6. bölüm · White Day

5.bölüm

Lavinya Aksel

Kapı açıldığı anda soğuk hava yüzümüze çarptı.
Kapının önünde iki polis aracı vardı.
Efe’nin çenesi gerildi.
“Günaydın,” dedi öndeki polis memuru. “Telefon sinyallerinizden yerinizi tespit ettik. Dün geceki silahlı saldırıyla ilgili ifade alacağız.”
Efe sakin görünüyordu ama omuzları sertleşmişti.
“Avukatımız olmadan konuşmayız,” dedi düz bir sesle.
Polis memurunun bakışları bana kaydı. Omzumdaki bandajı fark etti.
“Hanımefendi, vurulmuşsunuz.”
“Farkındayım,” dedim.
“Dün gece hastaneye giriş kaydınız yok. Saldırganlar hakkında şikâyet de yok.”
Sessizlik.
Efe bir adım öne geçti. “Hastaneye gitmedik.”
“Evet,” dedi polis. “Gitmediğiniz için de bazı sorularımız var.”
Bakışları tekrar bana döndü.
“Kurşunu kim çıkardı?”
Cevap vermedim.
“Ben,” dedi Efe.
O an polislerin yüzündeki ifade değişti.
“Yani yaralı bir kadını hastaneye götürmek yerine kimsenin bilmediği bir dağ evine getirdiniz… ve kurşunu kendiniz çıkardınız.”
Söylediği şekil kulağa gerçekten kötü geliyordu.
“Onu korumaya çalıştım,” dedi Efe sertçe.
“Kimden?” diye sordu polis.
Cevap veremedik.
Polis memuru başını hafifçe salladı.
“Hanımefendi, sizinle emniyete gelmemiz gerekiyor.”
“Ne?” dedim.
“Şikâyet yok. Resmî kayıt yok. Olay yerinden uzaklaştırılmışsınız. Şu an için baş şüpheli o.”
Gözlerim Efe’ye kaydı.
Yüzü ifadesizdi ama gözleri… öfkeliydi.
“Bu saçmalık,” dedim.
“Belki,” dedi polis. “Ama prosedür böyle.”
Efe bana döndü.
“Ben hallederim.”
“Ben yaparım,” dedim anında.
Gözleri yumuşadı bir saniyeliğine.
“Biliyorum yapabilirsin,” dedi alçak sesle. “Ama bu sefer bırak ben yapayım.”
Polisler yaklaşırken içimde garip bir şey oldu.
Onu ilk kez kontrolü kaybederken görüyordum.
Ellerini kelepçelerlerken çenesi kilitliydi ama bana bakıyordu.
Sanki tek düşündüğü şey benim iyi olup olmadığıydı.
“Destina,” dedi kelepçe takılırken. “Kimseye güvenme.”
Kalbim sıkıştı.
“Sen de,” dedim.
Polis arabasının kapısı kapandı.
Ve o an anladım.
Dünkü kurşun sadece omzuma değmişti.
Ama asıl savaş şimdi başlıyordu.
Polis arabası gözümün önünde uzaklaşırken içimde tuhaf bir boşluk oluştu.
Normalde “iyi oldu, biraz sürünsün” falan demem gerekirdi.
Ama diyemedim.
Çünkü kelepçe takılırken bana bakışını gördüm.
Korkmuyordu.
Ama beni burada yalnız bırakmak istemiyordu.
“İfade için sadece,” demişti polis.
Hiçbir şey “sadece” değildir.
Emniyete gitmemem gerekiyordu.
O yüzden gittim.
Kapının önünde bir an durdum. İçeri girersem olayın tam ortasına gireceğimi biliyordum.
Ama zaten hep ortasındaydım.
Danışmaya yaklaşıp sakin bir sesle konuştum.
“Efe Yılmaz hangi birimde?”
Görevli yüzüme baktı, sonra bilgisayara.
“Silahlı saldırı şüphelisi mi?”
“Şüpheli değil,” dedim. “Yanlış anlama.”
Kadın omuz silkti.
“3. kat. Ama görüşemezsiniz.”
Gülümsemedim bile.
“Asla ‘göremezsiniz’ demeyin.”
Merdivenleri çıktım.
Koridorda yürürken içeriden bir ses duydum.
Efe’nin sesi.
“Onu hastaneye götürmedim çünkü saldırganlar oraya da gelebilirdi.”
“Ya da,” dedi başka bir erkek sesi, “çünkü olay senin planındı.”
Duraksadım.
Kapının önünde kaldım.
“Kanıtınız var mı?” dedi Efe sakin ama gerilimli bir tonla.
“Kurşunu sen çıkarmışsın. Olay yerini terk etmişsin. Şikâyet yok. Yaralıyı izole bir yere götürmüşsün.”
Sessizlik.
Sonra Efe’nin sesi daha alçak çıktı.
“Onu korudum.”
“Yoksa kontrol mü ettin?”
O cümle içime oturdu.
Kapıyı aniden açtım.
“Yeter.”
İçeride üç kişi vardı. Bir komiser, iki polis… ve Efe.
Efe’nin gözleri bana kilitlendi.
“Buraya gelmemeliydin,” dedi hemen.
“Ben yaparım,” dedim.
Komiser kaşını kaldırdı.
“Hanımefendi, siz mi vuruldunuz?”
“Evet.”
“Şikâyetçi misiniz?”
Efe bana sert bir bakış attı. Sanki “sakın” der gibi.
Ama bu sefer onun dediğini yapmayacaktım.
“Evet,” dedim.
Oda sessizleşti.
Efe bana baktı. Şaşkınlıkla.
“Şikâyetçiyim,” diye devam ettim. “Ama ondan değil.”
Komiser sandalyeye yaslandı.
“O zaman kimden?”
Derin bir nefes aldım.
“Bizi bulabilecek kadar içeriden bilgi sızdıran birinden.”
O an odadaki hava değişti.
Efe’nin bakışları farklılaştı.
Artık yalnız değildi.