşardınız ama sizin isteğiniz dışında ilerlerdi.
Siz hayatınızı kontrol ettiğinizi sansanız bile.

Bir gün hayat sizi çok mutlu ederdi. Bir gün ise sizi en derin kuyuya terk ederdi. Hayat her insana üstesinden gelebileceği kadar acı verirdi. Fazlasını değil.

Pencereden dışarı baktığınızda ya da sokakta yürürken etrafınıza dikkat ettiğinizde binlerce farklı hayatı olan insan sizi karşılardı.

Kimisi çocuğuna kızarak ilerleyen bir anne olurdu. Kimisi işe giden bekar bir adam. Bazen de sadece arkadaşlarıyla eğlenen bir genç görürdünüz. Her birinin gerçekten de sizin dışarıda o an gördüğünüz gibi olduğunu düşünebilirdiniz ancak insanlar yalnız olduklarında, kendi içlerinde çok farklılardı ve asıl herkes hayatını içinde yaşardı.

Hayat birinin yaşadıklarına karşı hissettikleriydi. Birinin kafasında düşündükleriydi.

Belki de bu saçma gelebilirdi. Bu konu hakkında fazla derin düşünmeyen kişiler de zaten buna saçma derdi.
Hayatım ve yaşamım boyunca hep kendime odaklı bir insan olmuştum. Hep en önemlisi benim duygularım benim düşüncelerimmiş gibi hareketlerde bulunmuştum. Sanki bu bir filmdi ve ben bu filmin baş rolüydüm.

İlgi hep bende olsun istemiştim.
Neden bilmiyordum. Yeteri kadar ilgi mi görmemiştim? Geri plana mı atılmıştım? Normal denilecek bir ailem vardı. Benden bir buçuk yaş büyük bir abim, yedi yaşında bir kardeşim, klasik sessiz bir babam ve ebeveynlik rolünü en çok üstlenen annem.

Küçükken her şey güzeldi. Abim ve ben biraz kavga ederdik ama çok ileriye gitmezdik. Annemle aram fazlasıyla iyiydi. Küçük bir kız çocuğu olarak sürekli anneme iltifatlar ederdim.

Yine de babamı hep daha çok severdim. Klasik kızlar babalarını daha çok sever klişesi miydi yoksa babam hep daha ilgisiz olan taraf olduğu için miydi bilmiyorum.
Kardeşim doğduktan sonra çoğu şey değişmişti. Küçük olduğu için ilgi haliyle daha çok ondaydı ama bana verilen ilgi de yetmemişti. O doğduğunda yedi yaşlarındaydım sonuçta. Bu ilgisizlik hissi o zamanlar başlamıştı belki de.

Zaten o saatten sonra da hiç ailemden eski ilgiyi alamamıştım.
Zamanla annemle tartışmalarımız artmıştı. Annem en küçük şeyde sinirleniyordu.

Beni seviyordu biliyordum ama en küçük şey de kızabiliyordu. Belki ona sadece basit kızmamak gibi geliyordu ama her kızdığında benim kalbimi biraz daha kırıyordu ve bir özür dahi dilemiyordu. Aramızdaki bu iletişim beni yoruyordu.

Babamın yanımda olmasını en çok isteyeceğim, ortaokula yeni geçeceğim ve yaşadığım yerden uzakta şehir içinde yeni bir ortama gireceğim zamanlarda babam yurt dışına gitmeye karar vermişti.
Kirada oturuyorduk ve babam ev almak istiyordu. Bu yüzden İngiltere’ye gitmek için vize başvurusu yapmış çıkması ile de gitme hazırlıklarına başlamıştı.
Hiç unutmuyorum koltukta oturuyordum. Annem bizi yanına çağırdı ve salondaki masaya topladı bizi. “Babanız” Dedi “yurt dışına gidecek.”

Küçüktüm. Babasını çok seven bir kız için bu cehennemdi. Doğduğumdan beri her şeye ağlayan duygusal biri olarak o zaman da ağlamıştım. İsmim Çisem’di. Anlamı da hafif yağmur demekti. Bu yüzden de çok ağlıyor olabilirdim. O küçük halimle bile kendimi açıklama gereği duyup ağlayarak “Ben sadece babamın gideceğini hiç düşünmemiştim” demiştim.

Tamam babam çok ilgili bir baba olmayabilirdi ama yine de çocuklarından hiçbir şeyi esirgemezdi.

Bizim için en iyisi olsun diye elinden geleni yapardı. Hiçbir şeyi sakınmazdı. Severdi ama sevgisini öyle çok göstermezdi.

Zaten konuşmayı da çok sevmezdi.
Babama bir gün öylece veda etmiştim. Telefonla görüşmeye başlamıştık sonra. Babam mutlu değildi. Belliydi. Zaten iş de bulamamıştı. İlk aylar ona da bize de çok zor olmuştu.

Ben her babamla konuştuğumda dikkat et gibi şeyler diyordum. Hep farklı olasılıklar düşünüp korkan biriydim
.
Yıllar geçmişti. Babam yedi sekiz ay gibi aralıklarla izne gelir bize hediyeler getirirdi. Hem babam geldi diye hem de hediye getirdi diye çok sevinirdik ama sadece bir ay kalır ve giderdi.

Ardında yine o vedaların buruk hissini bırakırdı.

Artık insanlar anneme abimi de babamın yanına yollamasını orada hiç olmazsa hem dil öğreneceğini hem de erkek olduğu için babamın yanında bazı şeyleri öğreneceğini söylemeye başlamışlardı
Ben kızmışım. Gidemezmişim.
Annem istememişti. Çocuklarına hep düşkündü ne kadar kızsa da..
Her şeye rağmen sonunda abimin gitmesine karar verilmişti. Ona da vizeye başvurmuştu babam. Kısa zamanda çıkmıştı zaten.

Daha babasının eksikliğini kapatamayan bir kızken yoldaşım olan, küçüklüğümden beri en çok eğlendiğim kişi olan abimi de bir gün öylece yollayıvermiştim.

Evde üç kişiydik artık. Ben kardeşim ve annem. Günler kötü geçiyordu çünkü annemle hep tartışıyorduk. Evin içinde dertleşeceğim biri bile yoktu. Kızma çocuğa diyecek bir baba ona değil bana kız diyecek bir abi bile yoktu.

Ortada bir aile yoktu. Ortada parçalara bölünmüş kalpler vardı.
Tam değildik, bütün değildik, paramparçaydık. Hiçbir zaman tam bir aile değildik.

Bizden ayrılmak ve yeni bir hayata başlamak abimi değiştirmişti. Eski, benim tanıdığım arkadaşım değildi.
Sessizlik seven, asosyal, sürekli bir şeylerin kendi istediği gibi olmasını isteyen? emir veren ve kırıcı konuşan biri olmuştu. Yine de hala eskilerden birkaç parça vardı.

Tatile geldiklerinde bile asla tam anlamıyla eğlenemiyorduk. Birbirimizi tamamlayamıyorduk.
Gel zaman git zaman her seferinde onları aylar sonra sadece kısa bir süre görebilmek ve her seferinde vedalara maruz kalmak beni yormuştu.
Onlar gidiyor ve arkalarında yine onlarsız kalan, ev gibi bile hissettirmeyen bir dört duvarın içinde biz kalıyorduk.

Her gittiklerinde benim bir süre çok az konuştuğum hep yüzüm asık gezdiğim bir süreç oluyordu. Annem de bundan memnun değildi.
O da ne kadar yıprandığımın farkındaydı.

Son geldiklerinde babamlara veda ederken her zamanki gibi ağlıyordum. Artık büyümüştüm. Lise son öğrencisi olmuştum ama hala ağlıyordum.

Vedalara alışılmazdı. Kim ne derse desin vedalar kalpte hep bir ukde olarak kalırdı. Hep yeni bir yara açar hiçbirinin geçmesine de izin vermezdi.

Babam ağladığımı görünce “Ağlama sizi de getireceğim yanıma” demişti ama bu söylediğinin beni sakinleştirmek için küçük bir teselli olduğunu düşünmüştüm.

O hep bazı şeyleri geçiştirmek için böyle sözler söylerdi.

Ben ciddiye almasam da annem kısa sürede vize başvurusu için gerekli olan dil kursuna gitmeye başlamıştı. Heyecanlanmıştım. Çünkü ilk defa hayat bir kapıyı aralamıştı. Bit umut ışığı yakmıştı kalbimde. Çünkü ilk defa bir aile olabilecek olmak beni mutlu etmişti. Belki de biz artık parça parça değil bir bütün olabilirdik.

Sevdiğim arkadaşlarım vardı. Onları bırakmak istemesem de yeni bir ülke görecek olmak ve Türkiye’den uzaklaşacak olmak güzel gelmişti. Ülkemi her ne kadar sevsem de bazen çok yorabiliyordu. Ülkemi çok seviyordum ama çoğu kişiye parlak bir gelecek sunmadığı bir gerçekti.
Beş ay içinde, yalnız beş ay içinde annem dil kuramaa gitmiş ve sınavı geçmişti. Üçümüz için yaptığımız vize başvurusu yapılmış ve onaylanmıştı.
Mutluydum ama üzgündüm.

Mutluydum çünkü ailemle olacaktım üzgündüm çünkü ailemin bir parçası olan sevdiğim insanları burada bırakacaktım.

Mutluydum çünkü yeni bir ülke görecektim üzgündüm çünkü ülkemi bırakacaktım.

Psikolojim oldukça bozulmuş haldeydi. Ne hissedeceğimi bilmiyordum. Alıştığım hayatımı bırakıp yeni bir hayata başlayacak olmak garip ve korkutucuydu. Bağım olan her şeyi geride bırakacaktım. Arkadaşlarımla son vakitlerimi geçirmek için okula gitsem de hep uyuyordum. Öyle bir psikoloji yani...
Bir de Zeynep vardı tabi. Hayatıma ansızın girip kalbimde nasıl olduğunu bile anlamadan yer edinen en kötü anlarımda bana upuzun mesajlarıyla teselli olan Zeynep.

Her şeyi geride bıraktım. Yenir başlangıca adım attım. Beni ben yapan her şey artık eskide kalmıştı. Ben artık sadece ismimden ibarettim. Benim bile olmayan bir ülkeye gidiyordum.

İngiltere’ye geldiğimiz ilk gün hatta birkaç gün hiçbir şey anlamamıştım. Genellikle sıkıcı geçiyordu ama abimle takılmak da güzeldi. Arkadaşlarımla da telefonda konuşuyordum.

Birkaç gün geçti ve ağlama anlarım o zaman başladı. Yalnızdım. Kimsem yoktu. Evde sıkışıp kalmıştım. Sanki burada nefes almak bile boşunaydı.
Gökyüzü aynı gökyüzüydü ama sanki farklıydı. İnsanlar farklıydı. Dilleri farklıydı. Yürüdüğüm yollar geçtiğim her bir sokak yabancıydı. Kimseye göstermeden gizli gizli ağlıyordum. Ne kadar yalnız hissettiğimi kimseye anlatmak istemiyordum. Zaten ailem de böyle şeylerde çok destekçi olmazlardı. Hisler üzerinde çok duran insanlar değillerdi. Maalesef ki ben öyleydim.

Bende bu yüzden çoğu şeyi anlatmazdım. Yazı yazma aşkım da buradan geliyordu. En küçük boşluğumda, sıkıldığımda, dersi dinlemek istemediğimde hep en sevdiğim defterlerime yazılar yazardım. Yine öyle yapmıştım. Hislerimi hep defterle dökmüştüm. Başka çarem yoktu.

Kime anlatsam anlam veremezdi hislerime. Ben bile anlam veremiyordum. Hep içimde olan bir sıkıntı bir eksiklik vardı ama adını koyamıyordum.

Okula başvurup haber gelmesini beklerken iki ay olmuştu bile. Düzinelerce yazı yazmıştım. Kulaklık takıp müzik dinleyerek kulaklarımı sağır etmiştim. Evde olduğum aylarda annem günlüğümü okumuştu.
Bu benim için en kötü şeylerden biriydi. O saatten sonra da yakın bir anne kız gibi olamazdık zaten. Annemin kızacağı çok şey yazıyordu içinde. Annem hep kısıtlayıcıydı. Bense kısıtlanmayı sevmeyen. Annem hep yasaklayıcıydı bense yasaklara uymayan.

Şimdi ise evde herkes uyuyordu bense tüm gece uyumayıp bir şeyler okumuştum. Biraz temiz hava almam gerekiyordu. En azından parkın yerini biliyordum. Oraya kadar yürüyüp biraz temiz hava almak bana iyi gelebilirdi.

Evden sessizce çıktım.

Sabah daha çok erkendi ve hafta sonuydu. Yürümeye başladığımda etrafta kimsecikler yoktu. Derin bir nefes aldım. En azından biraz yaşadığımı hissediyordum.
Parka doğru yürürken serin havayla sanki kendime gelmiştim. Sessizlik ve açık hava bana iyi gelmişti.
Gözlerimi kapatıp yürümeye devam ettim.

İçim uzun zaman sonra huzurla dolarken bir şeye çarptığımı hissettim. Birisi beni kolumdan tutmuştu. Panikle gözlerimi açarken karşımda kahverengi hafif kıvırcık saçları yeşil gözleri ve yüz hatları sert olmaktan çok tatlı olan bir erkeğin olduğunu fark ettim.

Şaşkın şaşkın göz kırpıştırırken kolumu çekmiştim. “I’m sorry.”
Sonuçta çarpmıştık. Burada böyle sözler çok önemliydi. Tam yanından geçip gidecekken beni durdu.
“Are you turkish?” İngilizce kesinlikle Türkiye’de öğretildiği gibi değildi. Hem hızlı hem de daha kısa şekilde kendilerini ifade ediyorlardı. Şimdi de Türk müsün diye soyuyordu. Nereden anlamıştı ki?

“Yeah, Why do you ask” İngilizcem çok iyi değildi ama neden sordun diyecek kadar da biliyordum. Yüzüne baktığımda hafifçe tebessüm etti. “Ben de törkçe biliyor.”
Ne desem bilememiştim. Bu beni şaşırtmıştı. Beklemiyordum açıkçası. Konuşmasında değişik bir aksan vardı. Büyük ihtimalle ana dili İngilizceydi ve Türkçeyi biraz biliyordu. Zaten konuşması da günlük hayatında çok Türkçe konuşuyormuş gibi değildi. Gülümsemesinde bir süre bakışlarım gezinse de şaşkınlığımı atıp konuşabilecek aklı kendimde bulmuştum.

“Sen de mi türksün?” Türk olmadığı açıkça belliydi ama ne diyeceğimi de bilememiştim. Benim Türk olduğumu da nereden anladığını bilmiyordum zaten. “Imm ben çok konuşamıyor... beraber yürüyerek sohbet etmeye...” duraksadı ne diyeceğini bilememiş gibiydi doğru kelimeyi arıyordu. “Çalışabiliriz.” Diyerek onu tamamladım.

Hemen anlaşılmanın verdiği mutluluk ve heyecanla başını sallamıştı. Nasıl desem küçük bir çocuk gibiydi. Tatlı bir mizacı vardı. Hareketleri de aynen öyleydi.
Gülümsedim belki bir arkadaş edinebilirdim.

İçinde bulunduğum yalnızlıktan kurtulabilirdim belki de. Başımı salladım ve yan yana yürümeye başladık.

Aslında tanımadığım birinin yanında yürümek beni biraz streslendirse de başka nasıl insanlarla tanışabilirdim ki. İnternetteki insanlara mı güvenseydim?

“Türk olduğumu nereden anladınız?”

“Boynunda şey var... ne deniyor ona... kolye. Türk bayraklı kolye var sende.” Güldüm. Komikti. Yabancılar Türkçe konuşmakta çok zorlanıyorlardı. Boynumdaki kolyeyi de tamamen unutmuştum ayrıca.

“İsmin nedir?” Birkaç saniye durmuştu. Dediğimi kendi kafasında anlamaya çalışmıştı sanırım. “Benim isim Baran Aras Akdağ. Sen bana Aras diyebilir.” Kafam karışmıştı. İsmi de Türk ismiydi. Sanki ne düşündüğümü anlamış gibi konuştu.

“Benim baba Türk. Anne İngiliz. Kendi aralarında ımm sözleşmişler. Benim adım Türk ad kardeşiminki İngiliz ad olmuş. Biz burada yaşıyor.” Cümlelerin yüklemleri bir tık eksik oluyordu. Her ne kadar gülmek istemesem ve onu rahatsız etmekten korksam da kendimi tutmakta zorlanıyordum. Bana döndü ve gülmemeye çalışan yüzüme baktı. “Ben iyi konuşamıyor? Sen bana gülüyor?”

Daha fazla kendimi tutamayıp güldüğümde o da benimle gülmüştü. Buraya geldiğimden beri ilk defa içim böyle sıcacık olmuş ilk defa bu kadar samimi hissetmiştim. Gülmemi zorla durdurarak nefes nefese konuştum. “Kusura bakma. Biraz komik konuşuyorsun.” Bunu yanlış anlayıp üzülebileceğini fark ederek toparlamaya çalıştım. “Yani bence gayet iyi konuşuyorsun ama...”
“Ben seni anladim merak etme.” Anladım dememişti. Anladim demişti. Bu iş eğlenceli olacak gibi duruyordu. Parka girdiğimizde bir şey demeden ikimizde adımlarımızı banka yönelttik.

Sanki anlaşmış gibiydik.

Oturduk. Çok fazla şey merak etsem de sormaya utanıyordum. Sanki yeni aklına gelmiş gibi konuştu. “Ben senin ismini sormadım.” Doğru sormamıştı. Çok saf masum kalpli birine benziyordu. Yine de ilk görüşte kimseye kanamazdım. “Çisem ben. Çisem Naz. Sen de bana Naz de. “
Kafasını salladı.

“Sen neden buraya taşındı?” konuşmama izin vermeden tekrar konuştu. “Özel deyilse tabi.” Çoğu şeyi yanlış söylüyordu. Yumuşak g’yi söyleyemiyordu. Mesela. Onun yerine y kullanıyordu..

“Babam buraya çalışmak için gelmişti. Ailesinin yanında olmasını istedi. Birkaç ay önce bizi de getirdi. Burada yeni bir hayat kurmaya çalışıyoruz.” Tabi şuan ne kadar aile olduğumuz tartışılırdı. Bir sorunumuz yoktu. Herkese göre gayet mutluyduk eğleniyorduk ama o ailelerdeki rahatlık yoktu. Mesela ben ne babamın yanında ne de abimin yanında rahat değildim. Hep kasıntıydım. Halbuki biz bir aileydik. En rahat olduğumuz yer birbirimizin yanı olması gerekirdi.

Tabii ki detaylara girecek halim yoktu.

“Sen burayı sevdin?” az kalsın nereden biliyorsun sevip sevmediğimi diyecekken soru sorduğunu fark etmiştim. Kendi kendimi içimde salak aptal diyerek ezikliyordum. Omuz silktim. “Bilmem. Alışmaya çalışıyorum.” Ben kafamı çevirip yüzüne bakarken o yere bakıyordu. Yüzü pürüzsüzdü. Yakından da gözleri güzeldi evellallah. Kendi içimde saçma sapan düşünüyordum.

Kafamı geri önüme çevirdiğimde birden eğilip yerden bir şey almıştı. Bir çiçekti ancak ayağımızın dibinde hiç çiçek yoktu. Daha önce koparılmış ve rüzgarla savrulmuş olmalıydı.
Çiçeği bana uzattı ve masum bir gülümsemeyle yüzüme baktı. “Sen çiçek seversin?” gülümsedim.

Çiçekleri severdim.

Belki burayı da sevebilirdim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18