YABANCI kitap kapağı

6. bölüm / 6

YABANCI

DUYGULAR

Vaveyla Yazarı: Rainbooks 💗

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: DUYGULAR

İnsan bazen bir şeylere üzülüyor, bazı duygular hissediyordu. Ancak o hissetiği duyguları kendi de çözümleyemediğinde ve ne hissettiğini kendisi bile adlandıramadığında içinde bulunduklarının etkisinden çıkması daha zor oluyordu.

İnsan ne hissettiğini nasıl kendisi bilmezdi? Bilemiyordum işte. İçimde, zihnimde, ruhumda ve kalbimde ıssız ve sonsuz bir belirsizlik vardı sanki. Ne durdurabiliyordum ne anlamlandırabiliyordum. Kimse fark etmiyordu bu belirsizliği. Ne kadar belirsizlik içinde olduğumu ne kadar gömuldüğümü ne kadar dipte olduğumu kimse fark etmiyordu.

Oysa ben öyle belirsizlikten ibarttim ki en sevdiğim yemeğin ne olduğunu, en mutlu anımın hangi anım olduğunu, beni en çok mutlu edecek şeyin ne olduğunu dahi bilmiyordum.

Bu belirsizlik içinde en çok kendimi tamıyamıyordum.

Aras ise benim aksime tamamiyle bilinenden ibaretti. Kendini o kadar iyi tanıyordu ki. Sadece kendini mutlu edecek şeyler yapmaya odaklı gibiydi.

Kendine değer veriyordu.

Ben neden veremiyordum.

Aras'ın gözlerinde, yeşil bakışlarında kendimi gördüğümde daha çok sorgulamaya başlamıştım kim olduğumu. Çünkü yeşil gözleri ilk defa belirsizlikle sarlanmamış şeyler hissettirmişti bana.

Sadece gözleri değil kendisi de öyleydi.

Enerjisi bir başkaydı. Sanki etrafına ışık saçıyordu. Sanki herkes öylesine birer ruh yığınından oluşuyordu da bir tek onun ruhu renkli ve süslüydü.

Benim ruhum ise ölü.

Kendime anlam veremiyordum. Bir yakınım ölmemişti zor şeyler yaşamamıştım sadece ailemden uzak kalmıştım ve kendimi sürekli karamsarlığa itmiştim.

Aras ise her şeyin içinde kendi mutluluğunu düşünmüştü. Kendi kalbini kendi iyiliğini.

Gözlerinden belliydi. Eğer öyle yapmasaydı zaten böyle olamazdı.

Onda bana iyi gelen şeyler vardı. Belki de ben de olmayan şeylere sahip olduğu içindi. Belki benim yeterli imkanlara sahip olmama rağmen başaramadığım kadar mutlu olmasındandı. Onun mutluluğu bana da geçiyordu.

Ve ikimize onun mutluluğu yeterdi.

Türkiye'de iken en azından daha mutlu günlerim oluyordu ama burada her şey daha zordu. Buradaki hayatımın tek pozitif tarafı Aras'tı. Nasıl beceriyordu bilmiyordum. Kalbim özlemle sarmalandığında bana her şeyi unutturup burayı sevecek sebepler veriyordu. Stres olduğumda anlıyordu.

Aras kimdi ve hayatıma bu kadar ani girip nasıl bu kadar uzun zamandır tanıyormuş gibi hissettiriyordu?

İyi bir kalbi vardı. İyi bir dosttu. Hayatımı fazla pozitif yönde etkiliyordu.

O gün orada bana sarıldığı an belki de ilk defa öyle teselli edilmiştim. Hatta ilk defa geçeceğine inanmıştım. Sıcak hissetmiştim. Kalbim üşümüştü. Yalnızlık ve aidiyetsizlik duygusuna kapılmıştım ama beni teselli ettiğinde yalnız olmadığıma da inanmıştım buraya ait olmadığım düşüncesinden de kurtulmuştum.

Buna şimdilik aras etkisi diyordum ama geceleri bunu nasıl başardığını bunun nasıl olduğunu düşünmekten uyuyamıyordum.

Garip geliyordu. Oldukça garip.

O orada hissettiğim tüm kötü şeyleri kovduktan sonra eve gelip yine sadece kendimle kaldığımda yalnız olduğum düşüncesi ve aidiyetsizlik hissi beni tekrar bulmuştu.

O anki atmosfer, duygularım ve o an bana çok kötü hissettiriyordu.

O günden sonraki iki gün okula gitmemiştim. Öyle kötü hissetmiştim ki oraya o anları yaşadığım yere bir daha dönmek istememiştim. Duygularımdan korkmuştum.

Ben her zaman en çok kendi düşüncelerimden ve hislerimden korkardım.

Şimdi ise iki gün geçmişti ve hafta sonuydu. İki gün okula gitmeyip bunu haftasonuna bağlamak bana biraz olsun iyi gelmişti. Bu süreçte Aras bana sürekli mesaj atmış niye gelmediğimi, iyi olup olmadığımı, benim için bir sey yapıp yapamayacağını sorup durmuştu. Ona sadece iyi olduğumu ve biraz dinlenmeye ihtiyacım olduğunu söylemiştim.

O mutlu biriydi. Benim için endişelenip mutluluğunu bozmasını istemezdim. Gülümsemek sanki onun en büyük özelliği gibiydi.

Sanki gülümsemek sadece ona hastı.

Tüm bu düşüncelerden kurtulup kulağımdaki kulaklığı çıkardım. Saatlerdir şarkı dinliyordum ve beynim uyuşmuş durumdaydı.

Zaten telefonuma mesaj geldiğini de o an fark etmiştim.

Aras'tan gelmişti. En başta iki gündür olduğu gibi nasıl olduğumu soran ya da beni güldürmeye çalışan -başarılı da olan- mesajlarından geldiğini sanmıştım ama aşağı in yazıyordu.

Buraya mı gelmişti?

Mesajı atalı tam yarım saat olmuştu. Hızla ayağa kalkıp camdan dışarı baktım.

Oradaydı. Posta kutusuna yaslanmış Evin kapısına bakıyor arada bir etrafa göz gezdiriyordu. Tam ben ona bakarken telefonunu açtı ve bir şeye baktı sonra da kafasını kaldırıp camlara baktı ve göz göze geldik.

Mesajı görüp görmediğimi kontrol etmişti sanırım.

Yarım saattir burada bekliyor olması da bir başka detaydı tabi. Bu kadar önemsiyor muydu?

Göz göze geldiğimizde zaten yüzünde duran hafif tebessüm büyüdü ve büyük bir gülümsemeye dönüştü. Elini gel yaparak beni aşağı çağırdı. Ben de hızlıca kafamı sallayıp camdan çekildim. Üzerime baktım.

Üzerimde ayılı bir pijama üstü altımda ise kareli bir pijama altı vardı.

Ne yapacaktım yani? Birinin üstü kirli sepetindeydi birinin de altı. Sonunda ortaya böyle bir ev kombini çıkmıştı anca.

Üzerimdeki ayılı pijamayı görmemiş olmasını dileyerek ve bunun oldukça az bir olasılık olduğunu bilerek dolabımı açtım. Kahverengi yakalı bir kısa kollu bir badi ve gri bir eşofman aldım. Hemen aldıklarımı üzerime geçirdim saçlarımı ellerimle düzelttim ve zaten yarım saattir bekleyen Aras'ı daha fazla bekletmek istemeyerek odadan çıktım.

Çok hazırlanmaya gerek yoktu. Zaten büyük ihtimal kapıdan konuşup ayrılırdık. Anneme markete gideceğimi evdeki kakaolu sütümün bittiğini söyleyerek çıktım. Gelince de kakaolu süt yokmuş derdim. Zaten babam işteydi.

Kapının önündeki Aras benim evden çıktığımı görünce yaslandığı yerden yavaşça doğruldu.

Ona doğru adımlarken bakışlarım başka bir şeye takıldı ve o an dakikalardır fark etmediğim şeyi fark ettim. Yanında bir bisiklet vardı. Sepetli, lacivert, oldukça temiz ve arka koltuğu bulunan bir bisikletti. Hatta arkasına oturunca ayıptır söylemesi bir yerlerimiz ağrımasın diye lastikli bir yastık bile geçirilmişti. Bisiklet oldukça temiz pırıl pırıl ve yeni gibi duruyordu.

Camdan baktığımda bu bisikleti nasıl fark etmediğimi sorguladım. Yine de bu çok sürmedi çünkü Aras o neşeli sesiyle konuştu. "Selam. İyi misin?"

Bu aralar iyi Türkçe konuşuyordu. Benimle sohbet ettikçe alışıyor gibiydi. Tabi tam anlamıyla değil.

"İyiyim sen iyi misin?" Gülümsemesi anında bana da bulaştı. Oysa gülümsemeye bir nedenim bile yoktu. Belki de mutluluğun sırrı buydu.

Gülümsemek için bir neden beklerseniz mutlu olamıyordunuz.

Gülümseyerek bakışları yüzümde dolaştı ve eliyle yanındaki bisikleti tuttu. "Ben iyi. Seni kaçırmaya geldi." Kaşlarımı çattım. Benimi kaçıracakmış o? Şaka yapıyor olmıydı değil mi? Beni güldürmeye çalışıyordu herhalde. Öyle umuyordum yani.

"Sen ciddi misin?" Şüpheli bir tavırla konuştuğumda bu sefer eğlenen halini yakaladım. "Ne zaman ciddi olmadı ben?"
Vallahi bilmiyordum ki.

"Nereye kaçıracakmışsın beni" artık ben de eğleniyordum. Beni nereye götüreceğini merak ediyordum. Zaten kendimi eve tıkıp depresyon moduna girmek çok saçmaydı. Beni daha çok bunaltmıştı. Lakin bu tam da benim gibi karamsar insanların yapacağı bir şeydi. Aras gibi insanlar olumsuz şeylere karşı pozitif yönleriyle giderlerdi ve kendilerine hayatın iyi yanlarını hatırlatırlardı. Ben Aras gibi olamazdım.

Aynı şuan bana yapmaya çalıştığı gibi hayatın güzelliklerini görmeye çıkarlardı Aras gibi insanlar.

"Sürpis" gibi bir kelime çıktı ağzından. Ben de dudaklarımı birbirine bastırarak bunu komik bir şekilde karşıladım. "Hadi" dedi. "Binelim" önce benim arkaya binmem için bekledi. Bisikleti biraz eğdiğimde ve bacağımı diğer tarafa atmaya çalıştığımda dengemi kaybedecek gibi oldum tam o an Aras tek eliyle bisikleti tutarken diğer eli ile de beni belimden tuttu. Bisikleti doğrultup düzeltirken yüzüme baktı. Düşmeyeyim diye eli sıkı bir şekilde belime yerleşmişti.

Yüzüme baktı. Bir süre öylece durdu. Konuşmadı bir şey demedi. Aklından bir sürü sey geçtiği belliydi ama ne geçtiğini bilmiyordum. Gözlerine baktım. Yemyeşil gözleri güneş ışığında parlıyorlardı ve bu kalbimin ısınmasına sebep oldu sanki. Belimden elini çekti.

"İyi misin?"
"İyiyim"
"İyi ol."
"Sen de."

Kısa diyaloğumuzdan sonra bisiklete binmeme yardım etti ve kendisi de binerek sürmeye başladı. En başta düşmemek için koltuğun arkasına tutunurken hafif yokuşlu bir yere geldiğimizde beline sarılmıştım.

🌙

ARAS

Dünya üzülmek için çok kısaydı. Durup düşünmek için fazla aniydi. Bu yüzden ne zaman üzülsem üzüntümü giderecek beni mutluluğa tekrardan kavuşturacak şeyler yapardım. Ne kadar çabuk mutlu olursam hayatın bana verdiği yaşama süresini o kadar verimli kullanırdım.

Her üzüldüğümde daha mutlu ayağa kalkardım.

Çünkü her üzüldüğümde mutlu olacak şeylerin ne kadar fazla olduğunu daha iyi görürdüm.

Güneşin doğması mutlu olmak için bir sebepti. Nefes alabilmem mutlu olmak için bir sebepti. Hala rahatça ve özgürce yaşayabilmem mutlu olmak için sebepti. Böyle sebepler varken neden kendimi üzüp duracaktım ki? Yapmam gereken üzülmeme neden olan şeyleri çözümlemekti. Çözümleyemediğim şeyleri sindirmek. Sindiremediğim şeylerle yaşamayı öğrenmek...

Tam da öyle yapıyordum. Lakin Çisem bunu yapamıyordu.

Onun üzülmesini istemiyordum.

Zaten üzülmemeliydi. Yarın ne olacağını bilemezdik. Çisem bana iyi hissettiren bir kızdı. Sadece görüntüsüyle bile Değişik bir enerji yayıyordu etrafına. Mutlu da olsa mutsuz da olsa sanki ona kapılıyordunuz. Bu yüzden bana iyi hissetiren bu kıza ben daha iyi hissettirmeliydim.

Onun mutlu olmaya hakkı vardı. Bunun her ne kadar farkında olmasa da kendini üzerek, kendini karamsarlığa hapsederek yaşayamazdı.

Bu sadece hayatı ve kendi için yaptığı büyük bir hata olurdu.

Misal o bir çiçekti ama kendini kapatıyordu. Oysa açmalıydı. Renkli yapraklarını göstermeliydi herkese. Salınmalıydı rüzgarla.

Kendine haksızlık ediyordu.

Öylece durup da bunu izlemeyecektim. Öylece durup izin de vermeyecektim. Ona gösterecektim hayatın güzelliklerini. Mutlu olmasını gerektiren nedenleri gösterecektim.

Mutlu olmaya hakkının olduğunu fark ettirecektim.

Ben her ne kadar yakın ve samimi olmaya çalışırsam o da bana ayak uyduruyordu. Yine de bazı mesafeleri vardı. Sanki içinde soğukluk vardı. Öylesine bile gülümsemiyordu. Gülümsemesi için bir sebep lazımdı, komik bir şey lazımdı. Oysa gülümsemek için bir nedene ihtiyacı yoktu. Bunun da farkında değildi. Ya da farkındaydı ama alışık değildi.

Bense boş şeylere gülümserdim. En anlamsız zamanda en saçma anda.

Ancak fark ettiğim bir sey vardı. Ben gülümsediğimde o da gülümsüyordu. Bu yüzden zaten hep yüzümde olan gülümseme daha çok kendini gösteriyordu.

Onu çok kısa zamandan beri tanıyordum. İnsanın insanı tanıması için uzun zamanlara ihtiyacı var mıydı yoksa kısa zamanlarda da bir çift sözle, bir bakışla insan insanı tanıyabilir miydi bilmiyordum. Ama onun bir parçasını görüyor gibiydim. Kısa zamanda arkadaş olmuştuk. Sevdiğim bir insan haline gelmişti.

Kalbi güzel herkes sevilmeye değerdi.

Düşüncelerimi sonunda bir kenara bırakıp bisikletin frenine bastım ve ayağımı yere sürterek yavaşça durdum. Geldiğimiz yere baktım. Ufak bir göl vardı. Etrafta güzel gözükmesi için dikilmiş çiçekler ve insanların oturması için banklar vardı.

Lakin kimse yoktu. Çisem'in elleri hala belimdelerdi. Bakışlarım karşımdaki huzurlu manzaradan çekilip onun ellerine indi. Belimi sıkıca tutumuşlardı. Bu bana farklı hissettirdi. Değişik...

Derin bir nefes alıp belimdeki elini tuttum "in hadi" beni dinleyerek inerken düşmesin diye elini bırakmadım. İndikten sonra da ikimizin de bakışları aynı anda ellerimize düştü.

İkimizde yavaşça ellerimizi birbirimizden çektik.

Onun ardından ben de bisikletten indim ve bisikleti ağacın yanına bıraktım. Benim yüzümde kocaman bir gülümseme varken Çisem'in yüzünde şaşkın bir hayranlık vardı.

Burayı beğenmiş olmalıydı.

"Beğendi sen." Hızla kafasını salladı.
"Bayıldı ben."

Bunu dediğinde gülümsemem derinleşti. Begenmesine sevinmiştim. Ayrıca benim konuşmam ile dalga geçmesi hoşuma gidiyordu.

Aynı onunda hoşuna gitmesi gibi.

Yürümeye başladım. O da arkamdan geliyordu. Bankları es geçip gölün kenarına geldim ve üzerimin kirlenmesini önemsemeden göl kenarına oturdum. "Üstün kirlenecek kalksana."

Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. "Ben göl kenarina bir daha oturamayabilir. Bu yüzden ani yaşa"

Düzgün konuşmak için kendimi o kadar zorluyordum ki. Evde de Türkçe konuştuğumuz oluyordu ama genelde İngilizce daha cok kullanıyorduk. Ben babamla konuşurken hiç İngilizce konuşmazdım mesela. Türkçe konuşmak hoşuma da giderdi. Yine de kendimi doğru konuşmak için bu kadar zorlamazdım.

Çisem'le konuşurken ise doğru konuşmaya çalışıyordum çünkü beni tamamen anlasın istiyordum.

Dediğimle yüzüme baktı ve başını iki yana sallayarak güldü ardından da yanıma oturdu. Neye güldüğünü anlamadım ama sorgulamadım. İkimizde gölü izlemeye daldığımızda aramızdaki tek ses martı sesleri ve rüzgarın hafif uğultusuydu.

İngilterede martılar her yerdeydi.

Sessizce gölü izlerken bakışlarım yanımdaki bedene çevrildi ve Çisem'in oldukça düşünceli ve durgun olduğunu gördüm. İşte bahsettiğim şey buydu. Ben gülümseyince gülümsüyordu. Komik bir sey olduğunda gülümsüyordu.

Ama sebepsizce gülümseyemiyordu Çisem.

Ayrıca aklında dolaşan düşünceler o gün hissettiği duygularla ilgili olmalıydı. Hala o duyguları hissediyor olmalıydı.

Zordu. Ülkenden ayrılmak, yuvan bildiğin yeri terk etmek, bambaşka bir yere gelmek çok zordu. Türkiye'ye her sene tatile giden insanlar olarak söyleyebilirdim ki çok farklı bir ülkeydi. Samimilikleri, sokakları, insanları, yemekleri...

Ne zaman Türkiye'ye gitsek sıcak hissederdim.

Babam ve ben her ne kadar mutluysak annem ve kardeşim bir o kadar mutsuz olurlardı.

Çisem kendini buraya ait hissetmiyor olmalıydı. Kendini buradaki insanlardan farklı hissediyor olmalıydı. Haklıydı. Kim olsa öyle hissederdi. Yarı Türk olan biri olmama rağmen ben bile Türkiye'ye gittiğimde utangaç hissediyordum.

Çisem'in hissettikleri daha farklıydı tabi. Onunla kendimi kıyaslayamazdım.

Yandan kolumu omzuna atıp onu kendime çektim. Sadece birilerinin onun yanında olduğunu o an hissetmesini istedim. Bunun ona iyi geleceğini düşündüm.

Yüzü bana döndü. Ben ona rahatlatıcı bir sekilde gülümsedim onun ise gözleri önce gözlerimde sonra gülüşümde gezindi.

Yüzüne düşünceli bir tebessüm kuruldu.

Kolumu atınca rahatsız olabileceği aklıma sonradan geldiğinde kolumu çekmek istedim ama bileğimden kolumu kavradı.
"Sorun yok, böyle iyi" dedi. Ben de kolumu orada tutmaya devam ettim. "Hala o anki gibi hissediyorsun?" Gözünden küçük bir gözyaşının süzüldüğünü gördüm. Bir Gözyaşı yavaşça süzüldü yanağından. Bir telaş hissettim. Bir korku. İlk defa hissettiğim Bir burukluk. "Ne hissettiğimi bilmiyorum ki. Tek bildiğim boşluk ve belirsizlik. Bu çok rahatsız edici. Bir kuyuda mahsur kalmış gibiyim Burada yalnızım. Her şey çok farklı. Içimde tanımlayamadığım bir aidiyetsizlik hissi var. Ne yapacağımı hiç bilmiyorum." Omzundaki elim öylece durmayı bırakıp rahatlatmak için omzunu okşadı.

Teselliye ihtiyacı var mıydı?

Kesinlikle hayır.

Tek ihtiyacı olan rahatlamak ve iyi şeyleri görmekti. Bu yüzden ona teselli verecek cümlelerim yoktu. Türkçe bir dizi izlemiştim bir seferinde. Beni çok etkileyen ve mesajlarıyla beni derinden etkileyen bir diziydi. Bir söz geçmişti orada ve o günden sonra hayatımdaki en büyük mottom olmuştu.

"Acının içinden geçmezsen dışına çıkamazsın." Diyordu dizide.

Çisem de bu duygulardan kurtulmak için önce bu hisleri sonuna kadar yaşayıp içinden geçmesi gerekiyordu. Yoksa dışına çıkamazdı. Bu yüzden teselliler sadece onu bir yere kadar götürürdü.

"Buradayım. Ne zaman istersen yanında olur ben. Sadece bil. Ben hep seni dinler, hep sana yardım eder." Bunlar teselli değildi. Yanında olduğumu bilmesini istiyordum. Başı omzuma düştü. Gözyaşlarının devam ettiğinin farkındaydım. Öylece durdum. Sadece ona baktım. O ise göle.

O mutsuzdu o yüzden bu durumdaydı. Peki ben neden kalbimde buruk bir his taşıyordum?

"Teşekkür ederim. Her şey için." Teşekkür etmesine gerek yoktu. Teşekkür etmesi için yapmamıştım hiçbir şeyi. Yine de kendini böyle iyi hissedecek ise kabuldü. Teşekkür edebilirdi. Gözyaşlarını sildi. Ağladığı için utanmış olmalıydı. Oysa utanacak bir şey yoktu.

"Martılar bile korktu senden" neşesi yerine gelsin diye söylediğim şey ile gerçekten gülünce ben de gülümsedim. Rüzgar aramıza soğuk bir sekilde girdi ve saçlarındaki o ferah şekerli vişneyle karışık koku ciğerlerime doldu. O an öyle kapıldım ki ne o kokuyu bile isteye içime çektiğimi ne de yüzümdeki gülümsemenin genişlediğini fark etmedim. Kendime geldiğimde kafamı biraz yana çevirerek burnumu kokusundan uzaklaştırmaya çalıştım.

Afallayarak boynuma giden elimle boynumu ovuşturdum.

"Bence martılar senden korktu." Ben bazı şeylerle savaşırken o az önce söylediğim şeyde takılı kalmıştı.

"Niye korkuyor onlar benden?"
"Tipin korkunç."
"Nasil"
"Çirkin"

Kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Nee oyle değil mi?"
"Öyle mi?"

Kafasını omzumdan çekip yüzüme baktı. Gözleri bana fazla gelen bir sakinlik ile yüzümde dolaştı. O an utandım ve gözlerimi kaçırdım. Daha doğrusu kendimi bunu yapmaya zorunlu hissettim.

Utanmıştım. Hep utangaç olduğumu söylerlerdi. Ancak alakası yoktu. Bu sefer sadece yüzümü incelediği için Utanmıştım. Kim yüzü incelendiğinde utanmazdı ki. "Şöyle bir baktım da" dedi. "Çirkin değil baya çirkinmişsin"
Ben de ona aynı onun gibi bakıp yüzünü inceledim. Kahvenin en güzel tonu olan koyu kahverengi gözleri güneş ışığıyla göz çizgilerini gösteriyor uzun kirpikleri ile adeta bir ceylan gözü gibi gözüküyorlardı.

Koyu kahve uzun saçları beline iniyordu. Beyaz teni, küçük burnu, normal boyuttaki hafif kırmızı dudakları ile oldukça güzeldi. Çirkin demek için büyük bir günahkar olmak gerekirdi. Ona Çirkin diyen büyük bir yalan söylemiş olurdu.

Yine de sırf onunla aynı şeyi söylemek icin konuştum. "Şöyle bir baktım da..." desem de gerisinde planladığım şeyi söyleyemedim. Kelimeler benden izin almadan çıktı.

"Sen baya güzelsin."

Sözlerimle kaşları havalandı. Yüzüme baktı. Gözlerime baktı. Birbirimizin gözlerine bakarken öylece durduk bir süre. Anlam veremedim o ana. İçimde bir şeyler kıpırdandı. Kalbimde bir yer sızladı. Lakin anlam veremedim.

Bakışları benden çekildi ve ne diyeceğini bilemez bir halde etrafta dolaşmaya başladı. Utanmıştı. Az önce de ben utanmıştım.

Güzeldi. Ve güzele güzel demek sevaptı. O söz öylr miydi? Umarım öyledir diye geçirdim içimden. Yalan söyleyecek halimiz yoktu. Doğruyu söylemiştim. Başka bir amacım yoktu.

"Sağol." Gibi ne diyeceğini bilemez bir mırıltı çıktı dudaklarından. "Rica ederim ama bana çirkin dedi sen." Gerçekten Çirkin miydim? Bu işler belli olmazdı. Kimine göre yakışıklı olurdunuz kimine göre Çirkin. Güzel bir kalbiniz yoksa ve iyi bir değilseniz de Çirkin ya da guzel olmanın pek bir önemi yoktu. Yüzü yine az önceki muzip tavrını aldı. "Eh çirkin değilsin biraz giderin var" Onun bu eğlenen tavrına karşılık yalandan bir kırgınlık yerleştirdim yüzüme.

Gözlerine yalancı bir üzüntüyle bakarken kaşları çatıldı "alındın mı?" Gözlerimi ondan cekip önüme döndüm ve ona bakmadan kafamı salladım.

"Eh benim için daha iyi oldu kafa dinlerim" dedi. Kaşlarım çatılıp tekrar Yüzüne döndüğümde yüksek sesli bir kahkaha attı. "Benimle dalga geçiyor?"

"Beni kandırmaya çalışırsan ben de böyle yaparım." Diyip oyunbaz tavrıyla gülümsedi. Az önceki havası tamamen dağılmış gibi gözüküyordu ancak bu sadece gözüken tarafıydı. Benim dediklerimle biraz daha rahatladığını düşünüyordum ama yine de içinde hala o hisleri biraz da olsa taşıyordu.

Zaman geçtikçe hepsi bitecekti. "Eh ağlamandan iyidir gülmek daha cok yakısıyor."

Kelimeler ağzımdan düşünmeden çıktı. Zaten kelimeleri hep birden dışarı çıkarırdım.

Yüz ifadesi bir an sekteye uğradı. Yüzüme baktı. Gözlerini kaçırdı ve tekrar yüzüme baktı. Göz göze geldiğimizde gülümsedi. "Teşekkür ederim."
"İltifat etmedim."
"Ettin ama."
"İltifat deyildi."

Bir şey demesini beklemeden ayağı kalktım. "Nereye?" Nereye olacaktı. Annesi az sonra çağırırdı. Gitmemiz gerekiyordu. Zaten ben bunları düşünürken de telefonu çaldı. Çisem telefonu açtı. Annesiydi. Konuşmalarından anlamıştım. Annesine parka uğradığını eve gelmek üzere olduğunu söyleyip kapattı. Telefonu kapattığında sözcükler ikimizden aynı anda döküldü "gidelim" Birbirimize kafamızı sallayıp bisiklete bindik.

Çisem belime çok daha sıkı tutunmuştu.

🌙

Çisem'in evinin biraz ötesinde durdum. Çisem yavaşça indikten sonra ben de indim. "Hiç inmeseydin." Dediğinde omuz silktim. Son bir kez ona baktım.

Daha iyi gibiydi. Daha iyi olması güzeldi. Pazartesi okula gelebilirdi böylece. Sormak aklıma gelse de sormadım. Onu cok sıkmak istemedim. Onu iyiki hava almaya çıkarmıştım. Yoksa o kendi icinde oluşturduğu depresyonda kalmaya devam edecekti.

Arkadaşlar bu zamanlar icin vardı.

Arka arkaya yürürken "Görüşürüz." Dedi. Gülümsedim. "Önune don." Bir anda kahkaha attı. "Don mu."
"Cisemm." Dedim uyarır bir tonda.
Hala gülerken "Tamam tamam." Diyip önüne döndü ama başını arkaya çevirip taklidi mi yaptı. "Cisemm" Yüzüne baktım.

Gülmesine gözlerine. Gercekten mutlu muydu bilmiyordum.

Ama onu güldürmek nedensizce bana cok büyük bir sey başarmıştı ve cok değerli bir şey yapmışım gibi hissettirmişti.

Son dediği "pazartesi geliyorum bu arada " cümlesini geç algılamıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18